Hz. Zeynep'in (s.a) Sarsılmaz İradesi

  • News Code : 688382
  • Source : ehlader
Brief

Sen âlemin hakikatlerine vakıfsın. Hiçbir öğretmene muhtaç değilsin...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Hz. Zeynep'in (s.a) vefat yıldönümü münasebetiyle 'Uzmanlar Meclisi' Üyesi Ayetullah Muhyiddin Hairi Şirazi, 'Vahiy ve Akıl Enstitüsü' Başkanı Dr. Ali Nasiri ve 'İslam Kültürü ve İslami Düşünce Enstitüsü' Öğretim Üyesi Dr. Muhammed Bakır Puremini ile yapılan söyleşi:

Ayetullah Muhyiddin Hairi Şirazi: 

"Kuran'ın nazili, halk tarafından kabul görmesi ve hükümlerinin hayata geçirilmesinin ardından gerekli olan en önemli faktör; İslami yaşam tarzının nasıl olması noktasında herkese olgu olacak bir insana hatta bir aileye duyulan ihtiyaçtı. İslam'ı hem toplumsal hem de siyasi bir din boyutuna taşıyacak önderlere ihtiyaç vardı. Hz. Zeynep (s.a) ideal bir ailede dünyaya geldi. Erkekler için olgu olan bir babaya ve tüm kadınlarda üstün bir anneye sahipti. Fedakârlık ve sabırda ün yapmış Hasan ve Hüseyin (a.s) gibi birer kardeşi vardı. Hz. Zeynep'in (s.a) kendisine gelince; savaşta, barışta, zulme karşı direnişte, iffette ve daha birçok insani değerlerde en üst makamdaydı. 

Hz. Zeynep'in (s.a) genelde insanlık için özelde ise kadınlar için olgu olmasının nedeni, sahip oldu ilim ve ameldi. Hz. Zeynep'in (s.a) sahip olduğu ilim, (ilm-i Ledunni) okullarda veya üniversitelerde öğretilen pozitif ilimlerin çok çok ötesinde bir ilimdi. Böyle bir ilme sahip olan kişi, kendi zamanını tanır, geleceği sahip olduğu öncül bilgileri ve eşsiz sezi yeteneği ile derk eder. İnsanlara yaratılışın asli hedefine ulaştıracak yolu teşhis etmede yardımcı olur. Hz. Zeynep (s.a) bu anlamda tüm bu içsel ve dışsal yetilere sahipti.

İnsan evinde ya da odasının bir köşesinde oturarak kemale eremez, olgu makamına ulaşamaz. Kendini toplumdan soyutlayan, yoluna tek başına devam eden biri olgu olma yolunda gerektiği gibi ilerleyemez. İnsan, sadece ve sadece zorluklar karşısında yücelir, olgu olur. Her ne kadar tek başına kemal yolunda ilerlemek zor belki de imkânsız olsa da bu yol, yalnızlık yoludur. Daha açık bir ifadeyle; bu yolda başarılı olan seçkin insanlar, kendi iradeleri dışında yalnızlığa itilir. Çok az insan grubu tarafından desteklenir, kabul görür.

Rahatlık ve refah anında herkes aynı yolda birlikte yürüyebilir. Ama zorluk anlarında sadece imanlı ve sabitkadem olanlar yol kat eder. Zayıf iradeli insanlar kervandan geri kalır.
Hz. Zeynep'in (s.a) bu kadar tanınmasının ve sevilmesinin sebebi belki de tahammülü zor musibetlere gönülden katlanmış olması ve etrafını kuşatan binlerce insan arasında yaşadığı yalnızlıklardır. Onca zorluklar karşısında bir an olsun sendelemeden onurla ve gururla yürümesi Hz. Zeynep (s.a) isminin kalplere kazınmasına sebep oldu.

Dr. Ali Nasiri:

Oryantalistlerin üzerinde önemli durduğu konulardan biri, bir mesajın doğru olmasındaki kıstaslardır. Bu insanlara göre yeni bir mesaj ve ideolojinin ne kadar doğru olduğunu anlamak istiyorsanız, önce o düşünce veya inancın kurucusunun sonra kurucudan aldığı bayrağı bir sonraki nesillere taşıyan kişilerin yaptığı fedakârlıklara bakmak gerekir. İdeoloji uğruna yapılan fedakârlık ne kadar çok ve samimi olursa öncüler, davalarına ne kadar sadıksa ideoloji de bir o kadar hak ve sağlamdır.

 yaşananlar bu iddiaların açık ve net delilidir. Önce Hz. Hüseyin, inandığı ideolojinin (din) doğru olduğunu ispat etmek için kendi canını feda etti. Sonrasında kıyamın ilk gününden itibaren Hz. Hüseyin'le (a.s) omuz omuza yürüyen bir kadın (Hz. Zeynep), zulüm tufanı karşısında eğilmedi. Çok ağır sahnelerin yaşandığı Küfe ve Şam yolculuğunda esirler kervanına öncülük etti. Zira hem Kerbela'da hem de Kerbela'dan sonra yaşanan sahneler, sıradan bir insanın tahammül edemeyeceği zorluklarla yoğrulmuştu.

Bir kadın düşününki kendisini ateş çukurunun ortasına atsın. Bu, bir ideolojinin kurucusundan sonra o ideolojinin bayraktarlığını üstlenen önderlerin fedakârlığıdır. Hz. Zeynep'in (s.a) fedakârlıkları mensubu olduğu soy ağacının ne kadar sağlam karakterli ve sarsılmaz bir iradeye sahip olduğunun göstergesidir. Nebevi soy ağacı böylesi eşsiz meyveler yetiştirmiş, onur ve izzet bayrağını kıyamete kadar dalgalandıracak alemdarlar büyütmüştür.

Hz. Zeynep (s.a) hakkında üzerinde durulması gereken bir diğer nokta; özellikle Ehlibeyt taraftarlarının Kerbela sahnesini anlatırken kullandığı dildir. Hatipler veya meddahlar Kerbela'yı anlatırken insan zihnini Hz. Zeynep ve Hz. Hüseyin (a.s) arasındaki sevgi ve kardeşlik bağına gereğinden fazla yönlendiriyor. Hz. Zeynep ve Hz. Hüseyin (a.s) arasındaki sevgi ve kardeşlik bağının inkâr edilemez derecede olduğu doğrudur. Ancak Hz. Zeynep ve Hz. Hüseyin'in (a.s) karşılıklı fedakârlıklarını kardeşlik bağı etrafında yorumlamak, biraz insafsızlık olur.

Hiçbir kaynak Kur'an'ın açık ayetlerinden üstün değildir. Kur'an, söz konusu inanç ve din olduğunda her türlü akrabalık bağının geçersiz olduğunu beyan eder. Bunun en bariz örneği Hz. Nuh'un (a.s) eşi ve oğludur. Hz. Nuh'un oğlu ve eşi, Hz. Nuh'la (a.s) aynı çizgide yürümedi. Veya Hz. Lut'un (a.s) eşi Hz. Lut'la inanç birliği sergilemedi. Hatta Ehlibeyt hanedanına mensup bazı kişiler daha da ileriye gidersek masum imamların kendi akrabaları ve kardeşleri arasında bile imamın kendisine muhalif olanlar vardır. Bu nedenle şunu unutmamak gerekir; Hz. Zeynep'in (s.a) yaptığı fedakârlıklar, sadece Hz. Hüseyin'in (a.s) kardeşi olması sebebiyle değildi. Hz. Zeynep'in (s.a) tevhit ve imamet inancı zirvedeydi. Zamanının imamını tanıyor ve ona itaat edilmesi gerektiğini biliyordu.

Hz. Zeynep (s.a) sadece kendi canını değil evlatlarını bile Hz. Hüseyin (s.a) için feda etmiş bir kadındır. Hüseyni mesajın asırlar sonrasına taşınması için her zorluğa katlanmayı göze almış bir bayraktardır. Bu, Hz. Zeynep'in (s.a) sahip olduğu İslami maarifin yüceliğinden kaynaklanıyordu. İnsanın İslami maarifi ne kadar güçlü olursa bakış açısı da o kadar tevhidi olur. Yezit'in "Gördün mü Allah size neler yaptı" sözüne karşı Hz. Zeynep'in (s.a) "Ben güzellikten başka bir şey görmedim" yanıtı, tevhidi bakışın semeresidir.

Kerbela mektebinde asıl önemli faktör, aşkın tefsir edilmesiydi. Kerbela'da Hüseyni safta yer alan her nefer, âşık bir bakışa sahipti. Baktıkları her yerde Allah'ı görüyorlardı. Onlar için, her olay Allah'ın kutsiyetine yapılmış bir tefsirdi. Bu akış açısı hiç bir ideolojide yoktur. Bu âşıkça yaklaşım sadece Ehlibeyt'e âşık olanlarda tezahür eder. Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın (s.a) dünyaya armağan ettiği hakkın temsilcilerine sözle değil kalple bağlananlarda görebilirsiniz bu aşkı.

Hz. Zeynep'in (s.a) şahsiyetinde öne çıkan bir diğer önemli nokta; Kadın cinsinin güç ve kudretidir. Kadın diyince birçoğunun aklına zayıf, naif, çoğu şeyden korkan bir varlık gelir. Kerbela'da Hz. Hüseyin'in (s.a) şahadetinden sonra imamet makamında Hz. Zeynülabidin (a.s) vardı. Bütün olayların perde arkasında olan ve kervana yön verici aslında imam Zeynülabidin'di (a.s). Ancak zahire baktığınızda Hz. Zeynep (s.a) daha ön plandaydı.

Bir kadının hem savaş meydanında hem de zalim sultanın karşısında bu denli cesurca haykırması, hitabetiyle insanları meftun etmesi kadının içinde barındırdığı güçlü karakteri gösterir. Küfe'de, Yezit'in sarayında vb. yerlerde öylesine etkili ve beliğ konuşmuştu ki duyanlar Hz. Ali'yi (a.s) hatırlamıştı. Hz. Zeynep (s.a) bu çıkışıyla halkın tasavvurunda ki 'kadın zayıf bir varlıktır' düşüncesini yerle bir etti. Ehlibeyt mektebinde yetişmiş, Zehra ve Ali'nin gölgesinde büyümüş bir kadın, topluma yön verecek bir kudrete sahip olmalıdır.
Kadınlar hakkındaki 'kadın güçsüzdür', 'evinde oturmalıdır', 'söz söyleme hakkına sahip değildir', kendisini koruyamaz' vb. düşüncelerin kabuğunun kırılması gerekir. Hz. Zeynep (s.a) ve esirler kervanındaki her bir kadın, 'Kadın, Hz. Ali'nin yolunu idame ettirmek için gerektiğinde topluma yön vermelidir' düşüncesini öğretti. Nasıl ki Hz. Zeynep'in (s.a) vefatının üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen Hz. Zeynep (s.a), toplumlar üzerinde etkisini sürdürüyorsa, her Müslüman kadın da toplumda etkili olmasını bilmelidir.

Dr. Muhammed Bakır Puremini:

Hz. Zeynep (s.a) Müslüman kadın için olgu ve örnektir. Basiretli, cesur ve akıllı bir kadının İslami direnişte oynayabileceği rolün önemini Hz. Zeynep (s.a) en güzel şekilde göstermişti. Hz. Zeynep'in (s.a) mücadelesi sadece Kerbela sahnesiyle sınırlı değildi. Kerbela'dan önce ve sonra üstlenmiş olduğu vazifeler, Kerbela sahnesindeki görevlerinden daha ağır, daha çetindi.

O, vahyin nazil olduğu evde dünyaya geldi. Pak bir annenin kucağında tertemiz iki kardeşin yanında büyüdü. Ayetullah Abdullah Mamegani 'El-Megal' isimli kitabında (C.3 S.79) şöyle şey yazmıştır;

"İmam Zeynülabidin'in hastalık döneminde Hz. Hüseyin (a.s), Hz. Zeynep'e özel naiplik görevi vermişti. İnsanlar, şer'i sorularını gelip Hz. Zeynep'ten soruyorlardı. Hz. Hüseyin'in (a.s) bu hareketinin dördüncü imamı (Hz. Zeynülabidin) can tehlikesinden korumak için alınmış bir önlem olma ihtimali vardır."

Hz. Zeynep noktasında önemli olan noktalardan biri; O'nun Aşura'dan sonraki siyasi ve mücadeleci çehresidir. Yahya bin Hasan Abdali, 'Ahbar'ul Zeynebat' (S.116) isimli kitabında Hz. Zeynep'in (s.a) insanları açık bir şekilde Yezit hükümetine karşı kıyama davet ettiğini yazmıştır. Hatta Hz. Zeynep'in 'Yezit iktidarı Aşura'nın bedelini ödemelidir' dediğini nakletmiştir.

Ehlibeyt imamları içerisinde Hz. Zeynep'i (s.a) en güzel tabir eden beyan, İmam Zeynülabidin'e (a.s) aittir. Hz. Zeynülabidin (a.s), halası Hz. Zeynep'e her zaman özel bir ilgi ve saygı göstermiş ve şöyle buyurmuştur;

"Hamd olsun Allah'a ki sen muallimsiz alimesin. Sen âlemin hakikatlerine vakıfsın. Hiçbir öğretmene muhtaç değilsin"


Yorumunuzu Giriniz

E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır. *İle işaretli alanların girilmesi mecburidir.

*

conference-abu-talib
Şeyh Zakzaki