Bütün Dinlerin Hak Olmasında Bir Sakınca Mı Var?

  • News Code : 346194
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
Hıristiyan ve Yahudilere, sadece İslam dininin hak olduğunu, nasıl ispatlayabiliriz? Bütün dinlerin hak olmasında ne sakınca vardır? Bütün dinlerin hak oluşları veya tek bir din konusu hakkında birkaç noktaya dikkat edilmesi gerekmektedir:

A) Dinlerin hak oluşlarının ne anlama geldiği

Dini Pluralism (bütün dinlerin hak olduğu) görüşüne göre, bütün dinlerin hak oluşu iddiasını şu kısımlara ayırabiliriz:

a) Dinlerin hepsinin hak oluşundan maksat şudur: O dinlerin hepsinin inançları doğru ve onları kabul ederek amel etmek caizdir ve takipçilerinin de kurtuluşuna neden olmaktadır.

b) Dinlerin hepsinin hak oluşundan maksat, hepsinin kendi zamanında değil de aynı anda hak ve doğru olmalarıdır. Yani her peygamberin getirmiş olduğu dinin kendi zamanında hak ve doğru oluşu bahsedilmemektedir; bütün dinlerin veya bazılarının bütün zamanlarda hak ve doğru oluşları bahsedilmektedir.

c) Dinlerin hak oluşları, dereceli değil eşit ölçüdedir. Yani hak oluşu derecelere ayırarak bazı dinlerin haklılık derecelerinin az ve bazılarının ise çok olduğunu söyleyemeyiz. Bu görüşe göre İslam dini ile Yahudilik, Hıristiyanlık ve diğer dinler arasında hiçbir fark yoktur.

d) Dinlerin hak oluşlarından maksat, ortak yönlerinde hak oldukları değildir; dinlerin hepsi – ihtilaflı birçok konuları olsa da – haktır. Yani hem İslami tevhit haktır ve hem de Hıristiyanların üçlemeleri (baba, oğul ve kutsal ruh)  doğrudur ve aynı zamanda Allah'a inanmayan Budizm hak ve doğrudur.

B) Akıl ve Dini Pluralism

Akıl, Dini Pluralismin batıl ve yanlış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konunun birçok delili vardır:

a) Tenakuz (çelişki-tutarsızlık) olması: Hâlihazırda olan dinlerde bazı öğretiler vardır ki birbirleri ile çelişki ve tezat halindedirler. Bunların hepsinin hak olması, iki zıttın veya iki çelişkili konunun birleşmesi ve her ikisinin de doğru olması anlamına gelmektedir ve böylesi bir şey akıl açısından muhaldir. Örnek olarak, İslam dini Allah'ın birliğini vurgulamaktadır. Bunun karşısında ise Hıristiyanlık, teslise (üçleme: baba tanrı, oğul tanrı ve yüce ruh olan tanrı) inanmaktadır. Zerdüştler de seneviyet (iki tane tanrının varlığı: İyiliklerin tanrısı ve kötülüklerin tanrısı) inanmaktadırlar.

Bu düşüncelerin her birisi, birbirini yalanlamakta ve nefyetmektedir. Buna göre eğer her bu üç dinin hepsi de hak ve doğru olursa, hem tek tanrıya inanmak doğru olmalı, hem iki tanrıya inanmak ve hem de üç tanrıya inanmak doğru olmalıdır. Böyle bir şeyin olması muhaldir. Çünkü bir tanrı inancı, iki veya üç tanrı inancını nefyetmekle eşittir. Buna göre hepsinin hak olması, yani Allah hem birdir ve hem de bir değildir; bu çelişki değildir de nedir?!

b) Kendisini hak bilme: Bütün dinler kendisini hak bilmektedir ve diğer dinlerdeki kendisine muhalif düşünceleri nefyetmekte ya da diğer dinleri tamamen batıl saymaktadır. Bu yüzen bu dinlerin her birisinin – eğer hak üzere ise – iddialarının da hak olması ve kabul görmesi gerekmektedir. Bu yüzden her dinin hak oluşundan diğer dinlerin batıl olduğu anlaşılmaktadır ve Dini Pluralism ise her dinin kendisini hak bilmesi nedeniyle, bütün dinlerin batıl olduğu neticesini vermektedir. Bu yüzden şöyle söylenmektedir: Dini Pluralism, kendi aleyhine hükmetmektedir.

c) Dini şekçiliğin gerekli olması: Dini Pluralism düşüncesi, "Öğretilerin göreceliği" görüşüne dayanmakta ya da şekçiliğe dayanmaktadır ki bunun sonucunda da dinde şekten başka bir şey yoktur. Çünkü bir taraftan bu düşünce, bütün dinlerin hak olduğuna hükmetmekte ve diğer taraftan ise bütün dinler birbirlerini batıl saymaktadırlar.

Bu çelişkinin sonucu, şekçilik ve şüphecilikten başka bir şey değildir. Dini Pluralism, şekçilik veya öğretilerin göreceliği düşüncesinin bir sonucu ve onun sonucu da dinde şektir.

C) Akıl ve hak din

Yukarıda anlatılanlardan, bütün dinlerin eşit bir haklılığa sahip olmalarının imkânsız olduğu anlaşılmıştır. Şimdi şöyle bir soru karşımıza çıkmaktadır: Doğru ve hak olan dini diğerlerinden ayırt etmek için akıl açısından nasıl bir yol vardır? Bir dinin hak olmasının ölçüsü nedir ve akıl açısından onu değerlendirmenin yöntemi nedir? Burada hak üzere olan dinin özellikleri hakkında şunlar söylenebilir:

a) İnanç ve öğretileri, aklın karşısında olmadığı gibi akıl vesilesiyle de teyit edilmelidir.

b) İlahi kaynaklı olmalıdır.

c) Öğretileri tahrif edilmemiş olmalıdır.

d) Bir sonraki peygamber tarafından geçersiz kılınmamış olmalı.

e) Var olan diğer dinlerden daha kapsayıcı ve daha kâmil olmalıdır.

Dinlerin bu özelliklere göre uygulamalı incelenmesi, geniş çaplı bir araştırmayı gerektirmektedir. Ama burada sadece birkaç büyük dinin mukayese edilmesinden bahsedeceğiz:

a) Bir dinin en önemli rükünlerinden birisi, "Allah İnancının" niteliğidir. Bu hususta İslam dinindeki tevhit ve Allah'ı tanıma konuları, en mantıklı ve akli konulardandır ve kesin ve net deliller bunu göstermektedir. Tevhit inancının ispatının kendisi, "Tanrıyı Üçleme" ve "Tanrıyı İkileme" inançlarını batıl etmektedir. Bu yüzden sadece bu konu tek başına, ilahi olmayan dinlerin (Budizm gibi) ve şirk içerikli bütün dinlerin (Hıristiyanlık ve Zerdüştlük gibi) batıl olduklarının ispatlanmasında yeterlidir. 

b) İlahi geçmişe sahip olan birçok din, tarih sürecinde önemli tahriflere uğrayarak asıllarını kaybetmişlerdir. Bu konunun kendisi, bu dinde birçok mantıksız öğretilerin oluşmasına neden olmuştur. Burada Tevrat ve İncil'in tahrif edildikleri konulardan sadece bazılarını örnek olarak getireceğiz:

c ) Peygamberler hakkında onlara yakışmayan inançların olması: Mukaddes kitaplarında yapmış oldukları temel ve esaslı tahriflerin yanı sıra peygamberlere ahlaki olmayan yakışıksız tavırları nispet vermektedirler ki kalem bunları yazmaktan utanmaktadır. 

d ) Efsanelerin üretilmesi: Tevrat'taki temelsiz efsanelerin varlığı, onun tahrif yönlerinden birisidir. Bunlardan bir tanesi, Hz. Yakub'un Allahla güreşmesi ve onu yenmesidir.

e ) Doğuştan Günahkâr Olmak: Hıristiyanlar, Hz. Âdem'in cennette günaha bulaştığına ve bu günahın da bütün insanların boynuna yazıldığına inanmaktadırlar. Yani insan, boynuna günah yüklenmiş bir şekilde dünyaya gelmektedir! Bu dünyaya geldikten sonra hiç günah işlemese ve bu hatadan kurtulmak için çaba sarf etse dahi bunun, hiçbir faydası olmayacaktır. Hz. İsa (a.s)'nın çarmıha çekilmesi de bu zati günahın bir keffaresidir!

f ) Zulmü Takviye Etme: İncil'deki mantığa uymayan diğer bir öğreti de zulüm ve adaletsizliği onaylamak ve zalim yöneticiler karşısında, onlar Allah'ın yeryüzündeki gölgeleridir diyerek sessiz kalmaya çağrıda bulunmaktır.

Bu gibi mantık dışı öğretiler, Tanrıyı üçleme ve cisim bilme ve daha birçok çelişkilerin Tevrat ve İncil'de bulunması, günümüzdeki Hıristiyanlık ve Yahudiliğin İslam karşısında hak olmadıklarının bir delilidir.

Bunlara ilave olarak dilbilimi gibi ilmi araştırmalar, Tevrat ve İncil'in metinlerinin doğru olmadıklarını beyan etmektedir. Thomas Mishel – Hıristiyan ilahiyat öğretmeni – şöyle inanmaktadır: Katolik, Protestan ve Ortodoks düşünürlerinin çoğuna göre İncil, Allah'ın kelamını içermemektedir ve kelimeleri korunmuş değildir. Bazen yazarlar, yanlış düşünce ve bilgilerini bu kitabın metinleri arasında yer vermişlerdir.

D) Kur'an-ı Kerim ve Dini Pluralism

Kur'an-ı Kerim, sadece İslam dininin hak olduğuna delalet etmesi ve dini pluralism ve çoğulculuğu reddetmesinin yanında pluralismin bazı temel esaslarına karşı çıkarak onları batıl etmektedir. Bu husustaki ayetler birkaç kısma ayrılmaktadır; aşağıda sadece bazılarına değineceğiz:

a) Hakikate ulaşmanın mümkün olduğu

Kur'an-ı Kerim'deki bazı ayetler; şekçilik, görecelik ve hakikate ulaşmanın imkansız oluşu gibi düşüncelerin temel esaslarına – pluralism düşüncesinin temellerini oluşturmaktadır -  muhaliftir ve dinde şekçilik ve göreceliğin hiçbir yerinin olmadığını ve hakikate ulaşmanın mümkün olduğunu göstermektedir. Bu ayetler şunlardır:

Şek edenleri yeren ayetler:

" وَاِذَا قٖيلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فٖيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرٖى مَا السَّاعَةُ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنٖينَ"

" 'Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur' dendiği zaman ise; 'Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz' demiştiniz." 

Peygamberlerin delillerinin açık ve net olduğuna ve bu hususta şüphe edenlerin şeklerinin yersiz olduğunu ifade eden ayetler:

" اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَبَٶُا الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذٖينَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوا اَيْدِيَهُمْ فٖى اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِهٖ وَاِنَّا لَفٖى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَا اِلَيْهِ مُرٖيبٍ* قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِى اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰى اَجَلٍ مُسَـمًّى قَالُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا تُرٖيدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَاؤُنَا فَاْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبٖينٍ"

 

"Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler. Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler."

İlim ve yakin peşinden gitmeyi ve şek ve zan peşinden ise gitmemeyi emreden ayetler:

" وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُولٰـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُلًا"

"Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur."

" وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّا اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنٖى مِنَ الْحَقِّ شَيْپًا اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ"

"Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir."

"وَمَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنٖى مِنَ الْحَقِّ شَيْپًا"

"Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez."

b) İslam dışındaki dinlerin reddi

Bu ayetler, sadece İslam'ın hak din ve doğru yol olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir ve diğer dinlerin takipçilerinin inançlarının batıl olduğunu söyleyerek onları İslam dinine davet etmektedir:

""وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ دٖينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرٖينَ (Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.)  Elbette İslam, bütün ilahi peygamberlerin hakikate rehberlik ettiklerini ve dinlerinin de İslam olduğunu söylemektedir. Buna göre ilahi peygamberleri, kendi zamanlarında takip etmenin kendisi İslam'dır ve onun günümüzdeki örneği Hz. Muhammed (s.a.a)'in getirmiş olduğu dine uymaktır.

"وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ الَّذٖى جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصٖيرٍ"

"Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: 'Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.' Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır."

"وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسٖيحُ ابْنُ اللّٰهِ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُنَ قَوْلَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ"

"Yahudiler, 'Üzeyr, Allah’ın oğludur' dediler. Hıristiyanlar ise, 'İsa Mesih, Allah’ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!"

Bu hususta daha birçok ayet vardır.

c) Bütün insanların dini

Kur'an-ı Kerim'deki birçok ayet, bütün insanları kendisine muhatap alarak onları, İslam'a davet etmekte ve Kur'an-ı Kerim'i ve Peygamber (s.a.a)'i bütün insanların hidayetçisi olarak tanıtmaktadır. Kur'an-ı Kerim bu hususta şöyle buyurmaktadır:

"وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشٖيرًا وَنَذٖيرًا"

"Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik."

Başka bir ayette ise şöyle buyrulmaktadır:

"قُلْ يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّٖى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمٖيعًا الَّذٖى لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ"

"(Ey Muhammed!) De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim."

Kur'an-ı Kerim'in, değişik konularla olan uyumu hakkında şöyle buyrulmaktadır:

"اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖينَ*لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَقٖيمَ"

"O, âlemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür."

d) Ehl-i Kitap'ın İslam dinine davet edilmesi

Kur'an-ı Kerim, Ehl-i Kitap'ı İslam'a davet etmekte ve onu kabul etmemelerini de küfür ve hakkın üstünü örtmek olarak bilmektedir:

"يَا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثٖيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَثٖيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبٖينٌ*يَهْدٖى بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِهٖ وَيَهْدٖيهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ*...يَا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَاءَنَا مِنْ بَشٖيرٍ وَلَا نَذٖيرٍ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَشٖيرٌ وَنَذٖيرٌ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ"

"Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir…Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, 'Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı' demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir."

Kur'an-ı Kerim başka bir yerde ise şöyle buyurmaktadır:

"وَاٰمِنُوا بِمَا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِهٖ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتٖى ثَمَنًا قَلٖيلًا وَاِيَّاىَ فَاتَّقُونِ"

"Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının."

"يَا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ"

"Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?"

Bu hususta, dini pluralismin çeşitli açılardan batıl olduğunu ifade eden ve bütün insanları İslam dinini araştırmaya ve tanımaya ve ona uymaya davet eden daha birçok ayet vardır.

E) Hakikatin Ayrılması ve mazur olma

Hak din ve doğru yol bir olsa da özür sahibi kılan şey ve hüccetler çeşitlidir ve hak olma konusunu bundan ayırmamız gerekmektedir. Diğer dinlerin takipçileri, hak çizgisinin ve ilahi isteğin dışındadırlar. Ama bazı şartları taşıdıkları takdir de hüccet sahibi olmaktadırlar. Örnek olarak: İslam dinene karşı kusursuz cehalet; kalbinin derinlerinde hakikati istemesi ve onu, akıl ve mantık çerçevesinde gücü oranında araştırmasıdır.

Bu durumda izlemiş olduğu yol "hak din" ve "doğru yol" olmasa da kıyamet gününde Allah katında mazur olacaklardır. Kur'an-ı Kerim, bu kimselere "mustazaf" tabirini kullanmaktadır. Bu kimseler, mazur olmalarıyla birlikte batınlarının temizliği ve inanç ve davranışlarının çeşidine göre, yani fiili yapanın ve fiilin güzel olması hasebiyle belli saadet derecelerine nail olacaklardır.

İslam dinin bu konudaki görüşünün özeti şöyledir:

Hak din, sadece İslam'dır. İslam, kâmil manada tevhit dini ve bütün ilahi peygamberlerin dinidir ve onlar, bütün insanları bu dine davet etmişlerdir. Buna göre, tanrıyı üçleme ve tanrıyı ikileme gibi düşüncelerin sağlam bir temeli yoktur.

İslam dini açısından, şer'i kanunlar tarih sürecinde aşamalıdır; yani tarih boyunca değişen şeyler, ilahi şeraitlerdir ve şeriat sahibi her peygamber geldiği zaman kendisinden önceki peygamberlerin getirmiş olduğu şeriatları geçersiz kılmakta ve insanların rüştü ve zamanın gerekleri esasınca daha kâmil bir şeriatı insanlara sunmaktadır. Buna göre, şeraitlerde dikey çoğulculuk – birbirlerinin karşısındaki yatay çoğulculuk değil – olmaktadır ve son dinle, önceki bütün şeraitler geçersiz kılınmıştır ve şuan kabul edilen tek şeriat, Hz. Muhammed (s.a.a)'in şeriatıdır.

İnsanın kurtuluşu, Allah'ın insanlara tamamladığı hüccetlerdir ve insanlar bu hüccetlerden sorguya çekileceklerdir. Herkes, içlerindeki hüccetler (akıl, fıtrat ve…) ve ulaşabildiği veya ulaşma imkânının olduğu dışarıdaki hüccetler (peygamberlerin öğretileri) ölçüsünce sorumlu tutulacaktır.

ABNA.İR


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1441 / 2020
Şeyh Zakzaki
conference-abu-talib
Yüzyılın Anlaşmasına Hayır