Ayetullah Şeyh Tahriri:

İnsanın Yaratılışındaki Hedef

  • News Code : 238675
  • Source : Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA
Yüce Allah insanı bu âlemde yüce hedefleri elde etmesi için yaratmış ve bu yüce hedeflere ulaşması için çeşitli güç ve kuvvetlerle donatmıştır. O hedef kulluk ve Yüce Hakkın marifetinden başka bir şey değildir. O hedefe kavuşan her insan halifetullah makamına nail olur ve eğer mevcudatın vücutlarının insan hayatı için bir başlangıç olduğunu ve nihayetinde onun fermanı altına gireceğini diyorsak bu manadan başka bir şey değildir.

HEDEFE ULAŞMAK İÇİN VESİLELERİN İCAT EDİLMESİ

Yüce Allah beşerin bu yüce makama erişmesi için vesileler karar kılmıştır. Beşer bu vesilelere teşebbüs edip amel ettiği takdirde yüce Allah ta onun istidatlarını fiiliyata geçirir. Bu mühim (iş) onun enbiya ve evliya kullarına tabi olmaktan başka bir şey değildir. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim bizi Yüce Allah’a kavuşmamız için vesileler bulmaya emrediyor: “Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad (gayret) edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.”[1]

Elbette bu mesele çok açıktır ki müşriklerin itikatlarından ayrı bir şeydir çünkü onlar putlara Allah’a yaklaştırması için ibadet ediyorlardı: “Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.”[2] Müşrikler putları mahlûk bilmelerine rağmen müstakil bir bakışla onlara bakıp ibadet ediyor rububiyyette müstakil biliyorlardı. Bizim yanımızda, bunların hiç birisi enbiya ve imamlarla ilişkilerimizde tasavvur edilmez. Çünkü onların vücutları ve yüce makamları yüce Allah’a halisane bir şekilde kulluk etmek, kayıtsız ve şartsız olarak Allah’a davet etmekten ayrı bir şey değildi: “(Resulüm!) De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."[3]

PEYGAMBERE VE ZEVİL KURBAYA (EHLİ BEYTİNE) İTAAT

Peygamberlere ve evliyalara tabi olmak Allah’a tabi olmaktır bundan dolayı onlara itaat edilmektedir: “Kim Resul’e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.”[4] Allah’ın sevgisinin şartı ise Peygambere tabi olmaktır: “(Resulüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin.[5] Ve risaletin (elçilik) ücreti ise (ki yerine getirilmesi gerekmektedir.) Peygamberin (a.s) ehli beytini sevmekten başka bir şey değildir: “Ben, buna (risaletime) karşılık sizden, yakın akrabamı/ehli beytimi sevmenizin dışında bir ücret istemiyorum.”[6] Nebiyi Ekrem’in (s.a.a) risaleti ve onun karşılığındaki ücreti insanın menfaatinden başka bir şey değildir: “(Resulüm!) De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin içindir. (sizin menfaatinizedir)”[7] Ve bu menfaat yüce Hak tarafına yol bulmaktan (hidayet olmaktan) başka bir şey değildir. “(Resulüm!) De ki: Ben, buna (risaletime) karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.”[8] Ve bu yol bulma (hidayet olma) peygamberin ehli beytini sevmekle muhakkak olur. Bundan dolayı onları sevme emri verilmiştir. Onları sevmekten ve tabi olmaktan maksat sevgi ve muhabbet üzere olmalıdır. Bunlardan dolayı ehli beyt öğle olmalıdır ki muhabbet, tabi olmak ve onlara yakınlaşmak Allah’a muhabbet, tabi olmak ve yakınlaşma sayılsın ve bu öyle bir şekilde olmalıdır ki onlar tam anlamıyla ve bütün işlerinde Hz. Hakkın kulu olmalıdırlar. Onlar kendilerini ve dünya işlerini ve diğer varlıkları Allah’ın katında fakir bilip görüyorlardı. Bundan dolayı onlara tabi olmak Allah’ın Resulüne tabi olmak ve yüce Allah’a tabi olmanın tulûundadır (aynı boyuttadır, aynısıdır) şirkle ve müstakil olmakla sonuçlanan arzında (mukabilinde) değildir.

İLAHİ İMTİHAN VE ONDAKİ MAKSAT

Elbette bu muhabbet ve tabiiyet insana büyük ilahi imtihanlardandır bu sebeple onunla vücudunun cevheri aşikar olur ve hakkı isteyenlerle diğerleri arasında imtiyazlı olurlar ve nihayetinde hakiki neticeler yolu olan kulluk ve bendeliğe nail olurlar: “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «İman ettik» demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları (bilecek)[9] ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.”[10] bu imtihan her kes içindir hatta ilahi enbiyalara da şamil olur. Bu imtihan, Allah’ın ilim sahibi olması için değildir belki insan vücudunun hakikatlarının aşikâr olması içindir ki ne gibi itaatlerde ve günahlarda bulunacağını takip etsin meselen bir öğretmen öğrencisinin bir yıllık vücudunun cevherinden (nasıl ders okuduğunu biliyor) haberi var ancak bunu öğrencisine de anlatmak ve seçkin öğrenciyle diğerlerini ayırmak için onları imtihan etmekte ve nihayetinde imtihan sonrası neticeleri elde etmeleri içindir.

İnsan nefsi vücudunun temayüller ve cazibelerle rabıtası dünya ve dünya işlerine nispeti (bu temayüller vücut binalarının kısımlarındandır.) vücudunun hedefiyle mukayesesinde istenilen ve istenilmeyen haletlere sahiptir ki bu haletler ilahi imtihanın neticesinde aşikâr olmaktadır. 

NEFSİN ÇEŞİTLİ HALETLERİ

İcmali bir şekilde bu haletlere değinilecektir;[11] insan, maddi yaratılışından ötürü ilk önce onda maddi temayüller ortaya çıkar. Yemek yemeğe, yuva yapmaya meyli, cinsi temayülleri ve... İster istemez bunlardan her biri has bilgileri gerektirmektedir ve burada her ne kadar gayri ihtiyari de olsa insan için haletler hâsıl olmaktadır ki bunların hepsi insanın kendisine düşkünlüğünden kaynaklanmaktadır malikiyet hissi, haset, cimrilik ve... Ama bu halet bilinçsizce veya az bir bilinçle olduğundan daimi değildir. Nihayetinde bu yavaş-yavaş insanın akli güçlerinin ortaya çıkmasına ve kendisi, hedefleri ve cihan hakkındaki külli derklerin ve suallerin onun için düzenlenmesi ve bu derk araçların olması ve onları kullanmasıyla cihana ve kendisine külli bir bakış oluşmasına sebep olsun. Yaratılış makamı bu merhalede onun için matlup hedefe varma yolunu muayyen etmiştir. Lakin yüce Allah bu doğrultuda imtihanın tahakkuk olması için başka şeyler karar kılmıştır ta insan bilinçli bir şekilde matlup yolu gayrisinden teşhis etsin ve ona amel etsin ki hakiki istidatları ortaya çıksın ve onlar; ( hakiki istidatlar) dünya ve dünya işlerine temayül ve insanın bu temayülleri hak yolunda kullanmamasını sağlamak isteyen şeytan, bu temayüllerden istifade ederek onları süsleyip gösterişli gösterip, insanı asli hedeflerinden gafil etmek istemektedir. İnsan nefsinin bu temayüllere şiddetli alaka ve mülâhazasına ve onların sıratı müstakimden (doğru yoldan)  sapmasına nefsi emmare-i bissu (kötülüğü emreden nefis) denir: “Gerçekten nefis, - Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emreder.”[12] Her sapmanın zorunlu olarak kendisine münasip gafleti vardır. İmamı Seccad Şöyle buyurmaktadır: “-Nefis- hata ve gafletle doludur”.[13] Eğer nefsi olduğu gibi kendi haline bırakırsak şeytan işlerin dizginini eline alarak insanı kendi vilayeti[14] altında tutar, hilaf işleri onun için güzel[15] gösterir ve sonuçta bu işler nefsin hoşuna gitmeye başlar ve onu kabul eder nefsin “musevvele” adlandırılması buradadır: “(Ya'kub oğullarına) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi.”[16] Eğer nefis hilaf işlere mürtekip olduktan sonra kendisine gelir, geçmişte yaptığı işlerden dolayı pişman olup tembih olursa ve doğru yola girmek için o işlerden dolayı kendisini kınarsa o nefse de “nefsi levvame” (kendini kınayan pişmanlık duyan nefs) denir: “kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim”[17] eğer nefis de kendi amelleri ve haletleri için murakabe haleti oluşup onu hesaba çekemezse ve kendi manilerine vakıf olup onları ıslah etmek için uğraşmazsa âli ve yüce makamlara nail olamaz.

MARİFETULLAH VEYA NEFSİ TANIMA

Yaratılıştaki asıl gaye, insan nefsinin de tanınmasını sağlayacak yüce Allah’ı hakiki bir şekilde tanımaktır ve bu önemli nokta nefsin daimi murakabesiyle Allah’a kulluk yolunu uygulamak ve onu muhasebe etmek dışında müyesser olmaz. Tıpkı Kur’an-ı Kerimin buyurduğu gibi: “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.”[18] Bu mübarek ayette müminlere Allah’a takvalı olma emrinden sonra nefs murakabesini buyurmaktadır. Daha sonra ise nefs muhasebesini emretmektedir. ( muhasebe buna işaret etmektedir ki, acaba takva (emri) daimi olarak mı yerine getirilmiştir yoksa getirilmemiş midir?) bu iki emir insanın istimrarlı bir şekilde Allah’a teveccüh etmesini sağlar ve Allah’a istimrarlı teveccüh, insana yavaş-yavaş marifet kapılarını açar ve Allah’a hakiki marifet kapılarının açılmasıyla insan, kendi vücudunun ve mevcudatın Onunla olan rabıtasını bulup anlar. ve bu hakiki rabıtayı bulduktan sonra nefs için itminan, rızayet gibi yüce haletler hasıl olur ve bu anda nefs mutmainne, raziye, ve merziye (makamlarıyla) vasıflanarak hakiki Allah kullarının zümresine girme hitabını kazanır. Ve bu anda ona şöyle denir: “Ey huzura ermiş nefs! Sen O'ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!”[19]

Bunun mukabilinde eğer nefs amellerini ve kabih haletlerini, kendini kınayan haletten çıkarıp onlara gerekli murakabeyi etmezse, onun için yavaş-yavaş istidrac[20] haleti oluşur öğle ki eğer tövbe etmezse işinin sonu ilahi ayetleri yalanlamaya[21] kadar gider ve nihayetinde hüsranı[22] vücuda müptelâ olarak gazabı ilahiye öfkelenir ve neticesi cehennem ve kâfirlerle birlikte olmakla biter.

Elbette, bütün merhalelerde şeytanın hücumlarından ve nefsanî heveslerin galebesinden bizi himaye edip sığınak vermesi için hakiki bir şekilde yüce Allah’a sığınmamız gerekmektedir öğle ki Allah Peygamberine şöyle emr etmektedir: “Ve de ki: Rabbim! Şeytanların vesveselerinden (kışkırtmalarından) sana sığınırım! Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!”[23]

İMAMLARIN ZİYARETLERİNİN İSTENME SEBEBİ

Bu kısa açıklamadan sonra imamların kendi ziyaretlerini ısmarlamalarının sırrı aydınlanmış olur. Çünkü bu, (ziyaretler) onlara yüce Allah’a yakınlaşma ve yaratılış hedefine yakınlığa sebep olan muhabbet araçlarının yollarından biridir ve gerçekte biz, nihai kemallere giden yolda bize olgu olsunlar diye onları ziyaret etmekteyiz. Maksat, ne hayvani istekleri tatmin ve hoşnut etmek ve ne de maddi menfaatlere kavuşmak içindir. Bundan dolayı bu büyükler, İslam maarifleriyle toplanmış ziyaretnamelerinde; tevhit, risalet, mead, imamet, vilayet, ahlaki ve terbiyeti meseleleri anıp yer vermişlerdir ki  pak bir itikatla o ahlaki ve nefsanî sıfatlarla vasıflanarak o ilahi yakınlığa erme liyakatine varalım. Bundan dolayı (insanın) cennete girmesine[24] sebep olan onları ziyaret, Allah’ı ziyaret sayılmıştır. Elbette onların ziyaretlerinin “Mefatih’ul- Cinan” ve diğer ziyaret kitaplarında geçen başka adapları da vardır.[25]

En güzel ziyaretnamelerden birisi İmam Seccad’ın (a.s) Müminlerin Emiri Ali’yi (a.s) ziyaret ettiklerinde okuduğu mübarek “Eminullah” ziyaretidir ki  İmamı Bakır (a.s) bu ziyaretin, bütün imamların ziyaretgahlarda okunabileceğini buyurmuştur.[26] Bu ziyaretname yüce ahlaki meselelerin ve yüce maariflerin yer aldığı; dua kalıbında, insan nefsini bu kemalatlarla vasıflanması için 
 rağbet ettirir ve öyle bir şekildedir ki Merhum Meclisi onun hakkında şöyle buyurmuştur[27]: senet ve kaynak (yani bütün imamların yanında okunabilecek ziyaretnamedir.)  açısından en sahih ziyaretnamelerdendir.

ABNA.İR



[1] -Maide,35

[2] —Zümer,3

[3] —Yusuf,108

[4] —Nisa,80

[5] —Ali imran,31

[6] —Şura,23

[7] —Sebe,47

[8] —Furkan,57

[9] —Bu tabirler yüce Allah’ın mevcudatlarla olan ilişkisindeki has ilmine işarettir. Buna ıstılah ilminde fiili ilim (ilmi fiili) söylenmektedir ve bundan maksat Allah’ın mevcudata yaratılıştan sonraki ilmidir, elbette bu Allah’ın yanında huzuru ayniyi mevcudattır (mevcudatın vücudunun özünün Allah yanında hazır olmasıdır.) ve bizim dış âleme olan ilmimizden ayrı bir şeydir. Bu ilim Allah’ın diğer fiili sıfatları razık, halik, gibi Allah’ın fiili ilişkilerinin, zatıyla intiza olmasıdır. Ve Allah’a nispet verilmektedir. İki tarafa tabi olmak ve fiilde değişikliğin Hak Teala’nın zatında değil, sıfatta değişikliğe sebebiyet vermesi onun hususiyetlerinden. Allah’ın zati sıfatlarının- aksine ki zatının aynısı ve mevcudatın vücudundan öncedir. Ve akıl onun zatından intiza eder. (alır) örneğin: kudret, hayat ve yaratılıştan önceki mevcudata olan ilmi gibi.

[10] —Ankebut,2,3

[11] —Bu haletlerden maksat ahlaki haletlerdir, genelde iktisabı olmayan haletler olan ruhi haletler değildir. Ve bunun psikoloji ilminde incelenmesi gerekmektedir ve ayrıca bu bilgiden maksat derin bir şekilde inceleme değil belki ahlaki neticelerin alındığı icmali bir şekilde derlemektir yoksa bu insanın tabii ve ruhi haletlerinin muhtelif boyutlarda ve birbirlerine tesir ve teessürlerinin incelenmesi, kitapların yazılmasını gerektirmektedir buda bizim bahsimizin dışındadır. 

[12] —Yusuf,53

[13] —Bihar’ul Envar, c.94, s.143

[14] —Araf,27,30

[15] —Nahl,63

[16] —Yusuf,18 ve 83

[17] -Kıyamet,2

[18] -Haşr,18 ve 19

[19] -Fecr,27-30

[20] -Araf,182

[21] -Rum,10

[22] -Araf,9

[23] -Muminun,97ve 98

[24] -Bihar’ul-Envar, c.100, s.116-145

[25] - A.g.e

[26] -Bihar’ul-Envar, c.100, s.267 ve 269

[27] -a.g.e


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır