Bahru’l Maarif Kitabından İrfan dersleri (2)

Allah’ın Bizden İstediği Dua Şekli

  • News Code : 301828
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA
Brief

Ey Aziz! Ne duan kabul olduğu için mutlu olman gerekir -çünkü bunun istidraç[1] olması muhtemeldir- ve ne de duan kabul olmadığı için huzursuzluğa kapılman gerekir. Zira bu konuda şöyle bir hadis nakledilmiştir: “Yüce ve münezzeh Allah, mümin kulunun sesini duymayı sever.”[2] Başka bir hadiste Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Yüce Allah’ın muradını verdiği günahlara dalmış bir kişiyi gördüğünüzde bilin ki bu istidraçtır. Dolayısıyla ona şöyle söyleyin: “Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.”[3]

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- “فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهٖ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَیْءٍ حَتّٰى اِذَا فَرِحُوا بِمَا اُوتُوا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ”

Anlattıklarımızla birlikte dua etmeyi terk etmemek gerekir. Çünkü hadiste şöyle zikredilmiştir: “Duayı terk etmek Hz. Hakk’a ihtiyaç duymamayı izhar etmektir. Dua etmek ise ona ihtiyaç duymayı izhar etmektir. Dua etmek O’na emretmek ve hüküm vermek anlamında değildir.”

“Ruhu’l Ahbab” kitabında şöyle yazılmıştır: rivayet edilmiştir ki “her ne zaman birisi iki rekat namaz kılsa ve dünya ve din ihtiyaçlarını Allah’tan istemezse; Allah Teala meleklerine şöyle der: ‘sanki kulumun bana ihtiyacı yok.’ Eğer kendisi için dua eder ve kardeşleri için dua etmezse, Allah Teala şöyle der: ‘Ey meleklerim! Kulum cimri birinden istekte bulunduğunu sanmakta.’ Ve eğer kendisi ve müminler için dua ederse melekler şöyle der: Allah senden başlasın.”[4] (yani her ne hacetin varsa sen öncelikli olasın anlamında)

“Şahab” adlı kitapta Hz. Peygamber’den (s.a.a) şöyle bir rivayet nakledilmiştir: “Duanın kendisi ibadettir.”[5] Bu hadisten de anlaşılmaktadır ki ibadetin önemli bir kısmını dua teşkil etmektedir. Dua afetlerin önlenmesi için en büyük sebep ve ubudiyet derece ve makamlarının en yücesidir. Zikredildiği gibi Kur’an buna şahittir ve hadisler de baştan aşağı dualarla doludur. Dua, peygamberlerin ve Allah tarafından gönderilenlerin yol ve gidişatı, muvahhit evliyaların en büyük makamı ve saliklerin en yüce derecelerindendir. Zira dua, insanın Allah karşısında kırılma ve aşağılığının son noktasına işaret etmekte ve acizlik ve ihtiyacına bir temsildir. Bunun kaza ve kaderle, Hakk’ın rızasına razı olmakla bir çelişkisi yoktur.

İşte burada bazı mutasavvıf ve mütekellimlerin sözlerinin yanlışlığı ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki:

1. Önceden anlattıklarımız ışığında (vukuunun Allah katında belli olması veya istenilen vukuunun olmayacağının belli olduğundan) dua etmenin hiçbir faydası yoktur.

2. Olacak şeyler konusunda kalem hareketsizdir (olacak şeyler levh-i mahfuz’da takdir edilmiştir) dolayısıyla dua, kaza ve kadar de ne bir şeyi eksiltebilir ne de çoğaltabilir.

3. Eğer duadan maksat, kulların maslahatı ise mutlak cömert olan Allah onlara gerekli bağışlarda bulunmakta ve eğer maslahat yoksa istemenin bir anlamı yoktur.

4. Sıddıkların en üstün ve yüce derecesi, ilahi kadere rıza göstermek ve nefis lezzetlerini ihmal etmektir. Onu duayla meşgul etmek bu halete terstir.     

Buna (yani mutasavvıfların yanlış olduklarına delil olarak) Müyesser b. Abdulaziz’in Ebu Abdullah Cafer Sadık’tan (a.s) rivayet ettiği şu hadisi de ekliyoruz: Hz. Sadık (a.s) bana şöyle buyurdu: “Ey Müyesser! Dua et ve artık iş işten geçti deme. Zira Allah katında dua ve talep etme dışında elde edilmeyecek bir menzil vardır. Eğer kul, ağzını kapatır ve bir şey istemezse, elbette ona bir şey verilmez. Dolayısıyla isteki verilsin. Ey Müyesser! Çalınıp da çalanın yüzüne açılması ümit edilmeyen hiçbir kapı yoktur.[6] 

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) bu sözünden duanın istenilen şeylerin elde edilmesi için bir sebep olduğu anlaşılmaktadır. Allah’ın ezeli iradesi eşyayı sebeplerle yaratmaktır. Dolayısıyla bir şeyin oluşmasının sebebine bağlı olması, Allah’ın onun oluşmasını mukadder etmesiyle bir çelişkisi yoktur. Zira onun oluşunu mukadder ettiği gibi bu sebebi ve bir şeyin bu sebeple oluşmasını da aynı şekilde mukadder etmiştir. 

Aynı şekilde şöyle diyoruz: eğer dua etmek makul değilse, ibadet etmekte makul değildir. çünkü itaat ve ibadet muhtemelen dua ve çağrı dışında gerçekleşebilir. Ancak dua ve dilekte bulunmak itaat ve ibadetsiz mümkün değildir. Zira dua devamlı olarak zillet, eksiklik, çaresizlik ve düşüklüğü dil ve akılla itiraf etmektir. İtiraf ise, seyit ve efendinin dışında ferec ve yardım edecek kimsenin olmadığı ve onun katı dışında hiçbir hayrın olmadığını dil ve zamirle beyan etmektir. Bundan dolayı dili çeşitli tazarruuyla, elleri göğe doğru dua için hareket halindedir.   

Bu sebepten dolayı Hz. Peygamber efendimizden (s.a.a) şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur.”[7] Zira dua eden kişi dua ettiğinde Allah’ı anmakta ve ona karşı yoksulluk ve yokluğunu arz etmektedir. Dolayısıyla Allah’ın cömertliği onu dışlamamayı ve hacetini yerine getirmeyi gerektirmektedir. Allah katında hiçbir şey kulun dua, huzu, huşu ve teslimiyetle O’na yaklaşmasından daha değerli değildir.  

Başka bir nebevi (s.a.a) hadiste ise şöyle rivayet edilmiştir: “Allah, kulunun ona doğru kaldırdığı ihtiyaç elini geri döndürmekten haya eder.”[8] 

Hakeza imam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: imam Cafer Sadık (a.s) ellerinin içi gökyüzüne gelecek şekilde yaptıktan sonra “rağbet” ve “istek” bu şekildedir buyurdular. Ellerinin dışı gökyüzüne gelecek şekilde yaptıktan sonra “korku” bu şekildedir buyurdular. Yüzüğünü sağa sola hareket ettirerek “tazarru” bu şekildedir buyurdular. Yüzüğünü yukarı aşağı hareket ettirerek “münzevi” olmak bu şekildedir buyurdular. Ellerini yüzünün hizasında kıbleye gelecek şekilde kaldırdıktan sonra “dua” ve “yakarış” bu şekildedir buyurdular. Hz. Sadık’ın (a.s) mübarek gözyaşları yanaklarından akar ve gözlerini (avuç içine bakar vaziyette) dikerek dua ederdi. bu halet dışında dua etmezdi.[9]  

Acaba ibadette ihlas bunun dışında bir halet midir? Dolayısıyla dua, en üstün ibadettir. İbadet hasebiyle insanın şerefi kamil olur ve ilahi amaç ve maksat ihlas bulur. Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu gibi:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

 “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”[10] Evet, duanın icabeti için ısrar ve zorlama güzel ve hoş bir şey değildir.

Ey kardeş elini dua etmekten çekme

Kabul olması veya olmamasından ne işin var

Hafız senin vazifen dua etmektir o kadar

İşitip işitmediği düşüncesine kapılma

Tembih:

Etbaku’z Zeheb kitabının yazarı duanın gizli ve saklı yapılması, zikir ve edvarın açık yapılmasının terk edilmesine dair bazı beyanatları vardır. Şöyle ki en değerli ve şerif nefisler en yanıcı olanlardır, en üstün zikirler en gizli olanlardır. Zikri terk etmek büyüklük taslamak, açıkça söylemek riyaya sebep olur. Onu gizli söylemek ise Hz. Zekeriya’nın (a.s) sünnetidir. Öyleyse dua ettiğin zaman onu gizli yap ve sesini yükseltme. Sağır birisine seslenmiyorsun ki. O, kıkırdağı olan kulakla duymuyor ki, öyleyse senin ses ve kelimelerine ihtiyacı yoktur.

Ey ellerini duaya kaldırmış ve feryatla hakkı çağıran! O’nun duyması kulak işitme kanalıyla değildir. öyleyse sesini alçalt. Meğer uzağı mı çağırıyorsun yoksa uykudaki birisini mi kaldırıyorsun?

Allah bu tür nispetlerden münezzehtir. O’nu uyku tutmaz, değişik diller soluğunu kesmez. Öyleyse bu feryat, bu utanç verici haykırış niye? Dayaktan mı bağırıyorsun? Yoksa rabbinden mi şikayetin var? Yoksa kendi denginle mi konuşuyorsun? Acaba O’nu senin kısmetine düşeni unutan taksim edici mi sandın? Yoksa senin adını bilmeyen rızık verici mi olarak sandın? Meğer mahlukatı yaratan uykuya mı dalmış?

Ey zayıflar topluluğu! Bağırmadıkça azığınızın verilmeyeceğini mi sandınız? Bugün bir kere yok olmayı istemeyin[11], kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.[12] Hal dili daha fasih, ilahi rahmet revakı çok geniş ve yayılmıştır. Dolayısıyla nehirlerde tesbih söyleyen balıklar gibi tesbih söyle. Ve yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle Rabbini zikret.[13]    

Dua Vakti, namazdan sonradır.

Şehab kitabında Hz. Peygamber efendimizden (s.a.a) şöyle rivayet nakledilmiştir: “Hiç şüphesiz ezan ve ikame arasındaki dua reddolunmaz.” Buradan anlaşılmaktadır ki namazın başı ve sonu duanın müstahap olduğu vakitlerdir.

Devam edecek…

ABNA24.COM

..............................................................................

[1] - Şaşırtmak, yem ve tuzak. Bazen kul günah işler ve Allah ona bazı nimetler verir ve duasını kabul eder; böylelikle kul aldanır ve yaptıklarından gaflet ederek daha çok günaha yönelir. Sonra günahlara boğulduğundan bir anda Allah’ın gazabına uğrar ve onu cezalandırır. 

[2] - Biharu’l Envar, c. 93, s. 374.

[3] - En’am Suresi, 44. Ayet. Durru’l Mensur Tefsiri, c. 3, s. 12.

[4] - Ruhu’l Ahbab hatlı baskı.

[5] - Şehabu’l Ahbar, s. 12.

[6] - Usul-u Kafi, c. 2, s. 466.

[7] - Deavat, Ravendi, fasl. 1, s. 20; Camiu’s Sağir, c. 2, s. 136.

[8] - Biharu’l Envar, c. 93, s. 365; Süneni ibn Mace, c. 2, s. 1271, dua kitabı.

[9] - Usul-u Kafi, c. 2, s. 480. Bazı sözcüklerde ufak farklılıklarla.

[10] - Zariyat Suresi, 56. Ayet.

[11] - Furkan Suresi, 14. Ayetten iktibas.

[12] - Fetih Suresi, 12. Ayet.

[13] - A’raf Suresi, 55 ve 205. Ayetlerden iktibas.


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır