İmamet konusu ne zaman başladı?

  • News Code : 185576
  • Source : Ehl-i Beyt Haber Ajansı
İslam Peygamberi (s.a.a)’nden sonra onun halifesi konusunda tartışmalar kızışmış; bir grup, Peygamber (s.a.a)’in kendisinden sonra yerine kimseyi tayin etmediğine, ümmetin, hükümeti eline alarak halkın adına hükümet edecek bir lider seçmeleri ve bu konuyu oturarak kendi aralarında çözmeleri için onlara bıraktığına inanmaktadır. Gerçi bu düşünce hiçbir zaman gerçekleşmemiş belki ilk seferinde azınlık bir sahabe grubu tarafından seçilmiş, ikinci seferde halife seçimi tayinle gerçekleşmiş ve üçüncü seferde tayin edilmiş altı kişilik bir şura tarafından seçilmiştir.

Bu şekilde düşünen topluluğa “Ehl-i sünnet” derler.

Diğer bir grup ise, İmam ve Peygamber (s.a.a)’in halifesinin Allah tarafından tayin edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Çünkü onun ümmetin manevi ve maddi önderliğini üstlenebilmesi, İslam’ın esasını koruması, ahkâmın sorunlarını beyan etmesi, Kur’an’ın önemli noktalarını açıklaması ve İslam dinini istimrarlı kılması için, Peygamber (s.a.a) gibi günah ve hatadan masum olup, olağan üstü bir ilme sahip olması gerekmektedir.  

Bu gruba ise “İmamiye” veya “Şia” demektedirler. Bu kelime ise, Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in meşhur hadislerinden alınan bir isimdir.

Ehl-i Sünnetin meşhur tefsirlerinden biri olan “ed-Durru’l Mensur”da “َوْلئِكَ هُمْ خَيْرُالْبَرِيَّة” “İşte onlar yaratılmışların en hayırlılarıdır.” ayetinin açıklamasında Cabir b. Abdullah Ensari’den şöyle rivayet etmektedir:

“Biz Peygamber (s.a.a)’in yanında iken, Ali (a.s) bize doğru geldi. Peygamber (s.a.a): “Bu ve Şiaları kıyamet günü kurtuluşa erenlerdir.” diye buyurdu. Bu sırada;

“إِنَّ الَّذينَ آمَنُوا وَ عَمِلوا الصّالِحاتِ أولئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ”

“İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.” ayeti nazil oldu.[1] 

Beşinci yüzyılın meşhur Ehl-i Sünnet âlimlerinden biri olan Hâkim Nişaburi de meşhur kitabı “Şevahidu’l Tenzil”de bu içerikteki hadisleri Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’den çeşitli yollarla rivayet etmiştir. Burada zikrettiği rivayet sayısı yirmiyi geçmektedir.

Burada zikredilen hadislerden birini İbn-i Abbas şöyle rivayet etmektedir: ““İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.” ayeti indiğinde Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Ali (a.s)’ye şöyle buyurdu:

“هُوَ اَنْتَ وَ شِيْعَتُكَ”...

“Bu ayetten maksat sen ve Şialarındır…”[2]  

Bir diğer hadisi ise Ebu Berze şöyle rivayet etmektedir:

“Peygamber (s.a.a) bu ayeti okuduğunda şöyle buyurdu:

“هُمْ اَنْتَ و شيعَتكَ يا عَلِىّ”

“Onlar sen ve senin Şialarındır ey Ali!”[3]

Birçok İslam âlimi ve İbn-i Hacer “Savaik” kitabında, Muhammed Şeblenci “Nuru’l Ebsar” kitabında rivayet ettikleri gibi birçok Ehl-i Sünnet bilgini de bu hadisi rivayet etmiştir.[4]

Bu hadislerinde tanıklık ettiği gibi, Şia adı ve unvanını Peygamber Efendimiz (s.a.a)  Hz. Ali (a.s)’nin takipçileri ve taraftarları için seçmiştir. Bu hadislere rağmen neden bazıları bu unvan ve isimden rahatsız olmakta ve onu uğursuz ve kötü saymaktadır? Onun baş harfi olan “ş” harfinin “şer” ve “uğursuzluğu” çağrıştırdığını ve bunun gibi “ş” harfiyle başlayan birçok çirkin tabirleri bu kelime için kullanmaktadırlar!!! Acaba bu şaşırtıcı bir şey değil midir?   

Doğrusu her zaman mantıklı delillerin gölgesinde hareket etmeye meyilli olan bir araştırmacı için bu tabirler hayret vericidir. Hâlbuki istinasız olarak bütün harfler için iyi ya da kötü kelimeler seçilebilir.

Her ne olursa olsun Şia’nın tarihi Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in vefatından sonra değildir, belki bir anlamda Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in kendi hayatında vardı. Bu kelimeyi Ali (a.s)’nin yaranları ve taraftarları için kullanmaktaydı ve her kim İslam Peygamberi (s.a.a)’ni Allah’ın elçisi olarak biliyorsa onun heva ve hevesinden konuşmadığını da bilmektedir.

 “وَما يَنْطِقُ عَنِ الْهَوى ـ اِنْ هُوَ إلاّ وَحْىٌ يُوحى”

 “O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. Sözü, ancak vahyedilen şeyden ibaret.”

Eğer sen ve taraftarların kıyamet günü kurtuluşa ereceksiniz diye buyurmuşsa bu bir gerçektir.[5]

[1] - Ed- Durru’l Mensur, c. 6, s. 379 (Beyyine Suresi’nin 7. ayetinin açıklaması)

[2] - Şevahidu’l Tenzil, c. 2, s. 357

[3] — A.G.K, s. 359

[4] — es- Savaik, s. 96 ve Nuru’l Ebsar, s. 70 ve 101. Bu hadisin ravileri ve bu alanda zikredilen kitaplar hakkında daha fazla bilgi elde etmek için İhkaku’l Hak kitabının ikinci cildi sayfa 287 ve sonrasına ve on dördüncü cildinin 258. sayfalarına müracaat edilebilir.

[5] - Tefsir-i Peyam-ı Kur’an, 9/22

 


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır