Singapurlu Selefi Yöneticisinin Şia Mezhebine Geçişinin Öyküsü

  • News Code : 491716
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

Singapur’da Selefi-Vahabbi kurumunun yöneticilerinden olan Cehri bey, Şia mezhebine nasıl geçtiğini şöyle anlatıyor:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Beni, İslam dinine ve baştan aşağı nur olan sıratı müstakim Şia İsna Aşeri (On iki İmam) mezhebine yönlendirdiği için Allah’a hamd ediyor ve şükranlarımı sunuyorum.
1983 yılında İran İslam İnkılabı Muhafızlar Ordusu tarafından Malezya, Endonezya, Singapur ve Asya ülkelerinden Müslümanlar İran’a davet edilmişti. Bende o davete icabet etmiş ve İran’a gelmiştim.

O zamanlar Vahhabi-Selefi mezhebi ile düşünce ve fikirlerim yozlaşmıştı ve aynı zamanda kendim Singapur’daki Selefi-Vahhabi partisinin yöneticilerinden birisiydim. Tahran’a adım atar atmaz Devrim Muhafızları yetkililerince konukseverlik ve misafirperverlikle karşılaşmıştık. Bizleri güzel bir şekilde karşıladıktan sonra Şehit Mutahhari Yüksek Öğrenim medresesine götürdüler ve orası hakkında bize gerekli bilgi ve malumatları verdiler. İki gün boyunca İranlı yetkililerce Tahran’ın çeşitli yerlerini gezerek Tahran hakkında bilgi sahibi olduk. Daha sonra bizleri çok feyizli “Kumeyl” duasına götürdüler.

O gece, soğuk bir geceydi ve oraya vardıktan sonra o soğuk havaya rağmen oradaki insanların çehrelerine bakarak bunlar ne yapıyorlar, duanın felsefesi ne, aslında dua ne? Gibi soruları kendi kendime sormaya başladım.

Birlikte olduğum konuklarla bir yere oturduk ve henüz halkın hâletinin tesiri altıda idim. Dua ediyorlar ve aynı zamanda ağlıyorlardı. Bu benim için çok ilginçti. Kendi kendime ne kadar etkileyici ve güzel sözler bunlar, ne kadar büyüleyici ve manevi konular diye geçirmeye ve gecenin soğukluğunu unutmaya başlamıştım. Tüm vücudumu dua ve yakarışın sıcaklığı kaplamıştı. Kendime geldiğimde yüzümün gözyaşları ile dolduğunu gördüm. Kendimi hafiflemiş gibi hissediyordum. Allah’tan duanın sona ermemesini ümit ediyordum. O sırada yanımdakilerin bana gitme zamanı geldi kalk gidiyoruz dediklerini gördüm. (Kumeyl Duası genellikle Perşembe günü akşamı okunmaktadır) Cuma günü sabahı Cuma namazına gittik. Öğleden sonrada biraz Tahran’da gezintiye çıktık.

Bir gün sonrası Hz. Ali ibn Musa er-Rıza’nın (a.s) ziyaretine mukaddes Meşhet kentine gittik. Oranın hal ve havası başka bir şeydi ki kendi yerinde. Mukaddes Meşhet ziyaretinden sonra Şiraz ve İsfahan’a da gittik. Tahran’a döndükten sonra Hz. Masume’nin (s.a) ziyareti için Kum’a gittik. Daha sonra savaş bölgeleri ve şehirlerini görmeye Dezful ve Ehvaz’a gittik. On gün süren bu gezinin ardından yeniden Tahran’a döndük. Biraz konakladıktan sonra bize yarın Cemaran’da İmam Humeyni (r.a) ile görüşeceğimizi söylediler. Bir gün sonra güneş doğar doğmaz Cemaran’a doğru yola koyulduk. Yolda giderken kendi kendime Cemaran neresidir? İmamın evi nasıl bir yerdir? Onun, davranış ve hareketleri nasıl olacak? Diye sorup duruyordum ki otobüsler durmaya başladı.

Muhafızlardan birisi bizi sefalı mahallelerden geçirerek çok sade, sıradan ve gösterişsiz bir mahalleye getirdi. Bizleri ayrı olarak arayarak gerekli denetlemeleri yaptılar. Hatta yüzüklerimizi bile aldılar. Daha sonra üst ve alt katı olmayan riyasız ve süssüz yöneticileri olan hakir ve mütevazi, ancak bir o kadar da maneviyat dolu Hüseyniyeye girdik. Herkes sabırsızca öylece bekliyordu. Kalbim denizin dalgaları gibi çarpıyor ve her an kalbimin duracağını hissediyordum. Bir anda kapı açıldı ve dünyaya ışık saçan güneşin nuru İmam Humeyni (r.a) içeri girdi. Yeniden kalbim yerinden çıkacak gibi oldu ve imamın çehresinde gark oldum. Sabırsızca bekleyen insanlar yerlerinden kalkarak eller havada ihlas dolu sözcüklerle “Ruhu meni Humeyni, but şikeni Humeyni” (Humeyni benim ruhumdur, put kırandır Humeyni) diyerek oranın fezasını inlettiler. Ve ben oradakilerin ruhlarının adeta imamın etrafında uçtuğuna şahit oldum. İmam Humeyni’nin değerli konuşmasının ardından saygıdeğer yetkililer bizi İmamı ziyaret etmemiz için evine götürdüler. Benim kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu. Şimdiye kadar böyle bir duyguyu tatmamıştım. Yavaş yavaş sıra bana gelmişti. İmamın ellerini öpmek için imamın ellerini tuttum, dillerim adeta tutulmuş ve bir şey diyemiyordum. İmamın elleri elimde olduğunda kendi kendime söz vererek imamın yolunu sürdüreceğime Allah’a ahdettim. Çünkü onu hak olarak görmüştüm. Zira Hz. İmamın ellerini öptüğümde Hz. Musa’nın beyaz elleri, Hz. İsa’nın nefesi ve Nebiyi Ekrem’in ‘kendi aralarında şefkatlidir’ hikayesi aklıma gelerek mücessem oldu. İşte bu bende anlatamayacağım değişikliklere neden oldu.

Cemaran’dan döndükten sonra bizimle birlikte olan İranlı hocalardan biriyle kendi durumum ve kendi mezhebim olan selefilik hakkında konuştuk. Ona ilmi ve itikadi konular hakkında toplantılar yapmak istediğimi söyledim. Allah’a hamdolsun ki bu toplantılar yapıldı ve bu toplantıların sonucunda “hidayet nuru bana da doğdu ve beni delalet ve sapkınlıktan kurtararak Şia mezhebinin hakikatine kılavuzluk etti” ve sonunda ona iman ettim ve şehadeteyni (Allah’ın birliği, Peygamberin nübüvveti ve Hz. İmam Ali’nin velayetini) ikrar ettim.   

Sonunda seferimiz sona ermişti, ancak böyle bir fezadan kopmak benim için oldukça zordu. Uçağa binmiş ve ülkeme doğru yola koyuldum. O sıralar ülkemde ya hiç Şia yoktu, ya da vardıysa benim bundan haberim yoktu. Singapur’a döndükten sonra düşünce ve mezhebimi değiştirdiğimi dostlarımdan, tanıdıklarımdan ve ailemden gizleyerek akidemi güçlendirmeye koyuldum. Namaz kıldığımda annem beni kontrol ediyordu… günlerim böyle geçiyordu. Sonunda Endonezya ve Malezya’daki Şialarla irtibata geçtim ve kendimi ilim ve marifetle donattım. Böylece Hak Mezhep olan Caferiliği tanıtacak ve anlatabilecektim. İlk önce kendi ailemden ve eşime tebliğ etmeye başladım. O da yüce Allah’ın lütfu ile Şia oldu ve bir çok programımın ilerlemesinde en büyük katkıyı bana sağladı. Daha sonra eşimin de yardımıyla bacanaklarımı bu sıratı müstakim yoluna davet ettim. Onlar da Allah’a hamd olsun etkilenerek hepsi Şia oldular. Bu doğrultuda aramızda haftalık toplantılar düzenledik. Singapur devleti, bizi kontrol altına alarak faaliyetlerimizi inceleme altına aldı, ancak bir süre sonra bizim bir tehlike arz etmediğimizi ve yalnızca dini konuşmalar yaptığımız anladıktan sonra artık toplantılarımıza karışmadı. Lakin şu anda bile bizi kontrol altında tutmakta. Eğer Allah isterse hidayet eder ve lütuf ve rahmetini bizlere sunar. İşte bu, bize şamil oldu ve bizler bu süre zarfında tebliğimizi tüm şehir ve Singapur geneline taşıdık ve Şia mezhebini yaymaya başladık. Şu ana kadar bu ülkede 1100 kişinin üzerinde insan Şia mezhebine teşerrüf etti ve Allah Teala’dan dileyim bu inayetini arttırmasıdır. Elbette bunu da söylemeden geçemeyeceğim ki şu ana kadar bir çok zorluk ve meşakkatle karşılaştık, ancak tebliğimizin başarısının tatlılığı o acıları ortadan kaldırdı.

ABNA.İR  


Özel Dosya: Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib