Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı Genel Sekreteri:

İranlı Hacı Adayları ‘‘Neden’’ Hacca Gitmedi?

  • News Code : 776616
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA24.COM
Brief

Mina faciasının yıldönümünde olmamız hesabiyle size şöyle bir soru yöneltmek istiyorum, Suudilerin İranlılara karşı hasmane tutumu nereden kaynaklanıyor ve neden hac meselesini siyasi bir krize dönüştürdüler?

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı Genel Sekreteri, İranlı hacıların neden hacca gitmediklerini şöyle açıkladı: Neden bu şekilde hacca gitmeyi kabul etmedik? Çünkü biz halkımızın izzet ve şerefini istiyoruz.

Zilhicce ayına girdiğimiz şu günlerde, medyada İranlı hacılarla ilgili herhangi bir habere rastlayamıyoruz.

Suudi rejimin sabotajları sayesinde, binlerce İranlı hacı adayı hac farizasını yerine getirmekten mahrum bırakıldı.

Geçen yıl hac mevsiminde meydana gelen Mina katliamında, binlerce hacının göz göre-göre ölüme gönderilmesine seyirci kalınması, dünya genelinde tüm Müslümanları acıya boğmuştu.

Mina faciasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, her geçen gün olayın yeni bir boyutu gün yüzüne çıkıyor, elbette hadisenin etkileri canlılığını korumakta.

Mina faciasının yanı sıra, Mescidul Haram’da vinç kazası ve onlarca hacının hayatını kaybetmesi hadisesi de ‘‘Hadimul Harameyni Şerifeyn’’ olduklarını iddia eden Suudi hanedanı için diğer bir yüzkarasıydı.

Mehr haber ajansı Mina faciasını enine boyuna irdelemek için, Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı Genel Sekreteri Ayetullah Ahtari ile röportaj yaptı.

Suudi rejim yetkilileri hacılara karşı zalimce tutumlarını değiştirmedikleri sürece, İranlı hacı adayları hac merasimine katılmayacak. Suudi Arabistanlı yetkililer, İranlı hacı adaylarının ve hacıları taşıyacak uçakların güvenliğini sağlayacağına dair hiçbir güvence vermiyor, bu şartlarda Şii müçtehit ve taklit mercilerinin fetvasına göre; can güvenliğinin olmadığı yerde hacca gitmek caiz değildir.

Ayetullah Ahtariye göre, Suudilerin sorumsuzca ve lakayt davranışları neticesinde meydana gelen Mina katliamında hayatlarını kaybeden hacıları anlatan bir belgesel yapılarak, medya aracılığıyla tüm dünyaya Suudilerin ne kadar barbar oldukları ve İran İslam Cumhuriyetinin haklı olduğu ispatlanmalıydı.

Mina faciasının yıldönümünde olmamız hesabiyle size şöyle bir soru yöneltmek istiyorum, Suudilerin İranlılara karşı hasmane tutumu nereden kaynaklanıyor ve neden hac meselesini siyasi bir krize dönüştürdüler?

Mina faciası meselesinde Suudilerin yalan haberlerinin bu kadar yayılması, gerçekte bizim ülke olarak medyada ki zafiyetimizi göstermektedir.

Âcizane görüşüme göre, Mina faciasında medya organlarımızın görsel, işitsel ve yazısal olarak çok pasif kaldılar, hatta bugün dahi bu böyledir.

En azından Ramazan ayından sonra bu iki ay zarfında, ülke içinde ve dışında ki gazeteler, dergiler ve televizyonlar Mina faciasına odaklanmalıydı.

Siyasi heyetlerimiz çeşitli ülkelerde halkımızın mazlumiyetini ve Suudi rejimin zalimce tutumunu aşikâr etmeliydi, ettiler ama gerektiği şekilde edemediler.

İranlı yetkililerle Suudi Arabistanlı yetkililer arasında gerçekleşen müzakereleri detaylı bir şekilde halkımıza anlatmadılar, Suudilerin yalanlarını ve işlemiş oldukları cinayetleri anlatan belgeseller yapmadılar, kanaatime göre bu zemine de çok geniş çaplı bir propaganda yapılmalıydı fakat yapılmadı.

Suudi rejim Mina faciasını örtbas etmek ve kendini haklı çıkarmak için tüm İslam ülkelerine heyetler gönderdi, bakanlar ve liderler seviyesinde görüşmeler gerçekleştirdiler, fakat biz onlar kadar olamadık ve Suudilerin yapmış olduğu katliamı nakledemediğimiz gibi, neyin peşinde olduklarını da anlatamadık.

Ben Mina faciasının gerçekleştiği ilk günlerden itibaren, İran İslam Cumhuriyetinin çeşitli yollardan bu facianın üzerine giderek, tüm imkânlarını seferber etmesini söyledim.

Suudi rejim, Müslümanların canını korumada gösterdiği liyakatsiz tutumu karşısında şikâyet edilmeliydi.

Suudi yetkililer, olayın ilk başlangıcında gerektiği şekilde müdahale etseydi, birçok canı kurtarabilirdi.

Suudi yetkililer izdihamda ezilen hacıların üzerine su sıkarak birçok insanı kurtarabilirdi, eğer böyle yapsaydılar şayet hadisede ölenlerin sayısı yarıya düşebilirdi, ama onlar gerekenleri yapmadılar.

Ben ilk günlerden itibaren siyasi ve diplomatik olarak yargı ve hukuk çerçevesinde halkımızın hakkını aramamız ve mazlumiyetimizi ve işlenen cinayeti gerektiği şekilde yansıtmamız gerekir diye hatırlatmada bulundum.

Biz Mina faciasında Suudi Arabistanlı yetkililerin sorumsuz ve lakayt davranışlarını, emniyet güçleri ve kurtarma ekiplerinin yetersiz kaldığını, tüm dünyaya yayabilirdik. Facianın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen henüz birçok ülke, hadise sırasında kaç tane vatandaşını öldüğünü ve kaç tanesinin ülkelerine dönmediğini bilmemekte!

Neden bunca zaman geçmesine rağmen, halen bazı ülkeler Mina faciasının kurbanlarından sayı olarak haberdar değil?

Haberdar değiller, zaten haberdar da olmak istemiyorlar, Suudi rejim parayla bunların güzünü doyurdu, sırf bundan dolayı ne Arabistan’a ve nede ülkelerinde ki kayıp listesine kaç kişi hayatını kaybetmiş, kaç kişi hacca gitmiş ve dönmemiş diye müracaat dahi etmediler.

Suudiler daha Mina’dayken birçok ülkenin hac organizasyon bürolarına giderek, ses çıkarmamaları gerektiğini ve istedikleri kadar para vereceklerini vaat etti. Şunu itiraf etmek istiyorum, burada bizim de kusurumuz oldu, Mina faciasını dünya kamuoyuna gerektiği gibi duyuramadık.

Suudi yetkililer izdihamın ilk anlarından itibaren, altta kalıp ezilen hacıların üzerine su sıkarak sıcaktan ve izdihamdan ölmelerini engelleyebilirlerdi bu sayede ölü sayısı yarıya düşebilirdi, fakat bunu yapmadılar. Suudi yetkililerin dediği gibi İranlılar dua okuyorlar, slogan atıyorlar, sırf bu yüzden İranlıların hac merasimine katılmasına izin vermedik gibi sözlere inanalar aldanıyorlar, zira İranlılar olsa da olmasa da diğer ülke hacıları, Arafat’ta Arafe duasını okuyacaklar ve müşriklerden beraat sloganı atacaklar, bunun İranlılarla bir alakası yok, hep beraber bekleyip göreceğiz.

Bizler Suudilerin hac organizasyonunda yetersiz kaldıklarını ve hacıların can güvenliğini sağlayamadıklarını tüm dünya kamuoyuna haykırmalıydık, Suudilerin havalimanlarında Medine’de ve diğer yerlerde işlemiş oldukları cinayetleri gün ışığına çıkarmalıydık. İran hac organizasyonu başkanı da hacı adaylarını hacca götürmek için can güvenliğinin temin edilmesi arayışı içersindeydi, fakat can güvenliği garantisi verilmedi.

Kim garanti verecek? Kim hakkımızı savunacak? Bundan daha iyi bir şekilde dünya kamuoyunu aydınlatmamız gerekirdi hac organizasyonu başkanı Sayın ‘‘Vahidi’’ televizyonlarda çıkarak 5 dakikalık bir sunum yapıyor, bununla bir yere varamayız.

Bazıları sırfen Mina faciasında hayatlarını kaybedenler için yas merasimi tutma peşinde, biz ise hadisenin uluslararası boyutunu ele almak istiyoruz. Olayın uluslararası boyutunu inceleyecek olursak, neden İranlı hacı adaylarının bu yıl hacca gitmedikleri ortaya çıkacaktır, zira biz halkımızın izzet ve şerefini istemekteyiz, halkımızın can güvenliğini istemekteyiz, hacı adaylarımızı taşıyacak uçaklarımızın güvenliğini islemekteyiz, işte sırf bu yüzden dolayı bu yıl İranlı hacı adaylarının hacca gitmelerine izin vermedik.

Bu yıl hacıların slogan attıklarına hep beraber şahit olacağız, İranlı hacılar olsa da olmasa da orada bulunan hacılar slogan atacak. İranlılar slogan attıkları için hacca gelmelerine izin vermedik gibi sözler, safsatadan ibarettir.

Görmüş olduğunuz bu Arabistan, hiçbir surette insan hayatına değer vermiyor, kanıtıysa şu sayacaklarımdır: üzerinden 17 ay geçmesine rağmen, mazlum Yemen halkını bombalamaya devam ediyor. Suriye ve Irak’ta tekfirci teröristlere yardım ve yataklık yapıyor. Mina faciası kendi ülkelerinde meydana gelmesine rağmen, hiçbir ülkeye heyet göndermediler. En azından heyet göndererek, özür dileyebilirlerdi ve hatalı olduklarını itiraf edebilirlerdi, fakat bunların hiçbirini yapmadılar.

Müçtehit ve taklit mercileri, can güvenliği sağlandığı taktirde haccın farz olacağını, aksi taktirde hacca gitmenin caiz olmadığı yönünde fetva verdiler. Elbette halkımız yeterli bilince sahip, olayları analiz etme kabiliyetine sahip, fakat Suudiler olayı farklı göstermeye çalışıyorlar, hakikati gizlemeye çalışıyorlar, bize düşen görev, olayı medyaya taşıyarak, gündeme getirmemizdir, ancak bu sayede bunlarla mukabile edebiliriz.

İnşallah hac merasiminin başlamasına sayılı günler kala, radyo televizyon üst kurulu, medya ve film yapımcıları, olayın hakikatini sergileyecek bir belgesel hazırlayarak, dünya kamuoyuna gerçekleri yansıtabilirler. Suudi Arabistan hacıların can güvenliğini garanti etmedikçe, İranlı hacılar hacca gitmeyecek.

Ülke genelinde ki kurum ve kuruluşların Mina faciasını dünya kamuoyuna duyurmada pasif kaldığını söylediniz, peki başkanı olduğunuz kurum, yani Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı, bu konuda ne gibi adımlar attı?

Elbette bizim elimizde Mina faciasının perde arkasını anlatan herhangi bir yapım yok, ancak daha öncede söylediğim gibi, bu alanda hac organizasyonu ve medya kuruluşları tarafından belgesel hatta animasyon filmleri hazırlanarak dünyanın çeşitli yerlerinde, bizimle irtibat halinde olan radyo ve televizyonlara gönderilerek, yayımlamak gerekir.

Elbette biz kendi bünyemizde buna benzer bir takım çalışmalar yaptık ve yapmaktayız ama bu faaliyetler genel anlamda devlet düzeyinde planlı projeli yapılmalıdır. Bazı eleştirmenler, Suudi rejim hakkında suç duyurusunda bulunulması gerektiğini söylüyorlar, bende daha önceki röportaj ve vermiş olduğum mülakatlarda şikayet konusunu dile getirdim fakat dinleyen olmadı, yetkililer şikayet konusunu takip ettiklerini söylüyorlar ama ciddi bir şekilde takip edilmeli.

Sizin de söylediğiniz gibi Suudi Arabistan ile olan ilişkilerimizde çok hassas bir dönemden geçtiğimiz için Mina faciasını gerektiği şekilde takip edemiyor muyuz?

Âcizane görüşüme göre, Arabistan ile aramızda çok hassas bir ilişki yok zira Arabistan aşikâr bir şekilde ülkemiz aleyhine çalışmalar yapmakta, hem devlet bazında hem de destekledikleri tekfirci terör grupları, ülkemiz aleyhine resmi olarak faaliyet sürdürmekteler zira artık tolerans tanıyın demenin bir anlamı yok, çünkü tolerans diye bir şey kalmadı.

Artık bu tür sözlere yer yok zira tolerans tanıyacak bir ortam kalmadı, hac merasimi bu şekilde, umre ise o şekilde, ilişkilerimiz Arabistan ile tamamen kopmuş durumda, hal böyleyken tolerans tanımanın bir anlamı yok.

Size göre, Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz nasıl olacak, hacı adayları hacca gidebilecek mi?

Bana göre, Suudi Arabistan rejimi bu yanlış siyasetlerine devam ettiği sürece, hiç kimse hacca gidemeyecek, elbette Arabistan izlemiş olduğu yanlış siyasetleri değiştirirse, uluslararası kanunlara bağlı kalırsa, diğer ülkelerle olan diplomasisinde yeniliğe giderse, durum değişebilir.

Bazı ülkeler hac organizasyonunun birkaç ülkenin oluşturacağı ortak bir şura tarafından idare edilmesini önerdiler, sizce böyle bir girişim sorunu çözebilir mi?

Suudi Arabistan, bazı ülkelere vermiş olduğu maddi destekten dolayı, bu ülkelerin sessiz kalmasını sağladı, aynı olayı Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine yaparak, kendilerini kara listeden çıkarmayı başardılar. Bundan dolayı bu öneri pratikte uygulanabilecek bir proje değil, elbette biz daha önce bu teklifi sunmuştuk.

Elbette ben kendim bizzat geçtiğimiz yıl bu öneriyi hacıların can güvenliğinin sağlanması için, İslam ülkelerinin oluşturacağı bir komisyonun kurulmasını ve hac merasimini organize etmesi gerektiğini söylemiştim. Eğer bu öneri kabul görürse, Suudiler istedikleri gibi hareket edemez, neticede bu tür üzücü olaylar yaşanmaz.

Bu öneri takip edilmeli, eğer İslam dünyasında ki İslam ülkeleri, alimler,  müftüler, devlet adamları ve hukukçular el ele verip adım atarlarsa, hiç şüphesiz proje hayata geçirilebilir.

ABNA24.COM


İlgili Konular

Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

conference-abu-talib
Şeyh Zakzaki