Antakyalı Arap Alevi Gençler Konuştu / Foto

  • News Code : 638476
  • Source : tahahaber
Brief

Ali Emir el-Mu’minin min zikrehu aleyna es-selam efendimiz ile onun taraftarı ve öğrencisi olabilme şerefine talip olan biz Aleviler her zaman haksızlık karşısında hakkın, zulüm karşısında mazlumun, cehalet karşısında ilim ve marifetin, necaset karşısında paklığın tarafında olduk ve olacağız. Bu bakımdan Bedir’den bu yana yüce İslam Sancağı madden ve manen bizim elimizde dalgalanıyor. “İslam” adı altında Kureyş’in putlarını insanlara kılıç zoru ile dayatan Mervanî güruh, karşısında hep bizi buldu, kıyamete kadar da bulacaktır!

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Antakya’da 1 Eylül'de anadilde attıkları sloganlarla sokağa çıkan, tekfirci IŞİD'e karşı Suriye ve direniş eksenine desteklerini eylemli şekilde gösteren Arap Alevi gençlerle bir röportaj gerçekleştirdik. Taşıdıkları Esad ve Nasrallah’lı posterler, Suriye bayraklı yürüyüşleri kimi medya araçları rahatsız etti. Yandaş medya 'pervasızca yürüdüler' demişti. Onların düşüncelerini öğrenmek, seslerini duyurmak amacıyla kendileriyle konuştuk, merak edilen sorulara cevaplar vermelerini istedik. Arap Alevi gençlerle gerçekleştirdiğimiz röportajı okurlarımızın dikkatine sunuyoruz.

Ferhat Aktaş: 1 Eylül günü Antakya'da gerçekleşen eylemde emperyalist işgal projesine ve tekfirci terör tehlikesine karşı alışılmışın dışında Suriye bayrakları, Esad ve Nasrallah posterleriyle sokağa çıkmanız, Alevi kimliğini ön planda tutan hassasiyet göstermeniz kimi çevrelerde rahatsızlığa yol açtı. Yandaş bazı medya organları bu tavrınızı pişkinlik olarak tanımladı. Özellikle 1 Eylül günü ortaya koyduğunuz eylemli tavır ne anlama geliyor, neden Suriye bayrakları ve Arapça sloganlarla yüründü?

S. Sultan: Kendileri 3. Köprüye Yavuz Selim ismini verirken iyiydi ama! Pişkinlik değildi o, kuzu kuzu kabul etmeliydik. Biz kendi etnik, kültürel ve siyasi kimliğimizi ortaya atarsak pişkinlik oluyor. Asıl soru neden Arapça slogan attığımız değil, Arapça slogan atmamız neden sorun teşkil ediyor?

H. Camuz: Öncelikle bizler her miting’e elimizden geldiğince Suriye bayrakları, Beşar Esad posterleri ve Arapça sloganlarla çıkıyoruz. Bu miting özellikle IŞİD teröristleri ve IŞİD zihniyetinin yoğun olduğu dönemde, teröristlerin geçiş hattı olan ilimizde büyük önem taşıyordu. Liwa Antakya gençleri olarak Suriye ile barışı isteyip Suriye bayrağı taşımayan sözde sol gruplara da bir tepki olarak çıktık. Suriye ile barışı isteyip Suriye bayrağı taşımamak kadar absürt bir olay olamaz. Liwa gençleri yandaş basına da, direnişçi Suriye devleti halkı ve ordusuna da bir mesaj vermek istedi. Liwa halkı hiçbir zaman akrabalarını kardeşlerini unutmadı, unutmaz da. Ve bugün yandaş basın ve bazı sol kesim şunu bilsinler ki; Ortadoğu da barış ve kardeşlik sayın Beşar Esad ve Seyyid Hasan Nasrallah ile gelir. Beşar Esad’sız bir Suriye kardeşlik mitingi olamaz. Liwa gençleri olarak bunu göstermek istedik.

B. Cemil: Ali Emir el-Mu’minin min zikrehu aleyna es-selam efendimiz ile onun taraftarı ve öğrencisi olabilme şerefine talip olan biz Aleviler her zaman haksızlık karşısında hakkın, zulüm karşısında mazlumun, cehalet karşısında ilim ve marifetin, necaset karşısında paklığın tarafında olduk ve olacağız. Bu bakımdan Bedir’den bu yana yüce İslam Sancağı madden ve manen bizim elimizde dalgalanıyor. “İslam” adı altında Kureyş’in putlarını insanlara kılıç zoru ile dayatan Mervanî güruh, karşısında hep bizi buldu, kıyamete kadar da bulacaktır! Konu Suriye olunca, emperyalistler ve onların uşaklığına soyunmuş olan sözde “Müslüman” Mervani’ler ne derse desin, kimin zalim, kimin mazlum olduğu açıkça ortadadır. Tekbir eşliğinde insanları kör bıçakla şehid edenler, Uhud’da Hamza aleyhisselamın ciğerini yiyen, anaları Hind’in izini takip edenler, Hucr bin Adi gibi yüce sahabelerin türbelerine saygısızlık yapanlar açıkça ortadadır. Bunları yaparken de Cemel’deki gibi “mazlumiyet”ten bahsediyor ve kanlı gömlekleri sancak ediniyorlar. Hal böyle iken Hıristiyan’ı-Müslüman’ı, Kürd’ü-Arap’ı, bu güruhun katlettiği tüm halkların yanında olmak insanlık vazifesidir her şeyden önce. Ayrıca bu duruş İslam’ın gereğidir. Kaldı ki, ayrıca akrabalık bağımız olan Lazkiye’li Alevi aşiretlerin uğradığı zulümde sessiz kalmak, atalarımızın bize miras bıraktığı asalet ile bağdaşmaz bir tutumdur. 1 Eylül Barış Günü’nde biz her şeyden önce barışsever insanlar olarak, kendisine savaş ve kan dayatılan, saldıran emperyalist güçler ve onların Mervani taşeronlarına karşı hayatta kalma savaşı veren Suriye’nin yanında olduğumuzu göstermek üzere toplandık. Ayrıca Gassani ve Tağlibi Araplar olarak, Seyfuddevle’nin, Emir Hasan bin Mekzun’un soyundan gelen kardeşlerimizin yanında olduğumuzu, acılarının acımız, kanlarının kanımız olduğunu haykırmak üzere toplandık. Alevi olarak, Ali Emir el-Mu’minin eğilmediği gibi, ondan din, ilim ve şeref dersi alanların başlarının ne surette olursa olsun eğilmeyeceğini bir kez daha hatırlatmak üzere toplandık. Biz Arap’ız ve Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve alihinin dili, bizim anadilimiz olan Arapça’dır. Dolayısı ile Suriye’deki amcaoğullarımıza desteğimizi onların anlayacağı dilde, kendi anadilimizde haykırmaktan doğal bir şey olamaz. Şu an dünyada barışı savunan herkesin birinci gündem maddesi Suriye iken ve orada bir direniş destanı yazılırken, Çin Halk Cumhuriyeti veya Nepal Bayrağı değil de neden Suriye Bayrağı’nı dalgalandırdığımız da açıktır. Suriye tarihi duruşu ile başta Filistin olmak üzere, Arap yarımadasındaki her mazlumun hamisi ve direniş cephesinin öncüsü olduğunu hakkıyla göstermiş, bunun için bedel ödemiştir, ödemektedir. Almanya’da Alman barışseverler gururla Suriye bayrağını dalgalandırırken, Liwa-Çukurova Arap Alevilerinin bundan hicap duyması eşyanın doğasına aykırıdır.

-Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve direniş önderi Hasan Nasrallah sizin açınızdan ne anlam ifade ediyor?

S. Sultan: Direnişin, batıya nitelikli başkaldırışın, gerçek anlamda İmam Ali’nin yolunu izlemenin simgeleridirler.

H. Camuz: Ortadoğu’nun iki lideri; biri Sayın Beşar Esad diğeri de Seyyid Hasan Nasrallah. Biri 4 yıldır yüzlerce milletten gelen teröristlere ve onlarca büyük hamilerine diz çökmeyen, 7 düvele karşı vatanını savunan bir kahraman. Diğeri ise yenilmez denilen nice devleti sadece savaş uçakları kaldırarak bertaraf eden işgalci İsrail’e geçit vermeyen bir lider. Sayın Beşar Esad ve Seyyid Hasan Nasrallah demek direniş demektir. Ehlibeyt demektir. Ortadoğu’da yüksek sesle ‘Lebbeyke Ya Hüseyn’ demektir. Fedakârlık demektir. Zulme karşı başkaldırı demektir. Allah bu iki kahramanı başımızdan eksik etmesin. Çünkü eğer bize bir saldırı olursa biz biliyoruz ki; Seyyid Hasan Nasrallah ve Beşar Esad gibi sırtımızı yaslayacağımız liderlerimiz var.

B. Cemil: Beşşar el-Esad amcaoğlumuz, atalarımızın kanı ile sulanmış bu toprağın evladıdır her şeyden önce. Arap kültürünü biraz tanıyan, bunun ne anlama geldiğini anlamakta zorluk çekmez. Ancak Beşşar aynı zamanda çok sevdiğimiz ve rahmetle andığımız edebi, hayırseverliği ve mütedeyyinliği ile kendi kabilesinde de ün salmış merhum Hafız’ın bize yadigârıdır. Merhum babasının bıraktığı yerden onun çizdiği yolu devam ettirerek, sadece Suriye değil, bütün Arap halkının refahı, güvenliği, aydınlanması ve daha özgür yaşaması için çaba sarf ederek, babasının oğlu olduğunu hakkıyla göstermiştir. Beşşar, babası gibi Antakya ve çevresinde yaşayan Arap Alevilerin üzerine gelmek için daima nabız yoklayan ve fırsat bekleyen cephenin korkulu rüyası ve bu bakımdan güvenliğimizin teminatıdır. Batı’nın Arap topraklarını istilasından ve örtülü bir haçlı seferi olmaktan öte bir şey olmayan Siyonizm’e karşı bedel ödemeyi göze alan devletler sadece Suriye ve İran’dır. Filistinli direnişçilerin elinde Katar’ın, Suud’un, Ürdün’ün ya da Mısır’ın sağladığı mühimmat değil, onların sağladığı malzeme vardır. George Galloway’in de dediği gibi, Filistinli mültecilerin karnına sadece bunların ekmeği girmektedir. Bu iki devletin önderliğindeki direniş cephesinin en değerli evlatlarından birisi de şüphesiz Hasan Nasrallah’tır. O da 2006’da Siyonizm’e yaşattığı ağır hezimet ile adını tarihe ve şeref sahibi Arapların kalbine yazdırmıştır.

R. Genç: Suriye devlet başkanı Sayın Beşşar Esad şuan sömürücü dünya düzenine karşı anti–emperyalist bir tavır sergileyen, İslam düşmanlarına dünyayı dar eden bu yüz yılın mutlak İslam lideridir. Müslüman diye geçinen birçok İslam ülkesinin liderleri, Filistin İsrail tarafından bombalanırken, 3 maymunu oynarken Beşşar Esad Filistin’e yardım eden mükemmel ötesi bir liderdir. Malumunuz Suriye’deki savaş maalesef ki demokrasi savaşı değil, Yezid (la3anhum Allah) evlatlarının Evlad-ı Ali’yi yok etme savaşıdır. Ki bu savaş İslamı yaralayıp Siyonistleri güçlendirecek bir projedir. Ama Allah’a şükür kardeş ülke yiğit bir insan tarafından yönetiliyor ki ırk, din, mezhep ayrımı yapmaksızın hem kendi halkının, hem bu coğrafyada yaşayan tüm insanların emniyet kemeridir. Ayrıca Beşşar bizden bizde ondanız. Seyid Hasan Nasrallah’ın önderliğini yaptığı direniş ordusu, H.z. Muhammed İl Mustafanın S.a.a İslam âlemine bıraktığı kutsal emanet olan Ehl-i Beyt sahabelerinin kutsal mekanlarını ve ırk, mezhep ayrımı yapmaksızın tüm İslam âlemini haçlılardan ve Siyonistlerden koruyan dini bir liderdir. Ki o ABD Irak’ta 2 milyona yakın Müslüman kardeşimizi katlederken, olaya sessiz kalmayıp Irak’a bu savaşta yardım eden ender liderlerden biridir. Keza Filistin ve Suriye’deki Siyonist amaçlarla örülü savaşta Filistin ve Suriye’ye en çok destek veren örnek bir İslami direniş örgütü lideridir.

-Hatay Antakya'da yaşayan gençler olarak yanı başınızda cereyan eden savaşı nasıl tanımlıyor, bu savaşın ilinize ne gibi olumsuz yansımaları olduğunu düşünüyorsunuz?

S. Sultan: En önemli olumsuzluk IŞİD’in Hatay’a girmeye fırsat kollaması, değişik tekfirci grupların Antakya’da “Yatan Hücreler”e sahip olmasıdır.

H. Camuz: Bu savaş artık gösteriyor ki bize yaşanan Yezid ile Hz. Hüseyin’in savaşıdır. Bir tarafta günümüzün Yezidleri bir tarafta ise Yezide karşı boyun eğmeyen Hüseyinler var. 1400 senedir Hüseyniler katliamlara uğruyor. Bugün son şekli Suriye’de yaşanmaktadır. Mezhepçiliği bilmeyen bu kadim medeniyetler şehrine de mezhepçilik fitnesi yaydılar. Artık insanlar birbirine şüpheyle bakmaya başladı. Ekonomik sorunlar almış başını gidiyor. Sınır deseniz kevgire dönmüş, Reyhanlı Hacıpaşadan Türkiye’ye girip çıkmayan şey yok. İlimiz artık eskisi gibi huzurlu değil. Ama başaramayacaklar. Bizi birbirimize kırdıramayacaklar.

B. Cemil: Daha önce belirttiğim gibi bu savaş emperyalistlerin ve onların taşeronu olan Mervani güruhun, Suriye’yi destabilize etme ve bölgede etnik temizlik yapma projesidir sadece. Savaş, batının ileri karakolu olan İsrail’in yayılabilmesi için gerekli ortamı yaratmak üzere planlanıp icra edilmektedir. Savaş ilimize pek çok zarar verdi. Her şeyden önce ticaret durma noktasına geldi ve insanlar ekonomik sıkıntı yaşıyor. Dolayısı ile siyaset ile uğraşmak istemeyen basit insanlar bile kendilerini siyasetin tam ortasında buluyor. İkinci nokta güvenlik sorunudur. Uluslararası basın, Hatay Havalimanına terörist akışını defalarca belgelemiş. “Mülteci” denen insanların bir kısmı adi suçlara karışıyor, başka bir kısmı da uluslararası hukuka göre “mülteci” olarak değerlendirilemeyecek silahlı unsurlar. Bunların hangi kamplarda eğitim görüp silahlandırıldıkları, eğitim kamplarındaki görüntüler, silahlı teröristlerin askerlerin önünden kalabalık guruplar halinde Suriye’ye girişi gibi şeyler hep basına yansıdı. Ayrıca bu kamplarda kaydedilen propaganda videolarında halkımız doğrudan katliamla tehdit ediliyor. Bizim vergilerimizle beslenen, silahlandırılan, eğitilen ve “Mülteci” denen bu insanlardan bazıları da bunu sokakta açıkça tekrarlamaktan çekinmiyor. Dolayısı ile halkta hem bunlara, hem bunlara arka çıktığını düşündüğü devlet mekanizmasına öfke var. Tabii ki tedirginlik de var. Yalnız asıl dikkat edilmesi gereken konu, gerek hükümet söylemlerinde özellikle yer bulan “Nusayri” vurgusu, gerek sahada “mültecilerin” propagandaları ve provokasyonları ile bölgede yaratılmaya çalışılan Alevi-Sünni çatışmasıdır.

R. Genç: Saklamaya gerek yok. Suriye’dekilerle Hatay’da yasayan bizler amca çocuklarıyız. Onlarla aynı ülkede yasamasak bile onları parmağı kesik bir şekilde gördüğümüz zaman inanın bizlerin canı daha fazla yanıyor. Ki sanalda ve diğer yayın organlarında Suriyeli akrabalarımızın kafası kesilirken, kurşuna dizilirken gördüğümüz videolar yüzünden nerdeyse 40 aydır ne eğlenebiliyoruz nede rahat uyuyabiliyoruz. Canımızdan can, damarımızdan kan alınmış gibiyiz. Sanki orada ölen insanlarla uzun yılar yan yana yasamışçasına ağlıyor, yas tutuyor ve onların selameti için dua ediyoruz. Ayrıca birçok toplu katliam sonrası Suriye’deki kardeşlerimizin ölmesini, bizim onlara destek vermememizden ötürü kendimizi suçlayıp vicdan azabı çekiyoruz.

-Arap Alevi inancına mensup gençler olarak bölgede güçlenen tekfirci selefi hareket gerçeği karşısında kendinizi güvende hissediyor musunuz?

S. Sultan: Hayır.

H Camuz: Kesinlikle güvende değiliz. Nasıl olabiliriz ki? Her gün tavuk keser gibi Alevileri kesiyorlar. Fark etmiyor kadın, çocuk, genç, yaşlı yeter ki Alevi olsun. Çünkü onların sözde âlimlerinin kesin fetvası var Alevi kesen şüphesiz Cennete gider diye.  Selefi hareket anti Alevilik üzerine kurulmuş ve bu hareket Antakyamız’da da yayılmaya başladı. İşin kötü yanı ise devlette onlardan yana. Bizim ise Hak Muhammed Ali’miz Var. Korkuyor muyuz? Biz bunların azad edilmiş köle atalarına boyun eğmedik ki şimdi bunlara boyun eğelim. Hz. Ali’nin Zülfikar’ı altında Müslüman olanlar bugün bize din dersi vermesin. Rafızîlikle suçlamasın.

B. Cemil: Hayır hissetmiyoruz. Hatta çıkacak bir çatışmada bilakis biz “suçlu” ve “provokatör” ilan edilirsek sürpriz olmayacak.

R. Genç: Kısa ve net hayatım boyunca hiçbir zaman kavgadan yana olmayan ben inanın merkeze indiğim zaman arabamda sopa, gün geliyor bıçak bile taşır oldum. Bu kadar tedirgin olan ben sizce yaklaşık 3 yıldır ailemi bir başlarına çarsıya gönderebilir miyim? Cevap kesinlikle hayır.

-Suriye'deki çatışmalarda yaralanan silahlı çetelere mensup kişilerin Hatay'daki hastanelere taşınması, ilçelerde bulunan kamplar, sınır bölgelerinin oldukça sıkıntılı hali göz önünde getirildiğinde oradaki yangın buraya sıçramaz diyebiliyor musunuz?

S. Sultan: Orası burası yok. Aynı yangın değişik suretlerle sürüyor. Suriye’de sert ve gösterişli katliamlarla, Hatay’da ise sinsi ötekileştirme ve yavaş yavaş ablukaya alınarak.

H. Camuz: Oradaki yangının buraya sıçramamasının sebebi bizim hassasiyetimiz. Sen git gece Suriye’de kardeşlerimi katlet sonra gel benim hastanemde tedavi ol. Liwa gençleri olarak gerekli tepkiyi gösteriyoruz. İlk başlarda olduğu kadar rahat hareket edemiyorlarsa biz Alevilerin tepkisi yeri geldiğinde meşru temelde şiddet uygulaması sayesindedir. Artık onlarda biliyor ki Liwa’da Aleviler Beşar Esad’ı destekliyor ve zamanı gelirse Antakya’da onlar için Suriye olacak.

B. Cemil: Sıçramaması mümkün değil. Nitekim terörist örgütler kontrol edilemez unsurlardır. Bunları beslemeye başladığınız anda siz onları kullandığınızı sanırken aslında onlara rehin düşersiniz. Her türlü şantaja boyun eğmek durumunda kalırsınız. Afganistan’da CIA tarafından eğitilen ve silahlandırılanların ne yaptığını gördük. Türkiye bir adım ileri gitti, bu teröristleri binlerce mil uzaktaki bir ülkede değil, kendi topraklarında besliyor. Suriye ve Irak’ta başarısız oldukları anda bunlar başarısızlıklarının hesabını birine kesmek zorundadır. Nitekim “yanlarında Allah olan” bu kişiler eğer savaşta başarısız olmuşsa mutlaka “bir münafığın ihaneti”dir sebep, kendi beceriksizlikleri değil. Seçecekleri ilk hedef de şüphesiz “Nusayri” dedikleri biz Arap Aleviler ve bölge Hristiyanları olacaktır.

R. Genç: Kanaatimce buraları karıştırmak biraz zor hatta imkânsız. Çünkü burası Şehr-il Medeniyye (medeniyet şehridir.) Hatay’da ben sen yoktur. Biz vardır. Biz nasıl ki Reyhanlı’da selefi Nursa Cephesinin saldırısından sonra Ehl-i Sünnet kardeşlerimize basta bizler olmak üzere Ermeni, Hristiyan, Yahudi ve Kürt kardeşlerimiz onlara yapılanlar sonrası sesimizi yükseltip buraların kardeşlik şehri olduğunu gösterdik. Ki buralarda yapılması planlanmış bir proje varsa o plana en büyük yumruğu Hatay halkı olan bizler indireceğiz. Unutmayın Hatay karışırsa kızılca kıyamet kopacaktır anlamı taşır. Bunu hiçbir ülke ya da kuruluşun göze alacağına ihtimal bile vermiyorum.

-AKP hükümetinin Suriye politikasını mezhebi argümanlarla ifade etmesinin nedeni sizce nedir, Suriye'de mezhep ayrımcılığı mı var?

S. Sultan: Sebep Suriye’nin değil Türkiye iktidarının mezhepçiliğidir. Hatırlayalım ki AKP Gazze için gösterdiği (Sözlü de olsa) tepkiyi Güney Lübnan için göstermedi, göstermez de. Şii Irak Türkmenleri için göstermedi. Bu iktidar İHVAN iktidarıdır, başka bir değişle “Siyasal Sünniliktir.”

H. Camuz: Suriye’de kesinlikle mezhepçilik yoktur. Suriye’nin en fakir ili Lazkiye’dir yani Alevi ili olan Lazkiye. En zengini ise Sünni kenti Halep’tir. Devlet Bakanların Yüzde 90’ı Sünni’dir. T.C Hükümetinde hiçbir Alevi bakanın olmadığı biliniyor. Ama tabi ki yezidin günümüzde şeklini alan AKP Hükümetinin başkanı Suriye devlet başkanının Alevi olmasından rahatsız. Sadece o değil tüm Ortadoğu’daki kukla rejimler ve emperyalist batı rahatsız. Çünkü bizler Ehlibeyt terbiyesiyle büyüyoruz. Bizim inancımız ve kültürümüzde zulme baş eğmek yoktur. Emperyalizme ve uşaklarına boyun eğmeyiz. Bölgedeki pratik bize gösteriyor. Lübnan Hizbullah, Suriye, İran, Bahreyn, Irak Mehdi Ordusu, Bedr Ordusu vs. örnekler çoğaltılabilir. İşte AKP Hükümeti Sayın Beşar Esad’a istediklerini yaptıramadı ve yaptıramayacağını da biliyor. Allah’ın izniyle galip gelecek bizler olacağız.

B. Cemil: Suriye’de insanın mezhebini sormak sadece suç değil, ayıptır. Ancak biliyoruz ki ülkenin yaklaşık %18 dolayında nüfusu Alevi’dir. Buna rağmen Meclis’in %90’ı aşkını Sünni’dir. Aynı baskınlık ordu ve devletin diğer kademelerinde de kendini gösterir. Kara Kuvvetleri burada bir istisna teşkil eder, burada Alevi komutan sayısı genel toplumdaki orana yakındır. Devlet başkanı Alevi olsa da, Meclis Başkanı, Başbakan ve kabinenin büyük çoğunluğu Sünni’dir. Dolayısı ile bütün kademelerde Sünniler toplumdaki nüfus oranlarından daha yüksek oranda temsil edilmektedir. Eğer Suriye’yi mezhepçi açıdan ele alacaksak, onun bir Sünni Devleti olduğunu söylememiz icap eder. Ancak pratikte birinin hangi kademeye geleceği ile mezhebi arasında bağlantı yoktur Suriye’de. Suriyelilik kimliği kafalara yerleşmiş, din ve mezhep özel hayatın konusu haline gelmiştir. Dolayısı ile orada insanlar başörtüsü ve Ezan yasağı ile mini etek veya karma eğitim yasağı arasında tercih yapmak zorunda olmadığınız laik bir sistemde yaşıyor. Her isteyen dinini dilediği şekilde yaşar, dileyen inanmaz. Özgürlüğün tek sınırı diğer insanların özgürlüğüdür. İster sağ, ister sol, Türk politikacıların orada staj görmesinde yarar var.

R Genç: Türkiye Cumhuriyetinin gelmiş geçmiç ve gelecekteki başkanları arasındaki en tefrikçi, en dikta, en büyük halk düşmanı lider olan RTE’nin özellikle Alevilere olan düşmanlığını tüm dünya’da bilmeyen yoktur sanırım. Kendi Alevi halkına bile zarar vermek isteyen bir liderin diğer ülkelerde yaşayan Alevilere neler yapmaz. Kendisinin ülkede yaptığı ayrışmayı diğer komşu ülkede yasanmışçasına göstermesi dünya siyaset tarihinin en kara ve en iğrenç olayıdır. Mezhep ayrımı demişsiniz. Suriye’de mezhep ayrımı olsa idi Baas Hükümetinin Bakanlar Kurulunun % 70’e yakını Ehl-i Sünnet olmazdı. Bakınız Esad’a ona en yakın kişiler hatta muhterem Eşi Sn. Esma Al Assad Ehl-i Sünnet mezhebindendir. İnanın 4 yasındaki evladım bile Suriye’de mezhep ayrımcılığı var diyenlerin akıllarına kahkaha atarak güler.

-Güncelde ABD ile Suudi Arabistan'ın rengini verdiği IŞİD'e karşı operasyon planına bakış açınızı merak ediyorum. Dedikleri gibi hedef IŞİD mi yoksa tekfirci terörü bahane edip Şam yönetimini mi hedef alacaklar?

S. Sultan: Şam’ı vurmayacaklarını düşünüyorum. Vurmaya çalışırlarsa bile yanıt çok sert ve Başkan Beşşar Esad’ın daha önce ifade ettiği gibi “Dünyanın tahammül edemeyeceği kadar büyük” olacak. IŞİD’i yok olmuş gibi göstereceklerini, yeni bir örgüt kurup şimdiki canileri oraya transfer edeceklerini ve yeni oluşuma “Ilımlı” diye parlatma kampanyası yapacaklarını düşünüyorum.

H. Camuz: Kesinlikle IŞİD değil. IŞİD olsaydı 1 seneye aşkın süredir nerdeydi bu ABD ve gayrimeşru çocukları?  Şimdi IŞİD terörist oldu artık biz bunlara inanmıyoruz. Suriye devleti de inanmıyor bence. Bu gibi saldırı planlarına karşı koyacaktır. Suriye Arap Ordusu yiğitleri IŞİD’le baş edecek güçtedir. Hizbullah savaşçıları IŞİD’i yok edecek güçtedir.

B. Cemil: Her iki ihtimal de şu an için göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim hedef Şam ise harekâtlarını Suriye Yönetimi’ne danışmadan gerçekleştirecektir. Bu durumda zaten mevcut olan savaş biraz daha kızışacak, olaya Ruslar bilfiil dâhil olacak. Diğer yandan bazı kaynaklar, ABD’de ulusal güvenlik stratejistlerinin eski politikanın sonuçları karşısında Şam ve Tahran ile artık müttefik olunması gerektiğini yönetime bildirmiş durumda. Eğer bu doğruysa Suriye ve İran pek yakında bölgede daha güçlü, bölgesel güçler olarak sivrilecek. Ancak bu oyunda kurban da Türkiye olur. Çünkü bu durumda ABD Türkiye’yi iç savaşa sürükler ve böler.

R. Genç: Bu duruma iki pencereden bakmak gerekir. Birincisi; Suriye ve Esad karşıtı başta kan emici ABD, Katar, Suud yönetimi ve çetelere yardım yataklı eden büyük ülkeler Suriye’li Esad ve müttefiklerinin gücünü görüp en az hasarla meseleden kurtulma hesapları yapıyorlar. Bu savaşın her gün onlar için bir yenilgi olduğunu ve zararın neresinden dönersek kardır mantığını kullanacakları için kendi ürünleri olan barbarlar çetesi IŞİD’i Suriye’deki savaşın bitiminden sonra onlar için tehdit unsuru olmaması için yok etmek için düğmeye bastılar. İkincisi; ABD ve diğer ülkelerin IŞİD’i zayıflatma ve yok etme planı bahanesiyle Suriye ordusunun gücünü test etmek ve olası bir saha açıklığında Şam’a yönelip anti-emperyal, anti-siyonist yönetimi düşürmek için yapacaktır. Ama kanımca onlar bükemedikleri el olan Esad’ın elini öpecekler.

- Sorularıma cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz başka şeyler varsa ifade edebilirsiniz.

S. Sultan: IŞİD çöllerde inzivaya çekilmeye mahkûm “post-vahabbist” bir örgüttür. Yenilmez değil, kuzu kuzu mağlubiyeti kabul edecek. Bunun lamı cimi yok. Asıl mesele bu sonuca varıncaya kadar sivillerin ödemeye mahkûm kaldığı kan vergisidir. Umarım bölgedeki hain iktidarlar fazla inat etmez, mağlubiyeti tez zamanda kabul eder!

H. Camuz: Son olarak tüm düşman dünya ülkeleri ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti başta Erdoğan; ‘İmana gelin galip gelecek olan Hizbullah’lardır. (Maide 56) Hak Muhammed Ali Yardımcımız olsun!

B. Cemil: Arap Alevi kimliğimizi iftiharla ortaya koymamız bazen dostlarımız arasında da tedirginliğe yol açmaktadır. Oysa kimliğimiz değişmezdir ve olduğumuz şeyden utanmamız beklenemez. Diğer yandan Arap Aleviler olarak doğrunun yanında yer almak, aynı doğrunun yanında yer alan Sünni, Hristiyan, Musevi veya Ateist yurttaşlarımıza karşı düşmanlık beslememiz anlamı taşımaz. Adı Ahmet olan biri, “Benim adım Ahmet ve ben falan filanı savunuyorum” dediğinde adı “Mehmet” olanların kendini dışlanmış hissetmesi mantıksızdır. Bizim de adımız budur. Nitekim Arap Alevi kimliğimize sahip çıkmamız, dostlarımıza rahmet ve adalet konusunda teminat, düşmanlarımıza uyarıdır. Nitekim biz Kerbela’da “Kılıcını kınından ilk çekip, zalim olan olma!” diyenin talebeleriyiz! Ancak 1435 yıldır evimizi, dinimizi ve namusumuzu savunurken kana bulanan kılıçlarımız, halen ilk günkü kadar keskindir!

R. Genç: Nebi Muhammed İl Mustafa S.a.a’un buyurduğu gibi: Ehl-i Şam Kutsaldır. Ona uzanan eller helak olacaktır. Allah Hak ile yürüyenlerle birliktedir. Hiçbir güç, Hakkın yolundan ilerleyen kimsenin boynunu eğemez. Allah Hak yolunda giden Suriye liderini, halkını, ordusunu ve başta hizb-Allah İslami direniş örgütü olmak üzere onlara destek veren tüm ülke ve insanları koruyup yardımcıları olsun. Saygılar!

Ferhat Aktaş- Taha Haber


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

conference-abu-talib
Şeyh Zakzaki