Bölgesel dengeler İran ve Türkiye’yi yeniden bir araya getiriyor

Bölgesel dengeler İran ve Türkiye’yi yeniden bir araya getiriyor

Osmanlı ve Pers imparatorluklarının mirasçıları olan Türkiye ve İran’ın Orta Doğu’daki rekabeti çok eskilere dayanıyor. Bu rekabet son dönemlerde yatışmış olsa da iki ülke Arap Baharı ile birlikte karşıt ittifaklarda yer aldı ve yeniden bölgesel güç ve nüfuz mücadelesine girişti.


Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA – Osmanlı ve Pers imparatorluklarının mirasçıları olan Türkiye ve İran’ın Orta Doğu’daki rekabeti çok eskilere dayanıyor. Bu rekabet son dönemlerde yatışmış olsa da iki ülke Arap Baharı ile birlikte karşıt ittifaklarda yer aldı ve yeniden bölgesel güç ve nüfuz mücadelesine girişti.

Ancak görünen o ki 1823 ve 1847 Erzurum Antlaşmaları günümüzde de Türkiye ve İran’ı etkiliyor. Dolayısıyla gerginliklere, dökülen kana ve “vekil” çatışmalarına rağmen Ankara ve Tahran hep esnek kaldılar ve uzlaşmanın yollarını aradılar. İkili siyasi ilişkilerde belli bir yakınlık hep korundu. İran’a göre Suriye ve Irak savaşlarında sona yaklaşıldığı şu günlerde Irak Kürdistan Bölgesi’nde ortak bir tehdit baş gösteriyor ve iki ülkeyi anlaşmazlıklarını bir kenara koyup ulusal güvenliklerine zarar verebilecek bir domino etkisini, yani Kürtlerin bağımsızlık hayalini engellemek için ortak hareket etmeye zorluyor.

15 Ağustos’ta Türkiye’ye alışılmadık bir ziyaret gerçekleştiren İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, mevkidaşı Orgeneral Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dâhil üst düzey Türk yetkililerle görüştü. Bakıri’ye göre bu ziyareti gerekli kılan “askeri konular ve bölgesel meseleler, iki ülkenin güvenliği, sınır emniyeti ve terörle mücadeleyle ilgili konularda görüş alışverişi ve daha fazla iş birliği ihtiyacı” idi.

Görüşmelerin önemini vurgulamak isteyen taraflar, hem ziyaret sırasında hem de ziyaretin ardından medyaya açıklamalarda bulundular ve görüşülen konular hakkında ipuçları vererek Irak Kürdistanı’ndaki referandumu, Suriye’nin İdlib vilayetindeki durumu ve terörle mücadeleyi işaret ettiler. Erdoğan’ın 21 Ağustos’ta kuzey Irak’ta PKK ve PJAK’a karşı ortak askeri harekâtın gündemde olduğu açıklamasını da atlamamak gerekir.

Erdoğan’ın bu açıklaması daha sonra İran Devrim Muhafızları tarafından yalanlandı. Yalanlamadan önce ise Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi basına şöyle konuştu: “Bu, istisnai bir ziyaretti zira son 40 yılda aramızda bu düzeyde ziyaretler olmamıştı. (…) Görüşmeler önemli ve belirleyiciydi. Tümgeneral Bakıri Türkiye Cumhurbaşkanı’yla verimli bir görüşme yaptı.”

Tahran’da konuya vakıf bir kaynak ise Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Ziyaret, iki ülkenin ulusal güvenliğini ciddi şekilde etkileyen, mühim bazı konuların ele alınması bakımından çok önemliydi. Kürdistan’daki referandum bir dizi sebepten dolayı Tahran’ı kaygılandırıyor. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Dolayısıyla tüm seçenekler, kelimenin tam manasıyla tüm seçenekler masaya yatırıldı. (…) Irak Kürdistanı’nın Irak’tan kopmamasını sağlamak için iki ülke de eldeki tüm imkânları kullanarak gerekli adımları atacak.”

Erdoğan’ın bahsettiği askeri harekâta gelince kaynak şöyle dedi: “Bu, Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan geldi. PKK Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ediyor. (…) Hâlihazırda mücadele ettiğimiz PJAK da İran açısından bir tehdit. Erdoğan’ın isteği kendi ülkesi ile İran’ın her iki örgüte karşı harekete geçmesiydi ve bunun karşılığında kendisi Suriye’de daha fazla yardımcı olmaya hazır. İdlib bir iyi niyet adımı olabilir.”

İran’a göre Suriye savaşını bitirmek için Türkiye’nin desteği gerekiyor. Zira Ankara, Tahran’ın “terörist” dediği bazı gruplarla iyi ilişkilere sahip. Türkiye bu grupları terk eder ya da silah bırakmaya ikna ederse kalıcı bir siyasi çözüme ulaşılabilir. İdlib’le ilgili anlaşma – Türkiye’nin Daily Sabah gazetesi buna “ortak mekanizma” diyor – Astana süreci çerçevesinde Tahran’da 8-9 Ağustos’ta yapılan görüşmelerde sağlandı. Tahran toplantısı Ankara’nın isteği üzerine medyaya kapalı yapıldı.

Kürdistan’da yapılması planlanan referandum İran ve Türkiye için ortak bir endişe konusu. Referandum ve akabindeki bağımsızlık ihtimali Tahran açısından üç ana tehdit arz ediyor. Birincisi Irak’tan bir Kürt devletinin doğması bölgede domino etkisi yaratarak Suriye, Türkiye ve İran’daki Kürtlerin isteklerini körükleyebilir. 1979 devriminin acı hatıraları unutulmuş değil. İranlı Kürt militanlar o günlerde ayrılıkçı bir kalkışma başlatmıştı.

İkinci tehdide gelince bağımsız bir Kürt devleti Irak’ın parçalanması anlamına gelecek ve ülkedeki Sünnilerin de benzer bir referanduma yönelme ihtimali doğacak. Komşu bir ülkede üç küçük ulusun ortaya çıkması bir dizi istikrarsızlığa yol açabilecek. Irak’taki Şiiler arasında yeniden baş gösteren ayrılıklar ve Suudi Arabistan’ın bazı Şii kesimleri yanına çekme gayretleri düşünüldüğünde Şiiler iç savaş ihtimaline karşı yeterince güçlü değil. Irak parçalanırsa bir başka kaygı konusu da Suriye olacak. Sınır güvenliği tekrar gevşeyecek, fiili hükümetin ise İran’la iş birliği yapacağının garantisi yok.

Tahran açısından üçüncü ve son tehdit İsrail’le ilgili. Özerk Kürt bölgesinin İsrail’le iyi ilişkiler içinde olduğu düşünülürse İsrail bağımsız Kürdistan’la birlikte İran’a karşı gözetleme, müdahale etme, çeşitli dolaplar çevirme imkânı elde edecek. Bu, İslam Cumhuriyeti ile İslam Devrimi’ne, dolayısıyla İran’ın ulusal güvenliği ve istikrarına büyük bir tehdit oluşturacak.

Tüm bu tehditler Türkiye’yi kaygılandıran sebeplerle yan yana konulduğunda İran ve Türkiye’nin aynı noktada durduğu ve Suriye hariç neredeyse aynı tehditlerle karşı karşıya olduğu görülüyor. Kürtlerin Türkiye’ye yönelttiği varoluşsal tehdit ve İran’ın ulusal güvenliğinin de bu açıdan tehdit altında olması, iki ülkenin farklılıklarına rağmen el ele vermesini ve vahim sonuçlar doğurabilecek yakın bir tehlikeyi savuşturmak için iş birliği yapmasını kaçınılmaz kılıyor.



İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

conference-abu-talib
Şeyh Zakzaki