Tevhit ve şirkin ölçüsü nedir?

Allah’tan gayrisinden dilekte bulunmak şirk midir?

  • News Code : 348217
  • Source : Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA.İR
“Diyorlar ki bizler sadece Allah’tan istemeliyiz, insanlardan değil. Eğer “Ya Resulallah”, “Ya İmam Hasan” “Ya İmam Hüseyin” dersek Allah’tan başkasından istemiş olduğumuzdan şirke düşmüş oluruz.” Bu şüpheye vereceğimiz cevapta şöyle deriz: Tevhit ve şirkin ölçüsünü sizin ve bizim elimize vermemişlerdir ki (Vahabi, selefiler gibi) her istediğimizi ‘ayn-ı tevhit’ ve her istemediğimiz şeyi ‘ayn-ı şirk” karar kılalım. Bilakis tevhit ve şirkin kendisine has ölçü ve mizanı vardır. O da Kur’an, sünnet ve akıldan alınmıştır. Şimdi enbiya ve evliyalardan dua isteğinde bulunmanın ‘aynı tevhit’ olduğunu ispatlamak için bir takım konulara değiniyoruz:

1. Eğer insanlardan bir şey istemek şirk olsaydı, o halde vahhabiler dahil yeryüzünde yaşayan tüm insanların müşrik olması gerekirdi. Çünkü tüm insanlar yaşantılarında birbirlerinden bir şeyler ister, baba oğuldan, üst astan, hasta doktordan…

Eğer bu tür isteklerin yaşayanlardan istendiği için şirk olmadığını, ancak ölülerden bir şey istemenin şirk olduğunu söylerlerse, bu cevap bir önceki konudan daha kötüdür. Zira ölüm ve yaşam şirk ve tevhidin ölçüsü değildir ki yaşayandan bir şey istemek ‘aynı tevhit’ ve aynı istek ölüden olursa şirk olmuş olsun, bilakis ölüm ve hayat isteklerin faydalı, faydasız veya etkili ve etkisiz olma ölçüsü olabilir, tevhit ve şirkin ölçüsü değil. Dolayısıyla: “ölüden” (elbette eğer ölüyse) bir şey istemek faydasızdır, şirk değildir.   

2. Eğer insanlardan bir şey istemek şirkse ve yalnızca Allah’tan istenmesi gerekiyorsa öyleyse neden Kur’an’ın hükmü gereği insanlar Peygamberin (s.a.a) huzuruna gitmeye ve günahlarının bağışlanması için onlar hakkında dua etmesi için istekte bulunmaya görevlendirilmişlerdir? Kur’an şöyle buyurmaktadır:

{وَ لَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَ اسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّاباً رَحِيماً}

“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etse Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlar. (Nisa, 64)”

Bu ayette Allah biz Müslümanlardan O’ndan gayrisinden bizim için dua etmesi için istekte bulunmamızı istemektedir. Hatta Kur’an, münafıkları bile yermekte ve şöyle demektedir: “Onlara: Gelin, Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün.”[1] 

Hz. Yakub’un çocuklarının günahları belli olunca babalarına şöyle söylerler:

{يا أَبانَا اسْتَغْفِرْ لَنا ذُنُوبَنا إِنَّا كُنَّا خاطِئِينَ; Ey babamız! (Allah'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik.” Babaları da cevabında şöyle söyler:

 {سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّي} ; Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. (Yusuf, 98)” bundan anlaşılmaktadır ki bu mesele insanın fıtratına yerleştirilmiştir. Eğer kendisi ve Allah arasında vasıta olması için yüce makam sahibi birinden bir şey isteniyorsa bu tevhidin ta kendisidir. 

3. Tüm bu istekte bulunmaların yaşayanlar için olduğunu söylemek mümkündür, ancak bunun cevabı açıktır. Şehitlerden daha üstün olan enbiya ve evliyaları (imamları) ölüler olarak sanan onların hiçbir idrak ve düşüncelerinin olmadığına inan kişiler Kur’an’ın hilafına söz söylemektedirler. Kur’an açısından bırakın enbiya ve evliyalar, hatta Mesih’in elçilerine (havarilere) yardım eden kişi bile zindedir yaşamaktadır. Kur’an şöyle buyurmaktadır: 

{قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قالَ يا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ * بِما غَفَرَ لِي رَبِّي وَ جَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ}

“Gir cennete! denildi. «Keşke, dedi, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını kavmim bilseydi!» (Yasin, 26-27)” Bu sözü söyleyen “Habib Neccar”dır. Kavmi onu taşlayarak öldürdükten sonra şöyle söyledi: “Ben artık cennetteyim ve ikrama mazhar olanlardanım.”

4. Eğer gerçekten bu dünyadaki bazı insanların hayatı olmasaydı, o halde “tedfin-i meyyit” töreninin bir parçası olan telkinin anlamı nedir? Meyyit (ölü) toprağın altına konulduktan sonra ona eğer iki melek gelirse onlara şöyle deyin diye hitap edilmektedir: “Allah (c.c) Rabbimdir…”[2] 

5. Buhari kendi sahihinde “El-Meyyit Yesmeu Hafke’n Nial” adlı bir bab açmıştır. Yani “Ölü teşyii edenlerin ayakkabılarının sesini duyar” bu konuda rivayet nakletmektedir. Eğer gerçekten ölüm hayatın sonuysa, o halde meyyitin teşyii edenlerin ayakkabılarının sesini duymasının anlamı nedir?!

6. Tüm Müslümanlar teşehhütlerinde Peygambere (s.a.a) hitap ederek şöyle demektedirler: “Es-Selamu aleyke eyyuhe’n nebi”; “Selam senin üzerine olsun ey peygamber” eğer sizin deyiminizle ölüye hitap şirkse o halde Vahhabilerin kendileri de müşriktirler.

7. Vahhabilerin sorunu şudur ki şu ana kadar tevhit ve şirk için bir ölçü koymamışlardır. Ve dolayısıyla her tür nida ve dilekte bulunma veya Allah’tan başkası karşısında huzu ve tevazu etmeği tapmak (ibadet) olarak telakki etmektedirler. Eğer onun ölçüsünü açıklamış olsalardı, bütün sorunları hallolmuş olurdu. Şimdi özet olarak buna değiniyoruz:

İbadetin hakikati; insanın bir varlığın karşısında huzu etmesi veya ondan bir şeyi istemesidir, bunu yaparken de onun Allah olduğuna veya Allah’ın yaratığı olduğuna, ancak Allah’ın işlerini ona tefviz ve ihale ettiğine inanmasıdır. Örneğin yaratmak, dünyanın evirip çevrilmesi, rızık vermek… ancak insanın nida ve isteği o varlıkta bunların olmadığı inancıyla olursa tapma ve ibadet tahakkuk bulmaz. Özellikle eğer o insan, Allah katında makam ve mevki sahibi Allah’ın Salih kulları karşısında onlardan O’nun hakkında dua etmesini istemesi tevhitten başka bir şey değildir.

8. ‘Onlar yaşıyorlar, ancak onlarla olan ilişkimiz kesilmiştir’ sözünüz Peygamberin (s.a.a) sözüne aykırıdır. Peygamber, “Bedir” savaşında müşriklerin cesetlerini bir çukura attığında onlarla konuşmaya başladı. Yeni şirkten kurtulmuş Müslümanlar ‘ölülerin cesetleriyle mi konuşuyorsun?’ diyerek itiraz ettiler. Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

«والذي نفس محمد بيده والله ما أنتم بأسمع لما أقول منهم»

 “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a andolsun ki sizler, benim söylediklerimi onlardan daha iyi duymuyorsunuz”[3]  

Şafi olmalarına izin verilenler ve Hz. Peygamberin (s.a.a) kesin olarak şafi olması ve ondan dua isteğinde bulunulması tevhidin ta kendisidir.

9. Bu beylerin sözleri Ebu Bekir’in amel ve siyresine tam olarak aykırıdır. Peygamber efendimizin vefat ettiği haberi kendisine verildiğinde Hz. Peygamberin evine gelerek onu öptü ve ağladı. Sonra şöyle söyledi: “Anam, babam sana feda olsun ey Allah’ın peygamberi!...” bu nida ve istekten daha yüce bir istek olabilir mi: “Ey Allah’ın peygamberi”[4] 

10. İster hayatta, ister öldükten sonra olsun ilahi velilerden (imamlar) dua isteğinde bulunmak izin verilmiş bir konu, belki ilahi bir emirdir. Zira Al-i İmran suresinin 64. Ayetinde Müslümanların peygamberden kendileri için Allah’tan bağışlanma dileğinde bulunmaları için emirde bulunması sadece dünyevi hayat için geçerli değildir. Bütün Müslümanlar bu ayetten umum ve mutlak kavramlarını anlamışlardır. Bundan dolayı onun kabrinin yanında onunla konuşmakta, dua isteğinde bulunmaktadırlar. Sahabelerde Peygamberin vefatından sonra bu ayete pratik olarak anlam kazandırmışlardır. Tüm dünya Müslümanları uzak ve yakından Allah Resulünün (s.a.a) kabrini ziyaret etmeğe koşmakta ve ondan dua ve şefaat isteğinde bulunmaktadırlar. Acaba Müslümanların on dört asırlık bu ittifakı hüccet ve kanıt değil midir?    

Buhari rivayet etmektedir ki Hz. Âdem’den, Hz. Nuh’a, Hz. İbrahim’den, Hz. Musa ve Hz. İsa’ya kadar büyük peygamberler Kıyamet günü, peygamber efendimizden şefaat isteğinde bulunacaklar ve şöyle diyeceklerdir:

“Ey Muhammed! Sen Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncususun, bize Rabbinin katında şefaat et, burada çıkmazda olduğumuzu görmüyor musun?”[5]

Bu, onun izin verilmiş Şafii olduğuna kanıttır. Allah, bu izni ona vermiştir:   

 {وَ لا يَشْفَعُونَ إِلاَّ لِمَنِ ارْتَـضی} ; “Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. (Enbiya, 28. Ayet)”

Dolayısıyla şafiden dua ve şefaat isteğinde bulunmak izin verilmiştir. Hâlbuki Vahhabiler peygamberden şefaat isteğinde bulunmayı yasaklamış ve şirk olduğunu ilân etmişlerdir.

İlahi Evliyalara Tevessül Konusunda Mugalata

Bazen “Ahkaf” Suresinin 5. Ayetinden delil getirilerek Allah’tan başkasından dilekte bulunmanın yasak olduğu söylenmektedir, zira onlar bizlerin dileklerinden habersizdirler. Ayet ve tercümesi:

{وَ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ مَنْ لا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلی يَوْمِ الْقِيامَةِ وَ هُمْ عَنْ دُعائِهِمْ غافِلُونَ}

“Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar, bunların tapmalarından habersizdirler. (Ahkaf, 5.ayet)”

Cevap

Tefsir birey türlerinden biride müşrikler için nazil olan ayetleri, Müslümanlar hakkında tefsir etmektir. Zikredilen ayet, kendi putlarının tanrısı olduğuna inandıkları ve onları küçük tanrılar olarak sanan ve büyük Allah’ın işlerinin onların elinde olduğuna inanan müşrikler hakkındadır. Kur’an bu hakikate değinerek şöyle buyurmaktadır:

{وَ جَعَلَ لِلَّهِ أَنْداداً لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِهِ...}

“Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. (Zümer, 8. Ayet)”

Başka bir ayette müşriklerin nezdinde putların makamı şöyle anlatılmıştır:

{وَ مِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْداداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ}

İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. (Bakara, 167)”

Dolayısıyla putları Allah’ın dengi ve benzeri olarak düşünmekte ve hatta onlara yardım etmesi için savaşlarda putları yanlarında götürmekteydiler. Kur’an bu hakikate şöyle işaret etmektedir:

{وَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ}

“Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka ilahlar edindiler. (Yasin, 74)”

Ayrıca izzet ve zilletin putların elinde olduğuna inanmaktaydılar. Kur’an, bu batıl düşünceyi onlardan şöyle nakletmektedir:

{وَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا}

“Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler. (Meryem, 81)”

Dolayısıyla Kur’an bu şaşkın inatçı grup hakkında şöyle buyurmaktadır:

{وَ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ}

“Allah'ı bırakıp da başkalarını çağırandan daha sapkın kim olabilir?” müşrikler, risalet asrını muhatap alarak tahta ve metal putlardan hacetlerini istemekteydiler, halbuki onlar duymuyor ve görmüyorlardı.

Bunun muvahhitlerle ne alakası vardır? Onlar, ne imamların ve Salihlerin uluhiyetine ve Allahlığına inanmaktalar ve ne de Allah işlerini onlara havale etmiştir demektedirler. Bilakis onları Allah katında makam ve derece sahibi yüce insanlar olarak bilmektedirler ve eğer dua ederlerse Allah, onların dualarını ilahi dergahında kabul edecektir ve ayrıca onlar bizim konuşmalarımızı da duymaktadırlar.

Bu açıklamalarla bu iki çeşit duanın farkı aydınlanmış oldu: müşriklerin duası ve muvahhitlerin duası.

İlk olarak: Müşrikler, putları Allah’ın eşi ve dengi olarak sanmaktaydılar, ancak muvahhitler Allah hakkında eş ve benzer düşüncesine sahip değillerdir. Enbiya ve evliyaları Allah’ın yaratıkları olarak bilmiyorlar.

İkinci olarak: Müşrikler, Allah’ın işlerinin putlara havale edildiğini sanmaktaydılar, halbuki muvahhitler böyle bir tefvize inanmamaktadırlar. Allah’ı alemin evirip çevireni olarak bilmektedirler. Kur’an’da defalarca bu ayeti okumuşlardır:  {يُدَبِّرُ الْأَمْرَ; Alemin işlerini evirip çevirir (Yunus, 3 ve 31; Ra’d, 2 ve Secde, 5)” ve buna inanmaktadırlar. Bu köklü farkların olmasına rağmen nasıl bu iki grubu birbirine benzetilebilir?

Üçüncü olarak: Onların putları taş ve ağaç parçalarından yapılmış ve cevap verecek duyma işlevleri bulunmamaktaydı, ama enbiya ve evliyalar bu dünyadan ayrıldıktan sonra o alemde has bir yaşam sürmektedirler. Dolayısıyla bizler Peygambere (s.a.a) selam vererek şöyle demekteyiz:

«السلام عليك أيّها النبي»; “Selam senin üzerine olsun ey Peygamber!” ve ziyaret namelerde ona hitap etmekteyiz. Aynı şekilde ayet ve rivayetler onların berzah yaşantısına tanıklık etmektedirler. Bu yüzden bu konudaki her türlü ayrımcılık Kur’an ve hadislerin kesin hükümlerini inkar etmek demektir. 

Ayetullah uzma Cafer Subhani

ABNA.İR



[1] -Münafıkun, 5. Ayet.

[2] -El-Fıkh ale’l Mezahibu’l Erbaa.

[3] -Sahihi Buhari, Kitab-u Cenaiz, Babu’d Duhul ale’l Meyyit, hadis: 1241.

[4] -Kitabu’l Mağazi, Bab-u Dua En-Nebi ale kuffari Kureyş, hadis: 3979.

[5] -Sahihi Buhari, Kitab-u Tefsir-i Kur’an, hadis: 4712; Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 248.


پیام رهبر انقلاب به مسلمانان جهان به مناسبت حج 1440 / 2019
conference-abu-talib
Şeyh Zakzaki