İran’ın Sünni Alimlerinden Molla Zahidi’nin Şia Mezhebine geçişi ve yaşadığı sıkıntılar / Foto

  • News Code : 373996
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
İran İslam Cumhuriyeti sınırları içerisinde Sünnilerin en yoğun olarak yaşadığı yerlerin başında Sistan ve Beluçistan Eyaleti gelmektedir. Bu bölge insanının bir kısmı Ehli sünnet bir kısmı da Şialardan oluşmaktadır. Bölge Suudi Arabistan, Pakistan, Katar… gibi ülkelerin Vahabilik- Selefilik gibi sapkın mezheplerin ihraç üssü konumunda. Buraya bu ülke gizli servisleri tarafından yüklü miktarlarda para, kitap ve propaganda içerikli dokümanlar gizlice sokulmaktadır. Bu bölge aynı zamanda şu ana kadar İran’da Şiilere karşı düzenlenen terör saldırılarının da merkezi konumunda. işte böyle bir yerde Sünni bir alimin Ehlibeyt mektebine geçmesi oldukça öneme sahiptir. Şu anda alimlik yapan Molla Muhammed Şerif Zahidi’nin Ehlibeyt mektebiyle nasıl tanıştığını konu alan bir röportaj yayınlıyoruz.*

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

فَبَشِّرْ عِبَادِ / الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَ أُولَئِكَ هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ

“Kullarımı müjdele. Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir. (Zümer, 17 - 18)”

İsmim Muhammed Şerif Zahidi. Sistan ve Beluçistan[1]  Eyaletine bağlı Nik Şehir ilçesinin köylerinden birinde yaşamaktayım.

Ehli sünnet medreselerinde kaç yıl eğitim aldınız ve kaç yıldır Cuma imamı ve cemaat imamı olarak görev yapmaktasınız?

1369 yılında (miladi 1990) Ehli sünnet medreselerinde eğitime başladım. Köyümüze yakın köylerden birinde Mevlevi[2] Muhammed Ömer Serbazi İranşehri’nin öğrencilerinden Mevlevi Haydar’ın müdürlüğünde bir medresede derslere başladım. 1990 yılından 2000 yılına kadar Bahru’l Ulum, Çabahar[3] Arabiye İslamiye, Nikşehr’deki Faruki ve Şemsi’l Ulum medreselerinde okudum. 2000 yılında tebliğci unvanıyla beni Hurmuzgan’ın Minab şehrindeki bir köye gönderdiler. 2002 yılına kadar bölgenin ehli sünnet cemaat imamı ve Cuma imamı olarak görev yaptım. 

Şia mezhebine yönelmenize ne gibi etkenler sebep oldu?

1996 yılında Çabahar şehrinde medrese eğitimimle meşguldüm. Deniz sahiline yakın bir yerde başka bir cami bulunmaktaydı. Üstatlarımızdan biri olan Mevlevi İsa Molla Zehi, bu caminin imamıydı. Üstat Molla Zehi bir yerlere seyahate gittiğinde veya hasta olduğunda beni buranın camisine bakmam için görevlendirmekteydi. Bu caminin yakınında Şialara ait bir hüseyniye (mescit tarzı ibadet yeri) vardı. 1996 yılındaki Aşura akşamı, yatsı namazından sonra hüseyniye hoparlöründen gelen sesi duyarak Şia imamının ne dediğini merak ederek hüseyniyenin penceresinin yanına gittim ve oraya oturdum. Bazı selefi grupların Şiilerin sahabelere hakaret ettiklerini duyduğumdan Şii imamın konuşmasını merakla dinlemeye başladım. İmam Hüseyin (a.s) hakkında konuşuyordu. Özellikle

إن الحسين مصباح الهدي و سفينة النجاة

“Hüseyin hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir.”

Hadisi hakkında açıklamalarda bulundu. Bu hadis bir çok ehli sünnet kaynaklarında geçmektedir. Hatta ders sırasında bu hadisi de bize okutmuşlardı. Bizim bazı Mevlevilerimiz  Şia alimlerinin sahabelere fazla önem vermediklerini söylemişlerdi. Ama Hz. Hüseyin’in de Peygamber efendimizin bir sahabesi olduğundan bu Şii aliminin imam Hüseyin’den bahsetmesi dikkatimi çekmişti. Birkaç dakika sonra Şii alimi mersiye okumaya başladı. sesi o kadar yanık ve etkileyiciydi ki ben anlattıklarına dayanamayarak orada ağladım. Medreseye geri döndüm. Çok üzgündüm. Bazıları neden bu kadar üzgün olduğumu sordular, ama ben onlara bir şey anlatmadım.

Bir gün sonra ehli sünnetten olan Üniversite öğrencisi arkadaşlarımdan birine şöyle bir soru sordum: “Şii hocanız var mı?” o da evet var dedi. Ona “bana ondan Şia ve inançları hakkında mütalaa etmem için bir kitap istemesini söyledim. Bu üniversite öğrencisi arkadaşım bana Merhum Sultanu’l Vaizi’nin “Peşaver Geceleri” adlı kitabını okumam için getirdi. Kitabı mütalaa etmeye başladığımda bizim ehli sünnet kaynaklarından bir çok hadis ve rivayetin kitapta getirildiğini görünce oldukça şaşırdım. Bense Şia alimlerinin Sünni kitaplarından hoşlanmadıklarını duymuştum. Ancak yazarın, bizim ehli sünnet kitaplarını incelediğini ve onlardan bazılarını çok güzel bir üslupla kitabında getirmişti. Kitabı kimse görmesin diye Çabahar medresesinde akşamları gece ikiye kadar kitabı gizlice mütalaa ediyordum. Birilerinin gelebileceğinden mütalaa masamın altına bırakır üzerine de ders kitaplarımı koyardım.

Allah’a hamdolsun ki Peşaver Geceleri kitabı ve Çabahar’daki Şii hüseyniyesi olayı benim konu hakkında araştırma ve tahkik yapmama sebep oldu. 2000 yılında artık Sultanu’l Vaizi’nin “Peşaver Geceleri” kitabında adreslerini verdiği ehli sünnet kitaplarının hepsinin doğru olduğu sonucuna vardım. 

2000 yılında kitabı mütalaa ettikten sonra, benim Ehlibeyt İmamlarının (a.s) mektebine iştiyak duymama sebep olan Allah’ın bana nasip ettiği en büyük bereketlerden birisi Hz. Fatıma (s.a) ve Hz. Ali’ye olan muhabbetimin çoğalması oldu.

Cemaat imamı olduğum köyde  şu anda bile unutamadığım ve benimle ilişkilerini koparmayan bir çok ehli sünnet ilgi çekici nokta olarak şunları anlatmaktadırlar. Caminin müezzini bir gün bana şöyle söyledi:

“Benim yedi yıl önce evlenmiş bir kızım var. Kızım her ne zaman gebe kaldıysa bebekleri daha ikinci ayındayken düşmekte. Bu sorunun hallolması için dua ediniz.”

Benim yapabileceğim tek bir şey vardı o da ilahi bir inayetti. İçimden şöyle dedim:

“İlahi! Ben bu duayı yazmak istiyorum eğer gerçekten bu konuda beni sevindirecek olursan ben kesinlikle Şia olacağım ve Ehlibeyt (a.s) mektebini kabul edeceğim.”

Duam şu şekildeydi:

“İlahi bi Fatıme’te… Allahumme salli ale Muhammed ve Al-i Muhammed ve Accil Ferecehum.”

Bu duayı Hz. Fatıma (s.a) ve Hz. Ali (a.s) hatırına yazdım ve dedim ki:

“Allah’ım! Eğer bunlar senin katında büyük makam ve izzet sahipleriyse, öyleyse bu kızın çocuğunu salim ve selametli kıl.”

Allah’a yemin ediyorum ki on gece ardı arda gece namazı kıldım ve ağladım. Allah’tan bu meselede bizi mutlu etmesini ve hak neyse beni ona nasip etmesini diledim. 3 ay sonra bana kızın çocuğunu düşürmediği ve şu anda çocuğunun sağlıklı olduğunun haberini verdiler.

Şu anda bile o bölgenin insanları eğer benim sesimi duyuyorlarsa bilsinler ki gerçekten bu olay Allah’ın bir inayeti idi. Çocuğunu düşüren kız, bir kız çocuğu dünyaya getirdi. İsminin Fatıma koyulmasını istedim.

Bu olay, Allah’ın beni Hz. Fatıma (s.a) ve Müminlerin emiri Hz. Ali’nin hakkaniyetine yöneltmesine sebep oldu.   

Şia olduktan sonra, Ehli sünnet Mevlevileri ile münazara ve bahisleriniz oldu mu? Eğer olduysa onlar bu ilmi münazaralarda size itiraz ederek neden Şia mezhebini seçtiğinizi ve Şia mezhebinin batıl olduğunu söylediler mi?

Allah’ın inayeti ile Şia mezhebine geçtikten sonra Ehli sünnet ulemalarıyla bir çok münazaramız oldu. Özellikle kendi üstatlarım arasında bu münazaralar gerçekleşti. Münazaralardan bazıları özel, bazıları ise telefonda gerçekleşti. Ancak en önemli münazaralardan biri 2004 yılında telefonla Mevlevi Muhammed Osman Kalender Zehi Haşi ile gerçekleştirdiğim münazaradır. O, İran’ın en meşhur Ehli sünnet alimlerinden ve Haş şehri havza ilimleri müdürüdür. Kendisi şahsen halamın oğlu molla İsmail’e şöyle demiş:

“Telefon numaramı molla Muhammed Şerif’e ver ve ona deki neden delirdin ve Şia oldun?!”

Molla İsmail bana telefon etti ve onun telefon numarasını bana vererek onun sözlerini bana aktararak şöyle dedi: “Ben, onun seni yeniden ehli sünnet mezhebine geri döndüreceğine eminim” ben ise şöyle dedim:

“Geri dönmeyi çok istiyorum, ancak maalesef kendi ulema ve muhaddisleriniz Sünni olmama izin vermiyorlar.”

Dedi ki: Nasıl?

Dedim ki: Mevlevi Osman benim Ehli sünnetten daha da uzaklaşmama sebep olacak şeyler yapacak. Çünkü onlar biz Şialardan tartışmaktan hoşlanmamaktadırlar.

Sonra Mevlevi Osman’a telefon ettim, ancak kendimi Molla Muhammed Şerif olarak tanıtmadım. Şu anda bile o olduğumu bilmiyor. Çünkü onunla öyle konuları konuştum ki aklının ucundan bile benim olduğum geçmezdi. Ona sorduğum ilk sorum şuydu:

“Neden Hz. Fatıma (s.a) gece defnedilmesi için vasiyette bulundu?”

Bana şöyle dedi: “Siz nereden telefon ediyorsunuz?” dedim ki falan bölgeden arıyorum ve oradaki camilerden birinin mollasıyım.”

Dedi ki: “Hz. Fatıma (s.a) namahremlerin ve divanelerin gözlerinin onun cenazesine gözlerinin ilişmemesi için böyle bir vasiyette bulundu!!”

Dedim ki:

“Meğer namahrem birisinin bir kadının cenazesini görmesi günah mıdır? Meğer Hz. Peygamber Ekrem’in (s.a.a) eşlerinin cenazelerine bir çok namahrem katılmadı mı? ve hakeza çağımızda böyle olmuyor mu?

Dedi ki: Hayır, günah değil.

Dedim ki: Eğer günah değilse, öyleyse neden Hz. Fatıma (s.a.a) namahremlerin cenazesine katılmalarına izin vermedi? Meğer siz İbn Esir ve Taberi tarihinde Hz. Fatıma’nın (s.a) cenaze namazına Salman, Ebu Zer, Miktat, İbn Abbas’ın katıldığını okumadınız mı?

Dedi ki: Evet, doğrudur.

Dedim ki: Öyleyse bu namahremler sözünü nereden çıkardınız?

Dedi ki: Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Dedim ki: Her gün Zahidan radyosunda saat altıda tefsir dersi veren Zahedan havza ilimleri üstat ve müfessirlerinden olan Mevlevi Nezir Ahmet Selameti’nin naklettiği bir rivayeti size söylemek istiyorum. Mevlevi Nezir Ahmet, Sahihi Buhari’nin 2. Cildinin 542. Sayfasında “Peygamberin çağında örnek kadınlar ve sahabeler babında” şöyle demektedir: “Hz. Fatıma (Allah ondan razı olsun) ömrünün son anlarında Hz. Ebu Bekir’le konuşmadı.”

Mevlevi Osman’a şöyle dedim:  “Her kim üç gün birisiyle küsülü kalır ve barışmadan dünyadan göçerse cehenneme gider” hadisinin anlamı nedir? Tıpkı bu hadise göre –Allah’a sığınırız- Hz. Fatımatu’z Zehra’nın (s.a) cehenneme gideceğini söyleminiz gerekmektedir. çünkü ömrünün son anına kadar Ebu Bekir’le küsülü kalmış ve onunla barışmamıştır. Size göre neden küsülüydü? Ve neden Hz. Fatıma’nın cenaze törenine katılanların listesinde Ebu Bekir, Ömer, Osman ve bir çok sahabenin adı geçmemektedir? Aynı şekilde bu kişiler HZ. PEYGAMBER EKREM’İN (S.A.A) CENAZE, KEFEN VE DEFİN İŞLEMLERİNDE DE HİÇ BİR ŞEKİLDE OLMAMIŞLARDI…

Mevlevi Osman dedi ki: anlaşılan bu konuda iyi araştırmalar yapmışsın. Haş medresesine de uğramanızı istirham ediyorum. Bende inşallah bir gün sizi rahatsız ederim dedim.

Mevlevi Osman’la bahislerimizden biri de tevessül hakkındaydı. Acaba Allah’tan başkasına tevessül edilir mi edilmez mi diye.

Mevlevi Osman şöyle dedi:

Evet, şirktir. Fakat “la ilahe illallah”

أدْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ

“Bana dua edin, kabul edeyim. (Mümin suresi, 60. Ayet)”

وَ إِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَ لْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186. Ayet)”

Dedim ki: “Ben, sizi uzağa götürmeyeceğim. Sizin üstadınız Muhammed Ömer Serbazi’nin şu ana kadar yedi kere basılan “Şifau’l Eskam ve’l Ehzan” adlı kitabında çok ince bir nokta kaydedilmiştir. Bu kitabın zarif noktalarından birisi 33. Sayfasında zikredilmiştir. Orada şöyle geçmiştir: “Diş ağrısı konusunda; her kimin dişi ağrıyorsa ‘Ebu Bekir Sıddık mine’s sadeteyni’l ebrar Ekser’ cümlesini yazarak ağrıyan dişinin altına koysun, dişinin ağrısı geçecektir.” Acaba bu Allah’tan başkasına tevessül etmek değil midir?

Mevlevi Osman şaşırarak şöyle dedi: “Evet, bu kitap bende de var, ancak bu şekilde hiç düşünmemiştim.”

Dedim ki: “Eğer siz tevessülün şirk olduğunu söylüyorsanız, sizin kendiniz bu kitabın başından sonuna kadar bir çok sayfasında tevessül hakkında öyle şeyler yazılmıştır ki onları burada zikretmek edeple bağdaşmaz.”

Başka tartışmalarımızda oldu.

Sizin Ehlibeyt (a.s) Mezhebine teşerrüfünüzün Ehli sünnet gençleri arasında etkisi oldu mu?

Allah’a hamdolsun ki Allah’ın inayetleri ile birkaç yıllık araştırma ve incelemelerin ardından güvenilir senet ve delillerle Ehlibeyt (a.s) mektebine müşerref oldum. Mektebe teşerrüf olduktan sonra, bazı arkadaşlarımı kaybettim, ama bazı arkadaşlarımla halen telefonla ve huzuru olarak görüşüyorum. Şu anda çalıştığım yer Hurmuzgan’ın Minab ilçe merkezinde. Burada yaklaşık olarak 14 tane Sünni ve Şiilerin birlikte yaşadığı köyler bulunmakta. Benim işim bu köylerde. Bu köylerin birinde 1400 abonesi olan bir kütüphane bulunmakta. Bunlardan 470’i ehli sünnettendir. Bunlarda ilk okuldan, ortaokula, liseden üniversiteye kadar herkesimden öğrenciler bulunmakta.

Birkaç yıllık Ehlibeyt mektebindeki geçmişimle Allah’ın inayetleri ile bu nurani mektebe 23 kişiye kılavuzluk ettim. Bunlardan birisi de kendi kardeşimdir. Sistan ve Beluçistan bölgesindeki medreselerinde ders okuyan dört kişi Ehlibeyt (a.s) mektebine müşerref oldu. Bunlardan bir çoğuna Zahedan Ehli sünnet fetva kurumuna telefon etmelerini ve ismini verdiğim kitapları kendilerinin yazıp yazmadıklarını sormalarını istedim. Onlarda evet biz yazdık dediler... Ehlibeyt mektebine müşerref olanlarda bunun üzerine kanıt ve delil üzerine Şia oldular. Bunlardan bir kısmı ortamlarının uygun olmadığı için kendilerini saklamakta ve Şia olduklarını söylememekte ve bazıları da sırf bazılarının rahatsız olmalarından çekindikleri için kendilerini izhar etmemektedirler…

Şia mezhebine müşerref olduğunuz süreden beri şu ana kadar çalıştığınız yer veya sükunet ettiğiniz yerden size karşı dost, arkadaş ve başkaları tarafından oluşturulan sorunlarla karşılaştınız mı?

Bu tür sorunlar doğaldır. Benim ailem genel olarak mütedeyyin ve ehli sünnet alimlerinin yetişti bir ailedir.  Amcam Eli sünnet alimlerinden ve ileri gelenlerindendir. Ayrıca Ehlibeyt mektebinden de pek hoşlanmaz. Şia olduktan sonra, bana burada açıklayamayacağım derecede çok hakaretler etti. ancak beni en çok rahatsız eden ve üzen şeylerden birisi şu oldu ki ben amcamın kızıyla evliydim. Ben Şia olduktan sonra eşimi boşamam için bana baskı yaparak benden talak aldılar. İlk önce bana mürtet olduğumu ve dolayısıyla eşimin boşanmış sayıldığını söylediler. Bana hak mezhep olan Hanefi mezhebinden çıktığım ve Ehlibeyt (a.s) mektebini seçtiğim için mürtet olduğumu söylediler. Bende mecburen kabul etmek zorunda kaldım. Ancak ben kendim eşimi boşamadım ta ki toplu olarak 2006 yılında Hurmuzgan’a geldiler. Orada amcam bana şöyle dedi: Biliyorum siz Şiilerde Müslümansınız, ancak lütfen gel ve kızıma talak ver, artık tahammülü kalmadı. Ben ilk önce kabul etmedim. Ancak eşim ben Şia birisiyle yaşamak istemiyorum deyince bende talak verdim. Zahedan’da olduğumda amcam herkesin içinde beni bıçaklamaya kalktı, ancak halk buna mani oldu. Bende iki hafta orada kendimi saklamak zorunda kaldım. Ehlibeytin (a.s) inayeti ile onların elinden kurtuldum. Beni çok fazla tehdit ettiler. Hatta Hurmuzgan’a gelerek birkaç Ehlisünnete benim için sorun çıkarmalarını ve orada tutunamayarak oradan ayrılmam için onlara yüklü miktarlarda paralar teklif ettiler.   

İsfahan Sanat Üniversitesinde Kur’an dersim vardı. Oradan ayrılıp Veliyi Asr (a.f) Merkezine gittim. Bana Beluçistan kıyafeti giymiş 3 kişinin beni aradıklarını onlarında benim yerimi söylemediklerinin haberini verdiler… bir çok defalar telefon ederek beni tehdit ettiler. Ben de dedim ki:

Ehlibeyt (a.s) yolunda şehit olmaktan daha büyük bir izzet ve şeref olabilir mi ? gerçi buna layık değilim.

Ayrıca bazı mollalar tarafından da tehditlere maruz kaldım. Böyle şeyler olmamalı. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

أدْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَ الْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَ جَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ

 “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. (Nahl, 125)”

Karşı taraf Yahudi yahut müşrik bile olsa yinede ona güzel söz söyle. Üstatlarımdan birisi bana telefonda şöyle söyledi: “Sen köpeksin ve bizimle konuşmaman gerekir.” Bende sakıncası yoktur dedim, ancak siz bana sahih kaynaklardan sağlam senet ve belgeler getirmediğiniz sürece Ehlibeyt (a.s) mektebinden vazgeçmeyeceğim dedim.

Şu anda da araştırma ve tahkiklerim sürmekte. İnşallah onların tehditlerinden de hiçbir şekilde korkmadım ve korkmayacağım…

*Röportaj Veliyi Asr Tahassüs Merkezi tarafından yapılmıştır.  

Röportajın ikinci bölümünü en kısa zamanda yayınlayacağız.

ABNA.İR



[1] - İran’ın Sünni ve Şiilerinin birlikte yaşadığı Pakistan sınırında bir eyalet. Bu bölge İran İslam Cumhuriyetine karşı terörist eylemlerde bulunan aşırı Vahhabi Selefi grupların merkezi konumunda. Şu ana kadar burada yüzlerce masum insan katledilirken bir çok Şii camisi de bombalı saldırıların hedefi oldu. Amerika ve Suudi Arabistan başta olmak üzere İran düşmanları İran’ı yıkmak için bu bölgeye oldukça yatırım yapmış durumda.

[2] - İran’da özellikle Sistan ve Beluçistan bölgelerinde Sünni alimlerine genellikle şeyh, alim tabirleri yerine bu şekilde tabir kullanırlar.

[3] - İran’da bir şehrin adı.


Özel Dosya: Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib