AhlolBayt News Agency (ABNA)

source : ابنا
Salı

11 Haziran 2024

13:15:42
1464825

Hz. Ali İle Hz. Fatıma’nın Evlilik Yıl Dönümü

         Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA:   Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma'nın (s.a) Evliliği; Hicretin ikinci yılı Zilhicce ayının birinci günüdür. Meşhur görüşe göre, Hz. Fatıma’nın (s.a) mihriyesi sünnet olan mihriye (Mihri’s-Sünne: 500 dirhem) miktarı kadardı. Allah Resulü (s.a.a) birkaç talibi geri çevirdikten sonra, Ali b. Ebi Talib’in (a.s) Hz. Fatıma (s.a) ile evlilik isteğini kabul ederek, bu yüce evliliğin Allah’ın emri üzerine gerçekleştiğini ve Hz. Fatıma’yı (s.a) Hz. Ali (a.s) ile Allah’ın evlendirdiğini açıkladı.
Evlenme Talebinde Bulunanlar

Şii ve Ehlisünnet kaynaklarında (bazı farklılıklarla) Hz. Fatıma’yı (s.a) isteme hadisesi nakledilmiştir. Bazı rivayetlerde Medine’de Ebu Bekir, Ömer b. Hattab ve Abdurrahman b. Avf gibi sahabeden bazılarının Hz. Fatıma (s.a) ile evlenme talebinde bulundukları belirtilmiştir. Ancak Allah Resulü (s.a.a) onlara bu evliliğin Allah’ın emriyle olacağı ve bunun için ilahi bir emir beklediği cevabını vermiştir.[1][2]

Muhacirlerden bazılarının şikâyet ve yakınmaları üzerine, Allah Resulü'nün (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Ben Fatıma’yı Ali’ye vermedim; Allah-u Teâlâ onu Ali’ye verdi.”[4]

Akid (Nikah) Hutbesi

Halebi, Menakıb-ı Âl-i Ebi Talib[5] adlı eserinde şöyle yazmaktadır: Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (a.s) evleneceği an bir hutbe okudu. İmam Rıza (a.s), Yahya b. Main "Emali" kitabında ve İbn-i Butte’nin "el-İnabe" kitabında senetsiz olarak Enes b. Malik’ten naklettiği hadiste Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Nimetlerinden dolayı hamd edilen, kudretinden dolayı ibadet edilen, saltanatından dolayı itaat edilen, katındaki nimetlerden dolayı arzu edilen, azabından dolayı sakınılan, yerinde ve göğünde emirleri yürürlükte olan, mahlûkatı kudretiyle yaratan, hükümleriyle onları birbirinden ayrı ve farklı kılan, diniyle onları aziz yapan, peygamberi Muhammed'le onlara lütufta bulunan Allah'a hamdolsun. Hiç şüphesiz Allah, evlilik yoluyla gerçekleşen akrabalığı nesebin devamının vesilesi ve akrabalığın bir çeşidi kılmıştır. Nitekim Allah-u Teâla şöyle buyurmuştur: “Sudan insan yaratıp, onu soy ve hısım olarak var eden O'dur. Rabbin, güç sahibidir.”[6] Haberiniz olsun! Allah bana Fatıma'yı Ali ile evlendirmemi emretti. Eğer Ali buna razı olursa, benim onu dört yüz miskal gümüş karşılığında Fatıma ile evlendirdiğime şahit olun". Ali şöyle dedi: "Razıyım, ya Resulallah!”  

Evlilik Tarihi

Ebulferec-i İsfahani "Mekatilu’t-Talibin" kitabında Taberi’nin görüşüne yer vererek, devamında şöyle yazmıştır: … Ve daha sonra Bedir Gazvesinden döndükten sonra Ali ile Fatıma evlendi.[9]

Mihriye

500 dirhem, 1250[14] ila 1500 gram[15] arasında gümüş demektir. O dönemde her on dirhem gümüşün bir altın dinar ettiği göz önünde bulundurulursa, sünnete uygun mihriye miktarının 170 ile 223 gram[16] altın olduğu ortaya çıkar (bu miktar, dirhem ve dinarın vezninde (ağırlığında) yaşanan anlaşmazlıklardan dolayı takribî bir miktardır).[17] İmam Ali (a.s) eşyalarından birini satarak Hz. Fatıma’nın (s.a) mihriyesini temin etmiştir. Bu eşyanın ne olduğu hakkında ihtilaf vardır. Bazı tarihçiler şöyle yazmaktadır: Zırh, koyun yünü, yemani gömleği veya deve. Her ne idiyse sattı ve parasını Allah Resulüne (s.a.a) getirdi. Hz. Peygamber (s.a.a) hiç saymadan ondan biraz aldı ve bir miktarını Bilal’e vererek şöyle buyurdu: “Bu parayla kızım için misk (koku) al.” Geriye kalanını ise Ebu Bekir’e vererek, şöyle buyurdu: "Kızımın yaşamı için gereken eşyaları al." Ammar Yasir ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) ashabından birkaç kişi de Ebu Bekir’e eşlik ederek, çeyizleri hazırlamaya koyuldular. Şeyh Tusi çeyizin listesini şöyle kaleme almıştır:

Dört dirhem değerinde bir başörtü; eşarp.

Hurma yapraklarından (üzeri kaytan türü iplerle örtülüp) bağlanmış bir divan.

İçleri izhirden (Mekke samanı veya Burya bitkisi; yapraklarının tıbbi özelliği bulunan küçük yapraklı bir çeşit kokulu bitki) doldurulmuş olan Taif derisinden yapılmış dört yastık.

Hacer (Hacer’den maksat Bahreyn’in merkezi veyahut Medine yakınlarında bulunan bir köy) yapımı bir hasır.

Bakır bir leğen.

Ahşap bir kase.

Su taşımada kullanılan bir adet tulum.

Yeşil bir sürahi.

Topraktan yapılmış birkaç testi.[18]

Hz. Fatıma’nın (s.a) düğünden sonra ihtiyaç sahibi bir kadının isteği üzerine yeni gömleğini ona vererek, kendisinin eski elbisesiyle yetindiği nakledilmiştir.[19]

Düğün Akşamı Velime

İslam Peygamberi (s.a.a) Bilal Habeşi’yi yanına çağırarak, şöyle buyurdu: “Kızım ve amcamın oğlunun düğünüdür. Benim ümmetimin sünnetlerinden birinin düğünlerde velime (düğün yemeği) vermek olmasını severim. Şimdi Ensar ve Muhacirleri davet etmem için git ve bir koyun ve beş müd (ağırlık birimi) arpa al.

Bilal, söylenenleri hazırlayarak Allah Resulünün (s.a.a) yanına getirdi ve O hazret de onları önüne koydu. Halk, Hz. Peygamberimizin (s.a.a) isteği üzerine gruplar halinde mescide giriyorlar ve yemeklerini yedikten sonra da gidiyorlardı. Herkes doyup gittikten sonra yemeğin birazı arttı. Allah Resulü (s.a.a) yemeğin kalan kısmından bir miktarını teberrük ettikten sonra Bilal’e şöyle dedi: “Bunları kadınların yanına götür ve şöyle de: Bu yemekleri yiyiniz ve beraberinizdekilere de bu yemekten yediriniz.”[20]

Hz. Peygamberin (s.a.a) Duası

Düğün velimesi verildikten sonra Allah Resulü (s.a.a) Ali’yle (a.s) birlikte onun evine geldi ve Fatıma’yı (s.a) yanına çağırdı. Hz. Fatıma (s.a) öne doğru geldiğinde eşinin, babası ile birlikte olduğunu gördü. Resul-ü Kibriya (s.a.a) kızına “yanıma yaklaş” diye buyurdu. Hz. Fatıma’nın (s.a) babasının yanına yaklaşmasından sonra Peygamber efendimiz (s.a.a) kızının elini ve Ali’nin elini tuttu. Fatıma’nın (s.a) elini Ali’nin (a.s) eline koydu ve sonra şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun ki ben senin hakkında hiçbir şeyi eksik etmedim; kadrini bildim ve seni hanedanımın (ve insanların) en hayırlısı (ve en alimiyle) evlendirdim. Allah’a yemin olsun ki seni dünya ve ahiretin seyyidi ve serveri; salihlerden olan bir kimseyle evlendirdim… Şimdi evinize gidin. Allah Teâlâ bu evliliği sizlere hayırlı kılsın ve işlerinizi hayretsin.[21]

   Allah Resulü (s.a.a) Esma binti Ümeys’e şöyle buyurdu: “Bana bir su kabı getir”. Esma ayağa kalkarak içi su dolu bir kap getirdi. Hz. Resulullah (s.a.a) bir avuç su alarak Hz. Fatıma’nın (s.a) başına serpti ve bir avuç daha su alarak ellerine, bedenine boğazına serpti ve şöyle buyurdu: “Ey Allah’ım! Fatıma bendendir ve ben de Fatıma’dan. Beni her çeşit rics ve pislikten uzak tutup tahir ve pak kıldığın gibi, onu da (s.a) temiz ve pak kıl.” Daha sonra Hz. Fatıma’ya (s.a) o sudan içmesini, yüzünü yıkamasını, gargara ve istinşak yapmasını söyledi. Ardından bir su kabı daha isteyerek, Hz. Ali’yi (a.s) yanına çağırdı ve aynı amel ve duayı ona da yaptı ve ardından şöyle buyurdu: “Allah kalplerinizi birbirine yakın ve muhabbetli kılsın; neslinizi mübarek ve hayırlı eylesin ve işlerinizi hayırlı etsin.”[22]

Hz. Peygamber’in Yakınına Taşınma

   Düğünden birkaç gün geçtikten sonra, Hz. Fatıma’dan (s.a) uzak kalmak Allah Resulüne (s.a.a) zor gelmeye başladı. Çünkü Hz. Fatıma (s.a) yıllarca onun yanındaydı ve vasfında “Kim Hatice’nin yerini alabilir?! Halk beni yalancı olarak saydıklarında, beni doğru sözlü bildi. Herkesin beni yalnız bıraktığında, Allah’ın dinine canıyla ve malıyla yardımda bulunmuştur” dediği Hz. Hatice’nin anısını her zaman canlı tutmaktaydı. Bundan dolayı gelin ve damada kendi evinde yer vermek ve Hz. Hatice’nin yadigârının sürekli yanında olmasını istiyordu. Kendi evinin yakınlarında bir oda bulabilseydi rahatlayacaktı. Ama Medineli Müslümanların zahmete düşmesi muhtemeldi. Sonunda gelin ve damada kendi evinde yer vermek istedi. Ancak evinde iki eşinin (Aişe ve Sevde) olmasından dolayı bu da zordu. Bu durumu öğrenen "Harise b. Numan" adlı sahabe Peygamberimizin (s.a.a) yanına gelerek, şöyle arz etti:

Benim evlerimin hepsi senin evine yakındır. Kendim ve neyim varsa hepsi senindir. Benden aldığın mal, geride bıraktığın maldan daha çok sevimli gelir bana. Allah Resulü onun bu sözlerine şöyle cevap verdi: "Allah sana ecir versin." O günden sonra Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma (s.a) Harise'nin evlerinden birine taşındılar.[23]

...................................................

Kaynakça

İbn-i Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 11.Kazvini, Fatımatu’z-Zehra (s.a) ez Viladet ta Şehadet, s. 191.İ’lamu’l Vera, c. 1, s. 161; Tarih-i Tahkikiyi İslam, Muhammed Hadi Yusufi Garevi, c. 2, s. 251.Tarih-i Yakubi, Çap-ı Beyrut, Dar'u Sadır, c. 2, s. 41.Yusufi Garevi, Muhammed Hadi; Tarih-i Tahkiki İslam (Movsuatu’t-Tarihu’l İslam), mütercim: Hüseyin Ali Arabi, Kum, İntişarat-ı Müessese-i İmam Humeyni, Payiz 1383 h.ş, c. 2, s. 251, Menakıb-ı Âl-i Ebi Talib, c. 3, s. 35.Furkan Suresi, 54Rovzetu Kâfi, s. 180.Tarih-i Taberi, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir-i Taberi, tahkik: Mecid Ebulfaz İbrahim, Beyrut, Daru’t-Turas, Tab’atu’s-Saniye, 1387 / 1967, c. 2, s. 410.Mekatilu’t Talibin, Ebulferec Ali b. El-Hüseyin El-İsfahani, tahkik: Seyyid Ahmed Sakar, Beyrut, Daru’l Marife, s. 30, ve Hz. Fatıma’nın (s.a) da o zaman 18 yaşında olduğunu eklemiştir.Biharu’l Envar, Allame Meclisi, Müessesetu’l Vefa, Beyrut, Lübnan, 1404, c. 43, s. 92.Yusufi Garevi, Muhammed Hadi, Tarih-i Tahkikiyi İslam, c. 2, s. 250.İbn-i Şehraşub, Menakıb, Müessese-i İntişarat-ı Allame, c. 3, s. 350 – 351 ve Muttaki Hindi, Fazıl, Kenzu’l Ummal, Müessesetu’r-Risale, c. 13, s. 680.Biharu’l Envar, c. 93, s. 170, hadis 10.Ayetullah Behcet’in Sitesi.Dirhemlerin tam ağırlığı konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadırAyetullah Sistani’nin Sitesi.Cevahiru’l Kelam, c. 15, s. 174 – 179; Tovzihu’l Mesail-i Meraci, c. 2, s. 129, Çap-ı Heştum, İntişarat-ı Camiayı Müderrisin, Kum, 1424.Emali, c. 1, s. 39; Şehidi, Zindiğaniyi Fatıma Zehra (s.a), s. 58 - 59.Şuşteri, İhkaku’l Hak, c. 10, s. 401.Yusufi Garevi, Muhammed Hadi; Movsuatu’t-Tarihu’l İslam, Mecmeu’l Fikri’l İslami, c. 2, s. 214.Yusufi Garevi, Muhammed Hadi; Movsuatu’t-Tarihu’l İslam, Mecmeu’l Fikri’l İslami, c. 2, s. 214.Yusufi Garevi, Muhammed Hadi; Movsuatu’t-Tarihu’l İslam, Mecmeu’l Fikri’l İslami, c. 2, s. 215.Şehidi, Zindiganiyi Fatıma Zehra (s.a), s. 72 – 73; Ayrıca bakınız: İbn-i Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 22 - 23.