İmam Humeyni (r.a)

Anlayış ve Aptallık Üzerine

  • News Code : 258564
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Ey sevgili! Biraz olsun bu ağır uykudan uyan, dergah aşıklarının yoluna koyul, bu zulmet, bulanıklık ve şeytanlık aleminden uzak dur, dostlar sokağına ayak bas. Umulur ki dostun sokağına doğru harekete geçersin. Ey aziz! Bu Allah’ın mühlet verdiği birkaç günlük hayat, yakında sona erecek ve bizleri istesek de istemesek de bu dünyadan götüreceklerdir. O halde eğer kendi iradenle gidecek olursan, orada rahatlık, güzel bir koku ve ilahi yücelikler bulursun. Eğer zorla götürecek olurlarsa o zaman da can çekişme, kendinden geçme, baskı, zulmet ve bulanıklık bulursun…

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-

Anlayış ve Ahmaklığın Manası 

“Fehm” (anlayış) bazen, süratle zihnin intikaline ve anlamasına ve bezen de süratle zihne intikal etmesine sebep olan nefsin batıni sefasına ve keskinliğine denmektedir. Birinci anlamın karşıtı ise yavaşlık ve beladettir. [1] İkinci haletin karşıtı ise, nefsani kirlilik ve bulanıklıktır. [2] Bunun bir gereği de ahmaklık ve anlayışsızlıktır. Her haliyle ahmaklık karşıtı veya karşıtının gereği olan tam bir manayı ifade etmektedir.

Bu makamda vahiy ve nübuvvet menzillerinden ve insanlığın terbiye edicilerinden anlaşıldığı kadarıyla, “fehm” (anlayış) kelimesinden maksat, ruhani gerçekleri idrak etmek için batıni sefa haletidir. Nitekim ahmaklık da ruhani hakikatleri ve irfani konuları derk etme hususunda anlayışsızlığa sebep olan nefsani zulmet ve bulanıklık haletidir.

Bilmek gerekir ki, insani nefis fıtratı ilk etapta bir ayna gibi tertemiz ve her türlü zulmet ve bulanıklıktan arınmış haldedir. O halde, eğer bu temiz ve nurani ayna, nurlar ve sırlar alemi ile karşılaştığında –ki zatının cevheriyle uyum içindedir- yavaş yavaş, nuraniyet azlığı makamından, ruhaniyet ve nuraniyetin kemaline doğru yükselir. Sonunda bütün bulanıklıklardan ve zulmetlerden kurtulur, tabiatın karanlık külünden ve nefsaniyetin zulmet dolu elinden kurtuluşa erer, oradan hicret eder, cemilin cemalini müşahade nasibine erişir ve böyle bir kimsenin mükafatı, Allah’a kalmıştır. Nitekim şu ayet-i şerife de buna işaret etmiş olabilir. “Her kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, kuşkusuz onun mükafatı Allah'a düşer. “ [3] Hakeza şu ayeti şerife: “Allah Teâlâ imân edenlerin velîsidir. Onları zulmetlerden nûra çıkarır.” [4]

Evet, batın ve zahirinde Allah-u Teala’nın velayet ve tasarrufta bulunduğu ve vücut memleketinde Hak Teala’dan başka hiç kimsenin tasarrufta bulunmadığı bir kimsenin zulmani arzı (yeryüzü) ilahi nura dönüşür. “Ve yer Rabbinin nûruyla parlamaya başlamıştır.” [5] Bütün zulmetlerden ve bulanıklıklardan kurtulur, mutlak vahdetle, birlik oluşturan mutlak nura ulaşır. Belki de bu açıdan nur kelimesi tekil ve zulmetler kelimesi çoğul kipi ile zikredilmiştir.

Ama eğer, nefsin temiz aynası, tabiat yurdu, zulmet ve bulanıklık alemiyle –ki aşağılıkların en aşağılığıdır- karşı karşıya gelirse nur aleminden olan zat cevherine muhalif olduğu için yavaş yavaş tabiat karanlığı onu etkiler, onu zulmani ve karanlık kılar, tabiat pasları ve tozları zat aynasını kaplar, böylece ruhani gerçekleri algılamaktan kör hale gelir, ilahi marifetleri idrak edemez, rabbani ayetleri anlayıştan mahrum ve örtülü kalır. Yavaş yavaş bu örtünmesi ve ahmaklığı artış kaydeder, sonunda nefis, esir olur ve zından şekline dönüşür. “Kalblerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırdı.” [6]

“Kâfir olanların velîleri ise tağuttur. Onları nûrdan zulmetlere çıkarırlar.” [7]

“Ve kalblerinin üzerine, Kur'ân'ı anlamalarına engel perdeler geçiririz ve kulaklarına bir ağırlık veririz..” [8]

Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu ayet-i şerifeler, bu iki makama oldukça işaret etmiştir ve Allah-u Teala’nın mukaddes zatı bu hakikate çok büyük önem vermiştir. Hatta bütün ilahi şeriatlerin asıl hedefi bu marifetleri yaymak olmuştur ve bu da sadece nefisleri tedavi etmek ve onları tabiatın zulmetinden uzak kılmak ve nefisleri nuraniyet alemiyle temizlemekle hasıl olmaktadır.

Bu Hakikatin Işığında Yapılması Gereken Bir Öğüt

Ey sevgili! Biraz olsun bu ağır uykudan uyan, dergah aşıklarının yoluna koyul, bu zulmet, bulanıklık ve şeytanlık aleminden uzak dur, dostlar sokağına ayak bas. Umulur ki dostun sokağına doğru harekete geçersin.

Ey aziz! Bu Allah’ın mühlet verdiği birkaç günlük hayat, yakında sona erecek ve bizleri istesek de istemesek de bu dünyadan götüreceklerdir. O halde eğer kendi iradenle gidecek olursan, orada rahatlık, güzel bir koku ve ilahi yücelikler bulursun. Eğer zorla götürecek olurlarsa o zaman da can çekişme, kendinden geçme, baskı, zulmet ve bulanıklık bulursun. Bizim bu dünyadaki örneğimiz, yeryüzüne kök salmış olan bir ağacın örneğidir. Ne kadar yeni ekilmiş bir fidan olursa, kökleri daha çabuk çıkarılıp koparılabilir. Örneğin eğer, ağaç acı ve zorluk hissetmiş olsaydı, kökleri ne kadar az ve zayıf olursa, dert ve zorlukları da daha az olur. Yeryüzüne daha yeni kök salmış bir fidanı, az bir güç ve zahmetsiz ve baskısız olarak koparıp almak mümkündür. Ama eğer aradan yıllar geçer ve bu ağaç yeryüzünün derinliklerine kök salar, asıl ve fer’i kökleri yeryüzünün dibine iner ve sağlamlaşırsa artık bu ağacı yerinden çıkarmak, baltayı gerektirir. Köklerini koparmak için baltaya ihtiyaç duyulur. Dolayısıyla eğer ağaç bu çekip koparılma hususunda bir acı hissedecek olursa, bu iki halet arasında ne kadar büyük bir farklılık mevcuttur!

Asıl kök makamında olan nefis ve dünya sevgisinin kökleri ve dalları henüz tamah, kadın ve çocuk sevgisi, mal ve makam düşkünlüğü ve benzeri sıfatlar nefiste henüz bir fidan halindeyken, eğer insan onları koparmak isterse bunun büyük bir zahmeti yoktur. Ne ölüm memurlarının baskısı ve melaiketullahın baskısını gerektirir, ne ruha bir baskı yapılmasını ve ne de insani ruha eziyet edilmesini gerektirir. Eğer Allah korusun kökleri tabiat ve dünya aleminde kökleşir, yayılır ve genişlerse, artık bunun kökleri ağacın köklerine de benzemez. Aksine tabiat aleminin bütün köşelerine kök salar.

Ağaç ne kader büyürse, yeryüzünden birkaç metre yükselebilir ve de güçlü kökleri yoktur. Ama dünya sevgisi ve ağacı bütün tabiat aleminin batın ve zahirine kök salar ve bütün alemi elde eder. Bu yüzden bu ağacı kolaylıkla sökmek mümkün değildir. İnsan bu muhabbet ve sevgi sebebiyle büyük bir tehlike içindedir. Mülkî hayatın artıklarının da baki olduğu, gayb alemini gördüğü zaman bir yere kadar melekut örtüleri kalktığı için insan o alemde kedisine nelerin hazırlandığını görür, insanı orada sevgilisi Hak Teala’dan ve memurlarından ayırır ve alemin karanlıklarına ve düşük tabakalarına sürüklerler. İnsan, Hak Teala’ya ve ilahi emirleri yerine getiren meleklere karşı kin ve düşmanlıkla dünyadan çıkar. Böyle bir şahsın akıbetinin ne olacağı ise bellidir.

Kafi-i Şerif’te yer alan bir rivayet bu anlama işaret etmektedir. Hadisin ravisi şöyle diyor: İmam Sadık’a (a.s) şunu sordum: “Bir kimse Allah’la görüşmeyi severse, Allah da onunla görüşmeyi sever mi? Ve bir kimse de Allah ile görüşmekten nefret ederse, Allah da onunla görüşmekten nefret eder mi?” İmam (a.s), “evet” diye buyurdu. Ben şöyle sordum: “Allah’a yemin olsun ki biz ölmekten nefret ediyoruz.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Bu senin sandığın gibi değildir. Şüphesiz bu hakikatleri görme zamanıdır: “İnsan, sevdiği şeyi görünce hiçbir şey Allah ile görüşmekten daha sevimli olmaz ve Allah da onunla görüşmeyi sever ve bu esnada Allah ile görüşmeyi arzular. Ama o sevmediği şeyi görürse, o zaman Allah ile görüşmekten daha çok nefret ettiği bir şey olmaz. Allah-u Teala da onunla görüşmekten nefret eder.” [9]

Bilindiği gibi, bu alemden çıkmadan önce insan, bazı makam ve derecelerini açık bir şekilde görür. O zaman kemal sureti, Allah sevgisi olan bütün saadeti veya batını Hak Teala’ya karşı buğzetme olan kamil şekavetini görerek dünyadan ayrılır. Bir çok rivayetlerde ve büyüklerin mükaşefelerinde [10] bu anlam yer almıştır.” [11]

İnsan eğer dünya sevgisinin bir çok fesatlara sebep olduğunu ve kötü akıbetle sonuçlandığını muhtemel görüyorsa, bir an bile sakin olmamalı ve bu sevgiyi kalbinden söküp atmalıdır. Elbette insan, ilmi ve ameli riyazetlerle bu hedefe ulaşmayı başarabilir.

Evet, işin başında ariflerin makamından herhangi birine girmek ve süluk mertebelerinin herhangi birini katetmek zor görünebilir. Şeytan ve nefis de bu konuda elinden gelen yardımı yapıp ve insanın süluka girmesine engel olmaya çalışır. Ama insan süluk yoluna girince yavaş yavaş yol kendisine kolaylaşır, hak ile ahiret yolunda adım attıkça ikinci bir adım için ilahi hidayet nuru yolunu aydınlatır ve seyr-u süluku kendisi için kolaylaştırır.

Anlayış Yoğrulmuş Fıtratın Gereklerinden ve Aklın Askerlerinden Ahmaklık ise Örtülü Fıtratın Gereklerinden ve Cehaletin Askerlerinden Biridir

Eğer anlayıştan maksat, zekanın şiddeti, hızlı intikal veya gereği hızlı intikal olan batın sefası ise, fıtri oluşu da vücut nimetinin ve vücut kemalinin Allah-u Teala tarafından ihsan edilmesindendir. Allah tarafından olan her şey, temiz saf, bütün ve kemaldir. Bu kendi yerinde de delillerle ispat edilmiştir. [12] Pislikler, bulanıklıklar ve benzeri şeyler ise, ilinekseldir. İlginç işlerin karışımından ve fıtratın örtülmesindendir.

Eğer anlayıştan maksat, cemilin cemalini ve ruhani hakikatleri derk etmek için batın sefası ise, bu daha açık bir anlam ifade etmektedir. Zira fıtrat bizzat mutlak kemale yönelmektedir ve kamil varlığın cemaline aşıktır. Eğer, tabiat örtünmesi olmazsa, insan, mutlak cemal dışında hiçbir varlığa, bizzat ve mukaddes zata ait şeylere ise ilineksel olarak teveccüh etmez, kalp gözleri kainatta hiç kimseyi görmez. Ruhunun batının saf aynasında Hak Teala’dan, isimlerinden, sıfatlarından ve O’nun olması açısından eserlerinden başka hiçbir şey yer etmez ve kalbin esenlik içinde oluşunun anlamı da budur.

Belki de , “Tanyeri ağarıncaya kadar bir selamettir.” [13] ayeti de bu anlama işaret etmektedir. Zira bu sure-i şerife, nubuvvet ve velayet makamına işaret etmektedir ve Ehl-i Beyt’in suresidir. Nitekim bu rivayetlerde de yer almıştır. [14] O halde bu ayet, yaratışsal örtünmeler gecesine girişim başlangıcında, mutlak veli için hasıl olan mutlak esenliğe işaret olabilir ki mutlak veli için mutlak şafak sökünceye kadar, kadir gecesidir ve de kamil velinin örtüleri terk etmek olan “Araları iki yay aralığı kadar belki daha da yakın oldu” makamına dönüşüdür.

Allah-u Teala’nın “Allah’a selim bir kalp ile gelen dışında…” [15] ayeti hakkında Kafi’de İmam Sadık’tan (a.s) şöyle bir rivayet nakledilmiştir: “Selim (esenlik içinde olan) kalp, içinde Allah’tan başka hiç kimsenin olmadığı bir şekilde Allah ile mülakat eden kalptir.” [16]

Hakeza, İmam Sadık’tan (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Kalb-i selim, dünya muhabbetinden salim olan kalp demektir.” [17] Zira dünyanın hakikati Allah’tan gayrisidir. Bu açıdan bu anlam, sadece mutlak velide gerçekleşir.

Bu ayetin her iki şekilde tefsiri de bir anlamda Kadir suresinin ayet,i şerifesine dönmektedir ve onunla örtüşmektedir.

Bu zikredilenlerden, cehalet ve İblis’in askerlerinden ve örtülü fıtratın gereklerinden biri olan ahmaklığın anlamı da kendiliğinden anlaşılmaktadır. Fıtrat örtüldüğü zaman, ilahi askerlerden olan ruhani hak varlıkları ve Hak Teala’yı idrakten uzak düşer. Dünyaya ve kendisine yönelir, enaniyet ve benlik örtüsünde –hem de kendi hakikati olmayan dünyevi enaniyette- maneviyatın bütün mertebelerinden ve bütün ilahi marifetlerden mahrum kalır. Bu da ahmaklığın en üstün mertebelerinden biridir ki insan bu duruma düştüğünde kendisinden ve ruhaniyetinden örtülü olmaktadır. Bundan Allah’a sığınırız.

ABNA.İR



[1] iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayıramama (müt. )

[2] Lisan’ul-Arab, İbn-i Menzur, c. 10, s. 343; Mecme’ul-Bahreyn, Fahr’ud-Din Tureyhi, c. 6, s. 133 ve Ekreb’ul-Mevarid, Şerfuti, c. 2, s. 948

[3] Nisa/100

[4] Bakara/257

[5] Zümer/69

[6] Bakara/10

[7] Bakara/257

[8] İsra/46

[9] Furu-i Kafi, c. 3, s. 134, Kitab’ul-Cenaiz, Bab-u ma Yuayin’ul-Mu’min ve’l-Kafir, 12. hadis

[10] bkz. İhya-u Ulum’id-Din, Gazali, c. 3, s. 214

[11] bkz. Bihar’ul-Envar, c. 6, s. 173, 7. bab ve İlm’ul-Yakin, Feyz-i Kaşani (r.a), c. 2, s. 853

[12] Esfar-i Erbea, c. 7, s. 106, 8. mevkif’in dokuzuncu bölümü

[13] Kadir/5

[14] Tefsir-i Nur’us-Sakaleyn, c. 5, s. 629, 80-81. hadisler

[15] Şuara/89

[16] Usul-i Kafi, c. 2, s. 13-14, Kitab’ul-İman ve’l-Kufr, Bab’ul-İhlas, 5. hadis

[17] Mecme’ul-Beyan, Tebersi (r.a), c. 7, s. 305 ve Tefsir-u Nur’us-Sakaleyn, c. 4, s. 58, 50. hadis

 


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır