Mir’acu’s Saadet kitabından (9)

İnsanı Yönlendiren Deruni Sıfatlar

  • News Code : 323239
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA
Brief

Birçok insan dünyayı dünya için terk etmiş ve dünyevi bazı lezzetleri de daha büyük lezzetleri elde etmek için terk etmişlerdir. Bu tür insanlar iffet faziletine sahip değillerdir. Ve yine bazıları çaresizlik ve yokluktan, imkân ve güçlerinin olmamasından veya onların birçoğundan nefret edildiğinden, bazı hastalıkların oluşabileceğinden ve hoş olmayan şeylerin tedirginliğinden veya insanların kınamasından çekindiklerinden dolayı (dünyevi) lezzetleri terk etmişlerdir. Dolayısıyla bu tür insanlara da iffetli insan diyemeyiz. Birçok insan kırsal alanlarda ve dağlarda yaşayan insanlar gibi, lezzetleri bilmedikleri ve onların tadına varamadıkları için bazı lezzetleri terk ederek peşi sıra gitmemektedirler. Bu da iffet sıfatı değildir. Bilakis iffet sıfatına sahip kişi şu özelliklere sahiptir: “Güçlü, kuvvetli ve sağlıklı bir şekilde, lezzetlerin mahiyetini bilerek, elde edilmesi için gerekli araç ve gereçlerin olmasıyla, maraz ve afetlere düşme tedirginliğini yaşamadan, dışsal bir engel olmadan, dünyevi lezzetleri elde etmek için şeriat ve akıl hükümlerinin dışına çıkmayandır.”

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-

“AKIL KUVVESİ KÜLLİYATI, VEHİM KUVVESİ CÜZİYATI İDRAK EDER”İN AÇIKLANMASI

Bil ki: akıl ve vehim kuvveleri işleri idrak ederler, ancak akıl kuvvesi külliyatı, vehim kuvvesi cüziyatı idrak eder. Bedenden çıkan her bir fiil cüzi fiillerdir. Fiillerin cüziyatında bedeni harekete geçirmenin başlangıcı vehim kuvvesinin tefekkür ve düşüncesindedir. Bundan dolayı onu “ameli akıl” ve “amile kuvve” diye adlandırmışlar, birincisini ise “nazari akıl” ve “akıl kuvvesi” diye.

Gazap ve şehvet kuvvelerinin görevi bedeni harekete geçirmektir. Her ikisi de bedenin hareket mebdesidir, ancak gazap; bedende olan gereksiz şeylerin def edilmesi için bedeni harekete geçirme mebdesi, şehvet ise bendene gerekli şeylerin elde edilmesi için bedeni harekete geçirme mebdesidir.

Akıl kuvvesi sairi kuvvelere galip gelir ve hepsini kendisine muti ederse elbette o zaman bütün kuvvelerin fiil ve tasarrufları doğru ve sahih olacak ve nefis memleketi insaniyet kaynağı olarak düzenli ve münezzem olacaktır. Böylelikle her bir kuvve için arınma ve temizlik oluşacak ve her birine kendilerine mahsus faziletler verilecektir.

Akıl kuvvesinin terbiye ve temizliğinden sonra “hikmet” sıfatı oluşur. Amile kuvvesinin terbiye ve arınmasından sonra “adalet” melekesi zahir olur. Gazap ve öfke kuvvesi terbiye olup arındıktan sonra “şecaat” sıfatı elde edilir. Şehvet kuvvesi terbiye edilip arındıktan sonra ise “iffet” huyu oluşur. Bu dört sıfat faziletli ahlak cinsindendir ve diğer güzel sıfatlar bu sıfatlardan oluşur. Bu dört sıfat mastardırlar. Örneğin “hikmet” feraset, kıvrak zekâlılık, güzel tedbir, tevhit ve bu gibi şeylerin kaynağı, “şecaat” sabır, yüce himmet, hilim, vakar ve bunun gibi şeylerin kaynağı, “iffet” cömertlik, hayâ, emanet, güzel yüzlülük ve bunun gibi şeylerin sebebi olur.    

Böylelikle, bütün güzel ahlakın kaynağının bu dört fazilet olduğu anlaşıldı.

Birincisi “hikmet”tir: varlıkların hakikatini olduğu gibi tanımak anlamına gelmektedir. Bu da iki kısımdan oluşur: “nazari hikmet”: varoluşları bizim ihtiyar ve tekelimizde olmayan varlıkların hakikatlerine ilimdir. İkincisi ise “ameli hikmet”: varoluşları bizim ihtiyar ve tekelimizde olan varlıkların hakikatlerine ilimdir. Örnek olarak: bizden ortaya çıkan bazı eylem ve fiiller.  

İkincisi “iffet”tir: şehevi kuvvenin akıl kuvvesine itaat edip muti olması, sahibinin heva ve heveslerine ibadet ve kulluk etmesinden kurtulup özgürlerden olana kadar, akıl kuvvesinin emir ve nehiylerine serkeşlik etmemesi manasına gelir.    

Üçüncüsü: “şecaat”tir: gazap kuvvesinin akıl kuvvesine boyun eğip emirlerine itaat etmesi, aklın itiraz ettiği tehlikeli ve helak edici yerlere kendisini atmayan ve aklın ıstırap duyulmaz diye hüküm verdiği yerlerde mustarip olmaması manasına gelir.

Dördüncüsü “adalet”tir: amile kuvvesinin akıl kuvvesine itaat etmesi ve beden memleketinde yapılan bütün tasarruflarda akıla tabi olması veya akıl ve şeriatın iktidar ve saltanatında gazap ve şehveti durdurma hususundaki tasarruf manasına gelir.

Bazıları adaleti bütün kuvvelerin birleşimi, akıl kuvvesinin hâkim olduğunda ittifak ve onlarda hiçbir şekilde muhalefet gözlenmeden onun emir ve nehiylerini yerine getirmesidir, diye açıklamıştır. Hakirin saygıdeğer babası –Allah toprağını bol etsin- “cami-u saadat” kitabında: birinci görüşü benimseyerek şöyle buyurmuştur: “bazı ahlak üstatları adaletin tarifinde ikinci görüşü ve başka görüşleri dile getirmişlerdir, bu tarifler onun levazımlarındandır aynısı değildir.”[1]      

AMİLE KUVVESİNİN PATRONLUĞU

Bütün faziletlerin cinsi zikredilen dört faziletin cinsindendir ki her biri dört kuvvenin her birinin terbiye olup temizlenmesiyle oluşur. Diğer fazilet ve güzel ahlak bunların çatısı altındadır. Olayını anladıktan sonra bil ki: birçok ahlak uleması bu dört faziletin her biri için onların çatısı altında bulunan kısımlar zikretmişlerdir.

Ancak Hakirin saygıdeğer babası –Allah rahmet etsin- “Cami-u Saadet” kitabında buyurmuştur ki bu, bilinen görüşün iktiza ettiği şeyin hilafınadır, zira anlaşıldı ki: adalet; akıl, gazap ve şehvet kuvvelerinin patronluğunda amile kuvvesinin akıl kuvvesine itaat etmesiyle zahir olur. Bütün faziletli sıfat ve güzel ahlak amile kuvvesinin diğer üç kuvveye patronluğu sebebiyle olur. Böylelikle her güzel sıfatın hakikati bu üç kuvveden ve ona mensup olur. O faziletin o kuvvelerden hâsıl olması da amile kuvvesi vasıtasıyla ve onun koruması, rabıt vermesi ve patronluğunda olur. Ancak, onun mastar ve kaynağının hakikati başka kuvvelerden olmasıyla birlikte, bunun olmaması o faziletin amile kuvvesine nispet verilmesine sebep olmaz. Aynı şekilde her ne zaman amile kuvvesi akıl kuvvesine muti olmasa, diğer kuvvelerin kötülüklerini ona nispet vermezler. Akıl kuvvesine tam bir itaat ve bağlılık olmadan amile kuvvesi için hiçbir emir baki kalmaz. Bununla anlaşılır ki: bunun kendisi kemalin gayetinde fazilettir ve onun yokluğu ise azaba sebep olan alçaklıktır. Belki bütün fazilet ve alçaklıklar bu ikisinin gereklerindendir, lakin başka faziletin doğmasına sebep olmalı ve yokluğu da başka bir alçaklığın doğmasına sebep olmalı ki bu üç kuvve haricindeki şeylere bağlılığı olmazsa olmaz. Belki fazilet ve alçak sıfatlardan her biri amile kuvvesi vasıtasıyla akıl, gazap veya şehvet kuvvesine bağlıdır. Akıl kuvvesinden patronluk ve yöneticilik haricinde kendi başına fazilet ve alçaklık oluşmaz. Eğer her faziletin oluşma isnadı akıl kuvvesinde idiyse, kayıt edilmiş bütün faziletlerin akıl kuvvesinden olması gerekir ve hepsinin adalet çatısı altında toplanması gerekirdi. Bazı faziletleri, bazılarını katmadan adaletin çeşitlerinden saymak doğru olmaz.

Böylelikle doğru görüşün iktiza ettiği şey budur ki: bütün faziletler o üç kuvvenin yani:  “hikmet”, “şecaat” ve “iffet”in tahtı altındadır ve onların zıtları ise “akile”, “gazap” ve “şehvet” kuvvelerine bağlıdır, denilmesi gerekmektedir.

Bununla anlaşılmaktadır ki: bütün güzel ve kötü sıfatlar bir grupturlar ki zikredilen bu üç kuvvenin tahtı altındadırlar. Bunların zıtları ise amile kuvvesinin patronluk ve yöneticiliğinde akile, gazap ve şehvet kuvvelerinden birine ya onlardan ikisine veya üçüne bağlıdır.

Onlardan birine bağlı olduğuna dair örnekler: “ilim ve cehalet” akile kuvvesine bağlıdır, “yumuşak huyluluk ve gazap” gazap kuvvesine bağlıdır ve “hırs ve kanaat” şehvet kuvvesine bağlıdır.

Onlardan ikisi veya üçüne bağlı olduğuna dair örnekler: bir grup cinstir ki bir kısmı bir kuvveye bir diğer kısmı başka bir kuvveye bağlıdır. Örneğin: “makam, mevki sevgisi” eğer bundan maksat halka üstünlük ve tasallut kurmak ise bu gazap kuvvesine aittir. Eğer ondan maksat mal biriktirmek ve yemek ve cinsel ilişkiyi düzeltme ve ıslah ise bu şehvet kuvvesine bağlıdır. Aynı şekilde “haset” eğer ondan maksat düşmanlık olursa gazap kuvvesinin çirkinliklerindendir ve eğer ondan kasıt haset edilen kişinin nimetlerin azaltılması isteği ise şehvet kuvvesinin alçaklıklarındandır.

Veya onun için iki veya üç tane o sıfatın fazilet ve alçaklığında veya o grubun kısımlarında iştirak noktası vardır. Örneğin: menşesi düşmanlık olan “haset” veya haset edilen kişiden nimetlerin sona ererek, o nimetlerin haset eden kişiye ulaşmasını umması ve ayrıca örneğin: “bencillik”, eğer insan hayrı olmayan bir şeye zaten temayüllü olursa, onu cehalet yolundan hayır sanır.

Böylelikle eğer o şey şehvet kuvvesinin iktiza ettiği bir şey olursa, akile ve şehvet kuvvesine bağlı alçak bir sıfat olacaktır ve eğer o şey gazap kuvvesinin iktiza ettiği bir şey olursa, akile ve gazap kuvvesine bağlı alçak bir sıfat olacaktır ve eğer o şey gazap ve şehvet kuvvesinin iktiza ettiği bir şey olursa, akile, gazap ve şehvet kuvvesine bağlı alçak bir sıfat olacaktır.      

Bir sıfatın değişik kuvvelere bağlı ve onların fazilet ve alçaklıklarından olmasından kasıt ise şudur: o kuvvelerin her biri için o sıfatın oluşması ve ortaya çıkmasında eserinin olması gerekir. Bu şekilde ki: en azından onun faili illeti olmalıdır. Böylelikle, eğer kuvvenin dehaleti mücerret sıfatın oluşmasına sebep olmuşsa bu manada ki: o kuvve diğer kuvvenin o sıfatı oluşturmasına sebep olmuştur, ikinci kuvve onu vücuda getirmiştir ama birinci kuvvenin sebebiyle. O sıfat ikinci kuvvenin taallukatlarından sayılır birincisinin değil. Örneğin şehvet kuvvelerinin yumuşaklığından birinin telef olmasıyla oluşan öfkenin ki gerçekte gazap kuvvesine bağlıdır. Eğer gazap kuvvesi bu öfkenin oluşmasını sağlamış ve şehvet kuvvesi olmuşsa.

Bütün fazilet ve alçaklıkların akile, gazap ve şehvet kuvvelerinden birine veya onlardan iki veya üç kuvveye bağlı olduğunu öğrendikten sonra, bil ki değerli babamın “Cami-u Saadat” kitabında belirttiği gibi biz de bu kitapta; öncelikli olarak akile kuvvesine bağlı olan güzel sıfatlar ve kötü sıfatları açıklayacağız, sonra gazap kuvvesine bağlı olan şeyleri açıklayacağız. Ondan sonra şehvet kuvvesine bağlı olan sıfatları en sonunda da iki veya üç kuvveye bağlı olan sıfatları açıklayacağız.

DÜŞÜK SIFATLARIN CİNS VE TÜRÜ

Hiç şüphe yoktur ki: her bir güzel sıfatın onun zıttı olan mukabilinde kötü bir sıfat vardır. Bütün faziletlerin cinsinin dört olduğunu öğrendikten sonra, artık alçak sıfatların cinsinin de dört olduğu malum olur:

Birincisi: cehalet, hikmetin zıttı dır.

İkincisi: korku, şecaatin zıttı dır.

Üçüncüsü: hırstır, iffetin zıttı dır.

Dördüncüsü: zulüm, adaletin zıttı dır.

Ancak bu, işin başında ve görüşün başlangıcında böyledir, konunun incelenmesi şöyledir ki: her bir faziletin korunmuş ve muayyen olunmuş bir haddi varıdır. Orta ve vasat derecesi gibidir ister ifrat tarafına tecavüz edilsin ister tefrit tarafına alçak sıfatla neticelenir.  

Böylelikle her sıfat daire merkezi yerine bir fazilettir ki orta ve vasattır ve alçak sıfatlar merkezin ortasında veya etrafındaki sairi noktalar konumundadır ve hiçbir şüphe yoktur ki merkez muayyen bir noktadır ve diğer noktalar etraf ve kenarındaki sınırsız noktalar olarak tasavvur edilir.   

Bununla birlikte, her bir fazilet sıfatı mukabilinde sınırsız bir alçak sıfat olacaktır ve her bir fazilet sıfatından her ne yöne saparsa alçak sıfatların kucağına düşmesine sebep olacaktır. Övülen sıfatların tarikinin sulukunda istikamet etmek, doğru hatta hareket konumundadır ve ondan sapmak alçaklığa mürtekip olmaktır. Doğru ve müstakim hat iki nokta arasında olmayıp sadece birinde olduğundan ve onlar arasındaki eğri hatların sınırsız olmasından dolayı, böylelikle bir yol haricinde güzel sıfatta istikamet olmadığından ve ondan sapmak sayısız yollardan sapmak anlamına gelecektir.

Kötü ve şer sebeplerinin hayır ve iyilik sebeplerinden fazla olmasının illeti budur ve bir muayyen şeyin sınırsız işlerde bulunması problem ve orta ve vasatı pek çok etraf arasında bulmaktan daha problemlidir. Böylelikle onda istikamet ederek sebat etmek her ikisinde de zor ve meşakkatlidir, bundan dolayıdır ki ahlak arasında vasat ve ortayı aramak ki o itidal haddi ve onda istikamettir, çok zor ve güçtür. Bu sebepten dolayı “Hud” suresi yaratıcının seçilmiş kuluna sunulduktan sonra orada O hazrete emir olundu ki:

فاستقم كما امرت” yani: “O halde sen, emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”[2] 

 Hazret buyurdu: شيبتنى سورة هود yani: “hud suresi beni yaşlandırdı.”[3] 

Gizli kalmasın ki orta ve vasat hakiki ve izafi olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Hakiki yani:  nispet verilen her iki tarafta hakikaten eşit olmalıdır. Örneğin: dördün iki ve altıya olan nispeti gibi. İzafi vasat ise: örfte hakikiye yakındır. Bazıları ise cins ve tür için mümkün olan hakiki vasata daha yakın olduğunu söylemiştir. Ahlak ilminde muteber olan ve onda sebat ve istikamet edilmesi istenen vasat izafi vasattır, zira hakiki vasatı bulmak ve ona kavuşmak müşkül ve onda istikamet ve sebat etmek mümkün değildir. İzafi vasatın muteber olması ve onda ihtilafın mümkün olması bu cihettendir ki: “övülmüş sıfatlar” bazen eşhas, bazen haller ve bazen de vakitlerin değişmesiyle muhtelif olur. Böylelikle izafi vasat mertebeleri arasında bir mertebe bir şahıs nazarında, bir halde ve bir vakitte fazilet ve onun haricindekilere nispetle alçaklık sayılabilir.

Devam edecek..

ABNA24.COM

...................................................................................................

[1] . Cami-u Saadat, c.1, s.53

[2] . Hud suresi: 112

[3] . Mecmeu’l-Beyan, c.3, s.140 (az bir farklılıkla)


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır