Şia müçtehitlerinin örnek yaşantısı...

Ayetullah Ensari Hamedani’nin Hayatından Kesitler

  • News Code : 303490
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Üstat Kerim Mahmut Hakiki şöyle anlatıyor: “Bir gün Ayetullah Ensari’ye namazlarda düşüncemin dağılmaması için bana bir destur buyurun dedim. Şöyle buyurdu: Nafileleri terk etme ve hayvani yiyecekler az ye.” Seyyit Abbas, şöyle nakletmekte: Hamedan’da olduğum günlerden bir gün eşimle sözlü bir tartışmaya girdik. Ben çok sinirlendim ve eşimin yüzene okkalı bir tokat attım, ancak anında pişman oldum ve çok üzüldüm. Kendi kendime dedim ki sakinleşmek ve rahatlamak için Ahunt medresesine gideyim… Yolda giderken Ayetullah Ensari Hamedani’nin evinin önünden geçiyordum. Birden üstada uğrayıp bir selam vereyim dedim. Üstada selam verdim. Üstat selamımı alır almaz. Bana şöyle buyurdu: “Seyyit Abbas, eşini dövmeyebilir ve rahatlamak için de bir yerlere gitmene gerek kalmayabilirdi!!!”

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Ayetullah Ensari Hamedani şöyle buyurmuştur: “Bazılarımızın bu dünyada ibadet ve münacatlardan aldığı lezzet ve tat, cennetteki bazı lezzetlerden bile daha çoktur.”

Ayetullah Ensari Hamedani’nin vefatından sonra manevi durumunu sorduklarında seçkin öğrencisi Ayetullah Necabat şöyle buyurmuştur: “Alimdi, ne güzel alim; arifti, ne güzel arif; tabipti, ne güzel tabip.” Ayetullah Ensari, hakikaten ‘hakkul yakin’ ve insan-ı kamil dediğimiz kemal derecesine yetişmişti.    

Ayetullah Ensari Hamedani, Kur’an hakkında şöyle buyururdu: “Kur’anın nuru vardır. Üzüntü ve bulanıklığı giderir.” Bazen Cevşen-i Kebir okur ve öğrencilere Hafız veya Baba Tahir (şiirlerini) okumalarını tavsiye ederdi.

***

Üstat Kerim Hakiki şöyle diyor:

Bir gün Ayetullah Ensari bize misafirdi. Sofrayı serdik ve yemekleri getirdik. O öylece pilava baka kaldı. Dedim ki efendim yemek isteyiniz yok mu? Buyurdu ki: ben bu pilavı pişirenin haline şaşırdım. Şaşırtıcı hali varmış. Kim bu pilavı pişirdi? Dedim ki annem. Sonra anneme gidip yemeği nasıl pişirdiğini sordum. Dedi ki: yemeği pişirmeye başladığımdan bitene kadar (manevi bir hal ile) ağlıyordum.

Yine üstat Kerimi şöyle diyor:

Bir gün üstatla bir yere gitmiştik. İçeri girdikten sonra burası kimin evidir? burası ibadetten dolayı cami gibi, Allah’ın evi Kabe gibi kalıyor.” Dedim ki: “burası her an ibadetle meşgul olan 90 yaşında yaşlı bir kadının evidir.”

***

Abdestin Nuru

Ali Mahmut Hakiki şöyle diyor:

“Bir gün büyük ariflerden birinin yanında bir müddet ders almış bir adam Ayetullah Ensari Hamedani’nin yanına gelerek şöyle dedi: “Efendim! Ben vasıl oldum ve Allah’ın nurunu devamlı olarak görüyorum.” Ayetullah Ensari, gördüğü nurun özelliklerini sordu o da açıkladı. Sonra üstat şöyle buyurdu: “Gerçi bunların hepsi Allah’ın nurlarındandır, ancak bu nur Allah’ın nuru değildir, bilakis yolun başlangıcında insanda oluşan abdest nurudur.”

Ayetullah Ensari için batın çok aşikardı. Şöyle buyururdu: “Her şeyin nuru vardır. Eğer o kişi için nur olursa bu hakikattir. Yoksa hepsi iddiadan ibarettir. İlim, merceiyyet, ibadet… hepsinin kendisine has bir nuru vardır.”

Bir gün altında son model arabası olan ve görüntüsü Avrupai birisi gelmişti. Üstat herkesi kenara çekerek öne geldi ve onu kucaklayarak öptü ve sonra şöyle buyurdu: “Bu kişinin kalbinde Emirü’l Mümininin (a.s) muhabbeti vardı.”

Bazen de takvalı ve dindar görünümlü biri yanına geldiğinde üstat ona önem vermez veya odadan hiç çıkmazdı. Bir gün birisi ‘neden siz bazılarını kabul ediyor ve bazılarını da daha gelmeden kabul etmiyor ve çok iyi davranmıyorsunuz?’ diye üstada sorduğunda üstat şöyle buyurdu: “Bazıları daha gelmeden uzaktan taş atmaya başlar. Bizde taş atmasın diye bir şey diyoruz!” (burada üstat duruma göre bazen kişilerin batınına göre amel etmiştir. zahiri olarak mütedeyyin, ama batını olarak kibirli ve kendini bir şey zannedenlere bir ibrettir aslında bu.)

Allah Ahmed’e Acıdı

Üstadın damadı ve öğrencisi Efrasyabi bey, bizim için şöyle anlatmıştı:

Bir gün merhum üstatla birlikte Sebzevari beyin evine doğru gidiyorduk. Üstada Ayetullah necabat ve … beyin manevi sulukunun nasıl olduğunu sordum şöyle buyurdu:

… bey nefsinden geçti ve maksadına erdi, ancak Ayetullah Necabat deryadır. Her ne kadar ilahi marifetler ona dökülse yine de doymaz.” Sonra birden üstadın halinin değiştiğini gördüm. Birkaç dakika sonra üstadın durumunun normale dönmeye başladığını gördüm Allah’a şükür ediyordu ve birkaç kere üst üste “Allah Ahmed’e acıdı” diye kendi kendisine söylenip durdu. Ben bir şey anlamadım. Akşam eve döndüğümüzde gördüm ki üstadın oğlu eve dönmüş. Hacı Ahmet Erak şehrinden Hamedan’a dönerken yolda (üstadın halinin değiştiği ve birkaç kere Allah Ahmed’e acıdı dediği vakit) trafik kazası geçirdiğini, ama bir şey olmadığını öğrendik!!

Gece ve gündüz Melekleri

Hamedanlı ilim adamlarından ve şehit babası olan Rahimi bey şöyle anlatıyor: Üstat Ensari, yazları bazen caminin üstünde cemaat namazı kıldırırdı. Bir gün akşam ezanı vaktinde cemaat, ezanın okunmasını bekliyordu. Ayetullah Ensari müezzine ‘akşam ezanını oku’ dedi. Müezzin efendim akşam ezanının vakti daha girmedi dedi. Ayetullah Ensari Hamedani ona şöyle buyurdu: “meğer gündüz meleklerinin gittiğini ve gece meleklerinin geldiğini görmedin mi?  

Melekler Müminlerin Namazlarına İktida Eder

Merhum Ayetullah Hacı Şeyh Cevad Ensari Hamedani şöyle buyurmuştur:

Bir gün bir camiye girdim. Gördüm ki yaşlı sıradan bir adam namaz kılıyor. Arkasında ise iki saf tutmuş melekler ona iktida etmiş namaz kılıyordu. Bu yaşlı adamın arkasında iki saf tutmuş meleklerin varlığından kesinlikle haberi yoktu. Ben bu yaşlı adamın namazı için ezan ve ikame okuduğunu biliyordum. Çünkü yevmiye farz namazlarda her kim namazı için ezan ve ikame okursa meleklerden iki saf, eğer onlardan birisini okursa bir saf tutarlar. Onun uzunluğu doğuyla batı uzaklığı kadardır. “Sevabu’l A’mal” kitabında imam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: “Her kim ezan ve ikame okursa arkasında melekler iki saf tutarak namaz kılar. Eğer ezansız sadece ikame okuyarak namaz kılarsa arkasında melekler sadece bir saf tutarak namaz kılar.” Ravi saf tutan meleklerin miktarını sorduğunda İmam şöyle buyurur: “azı batıyla doğu arası, fazlası ise yerle gök arası kadardır.” (sayfa, 54. 2. Hadis)    

Karını dövmesen olmaz mıydı?

Seyyit Abbas, şöyle nakletmekte: Hamedan’da olduğum günlerden bir gün eşimle sözlü bir tartışmaya girdik. Ben çok sinirlendim ve eşimin yüzene okkalı bir tokat attım, ancak anında pişman oldum ve çok üzüldüm. Kendi kendime dedim ki sakinleşmek ve rahatlamak için Ahunt medresesine gideyim. Çünkü ikindi saatleriydi öğrenciler bir arada oturmuştu. onların manevi hallerinden yararlanabilir ve rahatlayabilirdim. Yolda giderken Ayetullah Ensari Hamedani’nin evinin önünden geçiyordum. Birden üstada uğrayıp bir selam vereyim dedim. Eve girmek için izin istedim ve üstadın yanına gittim. Üstada selam verdim. Üstat selamımı alır almaz. Bana şöyle buyurdu: “Seyyid Abbas, eşini dövmeyebilir ve rahatlamak için de bir yerlere gitmene gerek kalmayabilirdi!!!” seyit Abbas diyor ki bu olayın üstünden kırk yıl geçmesine rağmen ben halen bu olaydan dolayı utanıyorum.

Akrebin Görevi

Ayetullah Ensari Hamedani’nin dostlarından biri şöyle nakletmektedir: Merhum Ensari bir gün bir grupla birlikte bir pansiyona gider. Pansiyonun bahçesinde bir genç uzanmış ve ona yaklaşmakta olan bir akrep gelmekte. Oradakiler akrebi defetmek için hareket ettiklerinde üstat şöyle buyurdu: “Yapamazsınız, bu akrep bu genci sokmak için görevlendirilmiştir.” Sonra akrep öne gelmeye başladı. Bu sırada başka bir akrep hızla gelmeye başladı. Birinci akrep onun üzerine çıkarak gencin ayak baş parmağını soktu.”

***

Ayetullah Ensari Hamedani’nin makamını ancak irfanda doruk noktasına çıkmış Allame Gazi gibileri bilir. Allame Gazi onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ayetullah Ensari, “tevhidi” ilahi feyyaz mebdesinden direk olarak alan tek kişidir. Ve üstatsız olarak bu alemlerin talim ve eğitimini idrak etmiştir.  

Ayetullah Ensari Hamedani’nin oğlu Ahmet Ensari, şöyle anlatıyor:

“Merhum babam, keramete ve bu tür şeylere itina etmezdi. Elbette öğrencilerine de eğer insan bu tür şeylere gönlünü kaptırırsa ilahi kurba eremez ve yolda kalır derdi. Babam şöyle buyururdu: insan şer’i olarak cihatta bulunursa bütün ilahi görüntülerin aynası olur. Bunun lezzeti ne tadılabilir ne de anlatılabilir.”  

Namazda Düşüncelerin Dağılmaması

Üstat Kerim Mahmut Hakiki şöyle anlatıyor: “Bir gün Ayetullah Ensari’ye namazlarda düşüncemin dağılmaması için bana bir destur buyurun dedim. Şöyle buyurdu: Nafileleri terk etme ve hayvani yiyecekler az ye.” 

ABNA.İR


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır