İmam Humeyni (r.a) ve Mehdeviyet Kültürü

  • News Code : 693975
  • Source : welayet
Brief

İslam İnkılabı ile Mehdeviyet ve intizar kültürü arasındaki karşılıklı etkileşim oldukça belirgin ve aşikardır; öyle ki Batılı araştırmacı ve analizciler, İslam İnkılabının zafere ulaştığı ilk yıllardan itibaren Tel Aviv üniversitesinde (1984) bu konuyu incelemeye tabi kılmışlardır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İslam İnkılabı ve mehdeviyet kültürünün ilişkisi, her ikisinin karşılıklı olarak birbirinden etkilenmesi oldukça belirgin ve açıktır; öyle ki İslam İnkılabının zafere vardığı ilk yıllardan itibaren, Tel Aviv Üniversitesi Uluslararası Konferansında (1984) Şii öğretilerin İran İslam İnkılabındaki etkisinden söz eden Martin Kramer, Bernard Lewis, Daniel Brumberg, Michael M.J. ve Fisher gibi kimseler, bu konuya dikkat çekmiş ve makalelerinde özenle üzerinde durmuşlardır.

Örneğin Martin Kramer, bu konferanstan çıkan makalelerin değerlemesinin girişinde şöyle yazıyor: İmam Humeyni’nin tutkulu taraftarları onu İmamın naibi yani gaip İmamın temsilcisi olarak bilirler. Böyle bir unvan, İmam Humeyni taraftarlarının kendisini ilahi ve meşru görmeleri anlamımdadır. İmam Humeyni ve ulamanın cazibesi, İmamların övgüsünün bir yansımasıdır. Bu tür bir övgü olmadan İmam Humeyni’nin yönetimle ilgili nazariyesinden söz edilemez. (Teşeyyu, Direniş ve İnkılap: Uluslararası Tel Aviv Üniversitesi Konferansı/Makaleler Mecmuası, 1984, s. 17)

İslam İnkılabı ve mehdeviyet kültürü arasındaki ilişkinden bahsetmenin gerekliliği ve sonuçları

Bu ilişkinin açıklanıp yorumlanması, her iki açıdan zaruridir ve hem İslam İnkılabının itilası ve gelişmesinde hem de mehdeviyet ve intizar kültürünün daha da derinlik kazanmasında etkili olabilir; zira İslam İnkılabının kökeninde mehdeviyet inancı ve intizar ilkesi vardır, bu nedenle mehdeviyet ve intizar kültürünün açıklanması, İran halkının yaptığı İslam İnkılabının şekillenmesi ve zafere ulaşmasındaki etkisinin izahı için gayret ettiğimiz kadar aslında İslam İnkılabının ideolojik temellerini güçlendirmiş oluruz.

Öte yandan, bu günkü İran’da mehdeviyet ve intizar kültürünün İslam İnkılabının kurucusu İmam Humeyni’nin (r.a) görüşlerinden oldukça etkilenmiş olmasından dolayı ve bu kültür son otuz yılda İran’da ve diğer Müslüman ülkelerde İslam İnkılabının bereketiyle yeniden ihya edildiği için, İslam İnkılabının intizar kültürünün ihya olunmasındaki rolü ve İmam Humeyni hareketinin bu kültür üzerindeki etkilerinin ele alınması, hem İran’da hem dünyada dinamik ve yapıcı bir intizar anlayışını geliştirip derinleştirebilir. Dolaysıyla, üniversiteli ve medreseli araştırmacıların yaptıkları araştırma ve tez çalışmalarında siyasi bilimler, sosyoloji, felsefe, tarih, kelam, Kuran ve hadis ilimlerinden yararlanarak bu konuya eğilmeleri ve çeşitli açılardan araştırmaya tabi tutmaları yerinde olacaktır.

İran İslam İnkılabı ile mehdeviyet ve intizar kültürü arasındaki iki başlı ilişkiyi ve kopmaz bağı iki açıdan incelemek mümkün: Birincisi, mehdeviyet ve intizar kültürünün İslam İnkılabı üzerindeki etkisi ve bu kültürün İran halkının görkemli devriminin şekillenmesinde ve ayakta kalmasındaki rolü bakımından; ve ikincisi, İslam İnkılabının mehdeviyet ve intizar kültürü üzerinde bıraktığı etki ve bu kültürün Müslüman İran toplumunda canlanması ve kurumsallaşmasındaki rolü bakımından incelenebilir. 

Mehdeviyet ve intizar kültürünün İslam İnkılabının şekillenmesi, zafere ulaşması ve devam etmesindeki rolü

İmam Mehdi’nin (a.f) küresel devrimi konusunda, ‘Acaba o yüce insanın zuhurunu beklemenin dışında zuhurun ön zeminini oluşturma konusunda bizim bir görevimiz var mı yok mu’ sorusu sürekli gündeme gelmiştir. Bazılarına göre, bizim bu konuda bir görevimiz yoktur; zira İmam Mehdi’nin (a.f) zuhuru sadece Allah’ın iznine bağlıdır ve ne zaman ilahi irade ona taalluk ederse, dilerse o zaman zuhur vuku bulacaktır. Dolaysıyla, zuhurun gecikmesinde ya da erken vuku bulmasında insanların bir rolü yoktur. Bu görüşe karşı bazıları da mev’ud kurtarıcının küresel devletinin koşullarının oluşturulması ve zuhurun ön hazırlıklarının yapılmasını müntezirlerin (bekleyiş içinde olanların) inkar edilmez vazifelerinden olduğunu ve halkın salih amellerde bulunarak İmam Mehdi’nin (a.f) zuhurunu yaklaştırabileceklerini öne sürmüşlerdir. İmam Humeyni (r.a) bu görüşü savunanlardandı ve mücadele dönemi boyunca sürekli zuhurun ön hazırlığının oluşturulmasıyla ilgili her kesin sorumlu olduğunu vurguluyordu. Tamda bu görüşten hareketle, 1342 yılında İslami hareketi başlattı ve en nihayetinde kendi önderliğinde bu hareketi zafere taşıdı.

İmam Humeyni’nin (r.a) bu husustaki görüşü daha iyi açıklansın diye, onun beyanatlarından seçtiğimiz bazı kısımları üç bölümde ele alacağız. Birinci bölümde, müntezirlerin gaybet dönemindeki görevleri ve zuhurun koşullarını hazırlamakla ilgili vazifeleri konusunda İmam’ın (r.a) görüşünü; ikinci bölümde,  İslam İnkılabının İmam Mehdi’nin (a.f) zuhuruna ilişkin ön koşulların oluşmasındaki rolüyle ilgili İmam’ın (r.a) görüşünü; ve üçüncü bölümde, o bilge rehberin İslam İnkılabının en önemli hedeflerinden biri olarak İslam’ın küresel devletinin kurulmasının zaruretine ilişkin görüşünü analiz ederek incelemeye çalışacağız.

Müntezirlerin görevleri  

İmam Humeyni’nin (r.a) müntezirlerin gaybet dönemindeki görevlerine ilişkin görüşü hakkında şunu söylemek gerekir: İmam (r.a) düşüncenin bütün derinliğiyle, intizar-ı fereci, ‘İslam’ın gücünü bekleme’ olarak mana ediyordu ve zuhurun ön şartlarını oluşturmayı müntezirlerin vazifelerinden sayarak şöyle diyordu: “Hepimiz fereci (sıkıntı ve dertlerden kurtuluşu) bekliyoruz ve bu bekleyiş içinde hizmet etmeliyiz. İntizar-ı ferec, İslam’ın gücünü beklemektir. İslam’ın gücü alemde tahakkuk etsin diye ve Allah’ın izniyle zuhurun ön şartları oluşsun diye bizim çaba göstermemiz gerekir”. (Sahife-i Nur, c. 7, s. 255)

Başka bir açıklamasında, intizarla ilgili mevcut görüşleri eleştirerek bu husustaki görüşünü şöyle açıklamıştır: “Ebette dünyayı adaletle doldurma gücümüz yok, bunu yapacak güçte değiliz. Eğer yapabilseydik yapardık, yapamadığımız için onun gelmesi gerekir. Şu anda dünya zulümle doludur. Siz, zulümle dolu olan bu dünyada bir noktasınız. Eğer zulmün önüne geçebilecek gücümüz varsa bunu yapmalıyız; görevimizdir. İslam ve Kuran, gidip her şeyi yapmakla bizi mükellef kılmıştır ama bunu yapabilecek gücümüz yok. Yapabilecek güçte olmadığımız için onun gelip bunu yapması gerekir. Fakat işin ön koşullarını oluşturmamız gerekir. Ön koşulları hazırlamak, zuhuru yaklaştıran amelleri yapmaktır, alemi İmam Mehdi’nin (a.f) zuhuruna hazırlayacak şekilde eylemektir”. (Age., c. 20, s. 198)

Zuhurun koşullarını oluşturmak

Bu beyanatlara bakıldığında, İmam Humeyni’nin (r.a) zuhurun koşullarını oluşturma konusundaki bakışı net bir şekilde ortaya çıkarken İslam İnkılabının İmam Mehdi’nin (a.f) zuhur etme koşullarının oluşmasındaki rolüyle alakalı görüşü de çeşitli dönemlerde yapığı açıklamalardan hareketle elde edilebilir. İmam Humeyni’nin (r.a) değişik dönemlerde yaptığı konuşmalardan hareketle, İran’da İslam İnkılabının ikamesi ve İslam Cumhuriyetinin kurulmasını nihai amaca ve adil mehdevi hakimiyetin teşkil edilmesine varma yolunda iki merhale olarak gördüğünü ve gaybet döneminde İslami hükümleri kamil şekilde uygulayarak İmam Mehdi’nin (a.f) zuhuru için koşulların hazırlanması gerektiğine inandığını net bir şekilde görmekteyiz.

Söz konusu beyanatların bazılarını burada gözden geçirelim: “Bu inkılabın küresel bir inkılap olmasını ve Allah’ın izniyle Hz. Bakiyetallah’ın (Ervahuna lehu-l fida) zuhuru için ön basamak olmasını umuyorum”. (Ade., c. 16, s. 88) “İnşallah bu inkılap, zulüm altında inleyen kitlelerin arasında büyük bir patlama yaratacak bir ilahi barika ve kıvılcım olur ve Hz. Bakiyetallah’ın (Ervahuna li makdemihi-l fida) kutlu devriminin şafağının doğuşuyla sonuçlanır”. (Age., c. 15, s. 75) “Umarım ki hakiki maksuda ulaşırız ve bu hareket, büyük İslami hareketle birleşir; oda Veliy-i Asr’ın (a.f) hareketidir”. )Agc., c. 12, s. 175) “Allah’ın izniyle İslam’ı olduğu şekliyle bu memlekette uygulayacağız ve dünya Müslümanları da İslam’ı kendi ülkelerinde uygulasınlar… zorbalık, zulüm ve haksızlık ortadan kalksın ve Veliy-i Asr’ın (Ervahuna lehu-l fida) zuhuru için ön adım olsun”. (Age., c. 15, s. 170) “Allah’ım! Lütuf ve kereminle İslami inkılabımızı, tiranların zulüm saraylarının çöküşü ve bütün dünyadaki saldırganların yıldızının üful edişinin basamağı kıl. Mazlum ve müstazaf kimselerin veraset ve imametinin bereketini ve semerelerini bütün halklara nasip eyle”.  (Agc., c. 20, s. 118) “Yüce Allah hepimizi şeytani prangalardan kurtarsın, ta ki ilahi emaneti nihai maksuda ulaştıralım ve emanetin sahibi Hz. Mehdi’ye (Ervahuna li makdemihi-l fida) teslim edelim”. (Age., c. 19, s. 11)

Uzun vadeli hedef; küresel İslam devleti

İslam İnkılabının en önemli hedeflerinden biri olarak küresel İslam devletinin kurulmasının zaruretine ilişkin İmam’ın (r.a) görüşü de şöyle izah edilebilir: İmam Humeyni (r.a) mücadele dönemi boyunca kendini asla içerdeki diktatörlüğe son vermekle ve İran ülkesindeki dış güçlerin sömürüsüne karşı mücadele etmekle sınırlamadı. O, İslam hakimiyetinin tüm dünyaya yayılmasını ve süper güçlerin

bütün İslam ülkelerindeki ellerinin kesilmesini hedeflemişti. Başlatmış olduğu hareketi İmam Mehdi’nin (a) küresel kıyamının doğrultusunda görüyordu ve İran İslam İnkılabını büyük mehdevi devrimin bir mukaddimesi olarak değerlendiriyordu. Bu yüzden, İran’da İslam devletinin kurulması asla hareket etmekten geri durmasına ve vaat edilen küresel mehdevi devletinin unutulmasına neden olmuyordu. Bu temelden hareketle şöyle diyordu: “Dünya müstazafları ve mazlumları tarafından müstekbirlere karşı başlatılan ve yayılma halinde olan hareket, aydın bir geleceğin umudunu vermekte ve Yüce Allah’ın vadini yakınlaştırmaktadır. Dünya adeta vilayet güneşinin Mekke-i Mükerreme’nin, mahrumların dileklerinin Kabe’sinin ufkundan doğuşu için hazırlanmaktadır. Dayatmacı müstekbirlerin bu topraklardaki hakimiyetinin zirveye çıktığı ve zamanın firavunun boğazından uğursuz “Ene rebbukumu-l e’la” arbedesinin duyulmasına gidildiği 1342 yılının 15. Haziranından asrın diktatörlerinin bu ülkedeki hükümranlıklarının temelden çöktüğü, şahlığın firavunu anımsatan 2500 yıllık taç ve tahtının gecekondularda oturanların ve tarihin ezilenlerinin güçlü eliyle yıkıldığı, büyük şeytanın ve ona bağlı küçük şeytanların hükümranlıklarının ve yaptıkları yağlamaların sicilinin çöpe atıldığı 22 Bahman 1357 yılına sayılı günler kalmıştı. Fakat yüz yıldan daha az bir sürede vuku bulması uzak görünen bir gelişme, Yüce Allah’ın takdiriyle bu sınırlı günlerde ve saatlerde gerçekleşti ve Kuran’ı Kerim’de verilen vadenin bir cilvesi ışıldamaya başladı. Bu değişim ve dönüşümün doğuda, daha sonra batıda ve tüm alemde tahakkuk etmesi pek ala mümkündü, zira Yüce Allah bir asrı bir sata sığdırabildiği gibi dünyayı arzın varisleri olan müstazaflara teslim edip Sahibu-l Asr Veliyullahi-l Azam’ın (Ervahune lehu-l fifa) ilahi cilvesiyle afakı aydınlatabilir ve alemde tevhidin, ilahi adaletin bayrağını zulmün, ilhadın ve şirkin beyaz ve kırmızı saraylarının üzerinde dalgalandırabilir. “Ve bu, Allah için hiç de zor değildir”. (Age., c. 18, s. 11, 12)

İmam (r.a), düşüncenin bütün derinliğiyle ve Hz. Hüccet’in (a) küresel devrimine olan büyük inancından destek alarak nizamın yetkililerini sadece İran’ı düşünmeleri konusunda uyarıyordu ve şöyle diyordu:  “İnkılabımızın İran’la sınırlı olmadığını yetkililerimiz bilmelidir. İran halkının inkılabı, Hz. Hüccet’in (Ervahuna lehu-l fida) sancakdarlığında gerçekleşecek olan büyük dünya devriminin başlangıç noktadır. Yüce Allah, bütün Müslümanlara ve insanlığa minnette bulunarak zuhurunu bu asırda karar kılsın. Ekonomik ve maddi sorunlar eğer yetkilileri bir anda olsa uhdelerine aldıkları vazifeden vazgeçirecek olursa büyük bir tehlike ve telafi edilmez bir hıyanetle sonuçlanacaktır. İslam Cumhuriyeti devleti, halka en kaliteli hizmeti götürmek için bütün gücüyle çalışmalıdır fakat bu,  devrimin küresel İslam devletinin kurulmasına yönelik hedeflerinden vazgeçilmesi anlamına gelmez. (Age., c. 21, s. 108)

Bu beyandan da net olarak anlaşıldığı gibi İmam Humeyni (r.a) küresel İslam devletinin kurulmasını İslam İnkılabının en önemli hedeflerinden biri olarak görüyordu. Bu yüzden, İslam Cumhuriyeti yetkililerinin bütün çabalarını bu devletin kurulması için sarf edip kalkınma projeleriyle ilgilenmelerinin bir lahza bile onları bu büyük hedeften alıkoymaması gerektiğine inanıyordu; zira ondan gafil kalındığı taktirde, büyük bir tehlike ve hıyaneti beraberinde getirecektir. 

Çev: Mehmet Gönül


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır