Çağımızın ariflerinden üstat Tahriri:

İmanın ilk şartı Ehlibeyt İmamları karşısında teslim olmaktır (Röportaj)

  • News Code : 657976
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA.İR
Brief

Erbain Ziyaretinin Şerhinde gezinti

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İmamet ve rehberlik konusu Dinin en önemli meselelerindendir. Dinin tutarlılık ve sağlamlığı Tevhid ve Nübüvvetten sonra, İlahî liderlik ve rehberlik meselesine dönmektedir. Allah Teâlâ tevhidi görüş ve bakış açısının bu âlemde ve tüm zaman dilimlerinde şekillenerek gerçekleşmesini istemiştir. Kerbela vakıası da Allah Resulü’nün (s.a.a) irtihale göç etmesinden sonra, ümmetin vilayet ve rehberlik çizgisinden çok derin bir şekilde münharif olmasının göstergesidir. İşte bu anlam ve mana tüm Müslümanların dikkat etmesi gereken çok önemli bir husustur. 

İmam Hüseyin’in Erbain ziyaretinin arifesinde Sayın Hüccetü’l İslam ve’l Müslim’in Muhammed Bakır Tahriri ile Erbain Ziyareti’nin bazı bölümleri hakkında söyleşi gerçekleştirdik.

Ehlibeyt’in (a.s) yaşam tarzı, siresi ve hadislerinde Erbain’e ne denli önem verilmiştir?

Ehlibeyt’tin (a.s) siyre ve hadislerinde Erbain Ziyaretinin önem ve ehemmiyeti üzerinde durulmuş ve Ehlibeyt’in (a.s) siresi, bu şekilde Erbain’i ihya etmeye ve yaşatmaya tekit etmiştir. İmam Hasan Askeri (a.s) müminde olması gereken beş özelliği sayarken, onlardan birisinin Erbain Ziyareti olduğunu söylemiştir.(1)

Erbain Ziyareti hakkında sayısız faziletler nakledilmiştir ve tüm bu hadisler İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretinin faziletinin farklılığını ve ayrıcalığını ortaya koymaktadır. Tavsiyeler genellikle yakından ziyaret edilmesi yönündedir, ancak mümkün olmadığı takdirde uzaktan edilen ziyaret dahi, fazilet ve sevap açısından yakından edilen ziyarete eşittir.

Aşura’dan sonraki ilk Erbain’de mi Ehlibeyt (a.s) Kerbela’ya geldi?(2)

Ehlibeyt (a.s) ve İmam Hüseyin’in (a.s) kafilesi kesinlikle Erbain’de Kerbela’ya geldiler, ancak bunun Hicri Kameri 61 yılında mı, yoksa 62 yılında mı olduğu konusunda görüş farklılıkları bulunmaktadır. Hicri 61 yılı diyenler, Cabir b. Abdullah Ensari ile gerçekleşen ziyareti şahit olarak getirmekteler, bazıları da Hicri 62 yılı üzerinde diretmekteler, ancak burada önemli olan, Erbain’nin bizlere ulaştırmak istediği mesaj ve slogandır. Cabir b. Abdullah Ensari Hicri 61 yılında kesinlikle Kerbela’ya gitmiştir, çünkü ondan bu konuda birde ziyaretname nakledilmiştir.(3)

Neden Ehlibeyt (a.s) Kerbela vakıasını canlı tutmak ve yaşatmak için bu denli çaba harcadı?

Elbette bu konunun farklı sebepleri var. Gerçekte bakacak olursak Kerbela olayı Allah Resulü’nün (s.a.a) irtihalinden sonra, İslam ümmetinin rehberlik ve vilayet çizgisinden nasıl saptığının ve münharif olduğunun apaçık göstergesidir, Müslümanlar bu noktaya çok dikkat etmelidirler.

İmam Ali ve İmam Hasan (a.s) öyle bir zamanda yaşıyorlardı ki, bu sapmaları ve münharif olmaları aleni bir şekilde su yüzüne çıkaramadılar, netice itibariyle İmam Hüseyin (a.s) ve Ehlibeyt’in (a.s) şehadetleriyle sonuçlandı. Yaşanan tüm bu olaylar bizlere çok kısa bir süre zarfında İslam ümmetinin hak yoldan nasıl saparak münharif olduğunu, Peygamberin (s.a.a) öz torununu kabullenmediğini ve Ehlibeyt (a.s) ile muhalefet ettiğini aleni ve aşikâr olarak ortaya koymaktadır.

Dinin tutarlılık ve sağlamlığı Tevhid ve Nübüvvetten sonra, İlahî liderlik ve rehberlik meselesine dönmektedir. Allah Teâlâ tevhidi görüş ve bakış açısının bu âlemde ve tüm zaman dilimlerinde şekillenerek gerçekleşmesini istemiştir.

Eğer bu bahsettiğimiz mana ve mefhum gerçekleşmezse, gerçekten de Tevhidi bakış açısı toplum düzeyinde şekillenmemiş ve sapmalar meydana gelmiş demektir. İlahî dinlerin asıl amacı Tevhidi görüş ve bakış açısını insanın tüm yaşantısında gerçekleştirerek hayata geçirmektir. İşte insan bu sayede layık olduğu kemal ve erdemlere ulaşabilir. Bunun da tek çaresi İlahî İmamet ve Velayet’e sıkı sıkıya sarılmaktır. Allah Teâlâ bazı özel şahısların aracılığıyla bunun gerçekleşmesini irade etmiştir. 

Erbain Velayet Sisteminin Çağrışımıdır

Erbain böylesine önemli bir hakikatin çağrışımıdır. Dinin kökeni nedir,  dinin kökü velayet sisteminde şekillenmiştir, İmamet sistemi de Allah Resulü (s.a.a) ve İmam Ali’nin (a.s) neslinden ileri gelmekte ve kaynaklanmaktadır. Kerbela olayı sürekli olarak bu hakikat ve gerçeği canlı tutup yaşatmaktadır. İnsanların bu hakikatin takipçisi olmaları gerekir.

Allah kullarına olan hüccet, delil ve kanıtını tamamlamıştır. Bu fedakârlığın sembolü de tam anlamıyla İlahî hakikatin ispatı için tüm benliğini feda eden İmam Hüseyin’dir (a.s). Bu olayın kendisi yani İmam Hüseyin’in (a.s) her şeyinden vazgeçmesi, İlahi vilayetin hakkaniyetinin ispatı ve aynı zamanda İslam ümmeti için çıkarılacak büyük bir derstir.

İnsan sadece İlahî velayetin yansıması olan, Ehlibeyt’in (a.s) hak üzere olan vilayeti sayesinde, hakiki manadaki kemal ve erdemlere ulaşabilir. Hakiki kemal ve erdem ise Allah’a yakın olmaktır.

 Ayet ve rivayetlere baktığımızda ‘‘kurb’’ kelimesinden maksadın İlahî vilayet olarak tabir edildiğini ve eğer Tevhidi bakış açısıyla yaklaşacak olursak ‘‘İlahî Velayet’’ten maksadın da Allah’ın velayetinin koymuş olduğu kanun, kural, nizam, düzen ve sisteme yansıması anlamına geldiğini rahatlıkla görebiliriz. İnsan hak üzere olan Tekvini velayeti kabullenerek, hak üzere olan Teşrii velayeti de hayatının farklı yön, boyut ve evrelerinde uygulayarak Velayet makamına ulaşabilir. Zannımca, Aşura olayını anmamızdaki en büyük sırlardan biride bu noktadır.

Kerbela olayından önce de Erbain var mıydı? Yani din büyüklerinin Şehadet veya İrtihalleri münasebetiyle böyle merasimler düzenleniyor muydu?  

Bildiğim kadarıyla Kerbela olayından önce herhangi bir şahısın vefatından veya şehadetinden kırk gün geçtikten sonra, Erbain adı altında onun için yas merasimi ve anma töreni düzenleme diye bir durum söz konusu değildi. Erbain konusu İmam Hüseyin’e (a.s) has bir durumdur. Çünkü Erbain’le birlikte Aşura olayı da bir nevi tekrarlanmaktadır.

Kırk rakamında bazı özellikler bulunmaktadır ve hadisi şeriflerde bu noktaya kısaca da olsa değinilmiştir.

Elbette İmam Hüseyin’in (a.s) Erbain meselesinin, kırk rakamının taşıdığı özelliklerle de bağlantısız olduğunu söylemek doğru olmayabilir. Çünkü bazı rivayetlerde şöyle nakledilmiştir:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ص مَا أَخْلَصَ عَبْدٌ لِلَّهِ عَزَّ وَ جَلَّ أَرْبَعِینَ صَبَاحاً إِلَّا جَرَتْ ینَابِیعُ الْحِکمَةِ مِنْ قَلْبِهِ عَلَی لِسَانِه

“Allah Resulü (s.a.a) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: Bir kul bir ameli Allah rızası için kırk gün ihlâs üzere yaparsa, Allah Teâlâ hikmet çeşmelerini onun kalbinden diline akıtır.”(4)

Belki de Ehlibeyt’in (a.s) hâlet ve durumu, Aşura’dan Erbain’e kadar olan bu kırk günlük süre zarfında, Aşuraca bir durum arzettiği için Erbain meselesine bu denli önem verilmiştir.

İşin aslına bakacak olursak Ehlibeyt’in (a.s) bu zaman diliminde Aşura hadisesine vermiş olduğu önem genel anlamda Erbain’e de yansımıştır. Elbette biz bunu kesin bir dille söyleyemeyiz. Ancak şöyle söyleyebiliriz herhangi bir şahıs vefat ettiğinde onu anmak ve yâd etmek için ölüm yıl dönümü veya anma merasimleri düzenlenebilir.

Ancak İmam Hüseyin’in (a.s) makamı, Aşura ve Erbain’e özel bir olaydır.

Neden her yıl Erbain programları düzenliyoruz?

Belki de İmam Hüseyin’in (a.s) şehadetinin, sanki bu yılki Aşura da meydana geldiğini hissetmemize yardımcı olmak için olmuş olabilir. Kutsal Türbelere yürüyerek gitmek Müslümanların zihninde olan bir şeydi, birçok fazileti olduğu hakkında da çeşitli tavsiyelerde bulunulmuştur. Erbain meselesi, İslami şiar ve nişanelerden biridir, Erbain’e yürüyerek gitmenin kendisi bu boyutunu daha da güçlü hale getirmektedir.

Lütfen Erbain ziyaretinin yüksek kavram ve mana içeren bölümlerine değinin

Erbain için iki çeşit rivayet nakledilmiştir, ilki Misbahu’l Zair’de Cabir b. Abdullah Ensari’den, diğeriyse Seyyid b. Tavusun, İkbal adlı kitabında İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen hadisi şeriftir. Tehzib, Misbah ve Biharu’l Envar gibi hadis kitaplarında da nakledilmiştir.

İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen Erbain ziyaretindeki yüksek manaya, diğer nakledilen ziyaretnameler de çok az rastlanmaktadır. Çünkü İmam Hüseyin’e (a.s) çok yüksek unvana sahip bir şekilde selam veriyoruz, diğer ziyaretnameler de böylesine çok az rastlanır, kısaca da olsa bu paragraflara değineceğiz.

السَّلَامُ عَلَی وَلِیِّ اللَّهِ وَ حَبِیبِهِ

Es Selamu ela veliyyillahi ve habibihi

Bu bölüm, İmam Hüseyin’in (a.s) manevi makamının yüksekliğini açıklayan bölümdür, bu selam sayesinde İmam Hüseyin’in (a.s) Allah’ın habibi ve veli kulu olduğunu itiraf ediyoruz.

Biz kesin kez İmamlarımızın Allah’ın veli kulları olduğuna inanıyoruz, Velinin manası Kur’an’da açıklanmıştır, yani şahıs kemali elde etme yolunda öyle bir yere ulaşıyor ki Allah tam ve kâmil velayetini ona veriyor ve o şahıs Allah’ın tam ve kâmil velayetini varlık âleminin tüm aşamalarında kendinde buluyor. Bu makamın gerekliliklerinden biriside Allah Teâlâ’nın bazen onu lütuf ve feyiz vesilesi olarak araç edinmesidir.

Elbette ‘‘veli’’ kelimesi değişik manalara gelmektedir, onlardan biride yönetici ve idare edici manasında kullanılmasıdır.  Allah Teâlâ da bu âlemin yöneticisi ve idare edicisidir. Bu varlık ve yaratılış âlemin tüm işleri onun tasarrufu ve kontrolü altındadır. Bazen buna mülkiyet de denilir, biz bu hakikat ve gerçekleri genellikle akıl vasıtasıyla idrak edip anlıyoruz.

Ama insan kemale doğru ilerleme ve yükselme yolunda, Allah’ın velayetini genel manada tüm eşyalarda bulabilir. Peygamberler ve masum İmamlar (a.s) kendi kapasiteleri ölçüsü dâhilinde bu velayete tanık olmuşlardır. Bundan dolayı da Allah’ın veli kulları olmuşlardır. Allah, bu makamı Peygambere veya veli kuluna âlemin bir kısmına veya tekvin âleminin yönetim ve idaresini sahip olması için lütfederek bahşediyor. Bu makam çok yüksek bir makamdır kısaca değindik.

Farz ve Sünnetler ile Allah’a yakınlaşma hadisi(5) bizlere İnsanın çok has ve özel bir ihlâs ile Allah’ın buyruklarına uyması sayesinde öyle bir makama ulaşıyor ki netice itibarıyla Allah’ın Habib’i ve sevgili kulu olma özelliğini kazanıyor. Allah’ın sevilen ve sayılan kulu olma özelliğinin gerekliliği de Allah’ın onun gözündeki perdeyi kaldırarak hakikati görmesini sağlamaktır, zira bundan dolayıdır ki Allah o veli kulun yerine duyuyor, görüyor ve koku alıyor, çünkü her iki manada ziyaretnamenin bu bölümünde gelmiştir.

و حبیبه

Ve habibihi

Habib, hem seven hem de sevilen manasında kullanılmıştır, bu iki mana sonuç itibariyle Allah’ı kâmil seven ve Allah tarafından kâmil sevilen birisi olarak, İmam Hüseyin’de (a.s) buluşmuştur.

Muhabbet ve sevginin hakikati, sevilenin sevenden perdeleri kaldırarak kendini sevene göstermesidir. Zira bu unvana Erbain ziyaretinin başlangıcında giriş yapılmadan değinilmiştir. Ama bazı ziyaretnameler de ‘‘Es Selamu Aleyke Ya Eba Abdillah’’ başlangıç ve giriş kısmında isim getirilmiştir, ancak burada böyle değildir, bunun kendisi de İmam Hüseyin‘in (a.s) Allah katındaki makamının ne kadar büyük ve ona yakın olduğunun göstergesidir.

السَّلَامُ عَلَی خَلِیلِ اللَّهِ وَ نَجِیبِهِ

‘‘Es Selamu ela halilillahi ve necibihi’’

İkinci selam Halilullah, yani Allah’ın dostu makamına işaret etmektedir, çok büyük ve yüce bir makamdır, çünkü Allah Teâlâ bu makamın sahibini kendi dostu unvanıyla tanıtmaktadır. Elbette böylesine bir ferdin, bazı imtihan ve sınavlara tabi tutulduktan sonra bu irtibatını koruyup korumadığı önemlidir. Aynen Hz. İbrahim’de (a.s) olduğu gibi, tabi tutulduğu imtihan ve sınavlar, Hz. İbrahim’in (a.s) değişik konulardaki tevhidi bakış açısının değiştirerek gerçekleşmesini sağladı ve biz bunu tıpatıp İmam Hüseyin’de (a.s) farz ediyoruz.

‘‘Esselamu ela sefiyyillahi vebni sefiyyihi’’

Üçüncü unvan, ‘‘sefiyyellah, unvanıdır ki Allah’ın seçilmiş kulu, yani Allah Teâlâ onu insanların içinden kendisine has ve özel bir yakınlık için seçmiştir. Allah’ın seçimindeki ölçü, şahsın Allah ile nasıl irtibat kurmasında yatmaktadır. Acaba yaşantısının tüm evrelerinde ilahî velayet karşısında, alçakgönüllü müdür, değil midir?

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur; “Allah Teâlâ Hz. Musa’ya (a.s) şöyle buyurdu; kendimle konuşmak için neden seni seçtiğimi ve başkasına bu makam ve mevkii vermediğimi biliyor musun?” Hz. Musa: “bilmiyorum” diye cevap verdi. Şöyle hitap geldi: “Ey Musa! kullarımın kalplerine baktım, onların zahir ve batınını gördüm ve onların içinde bizim dergâhımızda kendisini zelil gören ve namazdan sonra kendisini (kulluğunu göstermek ve aciz oluşunu belirtmek için) toprağa süren birini bulamadım.”(6)

السَّلَامُ عَلَی صَفِیِّ اللَّهِ وَ ابْنِ صَفِیِّهِ

Gerçekte secde yaşamın bütün alanlarında ilahî velayeti kabullenmedeki küçüklük ve huzurun göstergesidir. Zira Allah Teâlâ buyuruyor, sen namazdan sonra benim dergâhımda yüzünü toprağa sürüyorsun, bu o hal ve durumun göstergesidir. Zira Hz. Musa (a.s) kendi kavminin arasından çıkıp Hz. Şuayb’in (a.s) yanına gittiğinde, Şuayb’in kızlarına, koyunlarına su vermesi için yardım etti ve sonra duvara yaslandı ve şöyle buyurdu;

 «فَسَقی لَهُما ثُمَّ تَوَلَّی إِلَی الظِّلِّ فَقالَ رَبِّ إِنِّی لِما أَنْزَلْتَ إِلَی مِنْ خَیرٍ فَقیرٌ»

“Musa onların hayvanlarına su verdi sonrada bir gölgeye çekilip rabbim dedi, bana hayra ait ne indirdiysen ne lütufta bulunduysan şüphe yok ki hepsine de muhtacım ben.”(7)

O böyle bir manayı anladı ve Allah Teâlâ’nın karşısındaki acizliğini idrak etti. Acizlik ve fakirliğin idrak edilmesinin anlamı; bizlerin o varlık sahibini bütün alanlarda hazır ve nazır olarak görebilmemizden ibarettir.

Eğer insan İlahî velayeti idrak ederek bir makama ulaşırsa, yani kendisini ve tüm varlıkları bağımsız olarak görmezse, bilmediğinden ve görmediğinden değil, belki Allah Teâlâ onun farkına varmasını sağlayarak İmamet makamını ona verir.

İmam Hadi (a.s) Medine’deydi Ravi şöyle söylüyor: “Bir an İmamın (a.s) yüzünün sararıp solduğunu gördüm, İmam (a.s) babam dünyadan göçtü diye buyurdu. İmam’a (a.s) siz buradasınız babanız ise başka bir yerdedir diye söyledim. İmam (a.s) daha önce hiç olmadığı bir biçimde ruh hâletim değişti dedi. İşte bu ruh hali İmamet makamının intikal etme durumudur. İmamet makamı bu ruh haliyle birlikte geliyor ve fert Allah’ın tevhid ve birliğine şahit oluyor. Velayet ve imamet nübüvvetten öncedir, Allah’ın seçilmiş kulu olmak ferdin bu ruh hâletiyle ilintilidir.

وَ أَعْطَیْتَهُ مَوَارِیثَ الْأَنْبِیَاءِ وَ جَعَلْتَهُ حُجَّةً عَلَی خَلْقِکَ مِنَ الْأَوْصِیَاءِ

Diğer bir bölümündeyse tüm peygamber ve nebilerin en üstün özellik ve yeteneklerinin İmam Hüseyin’e (a.s) hediye ve miras olarak verildiğine yer veriliyor. İmam (a.s) Erbain ziyaretinin bu kısmında bu belirgin özelliğini naklediyor, çünkü İmam (a.s) İslam’a ve Dine olan davetini nihayet noktasında, yani hikmet, en iyi şekilde davet ve cidal,  ikna ve nasihat ederek yerine getirdi. Peygamberler üç yolla davet ederlerdi, İmam Hüseyin de (a.s) Aşura günü Kerbela’da bu üç yolu deneyerek hakikatleri açıkladı. Aşura günü insanlarla güzel bir şekilde ikna ve münakaşa ederek onlara şöyle sordu; acaba peygamberinizin benden başka yeryüzünde evladı var mı? Hep bir ağızdan hayır yokdur diye cevap verdiler. Aynı şekilde dünya ve benzeri şeylerin insanı zelil hor ve hakir edeceğine dair sözler söyleyerek nasihatte bulundu.

وَ بَذَلَ مُهْجَتَهُ فِیکَ لِیَسْتَنْقِذَ عِبَادَکَ مِنَ الْجَهَالَةِ وَ حَیْرَةِ الضَّلَالَةِ

Erbain Ziyaretinin diğer bir bölümündeyse, İmam Hüseyin (a.s) hareketinin amacını, hayretler içerisinde şaşkına dönmüş insanlarıcehaletten kurtarmak olarak açıklıyor. Tüm bunlardan aldığımız neticelerden de anlaşılacağı üzere, İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamının kendisini de kapsamasını isteyenin, dine karşı, dinin hedefine ve Ehlibeyt’in (a.s) maksadına karşı belli bir ölçüde cahil olması gerekmektedir.

وَ قَدْ تَوَازَرَ عَلَیْهِ مَنْ غَرَّتْهُ الدُّنْیَا وَ بَاعَ حَظَّهُ بِالْأَرْذَلِ الْأَدْنَی

Erbain Ziyaretinin değindiği diğer bir noktada, İmam Hüseyin’e (a.s) karşı kıyam ederek ayaklananlar hakkındadır. Dünyanın lezzetleri ve güzelliği karşısında aldatılarak kandırılan, zevk ve sefa düşkünü insanların, nasılda İmam Hüseyin’e (a.s) karşı savaştıklarına değiniyor. Erbain Ziyaretinde gelen bu iki belirgin özellik bizlere dünyanın lezzetlerine, zevk ve sefamızı düşünerek ne kadar çok kapılırsak, İmam Hüseyin’in (a.s) hedefinden ve kıyamından o kadar çok uzaklaşmış olacağımızı göstermektedir. Elbette İnsanlar dünyayı istemede çeşit çeşittirler.

Erbain Ziyaretinin değindiği diğer bir noktada, İmam Hüseyin’e (a.s) farklı yön ve boyutlarıyla vermiş olduğumuz nispetlerdir, yani İmam Hüseyin (a.s) ilahî ahdi tam anlamıyla yerine getirdiğine ve bir an bile olsun ilahî ahitten gaflete düşmediğine şahadet getiriyoruz. Diğer bir şahadet ise, İmam Hüseyin’in (a.s) mutlak surette Allah’ın emini olduğudur. Bu da Erbain Ziyaretinde bizlerin vermiş olduğu şahadetlerin bir kısmıdır. Bunlar müminin bulundurması ve taşıması gereken şartlardır.

Mümin tam anlamıyla özel ve has manada Ehlibeyt’in (a.s) velayetini kabul eden ve inanan kimsedir. İmamın yapmış olduğu her amel ve iş konusunda, Allah’ın ondan kâmil olarak razı olduğuna kanaat getirmelidir. İmam’ı Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi olarak tanımalı ve bilmelidir. İmam’ı dinin sütunu olarak görmelidir. Çünkü din Allah tarafından gönderilen bir yaşama biçimi ve düşünce tarzıdır. Allah Resulü’nden (s.a.a) ve İmamdan (a.s) başka hiç kimse, ahlaki ve ameli olan bu düşünce tarzını bize vermemektedir. Zira bundan dolayıdır ki bizlerin İmam ‘a (a.s) karşı getirdiğimiz şahadetlerden biride, İmam’ı (a.s) dinin varoluş sütunu olarak bilmemizdir. Bunun manası yani, dinin dayanağı, tutarlığı sizlersiniz ve bizimde dinde İmametten başka bir şeyimiz yoktur. Müminler sizin vücudunuz kanalıyla iman getirmektedir.

Sonuç olarak imanın ilk şartı İmam karşısında teslim olmaktır. Erbain Ziyaretinde bu noktaya özel olarak değinilmiştir. Teslimiyet, hem ameli olarak hem de kalben teslim olmayı kapsamaktadır. Yani İmam herhangi bir emir verdiğinde, mümin onu yapmalı ve sorun çıkarmamalıdır. Bu söylediklerimiz Erbain Ziyaretinin içeriğinin özetidir, geniş bir açıklamaya ihtiyaç vardır, ancak ziyaretin ruhu bahsettiğimiz bu birkaç meseledir. Ehlibeyt (a.s) dostları ve Şialar, İmamlara ve İmam Hüseyin’e (a.s) karşı bu büyük, yüksek ve ulu makam ve mevkileri nispet vererek yaşantılarını bu esas üzere çizmelidirler.

Açıklamalar

1- Şeyh Hür Amuli, Sefer ayının yirmisinde İmam Hüseyin’in (a.s)  şahadetinin kırkıncı gönünde onu ziyaret etmenin sevabının önemini tekit eden bir bab ve bölüm adı altında adlandırmıştır. Vesailu’ş Şia, c 14, s 478, Kitabu’l Hac, bab 56. Şeyh Müfit ve Şeyh Tusi şöyle söylemişlerdir: Ebu Muhammed Hasan b. Ali Askeri’den (a.s) şöyle bir hadis nakledilmiştir: Müminin beş özelliği vardır: 51 Rekât namaz, sağ eline yüzük takmak, elmacık kemiğini toprağa sürmek, yüksek sesle Bismillahirrahmanirrahim demek ve Erbain’de İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaret etmek. Şeyh Müfid’in Kitabu’l Mezar, kitabı, s 60.

Ehlibeyt’in (a.s) Kerbela’ya Erbain’de geldikleri konusunda farklı görüşler bulunmakta, bazıları ilk Erbain’de geldikleri kanısındalar.

Bazıları da Ehlibeyt’in (a.s) Kerbela’ya Erbain’de geldiklerini inkâr etmişlerdir ve bu süre zarfının yeterli olmadığını Kerbela’ya gelişlerinin, iki Erbain arasında olduğu görüşünü savunmuşlardır.

Ancak birinci guruptan bazıları (Yani Ehlibeyt’in (a.s) Kerbela’ya dönüşlerinin ilk Erbain olduğunu savunanlar) şunlardır:

1- Ebu Reyhan Biruni

2-Şeyh Bahayi

3-Allame Meclisi

4- Şehit Gazi Tabatabai

(Diğer görüşler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler ‘‘Karivani Hüseyni’’ adlı kitabın, c,6, s, 272’ye başvurabilirler)

3)-Merhum Muhaddis Kummi, değerli bir eser olan Mafatihu’l Cinan kitabında şöyle yazıyor: Eta’dan nakledildiğine göre kendisi şöyle söylemiştir; Cabir Bin Abdullahi Ensari ile birlikteydim. Safer ayının yirmisinde Gaziriyye’ye ulaştığımızda, Fırat suyuyla gusül etti ve yanında bulundurduğu temiz gömleği giydi. Sonra ey Eta yanında hoş bir koku var mı? diye sordu, yanımda bir miktar Sad (Bir çeşit bitki) olduğunu söyledim, ondan bir miktar aldı, başına ve vücuduna sürdü. Sonra ayak yalın yola düştü. İmam Hüseyin’in (a.s) mübarek başının yanında durdu ve üç defa Allah-u Ekber söyledi, sonra düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde ‘‘Esselamu aleykum ya alellahil ehi, dediğini duydum. Bu, bizim okumuş olduğumuz, Şaban ayının ortasında ki ziyaretnamedir ki onunla belki, Merhum Şeyh’inde ihtimal verdiği üzere nesh ihtilafından kaynaklanan birkaç kelime dışında farkı yoktur. Öyleyse bir kimse onu okumak isterse Şaban ayının ortasında okunan ziyaretnameyi elde edip okuyabilir.(s,441)

 [4] -Uyun’u Ehbaru’r Rıza (a.s) c,2, s 60

عَنْ أَبِی عَبْدِ اللَّهِ ع قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ص قَالَ اللَّهُ مَا تَحَبَّبَ إِلَیَّ عَبْدِی بِشَیْ‌ءٍ أَحَبَّ إِلَیَّ مِمَّا افْتَرَضْتُهُ عَلَیْهِ وَ إِنَّهُ لَیَتَحَبَّبُ إِلَیَّ بِالنَّافِلَةِ حَتَّی أُحِبَّهُ فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ کُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِی یَسْمَعُ بِهِ وَ بَصَرَهُ الَّذِی یُبْصِرُ بِهِ وَ لِسَانَهُ الَّذِی یَنْطِقُ بِهِ وَ یَدَهُ الَّتِی یَبْطِشُ بِهَا وَ رِجْلَهُ الَّتِی یَمْشِی بِهَا إِذَا دَعَانِی أَجَبْتُهُ وَ إِذَا سَأَلَنِی أَعْطَیْتُهُ وَ مَا تَرَدَّدْتُ فِی شَیْ‌ءٍ أَنَا فَاعِلُهُ کَتَرَدُّدِی فِی مَوْتِ مُؤْمِنٍ یَکْرَهُ الْمَوْتَ وَ أَنَا أَکْرَهُ مَسَاءَتَهُ

[5]En ebi ebdillah(a.s) gale gale resulullah(s.a.a) galellahu ma tecebbebe ileyye ebdi bi şey-in ehebbe ileyye mimma eftereztuhu aleyhi ve innehu leyetehebbebu ileyye binnafileti hetta uhibbehu feize ehbebtuhu kuntu semehullezi yesmeu bihi ve beserehullezi yubsiru bihi ve lisanehullezi yentigu bihi ve yedehulleti yebtişu biha ve riclehulleti yemşi biha iza deani ucebtuhu ve iza seelni e-teytuhu ve ma tereddettu fi şey-in ene failuhu ketereddudi fi mevti muminin yekrehul mevt ve ene ekrehu mesaetehu ‘‘El-mesahin 1. Cilt 291.sayfa.

 [6] –İlelu’l Şerai, Tercüme, Musterhemi. S. 135.

 [7] –Kısas /24

ABNA.İR


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Mourining of Imam Hossein
Aşura Özel
پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib