Husilerin Lideri Abdulmelik El Husi İle Röportaj

  • News Code : 175147
Yemen ve Suud ordularına karşı direnen Husilerin lideri Abdulmelik El Husi, direnişin stratejisini ve yaşanan gelişmeleri anlatıyor.

Husilerin Lideri Abdulmelik El Husi İle Röportaj

Yemen ve Suud ordularına karşı direnen Husilerin lideri Abdulmelik El Husi, direnişin stratejisini ve yaşanan gelişmeleri anlatıyor.

Yemen'deki Husi hareketinin lideri Abdulmelik el Husi, Lübnan'daki en Nehar gazetesine konuştu.

Yemen ile Husiler arasındaki altıncı savaş neden başladı?

Husiler ile İran ve ilim havzaları arasındaki ilişki ne? İran, Husiler'i destekliyor mu?

Husiler'in Yemen'deki talepleri ne? Devleti ele geçirerek İmamet rejimini mi getirmek istiyorlar?

Suudi Arabistan, Yemen'i neden bombaladı?

Husiler, Suud-i Arabistan topraklarına girdi mi?

Husiler'in üç aydır süren savaş sonrasındaki stratejisi ne?

Bu ve Yemen'de devam eden savaşa ilişkin daha bir çok soru yanıt buluyor. Husi Hareketi'nin lideri Abdulmelik el Husi, Lübnan'daki en Nehar gazetesine konuştu.



İşte, Husi Hareketi lideri Abdulmelik Husi'nin tarihi açıklamaları:

Sonunda Arabistan sizi topraklarını ihlal etmekle suçladı ve size askeri saldırı düzenledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz Suud topraklarına girmedik. Suud rejimi bu savaşta Yemen rejimine askeri, maddi, siyasi ve basın alanında yardım etti ve bazı bölgeler kanalıyla bizi saf dışı bırakmak için topraklarını Yemen ordusuna açtı. Bize saldırmaları için Yemen ordusunun Duhan Dağı’nda konuşlanmasına izin verdi. Biz de ona karşılık verdik, Yemen ordusunu kovduk ve bir daha geri dönmemek üzere dağı geri aldık. Ama Suud yeniden onun bu bölgede konuşlanmasına izin verdi. Sınır bekçilerinden anlaşmalara uymalarını istedik. Ya orduyu geri çekersiniz ya da saldırıya kendimiz karşı koymak zorunda kalırız dedik. Suud sınır bekçilerinden hiç cevap gelmedi biz de karşı koymaya mecbur olduk ve Yemen ordusunu kovduk.

Suud yönetimi topraklarını hedef aldığınızı söylüyor?

Biz hiçbir şekilde Suud topraklarını hedef almadık. Suud’la aramızdaki hiçbir savaşın iki kardeş halka hizmet edeceğini düşünmüyoruz. Ama Suud rejimi bize savaş açma bahanesiyle böyle bir tavır aldı ve geçtiğimiz günlerde bölgelerimize saldırdı. Savaş uçakları birçok bölgeyi füze ve toplarla bombaladı.

Biz burada zalim ve haksız bir saldırı, ülkenin egemenliğini ihlal, komşuluk hakkını çiğneme görüyoruz. Bu saldırının durmasını, Suud rejiminin tarafsız olmasını ve ülkenin işlerine olumsuz bir şekilde müdahale etmemesini istediysek ve savaşın sonlanmasını, barış ve güvenliğin hakim olmasına yardımcı olacak olumlu bir müdahalede bulunmasını nasihat ettiysek de –bunun iki komşu ülkenin halklarının gerçek çıkarı olacağı düşüncesiyle- (ne yazık ki) Arabistan Yemen’de olduğu gibi başka hesaplar uğruna halkın çıkarını bir kenara atmıştır. Hâlâ bu savaşın durmasının zorunlu olduğunu vurguluyoruz.

Arabistan’ın Yemen ordusuna destek verdiğinden bahsediyorsunuz. Arabistan neden böyle bir savaşa bulaşsın?

Elimizde Suud uçaklarının Arabistan’dan gelip nüfusun kalabalık olduğu yerleri rasgele bombaladığına ve görevini bitirince de Arabistan’a döndüğüne dair delil, belge ve yüzlerce görgü tanığı var. Ramazan ayından bu yana bu böyle devam ediyor ve birçok bölgede bu olay gerçekleşmiş durumda. Suud ordusu geçtiğimiz günlerde Yemen topraklarına hücum etti. Savaş uçakları bir çok köyü bombaladı ve bu bombalamada onlarca kişi öldü ya da yaralandı.

Dış Gündemler

Bazıları Husilerin bir açıdan dış gündemi uygulamak diğer açıdan da siyasi bir zafer ya da yönetim pastasından nasiplenmek için altıncı savaşı çıkardığını düşünüyor?

Bu sözü söyleyenin delili yoktur. Biz bunu yapacak insanlar değiliz. Yüzlerce kardeşimizin öleceği, bölgelerin yerle bir edileceği, on binlerce kişinin evsiz kalacağı, soykırıma uğrayacağımız, binlerce kişinin yaralanacağı, yetim kalacağı, ambargo ve türlü işkencelere maruz kalacağımız, tarlalarımız, pazarlarımız, camiler ile okullarımızın yıkılacağı ve hayatımızın her şekli ve gereksinimiyle hedef alınacağı bir savaşa girecek kadar aptal da değiliz. Ve bütün bunları bir devlet, makam ya da belirli siyasi takvimleri olan kişiler için yapacağız öyle mi? Bu kesinlikle doğru değil. Bu bize yapılan saldırıyı haklı çıkarmak için ortaya atılan bir propagandadır. Biz sadece savunma amaçlı savaşıyoruz. Yönetim bize ordularıyla saldırdıktan sonra onlara bizi öldürmeleri, haksız ve masrafsız bir şekilde ele geçirmeleri için izin mi verseydik? Bu imkansız. Üstelik bu Kuran kültürü ve peygamberin öğretileriyle çelişmekte ve Allah’ın yarattığı insan fıtratına aykırı düşmektedir. Aynı zamanda biz yönetimi ele geçirmek için savaşmıyoruz. Bu yönetimin iftiralarından biridir. Yönetim, savaş kararı alıp vahşi bir şekilde evlerimize saldırdıktan sonra kendimizi savunmak için savaştığımızı yineliyorum. Bu savaş da diğer 5 savaşta olduğu gibi saldırılar durduğu zaman kesinlikle duracak.

İran Silahı

Sana sizin İran makamlarından yardım aldığınızı ve İran silahıyla savaştığınızı söylüyor?

Abdulmelik el Husi - Bir tane bile İran silahı yok elimizde. Elimizdeki silah ülkenin silahıdır. Yemen halkı silahlı bir halktır ve bu bilinen bir şeydir, inkar edilemez. Yönetimin bizi dış makamların ajanlığını yapmakla suçlaması ise iftiradır. Hiç kimsenin ajanı değiliz. Bunun böyle olduğunun kanıtı da yoktur. Fakat inkar edilmesi mümkün olmayan tek şey yönetimin uluslar arası ve bölgesel makamların ajanlığını yapması ve açıkça her yerden basın, siyasi ve mali alanda yardım talep etmesidir.

İran ve Irak’taki ilim havzalarıyla ilişkiniz nedir?

Ümmetimizin her bir ferdiyle aramızda İslam kardeşliği ilişkisi vardır. Başkalarının siyasi projelerinin uzantısı değiliz. Bizim, konumumuz ve kararlarımızda bağımsızlığımız vardır. Bir birimizle ilişki içinde olduğumuz yönünde itham edildiğimiz çoğu kişinin bize yapılan zulümlere ses çıkarma cesaretleri yoktur.



Altıncı Savaşın Kökleri

Çatışmalardan 3 ay sonra savaş için belirlediğiniz takvim nedir?

Savaş meydanındaki durum gösteriyor ki askeri başarı hayaldir, seraptır ve imkansızlar listesinde yer almaktadır. Yönetim savaşa başladığından beri 100’den fazla askeri mevziiyi kaybetti, insan ve savaş donanımlarında büyük kayıplar verdi. Bu nedenle bundan çıkan dersi iyi kavraması ve başarılı, hikmetli, medeni bir üslup olan diyalog ve anlaşma diline dönmesi gerekir. Bu, ülkenin yararına olur.

Saada’da altıncı savaş neden çıktı ve bu nasıl oldu?

6. savaş sürpriz olmadı. Birçok sebepten ötürü bu savaş bekleniyordu. Bu sebeplerin en barizi yönetimin 5. savaş durduktan sonra dosyayı barışçı yollarla kapatma, savaşların tekrarlanmamasını garanti edecek adil, barışçı çözüm ve diyalog diline başvurma konusunda ciddi olmadığını göstermesi hatta bu dönem boyunca iki yönde faaliyet göstermesidir:

Birincisi: Nüfusun kalabalık olduğu bölgelere yapılan saldırıların yoğunlaştırılması ve belirli bir süre kargaşa, güvensizlik ortamının hakim olduğu ama resmi olarak savaş adı taşımayan nihai durumda istikrarsızlığın olması ve yönetimin, şartları resmi savaş ve kapsamlı saldırıyı başlatmaya uygun görmesidir.

İkincisi: 6. büyük savaş için yapılan hazırlıklar. Silah tedarik etmek, binlerce kişiyi eğitmek ve uygun siyasi ortamın oluşturulması tamamlanınca 6. savaş başladı.

Savaşın tekrarlanmasındaki sebepleri arasında yönetimin halkını koyun sürüsü olarak görmesi, onlara yasal haklarını vermemesi, acımasız ve sert muamelelerde bulunması, dinde olmayan ya da kanun ile anayasanın tanımadığı bir çok şeyi halka dayatması yer almaktadır. Yönetim bunları halkının çıkarı ve onurunun aleyhinde çıkarları, siyasi ve maddi istekleri gerçekleşsin diye dayatmaktadır. Buna bir de yönetimin kapı açtığı dış müdahale eklenmektedir. Yönetim çoğunlukla yalan iddialarla uluslar arası ve bölgesel güçleri bizimle korkutmaya çalıştı. Başkalarına onların yerine savaşıyormuş görüntüsü verdi. Bunu onların desteklerini ve yardımlarını kazanmak amacıyla yapmıştır. Kesin ve gerçek emeller hatta bu makamların nüfuzlarını dayatmak için uygulamakta oldukları projeler de -Amerika, İsrail ve Arabistan’ın durumunda olduğu gibi- buna tuz biber olmuştur. Bu sebebin, yönetimi kuzey eyaletlerinde yaşayan halkına karşı zalimane, tehlikeli ve felaket kararı almaya sevk etmede önemli rolü vardır.

Sanaa sizi Doha’da imzalanan barış anlaşmasını çiğnemek ve savaşa sebep olmakla itham ediyor.

Tam tersine anlaşmanın maddelerini uygulamayı erteleyen, mahpusları serbest bırakmayan, yerleşim merkezleri, pazarlar, köyler ve çiftliklerden ordusunu çekmeyen, kayıpların dosyasını açmayan, yaralıları tedavi etmeyen yönetimdir. Hiçbir şey yapmamış sonra da 6. savaşın hemen öncesinde bizzat başkanın kendisi Doha anlaşmasını reddettiğini ilan etmiş, bu anlaşmanın bizi rakip seviyesine getirdiği yönünde bahane uydurmuş ve onun bu açıklamaları el-Hayat gazetesinde yayınlanmıştır.

Sizin geri çekilmeyi ve silah bırakmayı reddettiğiniz söyleniyor. Anlaşma maddelerine neden sadık kalmadınız, sizin tarafınızda neler oldu?

Bu doğru değil. Gerçekle de örtüşmüyor. Hükümet 4. savaştan sonra idareleri teslim aldı ve cephelerden çekildik. Hemen 5. savaş başladı. Saldırganlığının ve savaşın doğası gereği onu bu idarelerden sürdük. 5. savaştan sonra bütün idarelere geri döndü. Biz defalarca eğer yönetim savaşı durdurursa müdüriyetleri yerel makamlara teslim edeceğimizi söyledik.

İhlaller

Sanaa sizi yerel makamların işine karışmak, hizmet kurumlarını ele geçirmek ve halkı kovmakla suçluyor?

Bunun, hükümetin yüzlerce evin yıkıldığı ve çok sayıda insanın evsiz kaldığı savaşa hazırlık için uydurduğu iddialar olduğunu kanıtladık. İşte uçak ve tankların haricindeki yıkım aletleriyle hükümet budur.

Silahlı askerlerinizin yol kesmesi ve vatandaşları aramasının kanun ve anayasaya aykırı olduğunu düşünmüyor musunuz?

Hükümet bize saldırıp bölgelerimizi yıkmak için askerleriyle akın ettiğinde zayıf düşmesi için ona giden yardımların önünü kestik. Savaş şartlarının gerekliliği olarak ve saldırıyı durdurmak amacıyla ordunun kullandığı bazı yolları da kestik. Savaş ve yıkım esnasında orduya giden yardımları kesmek, evleri yıkıp halkını öldürmek için diğer bölgelere doğru ilerlemesini durdurmak amacıyla bunlar yapılır. Savaş durduğunda buna gerek kalmaz. Bu eylem kendini savunma ve düşmanla mücadele etme kapsamına girmektedir ve yasal bir haktır. Biz bunu yaparak halkımızı ya da kardeşlerimizi değil bahsettiğimiz makamı hedef alıyoruz.

Silahlı askerlerinizin cumhurbaşkanlığı sarayı ve bazı kurumlara hakim olmak için yaptığı saldırıları nasıl açıklıyorsunuz ve neden cumhurbaşkanlığı sarayını kontrol altına almaya çalışıyorsunuz?

Cumhurbaşkanlığı sarayı bizatihi hedef değildir sadece temas noktası üzerinde yer almaktadır. Ordunun mevzileri, birçok bölgedeki büyük yenilgilerden ve Saada şehrine çekilmesinden sonra cumhurbaşkanlığı sarayı, havaalanı ve güvenlik merkezine paralel olarak dağıtıldı. Bizim mevzilerimiz de bu mevzilere paralel olarak, orduyu kuşatmak ve onun diğer bölgelerdeki nüfusu kalabalık yerlere doğru ilerlemesini engellemek için buralara paralel dağıtıldı. Şu ana kadar bizim tarafımızdan cumhurbaşkanlığı sarayına saldırıda bulunulmadı. Ama hâlâ ilk bölüğe bağlı askeri bir karargah olması itibarıyla saray açık bir seçenek olarak duruyor. Diğer kurumlara da saldırmadık. Sadece ordunun askeri mevzii olarak kullandığı ve saldırı düzenlediği yerlere saldırıyoruz.

Cumhuriyet Rejimi

Mevcut siyasi rejime ve cumhuriyet rejimine karşı çekinceleriniz var mı?

Biz bazı çekinceler sebebiyle hükümetle savaşa girmedik. Sadece kendimizi savunduk. Ama hükümetin zulüm, fesat, değerleri çiğneme ve dış güçlerin ajanlığını yapma konumunda olmasının ne bizim ne de çoğu Yemenlinin nazarında hoş karşılanacak bir tarafı yok.

Yemen’deki siyasi çoğulculuğa yapacağınız yorumlar ve itirazlar nelerdir?

Ülkede gerçek bir demokrasi yok siyasi bir kriz var. Hükümet siyasi çevreyi boğmaya ve baskı uygulamaya devam ediyor. Siyasi aktivistleri tutukluyor, kaçırıyor, basına hükmediyor, partileri kandırıyor ve onlara acı realiteyi değiştirmek, mevcut açığı kapatmak için gerekli en basit ortamı bile sunmuyor. Bu hiçbir olumlu sonuca varmayacak şeyde ömür ve çaba tüketilmesidir. Gürültüden başka bir şey yok. Bu, hükümetin siyasilere ve partilere uyguladığı sindirme ve sıkboğaz etme politikasıdır.

Yetkililer neden Husilerin şiddetten uzak siyasi bir mücadele partisi kurmadıklarını soruyor?

Çünkü çağırdığımız ve bu çağrımızda barışçı bir şekilde ilerlediğimiz proje Kuran kültürü, onun öğretileri, hayatın her alanını kapsayan ruhi ve siyasi eğitimidir. Kuran bir parti projesi, grup fikri, topluluk görüşü değil Allah’ın alemlere hidayetidir. Bu nedenle onun siyasi bir projenin içine hapsedilmesi imkansızdır. Buna ek olarak hükümet doğru sonuca ulaşacak ciddi, etkin, siyasi bir partinin faaliyette bulunmasına izin vermeyecektir. O bütün parti ya da siyasi aktivitelerin önüne kırmızı çizgiler çekmektedir. Bu sınırlar aşılacak olursa sonuç kaçırılmak, tutuklanmak, öldürülmek ya da sürülmek olur. İnsana sadece gürültü çıkarabileceği kadar bir alan bırakılmaktadır. Biz siyasi bir parti kurup nefret ettirmek ve tekfir etmekten uzak bir şekilde barışçı yolla kültürel alanda çalışmasak bile bize birisi silahla saldırırsa ona silahla karşılık veririz. Çünkü bu Kuran kültürünün bir parçasıdır. {Kim size saldırırsa siz de onun size saldırdığı gibi ona saldırın} Bakara/194 {Her kim zulüm gördükten sonra nefsini müdafaa edip öç alırsa işte böylelerine herhangi bir ceza yoktur. Ceza ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenleredir. Onlar için elim bir azap vardır.}Şura/41 Biz saldırmıyor ve savaşa başlamıyoruz. Ama biz hiç kimsenin bize saldırmasına izin vermeyeceğiz. Kim bize savaş açarsa Allah’a tevekkül edip ondan yardım dileyerek ona karşılık veririz. Allah vekil ve yardımcı olarak yeter. Buna ek olarak ifade ve düşünce özgürlüğü insani bir haktır. Yemen vatandaşının da her vatandaş gibi buna hakkı vardır. Bu hakkın partiyle ilişkisi yoktur. Parti kurmuş olsak da olmasak da düşünce ve ifade özgürlüğümüz vardır.



Barışçı Çözüm Fırsatları

Sizce yerel ve bölgesel arabuluculuk çabaları neden barış sağlamadı?

Çünkü hükümet çözüm istemedi. Hükümet arabulucu olarak Katar’ın müdahalesini istedi ama bu da barış amaçlı değil Arabistan’ı kışkırtmak sonra onunla anlaşmaya varmak ve Katar’ı saf dışı bırakma hatta kötü davranma amaçlıydı. Bu, hükümetin devamlı surette yapmaya alıştığı bir iştir. Arabistan’la ilişkilerde durgunluk olduğu ya da hükümete bağışladığı bütçeyi kıstığı zaman İranlı bir yetkili çağrılır ya da Katar, Libya ve İran’a heyet gönderilir. Bütün bunlar Suud’a daha fazla harcaması daha fazla sunması yönünde sinyal vermek için yapılır. Bunu yapmadığı takdirde istenmeyen başka bir rakip gelir ve bölge ülkelerinin ilişkilerindeki sorunları kullanmak için adi siyasi bir oyuna dahil olur. Bu durum bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin çökmesinde rol oynar. Bu, bölgeye zarar veren hatalı bir üsluptur ve ayrılık halini artırır.

Savaşa devam etmeye kararlı mısınız? Arabuluculuk ve diyalog ufku hakkında ne düşünüyorsunuz?

Biz zorunlu olduğumuz için savaşıyoruz. Bunu seçmedik. Hükümetin bize karşı uyguladığı zalim saldırıya karşı koymak için savaşıyoruz. Saldırı devam ettiği müddetçe buna karşı koymaya devam edeceğiz. Hükümet savaşı durdurmak istediğinde biz buna engel olmayacağız. Konumumuz müdafaa konumudur ve bu yasal, kutsal bir haktır saldırının yasallığı yoktur. Saldırıya yasal, ahlaki ve insani olan, düşmana gözdağı verecek ve saldırılarını durdurmaya mecbur etmek için çok büyük kayıplar vermelerini sağlayacak şekilde karşı koyuyoruz.

Hükümeti durumu alevlendirmek ve savaş çıkarmakla suçluyorsunuz. Bununla ne kastediyorsunuz?

Hükümetteki uygulayıcıların, yabancılarla bağlantıları olup aslında ülkenin zararına olacak şekilde yabancıların menfaatine çalışan, bundan siyasi, maddi ve şahsi kazançlar elde eden, ahlaksız, ilkesiz kişilerin savaş çıkarmada büyük rolleri var. Hükümet içinde savaşa karşı olan ve ülkenin yararına olacak barışçı çözümü isteyen kişileri marjinalleştiriyorlar, tehdit ediyor ve itham dairesine koyuyorlar.

Muhalefetin Saada krizinin çözüm diyalogunun ulusal çerçevede olması çağrısını onaylıyor musunuz?

Kesinlikle. Biz konumumuzu açıkladık ve bunu da memnuniyetle karşıladık.

Hükümetin girişimini ya da barış sağlanması için 6 nokta olarak bilinen girişimi nasıl buluyorsunuz?

6 nokta çözümü temsil etmiyor ve tıpkı kaçırılan Almanlar konusuyla alakalı maddede olduğu gibi bizim bunların bazısıyla alakamız yok. Yine bu 6 nokta girişimi, çözülmesi gereken bir çok noktayı görmezden geliyor. Bunların arasında kaybolanların, tutuklananların dosyaları, kamu hürriyeti, düşünce, ifade hürriyeti dosyaları ve köklü bir çözüm isteyenler için değinilmesi gereken olmazsa olmaz temel dosyalar var.

Şuan Saada’daki savaş dalgasının ışığında savaşı sonlandırmak için hangi taleplerde bulundunuz?

İstediğimiz belli ve bunu gerçekleştirmek için savaşmadık. İstediğimiz şey; düşünce ve fikir hürriyeti, onur, insanlık, savaş yaralarının sarılması, kayıp ve tutukluların dosyaları, imar, hükümetin bizi hedef almayı durdurması, adalet, vatandaşlık ve eşitliğin toplumsal, ideolojik ve ırkçı ayrımcılıktan uzak bir şekilde gerçekleşmesidir.

Saada davasının BM’ye intikali konusunda işaretler var. Bu öneriyi destekliyor musunuz?

Hukuki, siyasi, yerel, bölgesel ve uluslar arası kurumlar zulmü durdurma ve barışı sağlama sorumluluğunu üstleniyor ancak biz bunlara çok bel bağlamıyoruz. Bunlar siyasi şeyler. Diğer mazlumlarla olan ilişkilerini de gördük. Filistinli kardeşlerimizin çektiği zulmü durdurmak için etkin ve başarılı bir rol sergilemediler.

Mezhep Savaşı

Bazı Arap çevreleri Vahhabiler ve Selefilerin çok olmasına bakarak Saada’da olanları mezhep savaşı olarak görüyor. Buna nasıl bakıyorsunuz?

Temel olarak savaş mezhep savaşı değildir. Ama hükümet burada mezhep çatışmasını kullandı ve hala bu minvalde devam ediyor. Bazen on iki imam mezhebine bağlı olma suçlamasıyla ve sanki Ehli Beyte bağlı olmak bir suçmuş gibi bize açılan savaşı meşru gösteriyor.

Batılı makamlar Saada’da olanları İran’la Suud arasındaki savaşın uzantısı olarak görüyor. Bunu kabul ediyor musunuz?

Suud rejiminin Yemen’e yardım ettiği çok net olarak biliniyor. Ama ülkedeki hangi makamın İran’ın projeleriyle bağlantılı olduğu ve siyasi ilişkiler kurduğunu bilmiyoruz. İranlılar gösterdiği donukluğa rağmen Yemen rejimini şımartıyor, yaptığı kötülüğe rağmen ona müsamahakar davranıyorlar. İlişkilere zarar vereceğini düşündükleri her şeyden kaçınıyorlar. Bildiğimiz tek şey bu.

İmamet ve Cumhuriyet Rejimi

Sizin cumhuriyet rejimini reddeden ve imamet şartlarını ihya eden bir Zeydi isyanını benimsediğinize işaret ediliyor?

Bu doğru değil. Hareket temelinde bağlı olduğumuz kültürel projemiz açıktır. Bu proje Kuran kültürüne dönmeye, bu temelde ümmetin bulunduğu kötü hali düzeltmeye çağırmaktadır. Eksikliğin kaynağı kültüreldir ve kültürel değişim Kuran’ı bütün kültürlerin üzerine yerleştirmektedir. Ümmeti yeniden inşa edecek, varolan noksanları giderecek, ümmeti doğru bir şekilde terbiye edecek, karşılaştığı meydan okumalara karşılık verecek düzeye getirecek, genel durumunu düzeltecek ve saflarını birleştirecek bir kültür. Hayatın bütün işleri ancak Allah’ın talimatları takip edilerek onarılabilir. Ümmetin kültürel farklılığına rağmen karışık kültürlerin, zehirli fikirlerin ve ümmetimizin realitesine zarar veren desiseli görüşlerin doğmasında kötü etkisi olan bu kültürel farklılığın kökleştirdiği şey, doğru ve mezhepçilikten uzak bir şekilde Allah’ın kitabına dönmek olmuştur. Projemizdeki hareketimiz ve aktivitemiz barış yanlısıdır. Hiç kimseye silah zoruyla projemizi dayatmıyoruz, tekfir etme dilini kullanmıyoruz, ilahi proje olan Kuran kültürünü sunmakla yetiniyoruz. Kim hidayet bulursa kendi nefsi için hidayet bulmuş olur, kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Yine biz bu temel üzerinde pratik proje, pratik adımlar ve barışçı yolla hareket ediyoruz. Hükümet bizim mücadelemiz ve onun bize saldırmasının gerçek sebebini göstermede zorluk çektiği için başka bahaneler uyduruyor. Bunlardan biri de bizim imamet rejimini geri getirmeye çalışıyor olduğumuzdur. Biz ulaşmaya çalıştığımız şeyin imamet rejimi olmadığını defalarca söyledik. Bizim Kuran’ın ışığında kültürel bir projemiz var. Ona çağırıyor, konferanslar, dersler ve barışçı pratik adımlarla onu sunmaya çalışıyoruz. Sloganlarımız: "Allahu Ekber, Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet olsun, zafer İslam’ındır" şeklindedir. Biz Amerikan-Yahudi mallarını boykot etmeye, basının olayları saptırması, kültürel kirlilik, ahlaki çürüme ve ümmetin düşmanlarının başlattığı iktisadi yolsuzlukla mücadele etmeye çağırıyoruz. Gerçek budur.

* Lübnan'da yayınlanan en Nehar gazetesinin 11.11.2009 tarihinde Husi hareketinin lideri Abdulmelik el Husi'yle yaptığı bu röportaj, GülşenTopçu tarafından İsra Haber için tercüme edildi.

 


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1440 / 2019
conference-abu-talib
Şeyh Zakzaki