İmam Hamaney’in Kürdistan Halkına Yapmış Olduğu Konuşmadan Kesitler

  • News Code : 508800
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

Bugün bu Vahabi cemaati Şia’yı kâfir bilmektedir. Ehlibeyt’i seven Sünnileri de kâfir bilmektedirler. İrfanî ve Kadiri tarikatlarına tabi olan Sünnileri de kâfir bilmektedirler! Bu yanlış düşünce nereden kaynaklanmaktadır? Dünya genelindeki bütün Şia halkı, Kuzey Afrika’daki Sünni-Şafii halkı yahut Orta Afrika ülkelerindeki Malikiler, bunlar Ehlibeytin muhipleri ve sevenleridir, kâfir midirler, neden? Çünkü Kahire’deki Hüseyin b. Ali’nin türbesine ihtiram göstermekte ve Re’su’l-Hüseyin Camisi’ni kutsal bilmektedirler. Bundan dolayı onlar kâfirdirler! Şia kâfirdir, Sakkız, Senendeç ve Merivanlı Sünniler de eğer Kadiri veya Nakşibendi tarikatlarıyla irtibatlı iseler onlar da kâfirdirler! Bu nasıl bir düşüncedir? Neden bu yanlış ve uğursuz düşüncelerden dolayı Müslüman kardeşlerin arasında ihtilaf oluşsun?

Veliyi Emri Müslim’in İmam Seyyid Ali Hamaney’in Kürdistan Halkına Yapmış Olduğu Konuşmasından Kesitler

   İmam Hamaney, 2009 yılında Kürdistan bölgesine yapmış olduğu ziyaretinde Müslümanlar arasındaki vahdet konusunda ve İslam mezheplerinin mukaddesatına hakaretin çirkinliğine değindiği çok değerli açıklamalarda bulunmuştu. Şimdi o açıklamalardan bazı kesitler sunuyoruz:

   Bundan birkaç yıl önce, Kürt bölgesinde, Cuma namazında aydın bir âlim konuşma yaptı ve şöyle dedi: “Vallahi, Şia’nın yanına gelenler, Sünnilerin kin ve nefretini onun kalbine kazımakta ve sonra Sünni’nin yanına gitmekte ve Şia’nın kin ve nefretini onun kalbine kazımaktadır.” Bunlar ne Şia’dır ve ne de Sünni. Ne Şia’yı severler, ne de Sünnileri severler, İslam’a düşmandırlar. Elbette bilmiyorlar, birçokları anlamıyor ve neden anlamadıkları da üzüntü kaynağıdır.

   Bugün bu Vahabi cemaati Şia’yı kâfir bilmektedir. Ehlibeyt’i seven Sünnileri de kâfir bilmektedirler. İrfanî ve Kadiri tarikatlarına tabi olan Sünnileri de kâfir bilmektedirler! Bu yanlış düşünce nereden kaynaklanmaktadır? Dünya genelindeki bütün Şia halkı, Kuzey Afrika’daki Sünni-Şafii halkı yahut Orta Afrika ülkelerindeki Malikiler, bunlar Ehlibeytin muhipleri ve sevenleridir, kâfir midirler, neden? Çünkü Kahire’deki Hüseyin b. Ali’nin türbesine ihtiram göstermekte ve Re’su’l-Hüseyin Camisi’ni kutsal bilmektedirler. Bundan dolayı onlar kâfirdirler! Şia kâfirdir, Sakkız, Senendeç ve Merivanlı Sünniler de eğer Kadiri veya Nakşibendi tarikatlarıyla irtibatlı iseler onlar da kâfirdirler! Bu nasıl bir düşüncedir? Neden bu yanlış ve uğursuz düşüncelerden dolayı Müslüman kardeşlerin arasında ihtilaf oluşsun? Bazı Şialar da cahillik, gaflet veya bazen maksatlı olarak ihtilaf yaratmak için Ehlisünnetin mukaddesatına hakaret etmektedir. Diyorum ki: Her iki grubun da tutumu şer’i olarak haram ve yasalara aykırıdır.[1]

***

Veliyi Emri Müslim’in İmam Seyyid Ali Hamaney’in Kürdistan’daki Şia ve Sünni Öğrencileri Kabulünde Yaptığı Açıklamalar

   Bizlerden bazıları, dostlarımıza ateş ediyoruz, öyle sanıyoruz ki düşmana doğru ateş ediyoruz! Bizlerden bazıları, bizleri kendi içimizde meşgul etmek için düşmanların plan ve projesi olan mezhebi ihtilafları körüklemek istemelerinden gaflet ediyoruz. Bir Şia’nın tüm gayreti Sünni’yi vurmak, bir Sünni’nin tüm gayreti Şia’yı vurmak (mı) olmalı. Bu çok üzüntü vericidir ve düşman bunu istemektedir.

   Filistin’i himaye etme konusunda hiçbir ülke ve devlet İslam Cumhuriyeti’nin tozuna bile yetişemedi. Bunu tüm dünya tasdik etmektedir. Öyle ki bazı Arap ülkeleri rahatsızlıklarından dolayı seslerini yükselttiler ve İran kendi menfaatleri için burada çaba sarf ediyor, dediler! Elbette Filistinliler bu sözlere aldırış etmediler. Gazze olayında ve yirmi iki günlük savaşta İslam Cumhuriyeti tüm düzeylerde; Rehberlik, Cumhurbaşkanlığı, çeşitli yetkililer ve halk gösteriler düzenlediler, para ve yardımlar topladılar ve hepsi mazlum ve Müslüman Filistin halkı içindi. Tüm bunların arasında, bir anda bir virüsün çoğaldığını gördük. Durmadan bazı büyüklerin, bazı âlimlerin, bazı saygıdeğer insanların yanına gitmekteler ve “Beyefendi! Sizler kimlere yardım ediyorsunuz? Gazzeliler nasibidirler!” dediler. Nasibi yani Ehlibeyt düşmanı. Bir grup bunlara inandı! Gördük ki mesaj getirmişler ve diyorlar ki “Bunlar nasibidir!” Allah’a sığınırız, Allah’ın laneti kovulmuş, habis şeytanın üzerine olsun dedik. Gazze’de El – İmam Emirülmüminin Ali b. Ebu Talip camisi var, el-İmam Hüseyin camisi var. Bunlar nasıl nasibi olabilirler? Evet, Sünni’dirler, ama nasibi değildirler. Böyle konuştular, böyle davrandılar. Bunun karşı noktası da var. Bir grup kalkıp Kum’a gidiyor, Şia’nın kitaplarını inceliyor ve diyor ki: “Bu kitaplar Şia kitaplarıdır!!” Ya da cahil, gafil ve maksatlı birisi minberde Ehlisünnet mukaddesatına kötü ve saçma sözler ediyor. Bunu kaydediyor, CD’leştiriyorlar, oraya buraya giderek bunu yayınlıyorlar. Daha sonra diyorlar ki; “Görüyor musunuz? İşte Şia budur!” Bunu ona, onu buna kötülüyorlar. Bunun anlamı nedir? “kuvvetiniz gider”[2] yani ihtilaf oluştuğunda, tefrika yaratıldığında, insanlar birbirlerine karşı kötü zanda bulunduklarında, birbirimizi hain bildiğimizde doğal olarak iş birliği de yapmayacağız. Birlikte hareket etsek de samimi olmayacağız. Bu, düşmanın peşinde olduğu şeydir. Hem Şia âlimi, hem de Sünni âlimi bunu anlamalı ve idrak etmelidir. İki mezhebin bazı usullerde ve bazı feri konularda ihtilaflı olması doğaldır. Elbette birçok yerde de müşterektirler. Ancak ihtilaf, düşmanlık demek değildir. Şia fakihlerinin bazı konularda fetvaları yüz seksen derece bir birinden farklıdır. Hakeza Ehlisünnet imamlarının fetvaları birçok konuda birbirlerinden farklıdır. Ancak ihtilaf var diye, birbirlerine kötü söz söylemelerinin, hakaret etmelerinin anlamı yoktur. Çok güzel, bunun mezhebi budur, onun mezhebi de odur (demek gerekir)… Aynı şekilde Peygamber’in Ehlibeyti’nin Şialara mahsus olduğu ve onlara ait olduğu düşüncesine de kapılmamak gerekir. Hayır, tüm İslam dünyasına aittir. Fatımatu’z-Zehra’yı (s.a) kabul etmeyen var mı? Cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i kabul etmeyen var mı? Şiaların büyük İmamlarını kabul etmeyen var mı? Ancak birisi onu imam ve itaatinin farz olduğunu kabul ediyor ve bir diğeri kabul etmiyor. Ama kabul ediyorlar. Bunlar hakikatlerdir. Bunları anlamak gerekir. Bunları iyice yerine oturtmak gerekir. Elbette bazıları bunları anlamamakta ve düşmanların tahriklerine kapılmaktadır. Hem de doğru bir iş yaptıklarını sanmaktadırlar: “De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” (Kehf, 103 ve 104). İyi bir iş yaptıklarını sanıyorlar, düşmana hizmet ettiklerinden gaflet ediyorlar. Bu zamanımızın özelliklerindendir.[3]

ABNA.İR

--------------------------------------------------------------------------------[1]-23.02.1388 h.ş. 2009 miladi.

[2]-“Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Enfâl, 46. Mütercim.[3]-23.02.1388 h.ş. 2009 miladi.


conference-abu-talib
Şeyh Zakzaki