Saplantılı Suriye politikası yeni dönemde tartışmaların odağı olacak

  • News Code : 718904
  • Source : 7sabah
Brief

AKP için saplantılı ve mezhepçi Suriye politikası yeni dönemde tartışmaların odağı olacak. Kutuplaştıran bu politikasını katılaştırırsa ülke daha fazla gerilir. Aklıselim bir dönüşüm siyaseti izlemesini salık veriyoruz. Sıfır sorundan 4 yıl içinde komşularla sıfır ilişkiye gerileyen bölge politikasının Türkiye’ye bir faydası yok.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 7 Haziran seçimlerinde büyük bir yenilgiyle sarsılan AKP, Koalisyon hükümeti kurmak yerine yeniden seçime gitmeyi tercih etti. Özelikle Cumhurbaşkanın ısrar etmesi kamuoyu tarafından da yadırgandı. Ancak 1 Kasım’da sandık başına giden seçmen, AKP’yi tercih etti.Gazeteci Ferhat Aktaş, rakiplerini büyük bir farkla geride bırakıp tek başına iktidar olan AKP’yi ve siyasi rakiplerinin aldığı sonucu  değerlendirdi.

7 Haziran seçimleri üzerinden 5 ay geçti ve halk yeniden sandık başına gitti. Ak Parti’nin zaferiyle ilgili değerlendirmeniz nedir?

7 Haziran’dan 1 Kasım’a uzanan süreç siyasal krizin iç ve dış etkenlere bağlı olarak derinleştiği bir dizi gelişmeye konu oldu. AKP yönetimi krizi manipülatif tehdit algılarıyla fırsata çevirerek birkaç ay içinde açık ara oyunu arttırarak başarısını ilan etti. 13 yıllık yönetimsel birikimin bunda yadsınamaz payı var. Toplumu sosyolojik açıdan en doğru okuyan parti olma özelliğine sahip olduklarını ifade edebilirim. AKP 2023 hedefli pradigma çerçevesinde mevcudiyetini geliştirerek sürdürebilir. Diğer partilerin alternatif siyaset alanları geliştirme konusunda başarısızlıkları kronikleşiyor. Muhalefet bir bütün halinde iktidar partisinin yarattığı sinerjiyi yakalamaktan oldukça uzak. İktidar iddiası yok. Sağın MHP şahsında dibe vurduğu, solun CHP ve HDP şahsında geleneksel sınırların ötesine geçmediği verili ortamda gelecek yakın dönemde rüzgârın tersine dönebileceğini sanmıyorum. 2023 hedefli vizyon ciddi bir sapmaya uğramazsa gerçekleşebilir. Bu önümüzdeki iki sene nereye evirileceğini gösterir. Ezber bir söylem lakin dillendirmek gerekir. Türkiye’de iktidardan önce muhalefet dinamiklerinin büyük açmazları, statükoları, vizyonsuzluğu ve ufuk darlığı sorunu var.

Siz iktidarın alternatifi olabilecek donanıma sahipseniz dengelere oynayabilirsiniz. Yoksa vaat çıtanızın yüksekliği, eleştirdiğiniz iktidarın yanlışları seçmen nezdinde lehte bir farkındalığa dönüşmez. Donanımdan yoksunsanız idealize ettiğiniz iktidar profili geniş yığınlara göre anlam ifade etmez. Sizleri biz temsil ediyoruz demeniz reel siyaset alanında taraftarlarınızı konsolide eder ancak çekim alanı dışındakiler için hafife alınacak tali önem arz eder. Muhalefet dinamikleri iktidar karşıtlığı mevzuna kitabi yaklaşım sergileyerek statikleşti. AKP’nin mezhepçi, ayrıştırıcı, anti-demokratik, terör irtibatlı politikaları ciddi anlamda sorun teşkil ederken ve güç zehirlenmesinin bir sonucu yaşadığı yozlaşmaya rağmen bu denli güçlenerek yoluna devam etmesi muhalefetin paradoksal başarısıdır. Muhalefet partileri AKP’nin açmazlarına karşı etkili olamadı. Sığ, sloganik ve günübirlik siyaset diliyle sıkıştığı psikolojik gettoları tercih etti. Halk için siyaset iddianız varsa halkın içinde dinamik bir politik hat öreceksiniz. Sokaktan doğru politik gelişiminizi güçlendirerek iktidar alternatifi olduğunuzu göstereceksiniz. AKP’nin ‘devlet partisine’ dönüştüğü günümüzde ona muhalefeti seçim gündemli çalışmalara sıkıştırırsanız fazladan bir şey beklememeniz gerekir. İhtimallere dayalı tercih ediliriz diyorlarsa orasını bilemem. Doğrusu mevcut muhalefet dinamikleri ‘kaderci’ eğilimler taşıyor. Umut ediyor ama umudu gerçeğe dönüştürecek iradeyi konuşturmuyor. AKP’nin başarısı ister istemez muhalefetinin edilgenliğinde karşılık buluyor.

Unutulmaması gereken bir noktada AKP’nin parçası olduğu bağımlılık ilişkisidir. Türkiye’nin siyaset kurumu ABD vesayeti altındadır. Düzen partileri ona rağmen hareket edemez. Yeni sömürgecilik hukuku geçerlidir. Bağımlı olduğunuz emperyal merkezin çizdiği sınırlar içinde kalarak hegomanik devlet olmaya çalışırsınız. Konjonktürel gündemlere bakarak bu gerçeği çarpıtmak mümkün değildir. Türkiye 1950’liler birlikte ABD’nin tam anlamıyla yörüngesi altına girdi, deyim yerindeyse bölgede ‘ileri karakol’ durumuna dönüştürüldü. Eko-politik gelişimini belirleyen temel faktör ABD emperyalizmi oldu. Ordusu da NATO’ya bağlanarak mevcut bağımlılık ilişkisine göre dizayn edildi. Amerikancı egemen güçler siyaset kurumuna rengini veren bileşenlerdir. Bu anlamda hepsi için kestirimde bulanarak ‘düzen partisi’ demek gerçeğin tezahürüdür.

AKP’nin kuruluş sürecinde ona‘yenilikçi gömleği’ giydiren irade ABD’nin kendisiydi. Düzen İslamcı camianın içinde geliştirdiği projenin vücut bulduğu adres AKP oldu. Merkez sağ ve sol partilerin dibe vurduğu verili koşullarda büyük algı operasyonuyla pazarlanan AKP’nin önü açıldı. Boşluğa doğan parti emperyalistlerin güçlü desteğini her kritik aşamada gördü. Kayda değer tek bir örnek gösterilebilir misiniz; ABD’ye rağmen kendisine bağımsız hareket alanı yaratabilmiş olsun. Yok. Stratejik olarak ABD kampının sadık bir üyesi.

Suriye konusunda yayılmacı emellerini gizlemiyor fakat dikkat ederseniz oradaki varlığı bile parçası olduğu emperyal kamp adınadır. Çok açık Amerikan projesinin mücahidi. Mezhepçiliği siyo-emperyalizm menşeli. Velhasıl AKP düzen İslamcı camianın işbirlikçilik damarının tescilli vesikasıdır. Amerikancılık yaşam gıdalarıdır. Kullanılabilir bir siyasal araç işlevi gördüğü müddetçe iktidarda olmasına itiraz edilmez. Törpülenir, hırpalanır, yıpratılır ancak gözden çıkarılmaz. AKP diğer statükoları olan düzen partilerine oranla ABD’nin olurunu daha çok alan bir partidir.   

Bu seçimin ardından karşısında kemikleştirdiği %50 için normalleşme doğrultusunda adımlar atabilir mi? İnanın kutuplaşmayı yaratan kendileri olduğu için bunu bugünden öngörmek kolay değil. Çözüm adına yapılan her şey tansiyonu düşürmek yerine sorunları daha çok ağırlaştırdı. Çözüm başlıklı adımların tipik Osmanlı entrikacılığıyla tasfiye amaçlı atıldığı biliniyor.

AKP’yi bekleyen iki temel sorun başlığı var. Kürtlerin ve Alevilerin hak ve özgürlükler noktasında taleplerine yaklaşım ülkenin nereye doğru gideceğinin anahtarı sayılabilir. 13 yıllık AKP iktidarının bu temel iki sorun bağlamında resmi ideolojinin çeperinde dolandığı, var yok lafazanlığı yaptığı ve son kertede iç düşman olarak kategorize ettiği ortada. AKP’de cisimleşen düzen İslamcı camianın bakış açısı siyasal tekfircilikle örülü. Onlar gibi olmayan, onları benimsemeyen herkes tehdit algısıyla tekfir ediliyor. Düne kadar paralel hareket ettikleri çevre, kurum ve kişilerde buna dahil. Bu iktidar hastalığıdır, çürümedir. Özcesi Muaviye anlayışının günceldeki tezahürüdür. Hedef ve araçlar açısından kendince bir tutarlılık göstermeleri onları haklı yapmaz. Kürtlere ve Alevilere dair olumlu ne yapacaksın? Var yok lafazanlığı ile durumu idare edemez. Saldırgan Suriye politikalarından geri adım atacak mı? Bana göre, AKP’li Türkiye yol ayrımındadır. Ya geleneksel kutuplaştırıcı siyasette ısrar ya da normalleşmeye doğru dönüşüm. Birincisinde ısrar orta vadede AKP’yi hiç istemeyeceği kırılma ve politik tasfiye zeminine sürükler. Adı konulmalıdır. Türkiye hızla Pakistanlaşıyor. Bunun vebali ağır olur. O zaman hareket yasası gereği ummadıkları aktif muhalefet araçlarıyla karşı karşıya kalınır. Yani mevcut muhalefet partilerini aratacak yeni dinamiklerin orta vadede güçleneceği tetikleyici bir dizi gelişme yaşanır. İkincisinde irade geliştirmek istiyorsa yenilgisi her defasında tescillenen Suriye politikasını yumuşatacak, sınırlarına sahip çıkacak ve mezhepçi-yayılmacı çizgisini ve dilini terk edecek. Kürtlerin kazanımlarına saygılı olacak. Barzanileştirme dayatmasından vazgeçecek. Hizmet ettiği ABD kampının tetikçiliğine heveskâr olmayacak.

AKP’nin seçim başarısını koşullayan etkenlerin başında kimlikler üzerinden yürüttüğü ayrıştırıcı siyaseti geliyor. Muhafazakâr seçmen dedikleri kesimlerin önemli bir bölümü meşrebi yakınlığı ölçü alarak tercihini onlardan yana kullandı. Anti-Kürt ve Anti-Alevi handikapları olan bağnaz çevrelerin kolektif desteğini aldı. İçi boşaltılan dindarlık şovenizme kapı aralıyor. Siyasal tekfircilik dediğimiz noktada buluşuluyor. AKP’nin bu kesimlerle birlikte gideceği yer kaçınılmaz olarak karanlıktır. Bunları değiştirip dönüştürmeden ülkeyi bekleyen risk faktörleriyle başa çıkamaz. Lümpen, menfaatçi, saldırgan ve apolitik bu kesimlerin desteği güncelde seçim kazandırır ama yönetememe krizine çare olmaz. Bir diğer etkende korku psikolojisini yığınlara angaje etme becerisidir. IŞİD tehdidi ve PKK ile yaşanan çatışmalı süreci ana akım medyayı etkin şekilde kullanarak lehine doğru oy akışına çevirdi. 5 ay içinde %9’luk artışın manivelası kabaca ifade edersek bunlar üzerinden yürütülen büyük algı yönetimidir diyebiliriz. Yine İstikrar söylemli seçim projesinin orta ve küçük ölçekli gelir sahipleri açısından tercihte önemli bir olgu olduğunu kabul etmeliyiz. Mali dengesizliği gerekçe göstererek bizden sonrası tufan yaklaşımıyla karamsarlığı lehine istikrar algısına dönüştürmeleri başarıyı koşulladı. Aynı gemideyiz teranesi sandıkta karşılık buldu.

En büyük şoku MHP yaşadı. Büyük bir oy kaybıyla seçimden çıkan MHP’nin bu başarısızlığını siz neye bağlıyorsunuz?

MHP 1 Kasım seçiminde en bariz yenilgi yaşayan partidir. %4,5 oranında erime söz konusu. Bu denli bir erime beklenmiyordu. Oy kaybedeceği düşünülüyordu ancak yarıya yakın milletvekilini kaptıracağı bir sonuç kimse tarafından öngörülmemişti. Devlet Bahçeli ve ekibi kripto AKP’li gibi davrandı. Kendi tabanında bile alay konusu olan ‘hayır’ ezberinin onu getirdiği nokta burasıdır. MHP’nin öteden beri bir vizyon ve duruş problemi var. Etnik milliyetçilik temelinde dillendirdiği savların AKP gibi devlet partisi haline gelen rakip tarafından boşa çıkarıldığına tanıklık ediyoruz. Hüküm sahibi olan varken yetkisiz olana tutunmaz kimse. Hele hele ortak aidiyet alanlarına sahip bir kitlenin desteğini almaksa meseleniz muhalif kimliğinizi daha görünür kılmalı, onunla ayrıldığınız hususları bu kesimlere doğru şekilde anlatmalısınız. MHP yönetiminin AKP’yi akladığı yönünde bir dizi yerleşik algının oluştuğunu reddedemeyiz. 7 Haziran sonrası meclis başkanlığı seçimde takındığı uzlaşmaz tavırla bunu yaptı. Koalisyon seçeneklerine kapısını ilk günden kapatarak bugün yaşanan yenilginin taşlarını döşedi. Erken seçim konusunda istekli partinin kendisi olduğunu gösterdi. Kendine kof güvenin neticesinde fazladan efor harcamaya gerek duymadı. Ülkedeki çatışmalı sürecin oy oranlarını artıracağı beklentisi hakimdi. Umduklarının tersini buldular. Hedef kitleden oy alamadıkları gibi mevcuttan da kaybederek bunalımlı yere sürüklendi. AKP’nin MHP çeperini kuşatma, vitrinini devşirdiği eski ülkücülerle doldurma ve iktidar nimetlerinden faydalandırma minvalli rüşvetleri etkisini gösterdi. MHP’liler kabul etmeyecektir. Ancak görünen odur ki Ülkü Ocaklarının çekim alanında olan genç ve mahalli ilişkilerin önemli bir bölümü AKP’ye oy verdi. Ülkücü gençlerin özenti duyduğu mafyatik unsurların AKP’nin vitrininde boy göstermeleri lümpen karakterli ülkücülerin tercihini iktidar partisinden yana değiştirmesini sağladı. Sonuçta şeflik kültürü ve mafyatik eğilim bu camianın olmazsa olmazı. Camia Kürt halk düşmanlığı yapar yapmasına ama AKP son çatışmalı süreçle birlikte MHP’nin bu duruşunu baltaladı. En düşman benim imajını şişirerek ülkücülerin hatırı sayılır desteğini kazandı. Baskın Yeni Osmanlıcılık siyaseti de MHP’den uzaklaşanların AKP’ye kanalize olmalarının nedenleri arasında sayılabilir. MHP varlığını eşitlediği ‘devletin bekası’ paradoksal anlamda tabanındaki çözülmenin nesnel zemini oldu. Bugün devlet partisi (AKP) etnik şovenizm yarışında MHP’yi geride bıraktı. Türk-İslam sentezli sloganik söylemleri AKP MHP’ye göre daha görünür kullandı. Böyle giderse MHP miadını doldurur ve 4 sene sonra barajın altında kalır. 

Bir diğer hayal kırıklığı yaşayan HDP oldu. 5 ay içinde ne değişti de HDP böyle bir sonuç aldı?

1 Kasım seçimlerinde yenilgi yaşayan diğer parti HDP’dir. Sizinde ‘hayal kırıklığı’ olarak dikkat çektiğiniz erime nedeniyle baraja bile takılabilirdi. Haziran seçimlerinde %10 bu parti için başarı olarak görülebilirdi. Ancak Kasım seçimde 10 bandında olmalarının başarı biçiminde sunulması zorlama olur. %2,5 oylarında azalma söz konu. Nereye gitti bu oylar? Solun, Kürtlerin, Alevilerin, demokratik İslamcıların, liberallerin vb. partisi biziz diyorlardı. Dedikleri gibi kapsayıcı bir parti olmuş olsaydı daha fazla oy alması gerekirdi. Mevcut partiler içinde kimlik karmaşası handikabından kurtulamayan tek parti HDP’dir. Ne sol, ne ulusalcı, ne de liberal…Oportünist çizgisinden ötürü güven bunalımını aşamıyor. İttifak çizgisini sol gruplara ve yetmez ama evetçi liberallere doğru geliştirerek muhafazakâr hassasiyeti kuvvetli Sünni Kürtlerin AKP’nin çekim alanına girmesine karşı gerekli adımları atmayı savsakladı. Türkiye partisi olma iddiasıyla Kürt ulusal hareketinin geleneksel tabanının beklentileri görmezden gelindi. Peki, Türkiye kamuoyuna kendini anlatabildi mi? Seçim sonuçlarını göz önünde bulundurursak cevabımız hayır olur. Haziran öncesi yaratılan sinerjiyle önemli bir çıkış yakalayan parti 5 ay içinde lehte enerjiyi tüketerek baraj bandına doğru geriledi. Silahların gölgesinde kalan söylemleri geniş kitleler nezdinde inandırıcı görülmedi. PKK faktörü ve özyönetim ilanları HDP’nin açılım alanını daralttı. Fakat burada erimenin nedeni PKK faktörüdür demekte kolaycılığa kaçmak olur. HDP kadroları süreci yanlış okudu, ittifak çizgisini sağlıklı kuramadı ve kendine fazla güvenerek stratejik hatalar yaptı.

Devletin tüm olanaklarını ölçüsüz şekilde kullanan AKP’nin bölgede HDP tabanından kendi hanesine oy getirdiği ortada. Feodal ilişkilere iyi oynadıkları aşikâr. Yine AKP cephesinde din sömürüsüne yoğunluk verdikleri bir süreç yaşandı. Mesela, Diyarbakır Yenişehir Belediyesi tarafından ‘çocuk yaşlarda zorla evlendirilenlere’ ilişkin billboardlara astırılan afişi manipüle eden AKP destekçisi cemaatler belediyenin afişinden ‘peygambere hakaret’ türeterek dinsel temalı algı operasyonu yürüttü. Her ne kadar HDP (DBP) afişi kaldırarak özür mahiyetinde davranış gösterse de AKP destekçisi cemaatler bunu seçim gününe kadar ajitasyon malzemesi yaptı. Sadece bölge illerinde değil İstanbul’da bile Kürt seçmenin yoğun olduğu ilçelerde anti HDP çalışmasında anılan afiş üzerinden karşı çalışma yürütüldü. Ayrıca bölge özgülünde daha önceleri bağımsız aday çıkaran ve başka partileri destekleyen cemaatlerin bu seçimde AKP’ye destek vermesinin stratejik getirisi yadsınamaz. Kimi yerlerde birkaç binlik rakamlar vekil çıkarmasına yaradı. Bu küçük ama sonuca etki eden destek faktörlerini görmek gerekir. HDP’deki erime ve seçimlerde yaşadığı yenilgi hali onun bölgede birinci parti olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Halihazırda aktif taban inisiyatifi, yaygın yerel yönetim araçları ve meşruluk alanıyla AKP’yi zorlayacak imkanlara sahip. Yeni konjonktür gereği partinin politikasında bir takım değişimler olur. TBMM’ye dayalı muhalefeti geliştirirken bununla orantılı ağırlıkla yaygın taban gücüne dayalı parlamento dışı araçları güçlendireceğini öngörebiliriz. Böyle bir pratik hat örebilirse örgütlülüğünü konsolide eder. AKP’nin bölgede işi hiç kolay değil. Birde ‘yılan hikâyesine’ dönen ‘çözüm süreci’ var. Şimdilerde bununla ilintilendirilen ‘Başkanlık Modeli ve Yeni Anayasa’ tartışmaları yakın gelecekte tarafların pozisyonunu daha net görmemize vesile olacak. HDP içinde daha uzlaşmacı bir eğilimde baskın çıkabilir. AKP ile HDP arasında yakınlaşmanın işareti sayılan, kesintiye uğradığı için ‘buzdolabına kaldırılan’ mutabakat hali tekrardan kamuoyunun gündemine getirilebilir. Muğlak bir dönemden geçiyoruz. Bekleyip göreceğiz.

ANKET şirketlerinin tamamı tahminleri tutmadı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de sağlıklı işleyen anket çalışması yapılıyor mu doğrusu pek emin değilim. Adı sıkça telaffuz edilen araştırma şirketlerinin güvenilirliği tartışmalı. Gerek iktidar partisi, gerek muhalefet tarafından çeşitli şekilde kullanıldıklarını düşünüyorum. Saha koşullarında sosyolojik özgünlükler ne oranda gözetilerek anket yapılıyor? Bilemiyoruz. Kasım seçiminde iktidar partisinin oylarını olduğundan az göstererek o tarafı daha fazla çalışmaya motive ettiklerini söylebiliriz. Veya tersinden demoralize etmek için yapıldı da diyebiliriz. Dediğim gibi anket yapan şirketlerin bilimsel metotlarla saha çalışması yürüttüklerine pek inanmıyorum.

AK PARTİ tek başına iktidar oldu. Genel bir değerlendirme yaptığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkar?

AKP 4 yıl daha yoluna devam edecek. Seçmenin %49,5 desteğini alan bir partinin özgüven sorunu yaşayacağını söyleyemeyiz. Devleti isteği şekilde dönüştürebiliyor. Yargı, yasama, yürütme organları tam anlamıyla AKP’nin kontrolü altında. TSK içinde aynı şeyi rahatlıkla ifade edebiliriz. Burada atlanmaması gereken güncel bir nokta var. Ahmet Davutoğlu seçimin Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte kazanan lideridir. Belki de 13 yıl sonra ilk defa AKP cephesinde Erdoğan’ın dışında bir isim seçim başarısında belirleyici rol oynadı. Bu pek dillendirilmiyor fakat kolektif başarı Erdoğan’a rağmen oldu. Ahmet Davutoğlu’nun elinin güçlenmesi önemli bir ayrıntıdır. Tek adam açmazını aşma doğrultusunda kullanırsa iyi yapar. Yoksa ilerleyen dönemde liderliği yeniden tartışmaya açılır. Erdoğan’ın ket vurulamayan hegomanik dayatmalarını frenlemelidir. Yapar/yapmaz Davutoğlu’nun bileceği şeydir.

AKP için saplantılı ve mezhepçi Suriye politikası yeni dönemde tartışmaların odağı olacak. Kutuplaştıran bu politikasını katılaştırırsa ülke daha fazla gerilir. Aklıselim bir dönüşüm siyaseti izlemesini salık veriyoruz. Sıfır sorundan 4 yıl içinde komşularla sıfır ilişkiye gerileyen bölge politikasının Türkiye’ye bir faydası yok. Suriye yönetiminin meşruluğunu hezeyanik şekilde tartışmaya açmanın anlamı kalmadı. Suriye’de Beşar Esad halkın büyük çoğunluğu tarafından destekleniyor. Onun masada meşru taraf olduğu koşulda savaşın yoğunluğu düşer, siyasal çözümün yolu açılır. Türkiye’nin selefi İslamcı silahlı örgütlerin cephe gerisi olmasının kabul edilebilir yönü kalmadı. Bu kafa kesen, ruh hastası, NATO mücahitlerinin ülkemizde barınması utanç vesilesidir. AKP’ye oy verenlerin önemli bir bölümünün Suriye meselesinde savaş yanlısı olduğunu sanmıyorum. AKP yönetimi seçimde verilen desteği buna yorarsa hatalı duruşuna yeni hatalar ekler. IŞİD-El Kaide ile Türkiye’nin adının anılmasının ne getirisi olabilir? Akılda tutulmalıdır. Rusya ve İran faktörü sahaya ağırlığını koydu, Suriye yönetimiyle birlikte hareket ederek denklemi değiştirdiler. Bu aşamadan sonra şiddet araçlarına dayalı yaklaşım tekfirci hareketlerin tasfiye sürecini geciktirmenin ötesinde stratejik değişimler doğurmaz. AKP hesaplarının bozulduğunu bilerek yönünü dönüşüm istikametine çevirmelidir. Eskide ısrar Türkiye’nin bunalımlarını kronikleştirir. Bölgesel yangın gerekli hassasiyet gösterilmezse buralara sıçrayabilir.

AKP’nin seçim başarısı ülkede ona karşı muhalefete yeni sorumluluklar yükledi. Mecliste grubu bulunan muhalefet partileri yeni siyasaya göre muhalefet dilini ve araçlarını geliştirme uğraşı içinde olacak. Ayrıca halk güçlerine dayalı sokak muhalefetinin önümüzdeki dönem canlanacağını söyleyebiliriz. Ki bu iktidarın baskıcı, faşizan saldırganlığı tırmandırması durumunda artış gösteren bir eğilim haline gelecektir. AKP iktidarına karşı yaşamın her alanında örgütlenen, kesintisiz, aktif pratiği olacak ve yapıcı temelde iktidar alternatifini geliştirebilecek muhalefet dinamiklerinin güçlenmesini temenni ediyorum. 


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Aşura Özel
Mourining of Imam Hossein
پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1440 / 2019
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib