Amerika’yı Suriye’de renk körlüğüne zorlamak

  • News Code : 700562
  • Source : ydh
Brief

Amerika’yı Suriye’de renk körlüğüne zorlamak Nusra’yı el-Kaide’den ayrılmaya ikna edemeyen Türkiye ve Katar’ın Ahrar Şam aracılığıyla verdiği bu mesajlar, aslında Amerika’yı ‘pembenin’ ‘yeşil’ olduğuna ikna etmeye yönelik.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar’ın, Suriye’de destekledikleri silahlı grupları Uyanış Konseyi olmaya zorladığını düşündüren gelişmeler yaşanıyor.

Katar ve Türkiye’nin Nusra’ya el-Kaide’den ayrılması için baskı yaptığı[1] belirtilirken bu iki ülke tarafından desteklenen Ahrar Şam, Washington Post[2] aracılığıyla Uyanış Konseyliği için Amerikan yönetimine adeta başvuru dilekçesi gönderiyor.

‘Uyanış Konseyleri’ ya da Arapça adıyla ‘Sahva Meclisleri’, 2005 sonlarına kadar ‘Irak İslam Devleti’ (IİD) (şimdiki IŞİD) adlı örgütle müttefik olduğu halde daha sonra maaş karşılığı saf değiştiren Sünni aşiretleri ifade ediyor.

Uyanış Konseylerinin kuruluş öyküsü özetle şöyle:

Irak’ta 30 Ocak 2005 seçimleriyle geçici meclis, geçici hükümet oluşturulacak ve yeni anayasanın Amerikalıların atadığı kurul tarafından değil Irak halkının seçtiği vekiller tarafından hazırlanması sağlanacaktı.

Irak’ta azınlıkta olan Sünniler, seçimlerle belirlenecek bir siyasi sürecin kendilerini dışlayacağı düşüncesi ve komşu Arap devletlerinin yönlendirmesiyle 30 Ocak seçimlerini boykot edip silahlı direniş başlattı; ancak siyasi süreci durdurmaya yetmeyen boykotları kendi zararlarına; silahlı direnişleri ise ‘Irak İslam Devleti’nin yararına oldu.

30 Ocak’taki boykottan ve el-Kaide’ye silahlı destek verme kararından pişman olan Sünniler, 15 Aralık seçimlerine katıldılar ve böylece hem hükümette yer alarak siyasi kazanç sağladılar hem de el-Kaide’den desteklerini çekerek kentlerini ‘Irak İslam Devleti’nin işgalinden kurtarmış oldular.

Suriye’de Uyanış Konseyi şartları

Suriye Cumhurbaşkanına çekilme çağrısı yaptığı 18 Ağustos 2011’den beri ‘devrim’ projesini destekleyen Amerika, projenin hem siyasi hem de askeri araçlarının oluşumuna liderlik etti.

Tüm siyasi muhalifleri 11 Kasım 2012’de Doha’da kurulan Ulusal Koalisyon’un; tüm silahlı grupları ise 7-9 Aralık 2012’de Antalya’da kurulan ÖSO genelkurmayının çatısı altında toplamaya çalıştı.

Amerika, bunları yaparken 2001’den beri terör örgütü listesinde olan el-Kaide ve türevlerini zahiren dışta tutmanın dışında, somut kırmızıçizgileri olan kriterler öngörmedi.

Mesela, ideolojileri ve izledikleri hedefler bakımından Nusra’dan farklı olmadıklarını bizzat kendileri söyleyen İslam Tugayları, Tevhit Tugayları ve Sukuru’ş- Şam gibi örgütlerin ÖSO’nun ana gövdesini oluşturmasına itiraz etmedi.

Siyasi liderlik rolü verdiği Ulusal Koalisyon’un Nusra’nın terör örgütü ilan edilmesine gösterdiği ‘Nusra devrimin bir parçasıdır’ tepkisini[3] duymazdan geldi; el-Kaide’yi kendinden bir parça sayan ‘Suriye devrimini’ desteklemeyi sürdürdü.

2013 ağustosundaki Doha Dostlar toplantısında silahlandırmanın ÖSO üzerinden yapılması kararı alınmıştı; ama ABD, ÖSO içerisinde yer almayan Ahrar Şam’ın silahlandırılmasına karşı çıkmadı. Halbuki Ahrar Şam, örneğin Ebu Halid Suri[4] gibi ortak komutanlar aracılığıyla Eymen Zevahiri liderliğindeki el-Kaide ile doğrudan ilişkili bir örgüttü.

Kırmızıyla savaşmak için yeşillenmesi beklenen beyazlar

Amerika’nın tam da ÖSO genelkurmayının kurulmasıyla eş zamanlı olarak Nusra’yı terör örgütü ilan etmesi, aslında Nusra’ya ‘el-Kaide ismini at ÖSO’ya katıl’ davetiydi.

2013 yılının kasım ayında ÖSO’nun ana gövdesini oluşturan grupların Ahrar Şam’la birleşerek İslami Cephe’yi kurmasından[5] ve ÖSO’yu tanımadığını açıklamasından sonra bile ABD’nin daveti geçerliliğini korumuştu.

 Bunu Ulusal Koalisyon Sözcüsü Kemal Lebvani’nin Cenevre-2 görüşmelerinin ikinci turunun yapıldığı dönemde Dostlar Grubu’nun istihbarat yetkililerinin katıldığı Amerika’daki toplantıya ilişkin verdiği bilgilerden anlıyoruz.

Toplantıda Suriyeli muhaliflerin üç kategoriye ayrıldığını belirten Lebvani, ‘yeşil’ olarak adlandırılan birinci gruptakilerin tanksavar füzeleriyle donatılmasının, ‘beyaz’ olarak nitelenen gruptakilere silah verilmemesinin, ‘kırmızı’ olarak nitelenen gruptakilerle ise savaşılmasının kararlaştırıldığını söylemişti.[6]

O dönemde ‘kırmızı’, başta IŞİD olmak üzere Amerika’nın terör listesindeki IŞİD ve Nusra’yı; ‘yeşil’, en azından ismen korunmaya çalışılan ÖSO’yu; renksizliği simgeleyen ‘Beyaz’ ise ÖSO’dan ayrılmakla birlikte henüz ‘kırmızılara’ da katılmayan İslami Cephe’yi ifade ediyordu.

Yeşilin silinmesi, ‘kızıl’ ve ‘pembe’nin doğuşu

2013 eylülünde başlayan kırmızılar, beyazlar ve yeşiller savaşından en güçlü çıkanlar ‘kırmızılar’ olurken ‘yeşili’ temsil eden ÖSO sahadan silindi.

Bu iç savaş, IŞİD’in tehlike ifade eden kırmızılığını keskinlik çağrışımı olan ‘kızıl’a dönüştürdü. Çünkü IŞİD, kendine biat dışında hiçbir ilişkiyi kabul etmedi ve tüm taraflarla en vahşi yöntemlerle savaştı.

İslami Cephe ile Nusra’nın IŞİD’e karşı ittifaklar kurması ise karşılıklı etkileşimi arttırdı; dolayısıyla ‘kırmızıdaki’ Nusra ile ‘beyazdaki’ İslami Cephe’nin işbirliği adeta ‘pembeyi’ ortaya çıkardı.

Bu durum, 2015 martından itibaren Yemen’e karşı ittifak kuran Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar’a Suriye konusunda da yeni ilhamlar verdi.

Çünkü desteklenmesi gereken ‘yeşil’ silinmiş; Amerika da, ‘ılımlılardan’ umudunu kestiğini[7] ve Şam’la müzakerenin kaçınılmaz olduğunu[8] ifade etmeye başlamıştı.

2014 eylülünden beri IŞİD’e yoğunlaşan Amerika’nın dikkatinin yeniden Suriye’ye çevrilmesinin sağlanması için pembenin tonlarından ‘yeşil’ elde edilmesi gerekiyordu.

 

Suudilerle Türkiye, Katar’ın da desteği ile mart ayından itibaren Nusra ve Ahrar Şam merkezli yeni bir model oluşturarak ‘pembelerin’ karışımından Amerika’ya ‘yeşil’ sunmaya çalıştı.

Nusra’nın zahiren de olsa el-Kaide’den ayrılması için başlatılan girişim,[9] başta Ahrar Şam olmak üzere diğer grupların ‘Fetih Ordusu’ adı altında birleştirilmesi ve İdlib’in ele geçirilmesi, Amerika’yı yeni modele ikna etmeye yönelikti.

Amerika, İdlib’in el-Kaide’nin liderlik ettiği örgütler tarafından ele geçirilmesinden kaygı duyduğunu gösteren bir şey yapmadı; ama bu adımlar Amerika’nın savaş önceliğini IŞİD’den Suriye ordusuna kaydırmasını da sağlayamadı.

Daha da ötesi Amerika, eğit-donat programı kapsamında Suriye’de güvenli bölgeler oluşturulması ve Suriye ordusuna havadan müdahale edilmesi yönündeki Ankara ve Riyad baskılarına, programın Türkiye ve Suudi Arabistan ayağını iptal etme tehdidiyle karşı çıktı.[10]

Bununla da yetinmeyen Amerika, Türkiye’ye rağmen Kobani ve Tel Ebyad’da YPG’ye verdiği destekle, ‘yeşil’ kriterinin hala geçerli olduğunu ve PYD’nin de hem ideolojisi hem de savaş öncelikleri bakımından bu kritere uygun olduğunu ortaya koydu.

Ahrar Şam Dış İlişkiler Başkanı Lebib Nahhas’ın Washington Post’taki yayımlanan yazısında vurgulananlar şunlar:

1- Geçen sene bombalı saldırıyla öldürülen liderlerimizin ardından yeni bir yapılanmaya gittik.

2- El-Kaide ile ilişkili değiliz. Suriye’de azınlık haklarına ve ‘ılımlı bir geleceğe’ inanıyoruz.

3- IŞİD’in köktenci ideolojisi, ancak yerelden yetişen bir Sünni alternatifle yenilebilir.

4- Ilımlılığa ilişkin kriterlerinizi esnetirseniz biz Uyanış Konseyi rolüne hazırız.

Nusra’yı el-Kaide’den ayrılmaya ikna edemeyen Türkiye ve Katar’ın Ahrar Şam aracılığıyla verdiği bu mesajlar, aslında Amerika’yı ‘pembenin’ ‘yeşil’ olduğuna ikna etmeye yönelik.

Ancak bu mesajın Washington Post kanalıyla iletilmesi Obama yönetimini buna ikna etmeye çalışanların sadece Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’la sınırlı olmadığını, ABD’nin içinde de Beyaz Saray’ı bu renk körlüğüne zorlayanların olduğunu gösteriyor.

Obama yönetiminin renk körü rolü oynayarak pembeleşen kırmızılara Uyanış Konseyi olma şansı tanıyıp tanımayacağı şimdilik belirsiz.

Ancak Ahrar Şam’ın, el-Kaide ve türevlerinde ihanetten başka bir şey çağrıştırmayan Uyanış Konseyi rolüne bu kadar açıktan talip olmasının sahada çok somut yansımaları olacağından kuşku yok.

Ahrar Şam’ın Lebib Nahhas’la bir ilişkisinin olmadığını ya da Washington Post’ta yayımlanan yazının Nahhas’ın kişisel görüşleri olduğunu açıklamaması durumunda en yakın müttefiklerinden geçen yılkine benzer bir bombalı saldırıya uğraması muhtemel.

Elbette Washington’un bu mesaj üzerine geçici de olsa renk körü rolü oynamaya razı olmasının Nusra’nın el-Kaide’den ayrılmasını hızlandırması da ihtimaller arasında.   

 Alptekin Dursunoğlu


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır