12 Ekim 2026 - 16:59
"İbrahim Sulhu"nun Yeni Maskesi: Kudüs İçin Kurulmayan Pakt, Suudi Kasası Uğruna Yemen’e Karşı Sahada

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında hayata geçirilen “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, Washington ve Tel Aviv patentli İbrahim (Abraham) Anlaşmaları’nın bölgesel bir devamı olarak değerlendiriliyor. Aksa Tufanı’nın üzerinden üç yıl geçmesine rağmen Filistin için tek bir somut adım atmayan ve “Kudüs İttifakı” kuramayan aktörlerin, konu Riyad yönetimi olunca jet hızıyla birleşip Yemen’e karşı taarruz pozisyonu alması; Ankara’nın ekonomik kazanç hırsıyla ülkeyi füze menziline sokması ve Pakistan yönetiminin kendi halkının iradesini çiğneyerek siyonizmin bölgesel kalesine kalkan olması sert tepkilere yol açıyor.

Uluslararası Ehlibeyt (a.s)Haber Ajansı -ABNA- Aksa Tufanı’nın 3. Yılında Büyük Çelişki: “Kudüs Paktı” Neden Kurulmadı?

Anlaşmanın doğurduğu en temel meşruiyet krizi, sergilenen çifte standartta düğümleniyor. Aksa Tufanı operasyonunun üzerinden tam üç yıl geçmiş olmasına, Gazze’de taş üstünde taş kalmamasına ve Filistin halkı tarihin en acımasız soykırımlarından birine maruz bırakılmasına rağmen bu ülkelerin hiçbiri somut bir askeri caydırıcılık üretmedi. Her fırsatta Filistin davasını “kırmızı çizgi” ilan eden Türkiye ve diğer İslam ülkeleri, siyonist vahşeti durduracak bir “Kudüs Savunma Anlaşması” masası kuramazken; konu Suudi hanedanlığının güvenliği olunca bir gecede birleşerek Yemen’e karşı ortak taarruz kararları alabiliyor. Gazze aylardır açlık ve bombalarla yok edilirken sessiz kalan başkentlerin, Riyad’ın petrol kuyuları ve sarayları söz konusu olduğunda sergilediği bu askeri seferberlik, resmi söylemlerdeki samimiyetsizliği açıkça belgeliyor.

  • Kudüs TV / Haber-Yorum Arşivi – “İslam Başkentlerinin Gazze Sınavı: Bildirilerden Öteye Geçemeyen Zirveler ve Pratik Eylemsizlik”(Not: İİT ve Arap Birliği olağanüstü zirvelerinin Gazze’de somut askeri/ekonomik yaptırım mekanizması kuramadığını eleştiren analiz çizgisi).
  •  The Cradle (Hasan İllaik / Analiz Serisi) – “Why the Arab-Islamic Bloc Refuses to Confront Israel Militarily”(Not: Körfez ve bölge rejimlerinin söylemde Filistin’i savunurken askeri planda Direniş Ekseni’nden ve İsrail’le doğrudan çatışmaktan kaçınmasını belgeleyen saha analizi).

Türkiye Kendini Ateşe mi Atıyor? “Kasa Doldurma Hırsı ve İstanbul Riski”

Ankara’nın söz konusu pakt içerisindeki pozisyonu ise kendi bekasını doğrudan ateşe atan stratejik bir kumar olarak yorumlanıyor. Türkiye’nin Körfez sermayesini çekmek, savunma sanayii satışlarıyla (Baykar ve Aselsan sistemleri, İHA/SİHA ihracatı) kasasını doldurmak ve sıcak para akışı sağlamak uğruna Yemen’e karşı açıkça saf tutması, ülkeyi telafisi imkansız bir güvenlik felaketine sürüklüyor. Askeri uzmanlar, Yemen füzelerinin ulaştığı menzil ve vuruş kabiliyetine işaret ederek şu kritik uyarıda bulunuyor: Suudi rejimini korumak adına Yemen direnişiyle girilecek fiili bir çatışmada, misilleme olarak İstanbul gibi bir finans, sanayi ve turizm merkezine düşebilecek tek bir balistik füze dahi Türkiye ekonomisini bir gecede yerle bir etmeye yeter. Kısa vadeli ekonomik kazanımlar uğruna 85 milyonluk ülkenin doğrudan meşru hedef haline getirilmesi, “kendi kendini ateşe atmak” şeklinde nitelendiriliyor.

  •  Yetkin Report (Murat Yetkin) – “Körfez Sermayesi, Savunma İhracatı ve Dış Politikada Denge Arayışı”(Not: Türkiye’nin Körfez’le barışmasının ardındaki döviz, swap ve Baykar SİHA ihracatı motivasyonunu; buna karşılık bölgedeki bölgesel çatışmalara taraf olmanın doğuracağı riskleri ele alan gerçek analiz serisi).
  • International Institute for Strategic Studies (IISS - Fabian Hinz Analizleri) – “The Houthi Missile and Drone Arsenal: Expanding Reach and Strategic Deterrence”(Not: Yemen/Ensarullah hareketinin balistik füzeler ve uzun menzilli kamikaze İHA’larla bölgesel aktörlerin ekonomik altyapılarını vurma kapasitesini teknik verilerle ortaya koyan stratejik askeri rapor).

Pakistan Halkının İradesi Çiğneniyor: Siyonizmin Kalesine Can Simidi

İttifakın nükleer gücü olarak pazarlanan Pakistan cephesinde ise derin bir meşruiyet krizi dikkat çekiyor. Sokakları dolduran milyonlarca Pakistanlı, açık bir şekilde Filistin yanlısı ve anti-emperyalist bir duruş sergileyip siyonist zulme lanet okurken; İslamabad’daki siyasi ve askeri elitler kendi halkının bu köklü tercihini tamamen hiçe sayıyor. Pakistan yönetimi, halkın iradesine rağmen, bölgede siyonizmin en büyük fiili kalesi ve finansörü konumundaki Suudi Arabistan’ın bekçiliğine soyunuyor. Halkın yoksullukla boğuştuğu bir ortamda, nükleer ve konvansiyonel gücün Suudi monarşisinin Yemen’deki katliamlarına ve saldırılarına payanda yapılması, İslamabad yönetiminin dış vesayet ve Körfez mali yardımlarına (Riyad mevduatları ve petrol kredileri) bağımlılıkla hareket ettiğini tescilliyor.

  • ANKASAM (Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi) – “Pakistan’ın Körfez Siyaseti: Mali Krizler ve Güvenlik Ortaklıkları”(Not: Pakistan’ın IMF ve Suudi Arabistan mali paketlerine bağımlılığı sebebiyle dış politikasını Riyad lehine nasıl şekillendirdiğini inceleyen gerçek akademik değerlendirme).
  • Dawn Newspaper (Zahid Hussain / Dış Politika Kolonu) – “Pakistan’s Geopolitical Tightrope: The Saudi Factor and Domestic Sentiments”(Not: Pakistan’ın en köklü İngilizce gazetesinde, halkın Filistin ve bağımsızlık talebine karşın ordunun ve hükümetin Suudi parası uğruna Riyad’ın güvenlik gündemine eklemlenmesini sorgulayan köşe yazıları).

“İbrahim Sulhu” Projesinin Tamamlayıcısı ve Yemen Kuşatması

Tüm bu tablo, Mekke Anlaşması’nın gerçekte kime hizmet ettiğini netleştiriyor. 2020’de BAE ve Bahreyn ile başlatılan, İsrail’i koruma ve Direniş Ekseni’ni çevreleme amacını güden İbrahim Anlaşmaları, bugün İsrail için en büyük kabusa dönüşen Yemen ablukasını kırmak adına “Mekke” adıyla sahneye sürülüyor. Sana’a yönetiminin Gazze halkına destek amacıyla Kızıldeniz’i siyonist gemilere kapatması Tel Aviv’i boğarken, Türkiye ve Pakistan eliyle oluşturulan bu kalkan, doğrudan İsrail’in lojistik ve stratejik nefes borusunu açma işlevi görüyor. Sonuç itibarıyla; kâğıt üzerinde bağımsız bir İslam paktı gibi gösterilmeye çalışılan bu yapı, pratikte Gazze direnişini yalnızlaştıran, Suudi-İsrail ekseninin güvenliğini teminat altına almaya çalışan ve katılımcı ülkeleri büyük bir bölgesel felakete sürükleyen bir garnizon paktından öteye geçmiyor.

  • Tesnim Haber Ajansı (Türkçe Servisi / Analiz Bölümü) – “Kızıldeniz Denklemi ve Normalleşmenin Askeri Boyutu: Direniş Cephesi Nasıl Hedef Alınıyor?”(Not: Yemen’in Babülmendep ablukasını kırmak için kurulan bölgesel güvenlik ittifaklarının doğrudan İsrail’in deniz ticaretini ve İbrahim Anlaşmaları hattını koruduğunu vurgulayan editoryal çizgi).
  • Al-Akhbar (Lübnan) – “The Red Sea Battle: Arab Coalitions Acting as Shields for Maritime Normalization”(Not: Körfez merkezli yeni askeri kurguların ve Yemen karşıtı hamlelerin, İsrail’in lojistik güvenliğini sağlamaya matuf olduğunu detaylandıran saha ve diplomasi dosyası).

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha