İmam Humeyni’nin İrfan Üstadı, Ayetullah Şahabadi’den İrfan-i Düsturlar

  • News Code : 236020
  • Source : Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA.İR
Bil ki sen ölmeyecek olan varsın. Bedenin ölecektir, sen sağ ve var olacaksın. Ahiret hayatı için ne hazırladığının hesabını yap. Baki kalmayacağın bu iki günlük dünyada nasıl çaba ve çekişme içinde olduğuna bir bak. Ebedi ve doğal yaşam yeri olan orası için ne çaba harcamış ve neler hazırlayıp stoklamışsın? Orası bireysel hayat yeridir, ihtiyaçlarını kendin tek başına bireysel olarak gidermek zorundasın; orada borçlanma ve yetenek kapısı bloke olunmuş elinden alınmıştır. Buraya oraya hazırlık görmek için gelmişsin.

Ahiret yaşamının, iradenle oluşması gerekmektedir. Orası akli, nefsi ve hissi tahsilatın neticesidir. Yani aklın hak marifetler, sahih ve salih inançlarla nurlanmalıdır. Berzah alemi ile tabiat ötesinin önemli maksatlarının ölçeği, örnek insan Peygamberi Ekrem (s.a.a) ve hidayet imamlarıdırlar.

İnancın sahih, ahlakının güzel, amellerinin doğru olması Peygamber Efendimizin inanç, ahlak ve amelleriyle mutabık olduğunda gerçekleşmiş olur. Bunların sıhhatinin ölçüsüdür. Burada amel ettiğin şeyleri orada bulman minvali üzerine berzah âlemi kurulmuştur. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Her insanın amelini (işleyip yaptıklarını) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. (İsra Suresi, 13. Ayet)”   

Bu merhale mülkün devran hükmüdür ki duyu sultandır ve duyudan kaynaklanan her ne varsa hükme mahkûmdur, lâkin onun berzah sureti böyledir. Burada namahreme baktı. Bakmasıyla duyusal suretinin arsındaki fasıla burada ışık, orada ateş olur.

Burada bağlılık ve yakınlığa temayül vardı, orada iğrenç bir manzarayla karşılaşır vaziyette şöyle dersin: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! (Zuhruf Suresi, 38. Ayet)”

Burada tavuk ızgara yaparak haram yedin ve tüm hislerinle onun tadına vardın. Orada ise tavuk ızgara yangındır ve tüm hislerin azapta. Dolayısıyla beşerin kurtuluşu için gelen Hatemü’l Enbiya şöyle buyurmuştur: “Haksızca yetimlerin mallarını yiyenler, karınlarına sadece ateş doldurmaktadırlar.” Bu bir misaldir, ancak görüntü geneldir. Burada zahmet ve yorgunluk vardır. Hakk’a ibadet etmek için soğuk havada abdest almak, sıcak havada oruç tutmak ve mala özen göstermemek vardır. Berzah da ise Hakk’ın hoşnut olmasını görmek ve ilahi nimetlerle nimetlenmek vardır.

Kısacası, ahiret hayatının temini ilim ve edeptir. İster ameli, ister kalbi ve isterse de duyusal olsun. Huzur ve kurtuluş iman ve amele tabidir. “Ey iman edenler!” yani ibadet sırasında mabuttan başkasını görmeyin. Oradaki özgürlük, buradaki kulluk ve bendeliğin sonucudur; ne kendini gör ne de ibadetini.    

Dolayısıyla şöyle buyurmaktadır: “abedtuke” sana ibadet ediyorum. Bu “ibadete”, “Allah’ta fenaya” ve “ibadeti idrak etmemeye” sebep olan velayetin nüzul mertebelerinden bir mertebe, mabudun cilvesi, ilahi tecelli, Hakk’ın kibriyası ve aşk fıtratının hararetidir. Berzah aleminin sultanlarından biri “fettan meleği”dir. Çok etkileyici, kalbi amelleri imtihan eden çok sınayıcıdır. Bu melek, insanın ağırlık ve hafifliğini belirler. Dünyada yaşamış bu varlık, acaba sabır melekesine sahip miydi, değil miydi? Acaba hayâ, iffet ve adalet melekesine sahip miydi, değil miydi? Eğer bunlara sahipse çok ağır ve yüce şan sahibi olur ve eğer bunlara sahip değilse hafif ve sönük olur.     

Berzah âleminin en büyük sultanı olan sultanlarından bir diğeri de “Akıl Sultanı”dır. Sahih hak inanç ve ilahi marifetlere sahip mümin ile karşılaşması itibarı ile Beşir ve Mübeşşir’dir. Bozuk batıl inanç sahibi münafık ve kafirle karşılaşması itibarı ile de “Nekir” ve “Münker”dir.   

Kısacası, alemin imanının batını olan Berzah aleminin makamlarından biri aklın sultanı olan Mübeşşir ve Beşir melekleridir. Berzah aleminin sultanları duyu sultanı, nefs sultanı, akıl sultanlarından teşkil olmuş duyu, nefis ve aklın mahsulleridirler.

Alemlerin rabbi olan Allah, alemin kökenini anlaması, kaynağının ve bu varlıkların yaratıcısının kim olduğunu bilmesi için insanı hakikatleri idrak edebilen olarak yaratmıştır. İnsana bu hakikatleri keşfetmesi, ehediyet makamının isim ve sıfatlarına ermesi ve gaybın sırları makamından haberdar olması için aklı vermiştir. Bunlar insan kavramlardır; dünya okulunda yirmi yıl, kırk yıl, yetmiş yıl veya daha fazla kalmasıyla ne elde etti? Bu dönem zarfında ne idi? Ne oldu? Marifetleri ne kadar öğrenebildi? Dolayısıyla berzah âleminde akılların imtihanı için büyük bir saltanat vardır.

Dünya medrese, enbiya ve ulema öğretmen semavi kitaplar da ders kitaplarıdır ki bunların en üstünü Kur’an-ı Kerim’dir. Bunlar olmasına rağmen ne yaptın diye soracaklar. Sorucular ise müminlere Beşir, münafıklara korkutucu ve uyarıcıdır. Korkunç ve ürkütücü bir âlemdir. Dolayısıyla kâinatın efendisi Fatıma binti Esed’i kabre koyduğunda (korkunun dehşetinden veya hayâsından) velâyet makamına cevabında mübarek lisanında kekeleme oluşur (Allah’a sığınırız inanmadığından değil, maazallah) bundan dolayı Hz. Resul (s.a.a) telkin etmeye başlar:

“Haza’l kaim Ali şeyferu kabrike, la Cafer ve la akil”

Yani, mutlak velâyete Ali sahiptir.

Telkin, öğretmek için değildir, zira öğrenme yeri değildir, bilakis hatırlatma ve tezekkürdür. Buyuruyor “ibneke, ibneke” senin oğlun, senin oğlun…      

Berzah, kalma yeri değildir. Belki amellerin, ahlakın ve inançların tasfiyesi içindir. Böylelikle zati, sıfati ve ef’ali tevhidi tekmil etmiş, takva elbisesine bürünmüş, başkalarının hasret çektiği makamlarına ulaşmak için aceleyle Hakk’a doğru hareket ederek, kıyamet âlemine rücu edecektir. Anlatılanlardan anlaşıldı ki bizim berzah aleminde ihtiyacımız olan şey salih ve güzel fiil ve ameller, doğru inançlardır. Orada onların doğru ve sahih olup olmadıkları gösterilecektir. Lakin ibadette olan Allah’a kulluk, sena ve yakınlığın melekuti yüzü büyük kıyamet aleminde zahir olacaktır.

Ulamalardan biri Allame Meclisi’yi (r.a) rüyasında görür. Rüyasında onun çok yüce makamlarda, oldukça teşkilatlı ve düzenli bir yerde olduğunu görür. Ona başınızdan neler geçti? diye sorar. Allame Meclisi (r.a) şöyle buyurur: “Bizim için ne hediye ve armağan getirdin? diye bana sordular. Dedim ki: “Biharu’l- Envar’ı getirdim. Bir şey demediler. Daha sonra bana dediler ki: “Bizim yanımızda bir şeyin var. O şey, bizim rızamız için Yahudi bir çocuğa verdiğin bir elmadır!” Rüyayı gören şahıs Biharu’l- Envar’ı reddettiklerini zanneder, ancak hata etmiştir. Zira “meskutu’n anh” olarak muhakkak olmuştur. Yani Biharu’l Envar, ilim olduğundan zuhur yeri berzah alemi değildir. O elma ise çocuğun lezzet almasının melek suretinin berzah aleminde zuhur bulmasıydı. Dolayısıyla ilahi yola davet eden enbiyaların alemine,  bu yüz yirmi dört bin peygamberin niyet ve amaçlarının ne olduğuna dikkat edersen eğer, tümünün insanları Hak’a arif ve abid etmek için geldiklerini ve bundan başka amaçlarının olmadığını anlarsın. Bunların hiç biri bu konunun dışına çıkmamıştır. Lâkin marifetlerin dağıtımında aralarında farklar vardır. Onların bazıları kendilerine memur edilmiş, bazıları kendi ailesine marifetin dağıtımında görevli, bazıları daha yüksek ve marifet dağıtımında mahallelerine, bazıları bir ülkeye, bazıları da daha nurlu ve fikri daha açıktır onlar ise âlemi idare edebilirler. Ruhları o kadar nurlu ve geniştir ki alemi aydınlatabilir ve tüm alemdeki varlıklar ona itaat etmeye memur edilebilirler. Hatta Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) gibi birisi şöyle buyuruyor: “Ena abduke min abidi Muhammed’in” yani ben, Muhammed’in kullarından bir kulum. Bu genel öğretici, enbiya ve mürsellerin üstadı olan mukaddes vücut Hz. Muhammed Mustafa’ya kadar ulaşır. Ancak genel idare eden bu büyük insanın idare yöntemi tahkik yurdunda ve beşeriyet âleminde Onun nefsi ve vahyidir, yani Hz. Ali bin Ebu Talip’tir. O da bu tertip üzere imam Hasan Askeri’ye kadar devam edip gider. Bunların tümü bu alemde marifet ve hakikatleri açmışlardır. Bu görev imam Hasan Askeri’den (a.s) sonra onun oğluna geçmiştir. Hakikat ve sırlar onun zamanında onun eliyle ortaya çıkacaktır. Müminlerin Emiri’nin (a.s) Kumeyl’e buyurduğu gibi: “ma min ilmin illa ve ena eftetihu ve ma min sirrin illa vel kaimu yeğtimuhu” yani “Benim açmadığım hiçbir ilim ve Kaim İmam’ın sonlandırmadığı hiçbir sır yoktur.” Her kim bu makam iddiasında bulunursa, iddia edipte rezil olan ve cehaletini ortaya koyanlar gibi onlarda rezil olacaklardır.  

ABNA.İR


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır