İmam Humeyni'nin istidlalli açıklamaları..

Abdest Ayetinin Tüm Yönlerden Delilleri / İçtihadi Fıkıh Dersleri (2)

  • News Code : 510064
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA
Meshin farz oluşunun yalnızca zahiri uzva mahsus olduğu anlaşıldıktan sonra acaba onun tamamını kapsayacak şekilde mi mesh edilmeli yoksa meshin müsemması yeterli midir?

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Ayeti kerimenin, meshin müsemmasının yeterli olduğuna dair zuhuru vardır. Ancak أَرْجُلَكُمْ “erculekum” kelimesi mecrur ve “بِرُؤُوسِكُمْ ;”biruusikum” kelimesine atıf olunmuş olmalı. Çünkü “ba”nın tebyiz anlamında olduğu anlaşılmıştı. 

Ama eğer أَرْجُلَكُمْ “erculekum” kelimesi, nesp ile kıraat edilirse ve cer ve mecrurun mecmuasına atıf olunursa, meshin farzlığının zuhuru tüm uzvu kapsayacak şekilde olur. Çünkü yüz ve iki ellerin yıkanması tüm uzvu kapsamaktadır, dolayısıyla baş ve ayakların meshi de bu şekilde istifade edilmelidir. Ve eğer mecrur mahalline yalnızca atıf olunursa, zahiren meshin bir kısma olması yeterlidir.

Burada beyan edilen şeyler, bu ayeti kerimenin iktiza ettiği mevzuya binaendi.*[1]

***

Abdeste Tertip Farzdır

İcma[2] ve sünnet[3], bu tür farz tertibe delalet etmektedir. Şehid-i Evvel’in “Zikra” kitabının zahirinden anlaşıldığı kadarıyla ayeti kerime[4] de bu tertibin farz olduğuna delalet etmektedir. Şehit şöyle demektedir:  

Altıncı farz, Şia ulemaları arasında tertiptir. Çünkü Allah Teâlâ, elleri dirseklere kadar yıkamayı, ayakları bilek çıkıntısının üst kısmıyla sınırlandırmıştır, bu tertibe neden olmaktadır. فَاغْسِلُوا ; “yıkayın” kelimesindeki “fa” harfinden namaz için kalkmayı irade etmekle yüzü yıkamak arasındaki tertibi anlıyoruz. Bundan dolayı “fa” harfinin iktizası ile ilk önce yüz yıkanmalıdır. Ve her kim abdestte ilk önce yüzün yıkanmasının farz olduğunu söylerse, geriye kalan diğer azalar arasında tertibin olduğunu da muteber bilmektedir.[5] 

***

Namazda Abdestin Şart Olduğunun İstifadesi ve Gafile Olan Nispetinin Etkisi

Bu itirazda (yani şart ve cüzi gelmeyen tekliflerin kâfi olmamasında, gafletin tesiri yoktur[6]) nefsiye emirlerle, teklifte bir şeyin şart olduğuna irşat için gelen emirler arasında bir fark yoktur. Bu ayeti kerimede olduğu gibi: … إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ و ; “Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi…” çünkü bu ayetteki emir, irşat için olsa da, artık onda hareket ve teklifin olmadığı anlamında değildir. Ve isterse bu ayet teklif için bir şartın beyanı için kullanılmış olsun, ancak örf, bu ayette mükellefi namaz için taharet elde etmeye zorlamakta ve namazda taharetin şart olduğunu anlamaktadır. Eğer örf, gafil şahsa teklifin taallukunu çirkin ve yasak bilseydi bu ayetten, gafili de kapsayacak şekilde şart olduğunu anlayamazdık.*[7] 

***

Teyemmümün Vaktin Başlangıcında Sıhhati

Henüz namaz vaktinin daralmadığı yerlerde, teyemmümün caiz olduğunu ispat etmek için ayeti kerimeye tutunmak.

Diyoruz ki: teyemmüm etmenin mutlaka caiz olduğunu ispat etmek için, ayeti kerimenin (abdest ayeti) ıtlakından yararlanarak istidlal edebiliriz.

Alemu’l Huda (Seyyid Murtaza) “İntisar” kitabında bu ayetle istidlal etmeye itiraz etmiştir. İtirazının özeti şu şekildedir:

إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ  ; “Namaz kılmaya kalktığınız zaman” ayetinin maksadında ihtilaf yoktur. Maksat şudur ki: (Namaz kılmak için) suyu olmayan birisinin teklif ve hüküm beyan olduktan sonra kalkıp kıyam etmek istediğiniz vakittir, eğer birisi bu ayetten teyemmümün ilk vakitte caiz olduğunu beyan etmek isterse, mecburen ayet, onun iradesinin namaz için kalkıp kıyam durmasının caiz olduğuna delalet etmesi gerekir ve biz bunu kabul etmiyoruz. Çünkü diyoruz ki: her kimin suyu yoksa namazın ilk vaktinde namaz kılma iradesi göstermemektedir ve namaz kılma iradesi her iki cümlede de şarttır. Bu durum dışında hasta ve yolcu da eğer bir hades[8] oluşursa, velev namaz kastları olmasa da teyemmüm almaları farz olur, oysa hiç kimse böyle bir şeyi dememiştir.[9]  

Diyorum: Ayeti kerimenin zahiri budur ki namaz için kalkıp kıyam etmenin –kıyamın irade edilmesi, abdest, gusül ve teyemmümün şartı olarak farz edilirse – bir düzen ve üslubu vardır. Her iki yerde de namaz için kalkmak isterse, suyla kendisini temizlemesi farzdır. Yani abdest veya gusül almalı ve eğer su olmazsa, kendisini toprakla temizlemelidir, yani onun yerine teyemmüm almalıdır. Bu hükümde ayrı durumlar arasında fark yoktur. Bu konunun gereği budur ki her ne zaman namaz için ilk vakitte kalkarsa, abdest veya gusül almalıdır. Eğer su yoksa teyemmüm alması farzdır. Bu iki hüküm arasına fark koymak örfün anlayışına terstir.

Buna ilave olarak ayetin bu kısmından maksat: إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ  ; “Namaz kılmaya kalktığınız zaman” namaz için kalkmak ve kıyam etmek, abdest veya teyemmümün şartı yahut abdest veya teyemmümün farzı anlamında değildir, bilakis namaz için taharetin şart olduğunu beyan etmek içindir. Nitekim örf, böyle bir cümleden bu manayı anlamaktadır. Özellikle, bir şatla birlikte “ali” (alet) ve “tariki” unvanlar nazarda tutulduğu yerler de. 

Dolayısıyla örf, bu şekil cümlelerden: “Her ne zaman namaz kılmak istediğinde veya namaz için kalktığında, avret yerlerini ört ve kıbleye yüzünü dön.” namazın tahakkuku için avret yerlerinin örtülmesi ve kıbleye dönmenin dehaleti olduğunu anlamaktadır, ancak kalkmak ve irade etmek, avret yerlerinin örtülmesi ve kıbleye dönmenin farz şartı değildir.

Hülasa olarak, ayeti kerimenin ıtlakında itirazın olması şayeste değildir ve suyun olmaması durumunda mutlaka teyemmümün abdest ve guslün yerini aldığı ve eğer son vakte kadar su bulunmazsa, teyemmüm onun yerini alır sözleriyle ayeti mukayyet etmek, delile ihtiyaç duymaktadır. Ayetin ıtlakının sağlamlaşmasına neden olabilecek şey, ayetin zeylinde gelen o açıklamadır. Çünkü teyemmüm hükmünün zeylinde şöyle buyurmaktadır: مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ ; “Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez.” Allah’ın bu sözü, hastalık ve gayri hastalıktan kaynaklanan zorluk ve sıkıntıların bertaraf edilmesi için teyemmümü teşri ettiğine delalet etmektedir. Öyleyse bu durumda, hasta ve su bulamayan birisini gece yarısına kadar veya gecenin sonuna kadar sabretmeye ve zorluk çekmeye nasıl mecbur bırakabilir? Acaba bu, abdest haddinden daha çok zorluk ve tıkanıklıktan başka bir şey midir? Tüm bu zorluk ve sıkıntılara rağmen, nasıl olurda Allah, ahkâm ve tekliflerde zorluk ve güçlük çıkarmadığını ve hatta onu irade bile etmediğine dair ihsanından bahsedebilir?

Konudaki insaf budur ki, ayeti kerimenin kesinlikle ıtlakı vardır. Özellikle ayetin zeylini başına bağladığımızda ki bu özrün bertaraf olacağına dair ilmin olması ile ilmin olmaması arasında bir farkın olmadığını iktiza etmektedir. Ayetin, özrün bertaraf olunacağına dair ilmin olduğu yerlere insirafı vardır iddiası ise, kendisine önem verilmeyen iddialardandır. Bu açıklamalar, bu ayetin beyanı için yapıldı.*[10]

***

Herec Mefhumu Ve Allah Tarafından Defedilmesi

Su kullanmak ve abdest almanın mazur olunduğu sebeplerden üçüncüsü: isterse bedene zarar geleceği korkusu olmasa bile suyun kullanılmasının sıkıntılı ve hereci[11] olduğu yerlerdir. Örneğin havanın şiddetli soğukluğunda o suyla abdest ve gusül alınmasının zor olduğu durumlar. Böyle bir suyla abdest ve gusül almak, hareci (güç yetirilmeyecek) teklife ve mükellefi darboğazda koymaya ve baskı yapmaya neden olur. Ve ayrıca suyu kullanmanın zararı olursa bu da ölmesine, bir arızanın çıkmasına veya bir hastalık, sıkıntı, şiddetli hastalığın tedavisinde zorluk veya hastalıktan şifa bulamamasına neden olursa yahut su kullandığında bu sorunlarla yüz yüze gelebileceği veya bunlar gibi hastalıklarla karşılaşacağı korkusu olursa hatta eğer su kullanıldığında vücudunun derisinde aklen kusur sayılan sertleşme, çirkinlik ve kötü gözükmesine neden olma durumu olursa… Ancak eğer az olursa o; zarar, maraz ve herec sayılmaz ve ona itina edilmez, bu durum özre neden olmaz ve abdest ve gusül sakıt olmaz.

Tüm bu anlatılanlara, Kur’an ayetinin burasından وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ ; “Hasta yahut yolculuk halinde bulunursanız” مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ ; “Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez…”[12] Burasına kadarki yeri delalet etmektedir.

İsterse “hastalık” mutlak hastalığa sıdk etsin, hatta suyun kullanılmasının onunla çelişmediği yerlerde olsun ve onun için zararı olmasın. Lakin hüküm ve mevzu arasında ve bu da abdest ve guslün farz olmasından sonra hastalığın oluşması, abdest ve gusülle uyuşmayan maraza sebep olan hastalığa insirafına neden olur. Ayetten anlaşıldığı gibi eğer abdest ve guslün bir şeye zararı olursa, isterse o şey yara ve cerahat gibi hastalık olmasın, yine de (abdest ve gusül) teyemmüme dönüşür. Şöyle ki örf, yara ve cerahati hastalık olarak bilmemektedir, bilakis hastalıklar ateş, verem vb. gibi sağlık ve mizaç bozukluklarından kaynaklıdır. Ayrıca öyle anlaşılıyor ki göz ağrısı ve bunun gibi bazı ağrılar örfün yanında hastalık olarak algılanmamaktadır.

Her ne olursa: hükmü açıklanan şeylerin tamamı, abdest ve guslün altında gelen “مرض” (hastalık) kelimesinin hüküm ve mevzu münasebetinden anlaşılmaktadır.

Bu konu مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ ; “Allah istemez…” ayetinin bu kısmına bakılmaksın elde edilmiştir, ancak eğer ayetin bu kısmını da nazarda tutarsak, hüküm çok net ve güzel bir şekilde ortaya çıkar.

Dolayısıyla, ayeti kerime – baş ve sonu- abdest ve gusülle uyuşmadığına ve sorun yarattığına delalet etmektedir, hatta hastalığa maruz kalmayacağı yerde bile abdest ve gusül teyemmüme dönüşür. Daha da ötesi suyun abdestte soğukluğunun güçlüğünün olması teyemmüme dönüştürür. وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍ ; “din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi”[13] ayeti de buna delalet etmektedir.

Elbette, delilerin hafif ve değersiz hastalıklara itina edilmeyeceğine dair insirafı vardır. Bundan öncede buna değinilmişti. Muhtemelen Muhakkik (Hilli) ve başkalarının “şiddetli hastalık”tan maksatları,[14] kendisine itina edilmeyen bu tür hafif hastalıklar olmuş olsun. Ve ihtimal vermiyorum ki onların maksatları şiddetli hastalığın muteber olması olsun, örneğin gusül almak ateşin başlangıcında zararı olduğu halde ateşin ilk aşamalarını bundan saymamış olsun.

Hastalıktan Korkulduğu Yerlerde Abdest ve Gusül Sakıt Olur

Ayeti kerimenin sonundan bunu anlıyoruz ki hastalığın oluşmasından korkulduğu yerlerde abdest ve gusül almakta farz değildir. Eğer bu durumda abdest ve gusül farz olursa, bu mükellefi darboğazda koymak ve sıkıntıya sokmaktır. Böyle bir teklif, herec (zorluk, güçlük, darlık) ve sorun yaratmak ve ayetin bu kısmına: مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ ; “Allah istemez…”  muhalefet etmektir.*[15]

***

Abdest Almak İçin Vaktin Darlığında Namazın Hükmü

Hükmü şöyledir: namazın vakti dar olur, ama teyemmümle o vakit idrak edilebilirse, ancak abdest veya gusül alınılırsa namaz kendi vaktinden kazaya kalır.

“Muteber” (Muhakkik Hilli Necmettin vefatı, 676 h.), “Camiu’l Makasid” (Muhakkik Kereki, vefatı 960 h.), “Keşfu’l Lisam” (Fazıl Hindi, vefatı, 1227 h.) ve “El-Medariku’l Ahkâm” (Amuli Seyyid Muhammed, vefatı, 1009 h.) kitaplarından nakledildiğine göre, vaktin dar olması teyemmüm almayı caiz kılmaz, çünkü namaz için abdest ve gusül şarttır. Vaktin dar olmasından dolayı abdest ve guslün yerine teyemmüme ruhsat verildiği ispat olunmamıştır, çünkü teyemmüm, fakat abdest ve gusül almak için suyun olmadığı yerlerdedir, ancak bizim bahsimiz suyun olduğu ve onu kullanma yerinin olmasına rağmen vakit darlığından kullanılmamasıdır.[16]

(Allema Hilli’nin, vefatı, 726 h.) “El-Münteha, “Et-Tezkire”, “El-Muhtelef” kitapları ve Şehid-i Sani’nin “Er-Ravza” kitapları ve başka kitaplardan naklolduğuna göre, vaktin dar olduğu durumlarda, abdest ve gusül yerine teyemmüm alınabilir,[17] bilakis “Er-Riyad” (Tabatabai Seyyid Ali, vefatı, 1231 h.) kitabından nakledildiğine göre “Meşhur görüşe göre bu durumda teyemmüm almak caizdir.”[18] “Cevahir” kitabının sahibinden (Muhammed Hasan Necefi, vefatı, 1266 h.) ve ondan sonra yaşamış başka muhakkik ulemalar da bu nazarı kabul etmişlerdir.[19]

Güçlü görüş budur. Çünkü Kur’an’ın[20] ayeti kerimesi böyle delalet etmektedir. Ayetin zahiri – Ayetin başında abdest ve gusül mutlak matlup olarak beyan olunmuş ve hastalık ve su olmaması gibi abdest almaktan aciz olunduğu yerlerde teyemmüm teklif olunmuştur. – budur ki, ıstırar yerlerinde teklifi hafiften almak ve mutlak matluptan el çekmektir, yani abdest ve gusül mükellefin namazı vaktinde kılabildiği yerler içindir. Dolayısıyla mükellef, her ne şekilde olursa olsun namazını vaktinde kılmaya mecburdur. Bu sebepten dolayı mükellef abdest veya gusül almaktan aciz olduğundan teyemmüm ona caiz olur. Eğer mükellef vaktini hıfzetmek istemezse, muztar (Sıkışık, zor durumda olan, çâresiz) değildir ve ıstırar durumuna -yani teyemmüm alamaz- göre hareket edemez ve mutlak maslahat olan abdest ve guslü terk edemez. Bu durumda örf ve akıl sahipleri ayeti kerimeden –hiçbir şek ve şüphe olmadan- şuna anlamaktadırlar ki: maslahat turabiye[21] ve teyemmüm almak, vakti hıfz etmek için terk edildiğinden maslahat, vakti ortadan kaldırmamakta ve tayin edilen namazın vaktinde kılınmamasına neden olmamaktadır.*[22]

***

Abdest ve Gusül Zorluk ve Sıkıntıya Neden Olursa, Haram ve Batıl Olur

Anlatılanlardan anlaşılmaktadır ki, illete umumiyet vermenin iktizası şudur ki baskı ve darlığa neden olan her şey haramdır. Dolayısıyla baskı, zorluk ve sıkıntıya neden olan abdest ve gusül, haram ve batıldır.

Teyemmüm ayetine - وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ ; eğer hasta veya yolculukta iseniz: فَتَيَمَّمُوا    صَعٖيدًا طَيِّبًا ; “bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin.”- oruç ayeti de ilave olmaktadır:

 وَمَنْ كَانَ مَرٖيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ ; “Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun).”[23] Dolayısıyla, sefere çıkmak ve yolculuk etmek hiçbir şeyin dehaleti olmadan, orucun başka günlerde tutulmasına neden oluyorsa, (ki bu konunun bahsi geçmişti)[24] aynı şekilde hastalık teyemmümün vacip olmasına neden olmaktadır. Ve eğer bu ayetin hükmünü başka özürleri de kapsayacak şekilde genelleştirirsek, öteki özürlerde bu şekilde olacak ve tek başına teyemmüme neden olacaktır. 

Buna şahit, Ehlibeyt İmamlarının (a.s) özrü olanların oruç tutmasının haram olduğuna bazen oruç ayetinin bu kısmıyla delil getirmeleridir:  فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ ; “Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.” Zurare ve oğlunun naklettiği bu hadiste İmam (a.s) bu ayetle delil getirmiştir ve bazen de Zuhri’nin naklettiği gibi İmam (a.s) ayetin bu kısmıyla:  فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ ; “tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun).” Delil getirmiştir. Bununla birlikte oruç ayeti, kullarına lütufta bulunma makamında ve ifade tarzı ise teyemmüm ayetinin tarzındadır. Dolayısıyla eğer bu ayetin, teklifin kaldırılması için kulların şükran ve minnettarlığı için olduğu farz edilirse – mutaahhir ulemaların bu şekilde nazar belirtmiş ve şöyle demişlerdir: teklifin kaldırılmasına kesin delalet etmemektedir ve eğer birisi muhalefet eder ve özür halinde oruç tutarsa, yaptığı amel (oruç) batıldır.[25]- Ehlibeyt İmamlarının (a.s), cevaza kail olanların mukabilinde bu ayetle delil getirmelerinin bir delili olmazdı. Dolayısıyla özrün olduğu yerlerde, abdest yerine teyemmümü karar kılmak farzdır. Aynen yolculuk sırasındaki oruçların yerine başka günleri karar kılmak gibi.*[26]   

***

Avuç İçinin Necis Olma Hükmü

Avuç içinin necis olduğu durumda veya teyemmüm sırasında avuç içinin necaseti zemine ulaşacak şekilde ise veya zemine ulaşacak şekilde değil, ama mesh olunan uzva ulaşırsa, örneğin elleri yere vurduktan sonra yaralanırsa veya necaset zemine ve mesh edilen uzva ulaşmayacak şekildeyse; birinci durumda şöyle denilebilir: delillerin zahirinden ellerin toprağa vurulduğu sırada toprağın temiz olması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, elleri vurduktan sonra necis olursa, teyemmüm sahihtir.[27]

Bu söze itiraz vardır: zira ayeti kerimenin zahirinden[28] – Zurare’nin sahih rivayeti[29] göz önünde bulundurulmadan- hatta elleri topraktan kaldırdıktan sonra bile toprağın temiz olması gerektiğini anlıyoruz. Bu, ayeti kerimede bulunan “منه” “Minhu” kelimesinden dolayıdır. Çünkü anlaşıldığı kadarıyla “minhu” kelimesindeki zamir,   صَعٖيدًا طَيِّبًا ; “temiz toprak”a dönmektedir. Dolayısıyla “min” harfini eğer “ibtidaiyye” farz edersek –ki bu en uygun olandır- ayetin anlamış şöyle olur: “temiz toprakla başladığınız halde (ellerinizi toprağa) mesh ediniz.” 

Elbette, zamir eğer “et-Teyemmüm”e dönerse – Zurarenin ayeti tefsir eden sahih rivayetinde olduğu gibi- ayet için söylediğimiz bu anlam sıkıntılı olur ki bu konu hakkında önceden bir miktar bahsetmiştik.[30]

Meğer şöyle denirse: Hadisin bu kısmından “ذلک التیمم” ; “zalike’t teyemmüm” maksat, temiz toprağa ellerin vurulmasıdır ve toprak ellerin vurulması durumunda necis olur ve bu unvandan hariç olur. Dikkat ediniz.

Ayeti kerime ve önceden hakkında konuştuğumuz Zurare’nin sahih hadisinden, mesh etmek için kendisinden istifade edilen zeminin temiz olması gerektiği ve mesh edilecek yerin de temiz olmasının gerekliliğini istifade edebiliriz. Eğer elin necasetinin ona ulaştığını farz edersek. Bu istifade, örfün odaklanma istinadıyladır. Şöyle ki abdest ve gusülde muteber ve şart olan her şey, teyemmümde de muteberdir. Bu konuda bir önceki konuya müracaat et.[31]

Ama eğer elin necaseti sirayet etmezse – mahal kuru olursa olur- zahiren elin arka tarafından mesh ve teyemmüm için istifade edilmez, bilakis dirsekten yararlanılır. Bu konu hakkında yapılan açıklamalarda geçtiği gibi.*[32]-[33]

***

Teyemmüm Tüm Eserlerde Abdest ve Guslün Konumundadır

Acaba teyemmüm de gusül gibi –teyemmüm cenabet guslünün bedeli olursa- insanı abdestten ihtiyaçsız bırakabilir mi ve acaba birisi cenabet guslü olmak üzere birkaç gusül yerine, yalnızca bir teyemmüm alabilir mi ve acaba genel olarak ister onlardan birisi cenabet guslü olsun ister olmasın, bir teyemmümle onların hepsine veya bir kısmına niyet edilebilir mi?

Özet olarak, teyemmüm guslün özelliklerinin tümünde, guslün yerini alır mı? Yoksa guslün yerini mutlaka almaz mı veya cenabet guslü yerine olan teyemmümün abdest yerine kifayet ettiği veya abdest yerine olan teyemmümün guslün yerini aldığı, ancak bu durum dışında birkaç gusül yerine bir teyemmümün kifayet etmediği arasında tafsilde bulunalım?

Bir guslün bile kafi olmadığı yerde teyemmümün kafi olması, örneğin eğer bir kadına hayız (adet, aybaşı) guslü farz olursa, gusülden sonra abdest de alması gerekir, ancak eğer teyemmüm alırsa bu teyemmüm, hem hayız guslü ve hem de abdestin yerini alır mı?

Bu meselede birkaç vecih ve yol vardır, onların en güçlü olanı teyemmümün yerini aldığı şeyin tüm eser ve özelliklerini adlığıdır. Dolayısıyla cenabet guslüne bedel olarak alınan teyemmüm, abdeste de kifayet etmektedir. Bir gusülle yerine getirilen birkaç guslün tedahülü olduğu yerde de bir teyemmüm yeterlidir. Tedahülü olmayan birkaç guslün olduğu ve onların her biri için bir guslün alındığı yerlerde ise bir teyemmüm yeterli değildir, böyle yerlerde birkaç (sayısına göre) teyemmüm alınmalıdır. Bir guslün yeterli olmadığı ve birkaç guslün alınması gereken her yerde, bir teyemmüm yeterli değildir ve birkaç teyemmüm almak gerekir. Ve her nerede bir gusül iktifa etmiyorsa, orada bir teyemmüm de iktifa etmez. Dolayısıyla hayızlı kadın, hayız guslü ve abdest için iki teyemmüm almalıdır.

Cenabet guslüne bedel olarak alınan teyemmüm abdestten de kifayet etmektedir (ayrıca bir abdest almasına gerek yoktur) konuları itirazın uygun olmadığı konulardandır, bilakis “Cevahir” kitabında bu konuda ihtilafın olmadığı iddia edilmiştir.[34] Lakin bunun nedeni ayeti kerimenin[35] tek başına delalet ettiğinden dolayı değildir, zira ayet, hadisleri nazara almadan tek başına teyemmümün kafi olduğuna delalet etmemektedir. Ayetin başından, abdest almanın namaz için lazım ve şart olduğunu anlamaktayız ve aynı şekilde cenabet için gusül alınması gerektiğini, ancak ayetin evvelinden başka bir şey istifade edilmemektedir. Dolayısıyla ayeti kerime, bu ikisinden birisinin bir diğerinin yerine kifayet ettiğine delalet etmemektedir, eğer şöyle demezsek: ayetin zahiri şudur ki her nerede abdest ve guslün sebebi muhakkak olursa, abdest ve gusül de lazım olur.

Ancak ayeti kerimenin zeyli, başına müteferridir ve ayetin zeylinden de başından istifade edilen aynı mana istifade edilmektedir. Buna ilave olarak: لٰمَسْتُمُ النِّسَاءَ ; “kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız)” “ev” ile atfedilmesinin zuhuru şudur ki “hades-i asğar”[36] ve “hades-i ekber”in her birisi teyemmüm için illettir. Sebebiyetin ıtlakı, müsebbebin tekrarını gerektirmektedir ve müsebbebin ıtlakı mukaddemedir. Bu konuyu kendi yerinde dediğimiz gibi.[37]

Her ne olursa olsun, ayeti kerimeden tek başına teyemmümün kifayet ettiğini istifade edemeyiz, bilakis cenabet guslünün abdestten kifayet ettiğine delalet eden hadislerin eklentisiyle teyemmümün kifayet ettiğini istifade edebiliriz.[38] Zira bu rivayetlerin zahiri şudur ki her ne zaman su bulunmazsa teyemmüm abdestin menzil ve konumundadır ve bu teyemmüm cenabetli insan için gusül konumundadır. Dolayısıyla eğer guslün abdestten kifayet ettiğini bilirsek, teyemmüm de bu kifayet etmede guslün yerini alır.

Belki delillerden teyemmümün başka gusüllerin de yerine geçtiğini istifade edildiğini bile iddia edebiliriz. Veya ayeti kerimenin şu kısmetinin:  لٰمَسْتُمُ النِّسَاءَ ; “kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız)” hades-i ekberden mutlaka kinaye olduğunu, bu ayeti kerimenin: اَوْ جَاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ ; “yahut biriniz tuvaletten gelirse” hades-i asgarden mutlaka kinaye olduğunu ve şu ayeti kerimenin ise: وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ ; “Hasta yahut yolculuk halinde iseniz” mutlak özür yerlerinden kinaye olduğunu iddia edebiliriz. Bu kinayelerin hepsi örfün zihninde olan uygulamalardır. Namazın her hâlükârda terk edilemeyeceği malumdur ve temizlik ve taharetin şart olduğu her zaman ve her halde namaz için sabittir.

Ayetin Zeylinden Teyemmümün Alternatif Olduğunun İstifadesi

Ve mümkündür ki bu konunun, yani teyemmümün başka gusüller için alternatif olduğu, Allah’ın teyemmüm ayetinin zeylindeki şu sözünden istifade edildiği iddia edilsin: 

مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰـكِنْ يُرٖيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ ; “Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ister.” Ayetin bu kısmının zahiri şudur ki suyun olmadığı veya suyu kullanma özrünün olduğu yerlerde, teyemmüm temizleyicidir. Dolayısıyla bu, Allah’ın: “teyemmüm temizleyicilerden birisidir” sözü gibidir. Dolayısıyla ayetin bu kısmı ve bir önceki kısmından, akıl sahiplerinin zihnindeki gibi bir istifade söz konusudur. Şöyle ki abdest ve gusül almaya mükellef olduğumuz, ancak onları yerine getirme özrümüzden dolayı teyemmüm almaya mecbur olduğumuz zaman, abdest ve guslün tüm özellik ve faydaları teyemmüm için de sabit olur.

Dolayısıyla eğer bir gusül birkaç gusle kifayet ederse – ve eğer o gusüllerden birisi abdest yerine de olsa- gusüller yerine olan teyemmüm de aynı hükme sahip olur; aynı işi yerine getirmiş olur ve bu teyemmüm kifayet eder. Bu durumda, bu teyemmüm pak ve temizleyicidir.

Bilcümle; bedel hükümler, yani teyemmüm, “mübeddelun minhu” (bedel olunan şeyden) hükümlerine, yani her durumda abdest ve guslün tüm eser ve özelliklerine sahiptirler.

Bu konuyu, hadislerden de istifade edebiliriz. Örneğin İbn Hemran’ın naklettiği sahih hadis ve güzel ve sahih bir senedi olan Cemil İbn Derrac’ın[39] naklettiği hadisler. Bu iki ravi, İmam Ebu Abdullah’a (İmam Cafer Sadık aleyhi selam) şöyle bir soru sordular: Acaba bir kavmin cemaat imamı, yolculuk sırasında cenabet olur ve gusül alacak miktarda su bulamazsa, acaba bu kavim namazlarını cenabet olmayan ve abdest alan başka birisinin imametinde mi kılmalıdır?

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdular:

لا، و لكن يتيمم الجنب و يصلي بهم ، فإن الله عز و جل جعل التراب طهورا كما جعل الماء طهورا ; “Hayır, cünüp olan cemaat imamı teyemmüm etmeli ve o kavim onun imametinde namaz kılmalıdır; Şüphesiz Allah azze ve celle, suyu temizleyici karar kıldığı gibi toprağı da temizleyici karar kılmıştır.”[40] 

Bu hadisten hatta abdest alacak kadar suyun olması durumunda bile cünüp olan kişinin teyemmüm alabileceği ve bu teyemmümün namaz için kafi olduğu anlaşılmaktadır. İmamın (a.s) bu ayeti, illet olarak zikretmesi hükmün umumiyetini göstermektedir.

Bir Teyemmümün Hayız Guslü ve Abdestten Kifayet Etmesinde Tereddüt

Ama bazen gündeme gelen şu sözlerin:[41] “bir teyemmüm, hayız (adet, aybaşı) guslü ve abdestten kifayet eder, isterse hayız guslünün kendisinde abdestten kifayet eder sözü denilmemiş olsun.” Açıklaması şöyledir ki abdest ve gusül için olan teyemmümün bir keyfiyeti vardır ve onun için hiçbir kayıt (ve şart) yoktur ki abdestten bedel olan teyemmümle, gusülden olan teyemmüm arasında bir ayrılık ve farklılık olmuş olsun ve de bu iki teyemmümün bir mısdak ve örnekte bir araya gelmesi ve bütünleşmesinin imkânı yoktur ve de tüm teyemmümler –önceden açıklandığı şekilde- ayeti kerimeden istifade edilmektedir ve de ayeti kerimede cezanın ıtlakının, şartın itlakına mukaddem olması bu anlamı ifade etmektedir.

Son mukaddime hariç, tüm mukaddimeleri kabul ediyoruz, çünkü (kendi yerinde) açıklandığı gibi şartın ıtlakı, cezanın ıtlakına mukaddem olmuştur.[42] Buna ilave olarak, bedel, yani teyemmümün abdestin de yerini alacak “mübeddelün minhu”dan, yani hayız guslünden daha güçlü olması uzak bir ihtimaldir. Bu sebepten dolayı, biz bu konuda ondan böyle bir istifade de bulunamayız, isterse bazı yerlerde bedel, mübeddelün minu”dan (bedel olunan şeyden) daha güçlü ve daha çok amel etmiş olsun. Dolayısıyla “bedel” ve “mübeddelün minhu”nun her eser ve özelliklerinin eşit olması daha güçlü bir görüştür.*[43]    

Devam edecek…

İmam Ruhullah Musevi Humeyni (r.a)

Derleyen: Seyyid Muhammed Ali İyazi

Gözden geçiren: Ayetullah Muhammed Hadi Marifet

ABNA24.COM

Makalenin birinci bölümü için tıklayınız:

--------------------------------------------------------------------------------

[1] — Kitabu’t Taharet, s. 493 – 496.

[2] — Tusi, el-Hilaf, c. 1, s. 95 – 96; Hilli, Necmeddin, el-Muteber, c. 1, s. 154; Hilli, Cemalettin, Tezkiretü’l Fukaha, c. 1, s. 185; Cevahiru’l Kelam, c. 2, s. 246; Hemedani, Misbahu’l Fakih, kitabu’t taharet, c. 3, s. 5.

[3] — Vesaiulu’ş Şia, c. 1, s. 448, kitabu’t taharet, ebvabu’l vudu, bab. 34, hadis: 1. 

[4] —Maide, 6.

[5] — Şehid-i Evvel, Zikra eş-Şia, c. 2, s. 161. 

[6] — Konu ibadi ahkâmın vad’i eserleridir. Örneğin hükme cahil olanın necisli namazının hükmü ki bazıları teklifin gafile taalluku kabih ve çirkin olduğundan her kim namazı necis bir bedenle kılarsa ondan kifayet eder sanısına kapılmışlardır. Bununla birlikte bu aslın va’di hükme etkisi yoktur. Dolayısıyla eğer birisi taharetten gaflet ederse, namazı doğru değildir, her ne kadar o anda teklifi olmasa da. 

[7] — Kitabu’t Taharet, c. 4, s. 280.

[8] — Hades, olay, hadise anlamına gelmektedir. Ancak burada (ve genel olarak fıkıhtaki taharet konusunda) abdesti bozan şey kast edilmektedir. 

[9] — El-İntisar, s. 32.

[10] — Kitabu’t Taharet, c. 2, s. 330 – 332.

[11] — Kısıtlama, sınırlama, zorluk, güçlük, sıkılık, darlık anlamlarına gelir.

[12] — Maide, 6.

[13] — Hac, 78.

[14] — Şaraiu’l İslam, c. 1, s. 39; Hilli, Cemalettin, Tahriru’l Ahkâm, c. 1, s. 21, satır. 26.

[15] — Kitabu’t Taharet, c. 2, s. 64 – 65.

[16] — Muteber, c. 1, s. 366;  Camiu’l Makasid, c. 1, s. 467; Keşfu’l Lisam, c. 2, s. 432; El-Medariku’l Ahkâm, c. 2, s. 185.

[17] — Münteha’l Matalib, c. 1, s. 137, s. 29; Tezkiretü’l Fukaha, c. 2, s. 161 – 162; Muhtelefu’l Şia, c. 1, s. 256 – 286; Er-Ravzatu’l Behiyye, c. 1, s. 445; Şehid-i Sani, Zeynuddin, Ravzu’l Cenan, s. 116, s. 27 

[18] — Riyadu’l Mesail, c. 2, s. 290.

[19] — Cevahiru’l Kelam, c. 5, s. 91- 92; Hemadani, Misbahu’l Fakih, Et-Taharet, c. 6, s. 229 ve 381; Yezdi, Muhammed Kazım, El-Urvetu’l Vuska, c. 1, s. 480, 26. Mesele.

[20] — Maide, 6.

[21] — Malumdur ki sahih olan maiyye –abdest ve gusül- kelimesinin gelmesidir.

[22] — Kitabu’t Taharet, c. 2, s. 85 – 86.

[23] — Bakara, 185.

[24] — Bu konu Kitabu’t Taharet, c. 2, s. 126’da bahsedildi.

[25] — Hamedani, Misbahu’l Fakih, et-Taharet, c. 6, s. 152; yezdi, el-Urvetu’l Vuska, c. 1, s. 473, 18. Mesele; Hekim, Seyyid Muhsin, Müstemseku’l Urvetu’l Vuska, c. 4, s. 331.

[26] — * Kitabu’t Taharet, c. 2, s. 128 – 129.

[27] — Naraki, Ahmet, Müstenedu’ş Şia, c. 3, s. 457; Hemadani, Misbahu’l Fakih, c. 6, s. 272.

[28] — Maide, 6.

[29] — Saduk, el-Fakih, c. 1, s. 56. H. 212; Kafi, c. 3, s. 30 / 4; Vesailu’ş Şia, c.3, s. 364, kitabu’t taharet, ebvabu’t teyemmüm, bab. 13, hadis: 1.

[30] — Bu konu kitabu’t taharet, c. 2, s. 247’de bahsedilmiştir.

[31] — Kitabu’t Taharet, s. 239.

[32] — A. G. E, s. 261.

[33] — Kitabu’t Taharet, c. 2, s. 262 – 263.

[34] — Cevahiru’l Kelam, c. 5, s. 216.

[35] — Maide, 6.

[36] — Hades-i asgar, abdest almayı gerektiren abdesti bozan şeyler. Hades-i ekber ise guslü gerektiren şeylerdir.

[37] — Humeyni, Ruhullah, Menahicu’l Vusul, c. 2, s. 196; Subhani, Tehzibu’l Usul, c. 1, s. 435, İmam Humeyni’nin usul dersinin takriratı.

[38] — Vesailu’ş Şia, c. 2, s. 244, kitabu’t taharet, ebvabu’l cenabet, bab. 33 ve 34.

[39] — Kitabu’t Taharet, c. 3, s. 223, bu rivayetin senedi hakkında açıklama yapılan ikinci dipnota başvurulsun.

[40] — Kâfi, c. 3, s. 66 / 3; el-Fakih, c. 1, s. 60, h. 223; Vesailu’ş Şia, c. 3, s. 386, kitabu’t taharet, ebvabu’t teyemmüm, bab. 24, hadis: 2. 

[41] — Amuli, Seyyid Muhammed, Medariku’l Ahkâm, c. 2, s. 233.

[42] — Humeyni, Ruhullah, Menahicu’l Vusul, c. 2, s. 201; Subhani, Tehzibu’l Usul, c. 1, s. 438, İmam Humeyni’nin usul dersinin takriratı.

[43] — * Kitabu’t Taharet, c. 2, s. 312 – 315.   


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır