Ehlibeyt Esirlerinin Kerbela’dan Kufe’ye Yol­culuğu

  • News Code : 217208
  • Source : Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA
Brief

Esirlerin Sayısı / Erkeklerden Esir Olanlar / Beni Haşim Kabilesinin Kadın Esirleri / Beni Haşim Kabilesi Dışındaki Esir Ka­dınlar / Kerbela’dan Yola Çıkış / Hz. Zeynep Katliam Alanında / Esir Kervanı Kufe’de / Şehitlerden Geride Kalanlar İbn-i Ziyad Meclisinde / İmam Zeynel Abidin’in Öldürülme Emri / Zeyd b. Erkam’ın Tepkisi

Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA-

 İmam Hüseyin ve 72 yaranının şehadetinden sonra geride kalan esir kervanının sayısı hakkında tarih kitaplarında herhangi bir malumata rastlama­dım. Ancak, Nezeri-i Munferid, Kerbela hakkında yazmış olduğu kitapta, bu hususta kitap bostanında bir takım araştırmalar yapmış ve sonunda bazı isimleri bir araya getirerek, esir kervanının sayısı hakkında bir rakam tutturmaya çalışmıştır.

Erkeklerden Esir Olanlar

 Beni Haşim adamlarından İmam Ali b. Hüse­yin Zeynülabidin (a.s). O, Aşura gününde çok hastaydı ve savaş meyda­nına çıkacak durumda değildi. Bu yüzden şehit edilmedi ve esir kervanının arasına girdi.

 Yukarıda sözü geçen yazar, İmam Zeynülabidin dışında Beni Haşim kabilesinden olan 7 erkek çocuğun ismini de, Kufe’ye götürülen esirle­rin kervanı arasında zikreder.

Beni Haşim Kabilesinin Kadın Esirleri

 Kerbela’nın esir kervanı arasında Beni Haşim kabilesinden 15 kız ve kadının isimleri de görülmekte­dir. Bunların başında İmam Ali’nin kızlarından ve İmam Hüseyin’in kız kardeşleri olan Hz. Zeyneb’ul Kubra ve Zeyneb’us Suğra’nın isimlerini görmekte­yiz. Aynı şekilde: İmam Hüseyin’in “Sekine” adlı kızı ile İmam Hüseyin’in daha 4 yaşındaki diğer kızı olan Rukayye, Müslim b. Akil’in hanımı, Müslim b. Akil’in 13 yaşındaki kızı, İmam Hasan’ın kızı ve İmam Bakır’ın annesi olan Fatime de esirlerin kervanı arasında görülmektedir.

Beni Haşim Kabilesi Dışındaki Esir Ka­dınlar

 Esir kervanı arasında isimleri geçip de Beni Haşim kabilesinden olmayan 6 kız ve kadının ismi görülmektedir.[1]

Kerbela’dan Yola Çıkış

 Ömer b. Sad, Aşura günü İmam Hüse­yin’in şehit edilmesinden sonra, iki gün (ya da bir gün) Kerbela’da kaldı. Sonunda, İmam’ın kız, kadın ve çocuklarını da alarak, Kufe’ye doğru yola ko­yuldu. O sırada İmam Ali b. Hüseyin Zeynülabidin’in hastalığı devam ediyordu.[2]

 Ömer b. Sad, Ehl-i Beyt’in çocuk ve hanımları ile şehitler kervanından geride kalanları çıplak de­velerin sırtına bindirerek götürdü. Böylece o, Pey­gamber’in Ehl-i Beyti’nin hürmetini çiğnedi ve onları yabancı esirler gibi, Kufe’ye ve İbn-i Ziyad’ın sarayına doğru yola koydu.

Hz. Zeynep Katliam Alanında

 Temimli Kura şöyle der: “Ben, öldürülenlerin yanından geçerlerken kadınların ağlayıp dövündüklerini gördüm. Ben her şeyi unutsam bile, Fatıma’nın kızı Zeynep’in söylediklerini unutamam. Allah’a yemin ederim ki, kardeşi İmam Hüseyin’in bedeninin yanından geçtiği esnadaki yıkılışı, çırpı­nışları ve sözleri dost-düşman herkesi ağlattı.”[3]

 Hz. Zeyneb’in, kardeşi İmam Hüseyin’in başsız bedeninin yanından geçtiği esnada kullandığı beş söz ve verdiği beş mesaj vardır:

 Bir sözünde Allah’a seslenerek şöyle der:

“Allah’ım! Bu kurbanı bizden kabul et!”

 İkinci sözünde Hz. Peygambe’e seslene­rek şöyle der:

“Ey bütün gökteki meleklerin kendisine salât ve selam gönderdikleri Muhammed’im! Bedeni parça parça edilen, bu çölde yere serilen ve topraklar içerisinde kalan bu kişi senin Hüseyin’indir…”

 Üçüncü sözünde, annesi Fatıma Zehra’ya sesle­nerek şöyle der:

“Anneciğim! Ey dünya kadınlarının en hayır­lısı! Kerbela çölüne bir bak da; düşman toprağı üstündeki oğlunun başını, kanlar içindeki bedenini ve eyersiz katırlara bindirilen esaret altındaki çocuklarını bir gör!”

 Dördüncü sözü, kardeşi İmam Hüseyin’in bedeni üzerinedir. Hz. Zeyneb gözyaşı akıtarak şöyle der: “Ben o kardeşin çadırının iplerine kur­ban olayım! Canımı feda ettiğim kimseye kurban olayım! Yaralı gönül ve susuzluktan ku­rumuş dudaklarla şehit edilene kurban olayım! Damarlarından kanlar akan o sevgili ve şefkatli olana kurban olayım! Ben dedesi Peygamber, ne­nesi Hatice, babası Ali ve annesi dünya kadınları­nın efendisi olan kimseye kurban olayım. Ben, üzerine gün doğuncaya kadar namaz kılan kim­seye kurban olayım!”

 Son sözünde ise Peygamber sahabelerine yö­nelerek şöyle seslendi: “Ey hasret ve keder içeri­sindeki gönül! Bu gün dedem Allah Resulü artık hayatta değildir. Ey Peygamber ashabı! Onları esirler gibi yola koymuş ve götürüyorlar.”

 Ravi şöyle der: “Zeynep’in sözleri işitildiği va­kit Yezidîlerin askerleri de dâhil herkes bir anda yüksek sesle ağlamaya başladı.[4]

 Nakledildiğine göre esir kervanını harekete ge­çirip katliam çukurunun yanından geçirdiklerinde, İmam Hüseyin’in kızı Sekine, kendini bineğinden aşağı atarak babasının bedenini kucakladı, ağladı, feryat ve figan etti. Orda hazır olanların hepsi onunla ağla­maya başladılar. Bu şekilde kendinden geçinceye kadar ağlamaya devam etti.

Esir Kervanı Kufe’de: ( Hicri 61, Muharrem 12-19)

 Müslim b. Cassas şöyle der: “Ben, esir kerva­nını Kufe’ye getirdiklerinde halkın o aç çocuklara ekmek ve hurma verdiklerini gördüm. Ancak Ümmü Gülsüm onlara feryat ederek şöyle dedi: “Ey insan­lar! Bizim aileye, sadaka almak haramdır.” Ar­dından çocuklardan ekmek ve hurmaları aldı. Halk ise sü­rekli ağlıyordu.

 Tarihçi İbn-i Asem şöyle der: “Esir kervanı Kufe’ye ulaştığında, İbn-i Ziyad, şehit başlarının götürülüp mızrak başlarına geçirilmesini ve önlerinde sallandırılmasını emretti. İlk mızrağa geçirilen baş da İmam Hüseyin’in başıydı.

 Esir kervanı Kufe’ye ulaştığında halk ağla­maya, bağırıp feryat etmeye başladı. O sırada Zeyneb-i Kubra, onlara feryat ederek sessiz kalmala­rını istedi ve orada bir konuşma yaptı.

 Onun yaptığı konuşmada, Allah’a hamd edip Pey­gamber ve Ehl-i Beyti’ne salât ve selam getirdikten sonra şöyle başladı:

“Ey Kufe halkı! Ey ikiyüzlü, ihanetkar ve bahtsız topluluk! İnşallah gözyaşlarınız bundan böyle dinmez.”

 Hz. Zeynep’in konuşması çok uzun sürdü. Daha sonra İmam Zeynülabidin araya girerek onu durdurdu. Sonra bazı çadırlar kurup esir kervanını oraya yerleştirdiler.

 Tarih kitapları, Zeyneb-i Suğra’nın yapmış olduğu çok an­lamlı bir konuşmayı da kaydetmişlerdir. Aynı şekilde Ümmü Gülsüm ve İmam Zeynülabidin’den de.[5]

Şehitlerden Geride Kalanlar İbn-i Ziyad Meclisinde

 Esir Ehl-i Beyt kervanı Kufe’ye ulaştığında on­ları İbn-i Ziyad’ın meclisine götürdüler.

 Ehl-i Beyt kervanı oturduktan hemen sonra İbn-i Ziyad zehrini kusmaya başladı ve onunla Hz. Zeynep arasında karşılıklı sert bir konuşma geçti. İbn-i Ziyad Hz. Zeyneb’e dönerek, “Allah’a şükürler olsun ki, sizi rezil etti, öldürdü ve sözlerinizi yalanladı!”

Zeyneb şöyle dedi: “Allah’a hamd olsun ki, Peygamber'i Muhammed ile bize değer ve kıymet verdi ve bizi kötülüklerden pak eyledi. Rezil olan ise, fasık ve yalan söyleyen günahkâr adamdır. O da biz deği­liz, başka biridir.”[6]

İbn-i Ziyad: “Allah’ın, kardeşin ve ailenizin ba­şına getirdiklerini nasıl görüyorsun?”

Zeynep: “Ebedi kalacakları asıl yerlerine git­tiler…”

İbn-i Ziyad: “Allah, senin ailenden Hüseyni öl­dürmekle beni rahat ve mutlu etti.”

Bu sözün ardından Zeyneb’in yaralı gönlü yan­maya başladı ve yüksek sesle ağladı.[7]Sonra şöyle dedi: “Canıma yemin ederim ki, sen efendimi öl­dürdün ve kökümü söküp aldın benden. Eğer senin mutlulu­ğun bununlaysa, zaten o (yalan) mutluluğuna ermiş oldun.”

İmam Zeynülabidin’in Öldürülme Emri

 Daha sonra İbn-i Ziyad, İmam Zeynülabidin’e dönerek: “Bu kimdir?” diye sordu. Ona, “O, Ali b. Hüseyin’dir” dendi.

İbn-i Ziyad: “Allah, Ali b. Hüseyin’i öldürmedi mi?” diye sordu.

Ali b. Hüseyin: “İsmi Ali olan başka bir karde­şim daha vardı. (Ali Ekber) insanlar onu öldür­düler” diye cevap verdi.

İbn-i Ziyad, Ali b. Hüseyin’in, kendisine hemen cevap verdiğini ve söylediğini yalanladığını gö­rünce öfkelendi ve başının kesilmesini emretti.

Burada halası Hz. Zeyneb kendini İmam Zeynülabidin’in üze­rine atarak şöyle dedi: “Ey İbn-i Ziyad! Döktüğün bunca kanımız yeter! Allah’a yemin ederim ki onu bırakmam. Eğer istiyorsan ikimizi birlikte öldür.”

İmam Zeynülabidin İbn-i Ziyad’a dönerek şöyle dedi: “Sen beni öldürmekle mi korkutuyorsun? Bizim öldürülmeye alışık olduğumuzu ve şehitli­ğin bizim için bir iftihar olduğunu bilmiyor mu­sun?”

Sonra İbn-i Ziyad öldürme fikrinden vazgeçti ve şöyle dedi: “Zaten bu hastalığı onu öldürecektir…”[8]

Zeyd b. Erkam’ın Tepkisi

 Tarihin kaydettiğine göre, İbn-i Ziyad, İmam Hüseyin’in başını önüne koymuş ve elindeki ağaç parçasıyla gözüne, burnuna ve ağzına dokunuyor ve şöyle diyordu:

“Ne kadar güzel dişleri var!”

Zeyd b. Erkam ağlayarak feryat etti ve şöyle dedi:

“Elindeki ağaç parçasını Hüseyin’in dudak ve dişlerinin üzerinden kaldır! Ben kendi gözlerimle Allah Resulü’nün bizzat kendi dudaklarını, onun dudakları ve ağzının üzerine koyduğunu gör­düm.”

İbn-i Ziyad: “Eğer sen aklını yitirmiş yaşlı bir adam olmasaydın senin kafanı keserdim.” Diye çıkıştı. Ardından Zeyd b. Erkam kalkıp toplantıyı terk etti.[9]

Esirlerin Hapsedilmesi

 Ardından İbn-i Ziyad, Yezid’e bir mektup yaza­rak Şam’a gönderdi ve onu esirlerin durumun­dan haberdar etti.

 İbn-i Ziyad’ın mektubuna cevaben Yezid tara­fından gelen mektupta, İbn-i Ziyad’tan, esir kervanı­nın İmam Hüseyin ile diğer şehitlerin kafalarıyla bir­likte Şam’a gönderilmesi istenmekteydi.

 Muharrem ayının 13. gününde İbn-i Ziyad Kufe camisinde yaptığı konuşmada, Yezid ile hak ve hakikatin zafere erişmesi (!) ve böylece güya yalancılar oğlu yalancının (!) öl­dürülmüş olması sebebiyle dolayı Allah’a hamd etti…

 Burada Kufe’nin zahitlerinden olan Abdullah b. Afif vardı. Bu şahıs, Cemel ve Sıffın savaşında Ali’nin yanında savaşırken iki gözünü yitirmişti. Bu sözleri duyduktan sonra yerinden kalkarak İbn-i Ziyad’a şöyle haykırdı: “Yalancıların oğlu yalancı sen, baban ve seni buraya atayandır. Ey Allah’ın düşmanı! Sen hem Peygamber evlatlarını öldürü­yorsun, hem de Müslümanların minberi üzerinde böyle terbiyesizce konuşuyorsun!...”

 İbn-i Ziyad onun öldürülmesini emretti ancak kabilesi araya girerek onu ellerinden kurtardılar.

 O gece İbn-i Ziyad’ın memurları onu kendi evinde öldürerek başını kestiler ve Kufe’nin sokakla­rında darağacına astılar.[10]

 Bundan başka, o birkaç gün içerisinde Kufe ve çevresinde daha değişik olaylar da meydana geldi. Kerbela olayını daha geniş ele alan kitaplara müra­caat ederek bu konuda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz.

ABNA24.COM

.....................................................................

[1]-İbn-i Abdurebbih, “İkd’ul Ferid”, c.4, s.171’de şöyle yazar: “Bu kervanın içinde Beni Haşim’den olan 12 çocuk bulunmaktaydı.”

[2]-Kısse-i Kerbela, s.404-408 – İbn-i Esir, c.4, s.81

[3]-İbn-i Esir, c.4, s.81 – Luhuf, s.56

[4]-Kısse-î Kerbela, s.410-412 Şu kaynaklardan alınmıştır: İbn-i Esir, Maktel, Mukarrem, Luhuf, Bihar, c.45

[5]-Kısse-i Kerbela, Munferid, s.432-439

[6]-İrşad, Şeyh Mufid, c.2, s.115

[7]-“Musir’ul Ahzan” adlı kitabın 91. sayfasında “Rikkat” kelimesi gelmiştir. Yani onun gönlü yandı ya da kırıldı. Ancak Şeyh Mufid, “İrşad” adlı kitabında “Rikkat” yerine “Zekkat” kelimesini kullanmıştır. Bunun manası ise, bağırmak ve feryat etmek demektir. Biz her ikisini de yukarıda aktarmış olduk.

[8]-Bkz. İrşad, c.2, s.116 – Luhuf, s.68

[9]-Tarih-i Taberi, c.5, s.230

[10]-Bkz. Sefinet’ul Bihar, c.2, s.135- Bihar, c.45, s.119 – İrşad, Şeyh Mufid, c.2, s.117


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

Mourining of Imam Hossein
Aşura Özel
پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib