Bakara Suresinin Tefsiri (87 – 103) (7)

  • News Code : 661572
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ (87)

87- “Ant olsun ki, Mûsa'ya Kitab verdik, ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya beyyineler (apaçık deliller) verdik, onu Ruh’ul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz?”
Bu ayet Allah’ın insanları hidayet etmek için sürekli lütfünü beyan etmektedir...

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ (87)

87- “Ant olsun ki, Mûsa'ya Kitab verdik, ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya beyyineler (apaçık deliller) verdik, onu Ruh’ul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz?”
Bu ayet Allah’ın insanları hidayet etmek için sürekli lütfünü beyan etmektedir... 

Musa (a.s)’ın yanı sıra Davut, Süleyman, Yuşa, Zekeriya ve Yahya gibi peygamberler gelmiş, sonra da Ruh’ul-Kudüs[1]ile teyid edilen Hz. İsa apaçık delillerle gönderilmiştir. Ama İsrailoğulları isyan yolunu tutturarak ilahi hidayeti kabul edeceklerine yalanlama ve peygamberleri öldürme yoluna koyuldular.

Mesajlar ve Nükteler

1- Tarih boyunca bütün insanlar ilahi önderlere ihtiyaç duymuşlardır. “Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik” Talim ve terbiye asla tatil edilmemiştir.

2- peygamberlerin yolu sürekli insanların arzularıyla uyumlu değildir. Bazen heves ve arzularına karşıdır. “Nefsinizin hoşlanmadığı”

3- peygamberler hedeflerini gerçekleştirmek için canları pahasına direnmişlerdir. “Bir kısmını öldürür müsünüz?”

4- Melekler peygamberlere yardım ediyorlardı. “Ruh’ul-Kudüs ile teyid ettik. ”

5- Heva ve heveslerine uymak, insanı maalesef peygamberleri öldürmeye kadar götürür.

6- Hakka teslim olmayan müstekbirdir. “nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslarsınız. ”

وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَل لَّعَنَهُمُ اللَّه بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلاً مَّا يُؤْمِنُونَ (88)

88- “Kalplerimiz perdelidir” dediler, hayır, Allah küfürlerinden dolayı onları lânetlemiştir. Onların pek azı iman ederler. ”

Tefsir

Zahiren bu alaycı cevap peygamberler karşısında bütün müşriklerin sloganı olmuştur. Örneğin Hz. Şuayb’a da cevap olarak şöyle dediler: “Ey Şuayb biz senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. ”[2] Hakeza Fussilet Suresinde de Kur’an ayetleri karşısında şöyle dedikleri nakledilmektedir: “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır”[3] Bu ayette de şöyle buyurulmuştur: “Kalplerimiz perdelidir. ” “Gulf” kelimesi “perdeli, kılıflı” manasına gelen “eğlef”in çoğuludur.

Mesajlar ve Nükteler

1- Şekavet ve sefaletin nedenleri insanın bizzat kendisidir. Eğer bir insan Allah’ın lanet ve gazabına uğruyorsa bu kendi küfrü ve inadı sebebiyledir. “Allah küfürlerinden dolayı onları lânetlemiştir”

وَلَمَّا جَاءهُمْ كِتَابٌ مِّنْ عِندِ اللّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ وَكَانُواْ مِن قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَمَّا جَاءهُم مَّا عَرَفُواْ كَفَرُواْ بِهِ فَلَعْنَةُ اللَّه عَلَى الْكَافِرِينَ (89)

 89- “Daha önce küfredenlere karşı kendilerine yardım/zafer gelmesini bekledikleri halde Allah katından onlara, kendilerinde olanı (Tevrat’ı) tasdik eden Kitab ve tanıdıklar (Peygamber) gelince ona küfrettiler. Allah'ın lâneti, küfredenlerin üzerine olsun. ”

Tefsir

Bu ayet de Yahudilerin inat ve heva/heveslerine uyduklarına dair bir başka sahneyi sergilemektedir. Onlar İslam’dan önce peygamberleri bekliyorlar ve birbirlerini zaferle müjdeliyorlardı. İmam Sadık (a.s)’ın da buyurduğu gibi: “Onların Medine’de ikamet etmelerinin sebebi de Peygamber’in Medine’ye hicret edeceğini bildiklerindendi. ” Orada bir taraftan ticaret yaparken bir tarafta da Peygamber’in zuhurunu bekliyorlardı. Ama Tevrat’da yer alan özelliklere uyduğu halde İslam Peygamberi zuhur edince hemen inkar ettiler.

Mesajlar ve Nükteler

1- Başkalarının gerçeklerini kabul etmek ve onları etkilemenin bir yoludur. Kur’an defalarca Tevrat ve İncil’i tasdik meselesine işaret etmiştir.

2- Diğer dinlerin taraftarlarıyla ilişkide de insaf, hakkı görme, zahmetlerini/hizmetlerini takdir etme ve ilmi/duygusal davranışları da unutmamak gerekir. “Tasdik edici. ”

3- Her bekleyiş ve karşılamaya istinat etmek doğru değildir. Nitekim Yahudiler yıllar önce Medine’ye yerleşip peygamberleri bekledikleri halde, amelde inkar ettiler.

4- İlim tek başına yeterli değildir, teslim ruhu da gereklidir. Yahudiler özellikle de alimleri İslam Peygamberi’ni kendi çocukları gibi tanıyorlardı. Ama bütün bu ilme rağmen inkar ettiler.

5- Aşk ve bekleyişinizle gururlanmayın, amelde insan değişebilir ve Allah korusun bugün dua ederken yarın tam aksini yapabilirsiniz.

6- Devrimci olmak önemli değildir, devrimci kalmak önemlidir.

بِئْسَمَا اشْتَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ أَن يَكْفُرُواْ بِمَا أنَزَلَ اللّهُ بَغْياً أَن يُنَزِّلُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ فَبَآؤُواْ بِغَضَبٍ عَلَى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُّهِينٌ (90)

90-“Allah'ın kullarından dilediğine fazlından indirmesine isyan ederek, Allah'ın indirdiğini küfretmekle, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. Kâfirlere alçaltıcı bir azab vardır. ”

Tefsir

Burada Onların küfür nedenleri beyan edilmiştir. Yahudiler, Allah’ın neden istediğine vahiy ettiğine itiraz ediyorlardı. Yani onlar neden İsrailoğulları’ndan birine vahiy edilmediği soruyor, kıskanıyorlardı. Bu kıskançlık ve küfürleri karşılığından kendilerini sattıkları şey ne de kötüydü.

Mesajlar ve Nükteler

1- Küfür karşılığında kendini satmak kötü bir muameledir.

2- Küfrün mayası hasettir. İsrailoğulları peygamberin kendi soylarından olmasını istiyordu. Bu isteklerine ulaşamayınca kıskanıp inkar ettiler.

3- İnsanın hoşnutsuzluğu Allah’ın hikmete dayalı lütfünde hiçbir etkiye sahip değildir. Allah kendi risaletini kime teslim edeceğini herkesten iyi bilmektedir.

4- En kötü ticaretin özelliği, satıcının en değerli şeyi olan şahsiyetine karşılık küfrü ve ilahi gazabı satın almasıdır.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ بِمَا أَنزَلَ اللّهُ قَالُواْ نُؤْمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرونَ بِمَا وَرَاءهُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقاً لِّمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنبِيَاء اللّهِ مِن قَبْلُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ (91)

91- “Hani onlara, “Allah'ın indirdiğine iman edin” denildiğinde “Bize indirilene iman ederiz” derler. Ondan başkasına küfrederler; halbuki o (Kur’an), ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak (Kitap)’tır. Onlara de ki: “Eğer iman etmiştiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”

Mesajlar ve Nükteler

1- İslam tüm ümmetleri davet etmektedir. “Kendilerine denilince”

2- Irk ve kavim asıl gerçek değildir. İsrailoğulları sadece kendilerinden olan peygambere inanacaklarını söylemektedir. Kur’an bu tür düşünce tarzını şiddetle kınamaktadır.

3- Bağnazlık ve tekelcilik yasaktır. Onlar nübüvvetin İsrailoğulları’nda tekelleşmesini istiyorlardı.

4- Yalancı rezil rüsvadır. Eğer siz gerçekten İsrailoğulları’ndan olan tüm peygamberlere iman ettiyseniz o halde neden Yahya ve Zekeriya gibi İsrailoğulları’ndan olan peygamberleri katlettiniz.

5- İman etmenin ölçüsü hakkaniyet olmalıdır. “Ve o haktır. ”

وَلَقَدْ جَاءكُم مُّوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِن بَعْدِهِ وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ (92)

92- “Andolsun ki, Mûsa size beyyineler (mucizeler) getirdi, sonra ardından kendinize zulmederek buzağıyı (ilah olarak) benimsediniz. ”

Tefsir

Muhammed (s.a.a)’i Arap olduğu için kabul etmediğinizi söylemeniz. Yalandır. Zira Hz. Musa sizin soyunuzdan olduğu halde getirdiği bütün mucizelere ve açık delillere rağmen Dua ve Tevrat’ı almak içir birkaç günlüğüne Tur dağına gidince hemen buzağıya taptınız ve Musa'nın bütün zahmetlerini boşa çıkararak kendinize zulüm ettiniz.

Mesajlar ve Nükteler

1- Cahiliyeye dönüş kendine ve gelecek nesillere en büyük zulümdür. “Ve zalimlerden oldunuz. ”

2- Grupların geçmişini zikretmek gelecek insanların haklarında hüküm vermesine ortam sağlar. “buzağıyı (ilah olarak) benimsediniz. ”  

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ (93)

93- “Hani sizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik de, ”Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin” demiştik “İşittik ve karşı geldik” dediler de küfürleri yüzünden buzağı sevgisi kalplerine sindirildi. De ki, “Eğer iman etmişseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor?”

Tefsir

İsrailoğulları’nın son sözü şuydu: “Eğer peygamberler İsrailoğulları’ndan olmazsa asla iman etmeyiz. Biz sadece kendimize nazil olan kitaba iman ederiz. ” Kur’an onların bu tür yalanlarından örnekler vermektedir. İlk yalanları önceki ayette beyan edilmişti. Yani: “Eğer bu iddianızda doğruysanız o halde neden Musa’ya sırt çevirerek buzağıya taptınız. ” İkinci yalanları ise bu ayette beyan edilmektedir: “Sizden söz aldık, Tur dağını başınıza diktik, “bütün kuvvetinizle Tevrat’ın semavi kanunlarını alınız, dinleyiniz ve amel ediniz. ” dedik. Ama siz, “Kanunları duyuyoruz, amel etmiyoruz. ” dediniz. Şimdi eğer Muhammed’e sadece sizden olmadığı için ve Kur’an’a sadece size nazil olmadığı için iman etmediğiniz söylemede doğruysanız, o halde neden Musa ve Tevrat’a öyle davrandınız. Kur’an onların bu inançsızlığını şöyle beyan etmektedir: “Küfürleri nedeniyle kalplerine buzağı (sevgisi) sindirildi. İman ve tefekkür için bir imkan bırakmadı. Eğer gerçekten kendilerine inen her şeye iman ettikleri hususunda doğru sözlü iseler o halde bu dosyalarındaki cinayetleri nasıl izah edecekler. Buzağıya tapmak, peygamberleri öldürmek ve sözünde durmamak onların imanın bir cüzü müdür? Eğer böyle ise imanları onlara ne kadar da kötü şeyler emretmektedir.

Mesajlar ve Nükteler

1- Genel kaide mesajı tebliğ etmektir; ama Allah bu inatçı kavmi hidayet etmek için baskı ve tehdide de baş vurmuştur. “Tur’u tepenize... ”

2- Söz alma amel nedenlerinden biridir.

3- İlahi ayet ve hükümleri algılamak, kudret, ciddiyet aşk ve kararlılığı gerektirir; şaka, adet, teşvik ve şekle bir ilgisi yoktur. Dindarlık; zayıflık, müsamaha ve uyuşuklukla bağdaşmaz.

4- İnatçı ve gururlu ruhlar, ezilmeli kırılmalıdır: “Tepenize Tur’u diktik. ”

5- İlahi devrim değerlerini korumak tehdit pahasına da olsa gereklidir: “Tepenize diktik. ”

6- Aşırı aşk ve ilgi tehlikelidir. Eğer insanın kalbi bir şeyin aşkıyla dolarsa asla hakikatleri kabul edemez. Kur’an şöyle buyuruyor: “İsrailoğulları’nın kalbi buzağı sevgisiyle doldu. Artık hakkı kabul ve itirafa bir yer kalmadı. ” Nitekim şöyle denilmiştir: “Bir şeyi sevmek insanı kör ve sağır kılar” Yani insan artık onun ayıplarını göremez ve duyamaz.

قُلْ إِن كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الآَخِرَةُ عِندَ اللّهِ خَالِصَةً مِّن دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ الْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ (94)

94- “De ki, “Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!”

Tefsir

Bu ayette İsrailoğulları’nın yalan ve hayali iddialarından birini ifşa etmektedir. Onların boş hayalleri ve yanlış iddialarından biri de şuydu:

a: Biz Allah’ın çocukları ve dostlarıyız. [4]

b: Yahudi ve Nasraniler dışında hiç kimse cennete giremez. [5]

c: Cehennem ateşi bizleri sadece birkaç gün yakacaktır. [6]

Bu ayette de[7] İsrailoğulları’nın fikri hayalleri ve uydurmaları reddedilmekte ve şöyle denmektedir: “Eğer bu iddianız doğruysa bu sözlerinize imanınız varsa o halde ölümden korkmamanız ve kaçmamanız gerekir. Eğer doğru söylüyorsanız ölümü temenni ediniz. ”

Mesajlar ve Nükteler

1- Hayali ve vehmi uydurmalara kesin karşı çıkınız. “De ki: ”

2- En iyi hüküm veren vicdandır: “Ölümü dilesenize”

3- Ölümü arzulamak gerçekleri hayallerden ayırma vesilesidir.

4- Ahiret belli bir grup yada ırka özgü değildir.

5- Tekelcilik ve bağnazlık kıyamete kadar uzanabilmektedir.

6- Allah’ın velileri ölümden korkmaz, hatta ölüme iştiyak duyarlar. “Dileyiniz. ”[8]

وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمينَ (95)

95- “Bunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir. ”[9]

Mesajlar ve Nükteler

1- Hain kimse korkar.

2- İnsanın bütün amelleri kendisinden önce Allah’ın huzuruna varır. “Önceden işlediklerinden ötürü”

3- Yalancı iddiacılar ve yersiz beklenti içinde olanlar zalimlerdir.

4- Ne yaptığınızı siz kendiniz de biliyorsunuz. Allah da onlardan haberdardır. O halde bunca iddia neyin nesi?

5- Ölüme hazır olacak şekilde yaşamaya çalışın.

وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَاةٍ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَن يُعَمَّرَ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ (96)

96- “Andolsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta müşriklerden de daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür. ”

Mesajlar ve Nükteler

1- Yahudiler dünya halklarının en haris ve dünyaperest halkıdır.

2- Uzun ömür önemli değildir. Allah’a yakınlık ömrün bereketi ve ateşten kurtuluş bir değerdir. [10]

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ (97)

97- “De ki, “Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır”, çünkü O, Kur'an'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, hidayet edici ve iman edenlere müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir. ”

Tefsir

Ayetin nüzul sebebi hakkında şöyle denilmiştir: Peygamber Medine’ye gelince Yahudi alimlerinden İbn-i Surya bir gün bir grup Fedek Yahudileriyle Peygamberin huzuruna varıp sorular sordular. Peygamber (s.a.a) sordukları tüm sorulara cevap verdi. Son olarak vahiy meleğinin kim olduğunu sordular. Peygamber Cebrail olduğunu söyleyince de şöyle dediler: “Eğer Mikail olsaydı sana iman ederdik, ama Cebrail cihat gibi zor hükümleri indirmektedir. Mikail’in getirdiği hükümler ise oldukça sade ve kolaydır.

Mesajlar ve Nükteler

1- İnsanın inatçılığı ve hayalciliği sonunda melekler alemine kadar uzanmaktadır. [11]

2- İftiraya uğrayan temiz varlıkları savunmak ve desteklemek gerekir. Allah bu ayette İsrailoğulları’nı kınayarak Cebrail’i övmekte ve şöyle buyurmaktadır: “O iznimiz olmadan hiçbir iş yapmaz. Görevini yapmada emindir. Allah ve peygamberi arasında bir aracıdır. ”

مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ (98)

98- “Allah'a meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse (kafirdir. ) Allah şüphesiz, kafirlerin düşmanıdır. ”

Mesajlar ve Nükteler

1- Bütün mukaddesata iman ve bağlılık gerekir. Hakeza küfür ve şirkin tüm çeşitlerinden sakınmak gerekir.

2- Allah’ın dostlarına düşmanlık küfürdür ve gerçekte Allah’a düşmanlıktır. “Allah şüphesiz, kafirlerin düşmanıdır. ”

3- Peygamberler ve meleklerin farklı görevleri vardır; ama bu görevleri birbirleriyle çelişmemektedir.

4- Bütün melekler tek düzeyde değillerdir. (Ayette özellikle Cebrail ve Mikail’in adı zikredilmiştir. )

وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلاَّ الْفَاسِقُونَ (99)

99- “Andolsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onlara sadece fasıklar küfreder. ” 

Mesajlar ve Nükteler

1- Fısk ve günah küfre ortam sağlar. İnsan günah işleyerek hak dairesinden çıkar ve küfre eğilim içine girer. Kur’an’a göre “günah işleyenler eğer sonunda tövbe etmezlerse yalanlama ve inkara düşerler. ”

2- Haksız tacizler karşısında haklı olarak desteklemek ve güçlendirmek gerekir. Yahudi alimleri İslam Peygamberine haksız yere saldırınca ve “Açık bir delili yok” deyince Allah da Peygamberini teyit ve takviye etti.

أَوَكُلَّمَا عَاهَدُواْ عَهْداً نَّبَذَهُ فَرِيقٌ مِّنْهُم بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ (100) وَلَمَّا جَاءهُمْ رَسُولٌ مِّنْ عِندِ اللّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ كِتَابَ اللّهِ وَرَاء ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ (101)

100-101- “Onlar, her ne zaman bir ahitte bulunmuşlarsa içlerinden bir takımı onu bozmamış mıdır? Zaten onların çoğu iman etmezler. [12] Ellerinde olanı doğrulayan bir peygamber Allah katından onlara gelince Kitab verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitab’ını arkalarına attılar. ”

Tefsir

Yahudi alimleri bisetten önce halka Hz. Muhammed’in zuhurunu müjde veriyor, insanları ona iman etmeye davet ediyor, Tevrat’ta yer alan özeliklerini açıklıyorlardı. Onlar Yahudi alimlerinden öğrendikleri özelliklerle peygamberi kendi çocukları gibi tanıyorlardı. Ama bisetten sonra hemen inkar ettiler ve özelliklerini gizlemeye çalıştırlar.

Mesajlar ve Nükteler

1- İlim tek başına yeterli değildir. Yahudi alimlerinin ilimleri az değildi. Peygamberi tanıdıkları halde onu inkar ettiler.

2- Amel edilmeyen ilim cehalet gibidir. İlmini görmezlikten gelen ve gerçekleri gizleyen alimler hakkında Kur’an şöyle buyuruyor: “bilmiyorlarmış gibi”

3- Makam düşkünlüğü insanın tehdit eden büyük bir tehlikedir. Yahudi alimleri İslam’ın hakkaniyetini kabul ettikleri taktirde dünyevi makamlarının sona ereceğini hissediyorlardı.

4- Slogan ile amel arasında büyük bir mesafe vardır. Onlar peygamber gelmeden önce bekleyiş, iman, destek ve itaat sloganını atıyorlardı; ama amel esnasında yüzler değişti.

5- İyilerin hakkı korunmalıdır. Önceki ayette, “Zaten onların çoğu iman etmezler. ”diye buyurarak azınlığın haklarının korunmasını sağlarken bu ayette de, “Onlardan bir grup” buyurarak müminleri inkarcılardan ayırt etmekte, herkese aynı gözle bakılmamasını istemektedir.

6- Kötü akıbet gelecek için en büyük tehlikedir. Dün İslam’ı bekleyen tebliğciler, bugün İslam’ın düşmanı oldular.

وَاتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَـكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ

102- “(Yahudiler) Şeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman (sihir yapmadı ve) küfretmedi, ama şeytanlar (sihir öğreterek) kâfir oldular ve insanlara sihir öğrettiler. (Yahudiler) Babil'deki iki melek Harut ve Marut'a indirilene uydular. (Onlar sihirden korunmak için halka sihir öğretiyorlardı. ) Bu ikisi “Biz sadece imtihan aracıyız, sakın küfretmeyin” demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, (sihirden korunma yollarını öğreneceklerine) koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. Ant olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey gerçekten ne de kötüdür, eğer bilselerdi!”

Tefsir

Rivayetlerden de anlaşıldığı üzere Hz. Süleyman sapıklıkları veya kötü istifadeleri önlemek için sihirbazların kağıtlarının toplatılmasını ve saklanmasını emretti. Ama Hz. Süleyman vefat ettikten sonra bazı kimseler o kağıtları ele geçirdi ve halk arasında sihri[13] yaymaya başladılar. Onlar hatta Hz. Süleyman’ın mucizelerini bile sihir olarak adlandırıp onun peygamberliğini inkar ettiler. İsrailoğulları’ndan bazısı da Tevrat’a uyma yerine sihir peşine düştüler. Bu yüzden Peygamber zamanındaki Yahudiler de Müslümanları usta sihirbazlar olarak kabul ediyor ve peygamberliği reddediyorlardı! Bu ayet Tevrat’ı terk edip sihir öğreten şeytanlara uymanın günahını beyan etmektedir. Yahudiler Tevrat yerine şeytanların söylediklerine uyuyorlardı. Onlar kendi işlerini makul göstermek için de sihiri Hz. Süleyman’a isnat ediyorlardı. Dolayısıyla Kur’an Hz. Süleyman’ın asla kafir olmadığını, sihir yapmadığını beyan etmektedir. Süleyman ilahi bir şahsiyetti ve mucize gösteriyordu. Şeytanlar ise tam aksine sihir yapıyor ve Yahudiler de onların bu sihirlerine uyuyorlardı. 

Yahudiler bunun yanı sıra başka bir yerden de sihri öğrendiler. Allah Harut ve Marut adında iki meleği insan şeklinde Babil[14] şehrine gönderdi. Bu iki melek onlara sihri etkisiz hale getirmenin metodunu öğretiyordu. Dolayısıyla bunu öğretmek için de önce sihri öğretmek zorundaydı. Çünkü insan bir şeyin formülünü bilmezse o şeyi etkisiz hale getiremez. Dolayısıyla melekler hem sihir öğretiyor, hem de onu etkisiz hale getirmenin yollarını öğretiyordu. Onlara bu işin kendileri için bir imtihan olduğunu hatırlatıyordu. Sihirle mücadele ederken sihirbazlığa kalkışmamalarını öğütlüyordu, boğulan insanı kurtarırken kendilerinin boğulmamasını söylüyordu, ama Yahudiler onu öğrendikten sonra hemen kötü istifade etmeye başladılar. Kötü hedefleri için kullanmaya yöneldiler. Bu yolla karı kocanın arasını bozmaya çalıştılar. Kur’an burada çok önemli bir konuyu hatırlatmaktadır: “Yahudiler sihir ilmini öğrenmekle Allah’ın kudretinden dışarı çıkmış olmadılar, Allah’ın irade ve izni olmazsa onlar hiçbir şey yapamaz, kimseye zarara veremezler. Ama Allah her şeye bir takım etkiler taktir etmiştir. Sihirin de bir takım doğal neticesi ve kötü etkileri vardır. Bunlardan biri de aile ilişkilerini etkilemesidir. İsrailoğulları bu meleğin öğrettikleriyle toplumu islah edeceklerine, fesat ve bozmaya yöneldiler. Başkalarının sihirlerini etkisiz hale getireceklerine sihirbazlardan oldular. Halbuki onlar bu işin çirkin olduğunu ve ahirette bunu yapanların nasipsiz kalacağını biliyorlardı. Sonunda mutluluklarını mutsuzluğa ve Allah’a itaati şeytana itaate değiştirdiler. İnsanların arasını bulacaklarına, onları ayırmaya çalıştılar. Faydalı ilim öğreneceklerine zararlı şeyleri öğrendiler. Onlar kendilerini kötü sattılar. Eğer bilselerdi kendilerini ne kötü şeye sattıklarını anlarlardı. 

 

Mesajlar ve Nükteler

1- Zararlı evrakları toplamak ve başkalarının eline geçmesini önlemek gerekir. Nitekim Hz. Süleyman da sihirbazların evraklarını toplatmıştır. (Nüzul sebebine istinaden)

2- Sihirbazlar kendi işlerini iyi göstermek için Süleyman’ı da sihirbaz olarak tanıttılar.

3- Allah başkalarının iftiraları karşısında peygamberi savunmaktadır. “Süleyman kafir olmadı”

4- Sihir[15] küfür konumundadır. Dolayısıyla Süleyman sihir yapmadı” yerine “Süleyman kafir değildi” buyurulmuştur.

5- İlim ve eğitim her zaman faydalı değildir. Bazen zararı bile vardır. “Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. ”

6- Zararlı ilimlerin etkisini önlemek için salih insanların o ilimleri bilmesi gerekir. “iki meleğe indirilen”

7- Eğitim makamında öğretmen eğitimin kötü kullanılabilir cihetlerini de hatırlatmalıdır. “şüphesiz ki biz imtihan aracıyız. ”

8- Bazen ilim, hatta bizzat öğretmenin kendisi imtihan vesilesidir. “şüphesiz ki biz imtihan aracıyız. ”

9- Melekler de insanların öğretmeni olabilir. “(o iki melek) öğretmiyorlardı…diyorlardı. ”

10- Sihir gerçektir ve insan hayatında etkilidir.

11- Karı kocanın arasını ayırmak şeytan ve sihirbazların işidir. Neticesi de küfür ve zarardır.

12- Sihirbazlar birtakım işler yaparlar; ama bütün etkiler ve etkilenmeler Allah’ın iradesi altındadır. Dolayısıyla Allah’a sığınmak, tevekkül, dua ve sadakayla bu komplolardan kurtulmak mümkündür. “Onlar kimseye zarara veremezlerdi. ”

13- Sihirbazlar para ve şöhrete ulaşabilirler, ama kıyamette hiçbir nasipleri yoktur. “Ahirette onun hiç bir nasibi yoktur. ”

14- Sihir ve fitne peşinde koşanlar insanlığını kaybetmişlerdir. “Nefislerini sattıkları şey ne kötüdür. ”

15- Şeytanlar Süleyman’ın devleti ve mülkü zamanında bile boş oturmuyor, sürekli kötülüler telkin ediyorlardı. “Şeytanların Süleyman’ın mülküne okudukları”

16- İlahi hakimin ve yöneticinin devletinde bile bütün insanlar islah olmamaktadır. Bir grup sapıklık içinde yüzmektedir. : “Şeytanların Süleyman’ın mülküne okuduklarına uydular. ”

17- İnsan iki eğitim arasındadır. Hem şeytan eğitmektedir. “İnsanlara sihir öğrettikler” ve hem de melekler: “Öğretmediler”

18- Hükümetin nübüvvete aykırılığı söz konusu değildir. peygamberler sadece fıkhi hükümleri beyan etmiyorlardı. Bir devletleri de vardı. “Süleyman’ın mülkü”

19- Sihiri etkisiz hale getirmek de kötülükten alıkoymanın yollarından biridir.

وَلَوْ أَنَّهُمْ آمَنُواْ واتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِّنْ عِندِ اللَّه خَيْرٌ لَّوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ (103)

103- “Onlar iman edip, takva sahibi olsalardı, Allah katından olan kesin sevap (kendilerine) daha hayırlı olurdu. eğer bilselerdi!”  

Tefsir

Takva sadece sakınmak manasına değildir. Murakabe ve dikkat manalarını da içermektedir. Yani hem kötülüklerden korunmak ve hem de iyiliklere murakabe ve dikkat etmektir. “ittekunnar” ateşten korunmak manasınadır. “İttekullah” ise Allah’ın emir ve yasaklarına murakabe ve dikkat etmek, gözetmek manasınadır. “İttekullah ve…el-Erham”da akrabaları gözetmek manasınadır.

İmam Sadık (a.s) da kendisine takva sorulduğunda şöyle buyurmuştur: “Takva dikenli yoldan giderken dikkat etmek gibidir. ”

Mesajlar ve Nükteler

1- İman tek başına yeterli değildir. Takva ve dikkat de gereklidir.

2- İlahi mükafatların sınırı yoktur. “Allah katında olan kesin sevap”

3- İlahi mükafatlar kesindir. “kesin sevap”

4- Gerçek ilim insanı Allah’ın rızayetine ve mükafatına ulaştıran ilimdir. “Bilselerdi”

Ayetullah Muhsin Kıraati

ABNA.İR

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Nahl suresi, 102’den anlaşıldığı üzere Ruh’ul-Kudüs Cebrail’dir.

[2] Hud suresi, 91. ayet

[3] Fussilet suresi, 5. ayet

[4] Maide suresi, 18. ayet

[5] Bakara suresi, 111. ayet

[6] Bakara suresi, 80. ayet

[7] Bakara suresi, 94. ayet

[8] Ölümden korkmak şoförün yolculuk esnasında korkusuna benzer. Şoför ya yolu bilmemektedir, ya benzini yoktur, ya suç işlemiştir, ya kaçak bir mal götürüyordur, ya da gideceği yerde kalacağı yeri yoktur. Halbuki gerçek mü’min yolu tanır: “Dönüş O’nadır. ”, salih amelleri vardır (yol benzini), hatalarını tövbe ile telafi etmektedir. Kaçak mal, yani kötü amelleri de yoktur. Ayrıca gideceği yerde kalacağı bir yeri de vardır. “Yurdu cennettir. ” Bu yüzden de gerçek mü’min asla korkmaz.

[9] Ölümden korkmamak doğruluk ve yakinin alametidir. Evet ölüm gelince şakalar iltifatlar ve hayaller kaybolur. Sadece insan ve amelleri baş başa kalır. Ölüm anında insan dünya malının az olduğunu, ahiretin ise daha iyi ve kalıcı olduğunu anlar. Ölüm anında insan dünyanın hiç kimseye açılmayan bir gonca olduğunu ve dünyayı sevenlerin de bir tatlı etrafında toplanan sinekler olduğunu derk eder. Eğer insan yakin ehli olursa ölümü yaklaştıkça yakınlık ve ilahi görüşme arzusu alevlenir. Bu yüzden Hz. Ali başına kılıcı yediği an şöyle buyurdu: “Kabe’nin Rabbine andolsun ki kurtuldum. ” Hz. Hüseyin de Kerbela’da şahadet anını yaklaştıkça yüzü kızarıyor, açılıyordu. İmam Hüseyin’e son gece “size göre ölüm nedir?” diye sorulunca verdiği cevap onun yürüdüğü yolun hakkaniyetine olan kesin inancını göstermektedir. Onlar ölümü tatlı biliyorlardı. Onlardan bazısı o gece birbiriyle şakalaşıyordu. Yakinin alameti zaten ölümden korkmamaktır. Ölümden korkmak, düşünce ve amellerine güveninin olmamasındandır.

[10] İmam Seccad (a.s) Mekarim’ul-Ahlak duasında Allah’a şöyle yalvarıyor: “Allah’ım eğer ömrüm senin yolunda hizmet için bir vesileyse sen onu uzat, ama ömrüm şeytanın bir otlağı olacaksa onu kes. ”

Fahr-u Razi’nin Tefsiri’nde Peygamberden şu dua nakledilmiştir: “Eğer hayat benim için hayırlı ise beni canlı tut. Eğer ölüm hayırlıysa beni öldür. ”

Ruh’ul-Beyan Tefsiri’nde de şu hadis yer almıştır: Ömrü uzun, ameli güzel olanlara ne mutlu. ”

[11] Hasta insan alemdeki bütün melekleri hasta zanneder. Allah’ın “Onlar asla Allah’ın emrine isyan etmezler” emrine rağmen İsrailoğulları’ndan bir grup inatçı kimse tarafından insanlara düşmanlıkla itham edilmektedir. Onlar kendi yanlış ölçüleriyle Cebrail’e düşmanlık delilinin ağır hükümleri getirmesi olduğunu, Mikail’in dostluk delilinin ise kolay hükümler getirmesi olduğunu düşünüyorlar. Tıpkı matematik öğretmenin kötü, beden eğitimi öğretmenini ise iyi zanneden yaramaz bir çocuk gibi. Halbuki bütün hükümler tek bir kaynaktan sahih ölçülerle nazil olmaktadır.

[12] Bu ayet Peygamberi teselli etmektedir ki bu gurup sözünde durmamada ve bahane peşinde koşturmada uzun bir geçmişe sahiptir. Onların bu inatçılık ve bahanelerine şaşırmamak gerekir. Tarihte peygambere imanda sözünde durmamaları, müşriklerle işbirliğine girmeleri, peygamberleri katletmeleri ve buzağıya tapmaları gibi bunun bir çok örneğini müşahede etmekteyiz.

[13] Sihir, işleri doğal yolundan saptıran ince ve zarif sanata denmektedir. Bazen sihir hile ve hakkı batıl şeklinde gösterme anlamında da kullanılmaktadır.

[14] Babil, Necef ve Kerbela taraflarında bir bölgenin adıydı.

[15] Rivayette de yer aldığına göre sihirbaz kafirdir ve cezası ölümdür. Eğer Müslüman olmazsa cezalandırmak gerekir.


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Mourining of Imam Hossein
Aşura Özel
پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib