$icon = $this->mediaurl($this->icon['mediaID']); $thumb = $this->mediaurl($this->icon['mediaID'],350,350); ?>

İmam Cevad’dan Allah ve İmametle İlgili Hadisler

  • News Code : 469727
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

Emir’ül-Müminin Hz. Ali, Hz. Hasan ile birlikte geliyordu. O (Hasan b. Ali), Selman'ın eline tutunmuştu. Mescid-i Haram'a girdi ve oturdu. O sırada güzel görünümlü ve düzgün giyimli bir adam çıkageldi, Emir'ül-Mü'minin'e selâm verdi. Selâmını aldı. Adam oturdu.
Sonra dedi ki: "Ey Emir'ül-Mü'minin, sana üç soru soracağım, eğer bunları bana haber verirsen, o zaman anlarım ki, Peygamberden hemen sonra seni halife seç­meyerek seninle ilgili bir kabahat işleyen topluluk, kendi aleyhine olan bir tavır içi­ne girmiştir. Onlar dünya ve ahirette güven içinde değildirler. Eğer cevap veremezsen, o zaman anlarım ki, seninle onlar arasında herhangi bir fark yoktur."

Emir'ül-Mü'minin (Ali b. Ebu Tâlib aleyhisselâm): «İstediğini bana sor.» dedi.

Adam dedi ki: "Adam uyuduğu zaman ruhu nereye gider? Adam bir şeyi nasıl hatırlar ve nasıl unutur? Adamın çocukları nasıl amcalarına ve dayılarına benzer?"

Emir'ül-Mü'minin Hasan'a döndü ve dedi ki:

«Ey Ebu Muhammed (Hasan b. Ali aleyhisselâm), bu sorulara cevap ver.»

Hasan (aleyhisselâm) sorulara cevap verdi.

Bunun üzerine adam dedi ki: "Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur ve buna her zaman şahitlik ederim. "Şahitlik ederim ki, Muhammed Allah'ın Resulü­dür ve buna her zaman şahitlik ederim. Şahitlik ederim ki sen -Emir'ül-Mü'minin'e işaret ederek- Allah'ın Resûlü'nün (sallallahu aleyhi ve âlihi) vasisisin, onun hüccetini ikame edensin ve her zaman buna şahitlik ederim. -Hasan'a işaret ederek- Şahitlik ederim ki sen, onun vasisi ve hüccetini ikame edensin. Şahitlik ederim ki Hüseyin b. Ali, onun vasisi, kardeşi ve ondan sonra onun hüccetini ikame edendir. Şahitlik ede­rim ki Ali b. Hüseyin, Hüseyin'den sonra, onun emriyle imam olarak kâimdir. Şahit­lik ederim ki Muhammed b. Ali, Ali b. Hüseyin'in emriyle kâim olan imamdır. Şa­hitlik ederim ki Cafer b. Muhammed, Muhammed'in emriyle kâim olan imamdır. Şa­hitlik ederim ki Musa, Cafer b. Muhammed'in emriyle kâim olan imamdır. Şahitlik ederim ki Ali b. Musa, Musa b. Cafer'in emriyle kâim imamdır. Şahitlik ederim ki Muhammed b. Ali, Ali b. Musa'nın emriyle kâim olan imamdır. Şahitlik ederim ki Ali b. Muhammed, Muhammed b. Ali'nin emriyle kâim olan imamdır. Şahitlik ede­rim ki Hasan b. Ali, Ali b. Muhammed'in emriyle kâim olan imamdır.

Şahitlik ederim ki Hasan'ın soyundan bir adam, zuhur edinceye kadar künye­si ve adıyla anılmayacaktır. Zuhur edince bütün yeryüzünü, daha önce zulümle dol­duğu gibi adaletle dolduracaktır. Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun ey Emir'ül-Mü'minin!" Sonra adam kalkıp gitti.

Emir'ül-Mü'minin (Ali b. Ebu Tâlib aleyhisselâm): «Ey Ebu Muhammed (Hasan b. Ali aleyhisselâm), onu takip et bakalım nereye gidiyor.» dedi.

Hasan b. Ali (aleyhisselâm) dışarı çıktı ve şöyle dedi: «Ayağını mescidin dışına koymuştu ki, Allah'ın arzının neresine gittiğini anlayamadım.»

Emir'ül-Mü'minin (aleyhisselâm)’a dönüp olanları haber verdim.

Dedi ki: «Ey Ebu Muhammed, onun kim olduğunu biliyor musun?»

Dedim ki: «Allah, Resulü ve Emir'ül-Mü'minin daha iyi bilir.»

Dedi ki: «O, Hızır (aleyhisselâm)’dı[1]

***

İmam Hadi (aleyhi selâm) ve İmam Cevad’dan (aleyhi selâm) şöyle rivayet edilmiştir:

“Kim Allah’ın cisim olduğunu söylerse, ona zekât vermeyin ve arkasında namaz kılmayın.”

Abdurrahman b. Ebu Necran şöyle rivayet eder:

Ebu Cafer Sâni’ye (İmam Muhammed b. Ali aleyhi selâm) tevhidle ilgili bir soru sordum ve dedim ki: "Allah'ı "şey" olarak tasavvur edebilir miyim?

Buyurdu ki: “Evet, ama aklen kavranamayan, sınır biçilemeyen bir şey. Senin zihninde beliren bir şey o'ndan ayrıdır. Hiçbir şey O’na benzemez, zihinler O’nu kavrayamaz. Zihinler nasıl O’nu kavrayabilsinler ki, O, aklen algılanan her şeyden ayrıdır, zihinlerde tasavvur edilen her şeyden farklıdır; ancak aklen algılanamayan ve sınır biçilemeyen bir şey olarak tasavvur edilebilir.”

***

Hüseyin b. Said şöyle rivayet eder: Ebu Cafer Sani’ye (İmam Muhammed b. Ali el-Cevâd aleyhi selâm) soruldu:

“Allah şeydir demek, caiz midir?”

Dedi ki: “Evet, ama O’nu iki sınırlandırmanın dışında tutmak koşuluyla. Biri ilâhlığını geçersiz kılacak sınır, diğeri de başka varlıklara benzeme sınırı.”

Ebu Haşim el-Caferî şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Cafer-i Sâni'nin (İmam Muhammed b. Ali el-Cevâd aleyhi selâm) yanındaydım. Bir adam ona bir soru sordu ve dedi ki: "Allah Tebareke ve Teâlâ’nın kitabında Onun bazı isim ve sıfatlarından bahsediliyor. Bu isim ve sıfatlar Allah'ın kendisi midirler?"

Ebu Cafer (aleyhi selâm) buyurdu ki:

“Bu sözlerin iki boyutu vardır. Eğer sen, bunlar O mudur? Derken O'nun sayısal anlamda çokluk olup olmadığını soruyorsan yüce Allah bundan münezzehtir. Şayet, bu isim ve sıfatların her zaman var olduklarını kastediyorsan "her zaman olmak"ın iki anlamı vardır. Şayet bunların Allah katında bilgisi dâhilinde olduklarını, Allah 'in bu isim ve niteliklere müstahak olduğunu kastediyorsan bu söylediğin doğrudur.

Şayet sen, bu isim ve sıfatların tasvirlerinin, hecelenişlerinin ve harflerinin her zaman var olduklarını kastediyorsan Allah ile beraber başkasının var olduğunu tasavvur etmekten Allah'a sığınırız. Bilâkis Allah vardı, yaratılmışlar yoktu.

Sonra bu isim ve sıfatları kendisiyle yarattığı varlıklar arasında birer aracı olmaları için yarattı ki, yaratılmışlar bunlar aracılığıyla O'na yakarıp dua etsinler, O'na kulluk sunsunlar. Buna Allah'ı zikretme diyebiliriz. Allah vardı ve zikretme yoktu. Zikir ile anılan, her zaman var olan kadîm Allah'tır.

İsim ve sıfatlar ise mahlûkturlar. Bunların anlamları ve maksatları ise farklılaşma ve kaynaşma şanına yakışmayan yüce Allah'tır. Ancak bölünen bir madde farklılaşır ve birleşip kaynaşır. "Allah birleşimdir. Allah azdır veya çoktur." denemez. O, zatıyla kadîmdir. Çünkü "bir"in dışındaki her şey bölünür. Allah ise birdir, bölünmez, azlık ve çoklukla tasavvur edilmez. Bölünen veya azlık ve çoklukla nitelenen her şey mahlûktur ve yaratıcısına delâlet eder.

"Allah her şeye güç yetirir." dediğin zaman O'nu hiçbir şeyin aciz bırakmayacağını anlatmış oluyorsun. Böylece kullandığın ifadeyle acizliği O'ndan olumsuzlamış, acizliği O'nun gayrisi kılmış olursun.

Aynı şekilde "Allah âlimdir." dediğin zaman da, telâffuz ettiğin sözle cehaleti O'ndan olumsuzlamış ve cehaleti O'nun gayrisi kılmış olursun. Allah her şeyi yok ettiği zaman sureti, heceleri ve teker teker harfleri de yok eder. İlmi her zaman var olan Allah hep vardır.” Bunun üzerine adam şöyle dedi:        

Öyleyse Rabbimizi nasıl işiten olarak isimlendiriyoruz?

Buyurdu ki: “Çünkü kulaklarla algılanan şeyler O'na saklı kalmaz. Biz O'nu, başta bulunan kulak şeklinde anlaşılan bir organla nitelendirmiyoruz. Aynı şekilde O'nu gören olarak da nitelendiriyoruz; çünkü gözlerle görülen renk, cisim gibi şeyler O'na saklı kalmaz. Fakat O'nu görme organı gözle nitelendirmeyiz. Aynı şekilde sivrisinek ve ondan daha küçük şeyleri, onların gelişip serpilme yerlerini, şuurlarını, cinsel arzularını, yavrularına karşı şefkatli oluşlarını, bazısının bazısıyla birleşmesini, dağlarda, çöllerde, vadilerde, ıssız yerlerdeki yavrularına yiyecek ve içecek götürüşlerini bilen latîf ilminden dolayı O'nu latîf olarak da isimlendiririz. Bundan dolayı sivrisineğin ve ondan daha küçük başka varlıkların yaratıcısının keyfiyetsiz olarak latîf olduğunu biliriz. Keyfiyet, şekillendirilen, biçim verilen mahlûklar için geçerli bir durumdur. Sonra Rabbimizi kuvvetli olarak isimlendiririz; ama yaratılmış varlıklarda gözlemlediğimiz türden şiddetle vurup kapma anlamında bir kuvvet değil. Eğer Allah'ın kuvveti, kulların sahip olduğu anlamda şiddetle vurup kapma niteliğine sahip bir kuvvet olsaydı o zaman kuvvetler arasında benzerlik meydana gelirdi ve kuvvette artma ihtimali baş gösterirdi. Bir şey de artma ihtimali varsa eksilme ihtimali de vardır. Eksik olan ise kadîm olmaz. Bir şey kadîm değilse acizdir. Dolayısıyla bizim Rabbimiz Tebareke ve Teâlâ’nın benzeri, karşıtı, eşi, keyfiyeti, sonu yoktur ve gözlerle görülmez. Gönüllerin O'nu bir şeye benzetmeleri, zihinlerin O'na sınır biçmeleri, vicdanların O'nu oluşum gibi tasavvur etmeleri haramdır. O, yarattıklarının âletlerine, var ettiklerinin özelliklerine sahip olmaktan yücedir, uludur, büyüktür.”

***

Ebu Haşim Caferî şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Cafer Sâni’ye (İmam Muhammed b. Ali aleyhi selâm) "Allah'ın bir olmasının ne anlama geldiğini sordum."

Buyurdu ki: “Bütün dillerin O’nun vahdaniyetinde toplanmasıdır.” 

***

Ebu Haşim Caferî şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Cafer Sâni’ye (İmam Muhammed b. Ali aleyhi selâm) "Allah'ın bir olmasının ne anlama geldiğini sordum."

Buyurdu ki: “Bütün dillerin O’nun vahdaniyetinde toplanmasıdır Aziz ve celil olan Allah’ın burada söylediği gibi: “Andolsun ki onlara, «Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye sorsan, mutlaka «Allah...» derler. (Lokman, 25 ve Zümer, 38)”

ABNA.İR



[1] - Bu rivayeti, Ebu Haşim Davud b. Kasım el-Caferî, Ebu Cafer Sani (Muhammed b. Ali el-Cevad aleyhisselâm)'dan nakletmiştir. Usul-u Kâfi.