14 Temmuz 2013 - 08:20
Şiilik İle İlgili “Muhteşem” Analizler!...

Allah’ın adıyla… Ortadoğu’daki çatışmanın yeni versiyonu olarak tezahür ettirilen “mezhepçilik” fitnesine, ne yazık ki geçmişte bu fitneye dikkat çeken Türkiye İslamcıları şimdi bütün güçleri ile odun taşıyorlar… Neredeyse her olayın ardında İran’ı ve Şiileri arayan bu zevat, bu ruh haliyle her şeyi kırıp döküyor, histerik çığlıklarla oraya buraya saldırıyorlar. .. Her şeylerini bağlayıp uğrunda feda ettikleri Suriye meselesinde başarısız oldukça daha bir saldırganlaşıyor, dün düşman dediklerine bugün ram olduklarını dahi fark etmiyorlar… Suriye’de hesaplarının tutmamasının yegâne suçlusu olarak gördükleri İran ve Hizbullah’a ateş püskürüyorlar…

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Gerçi bu aralar hesapları yeniden bozuldu…  Pek dertli ve şaşkınlar… Mısır’da Mursi’nin askeri bir darbe ile alaşağı edilmesi, bu zevatı daha da şaşkına çevirdi. Çünkü dün kendilerine pek güvendikleri, beraber iş tutmaktan gocunmadıkları ve “Suriye’nin Dostları” diye adlandırdıkları güçler, Mısır’da Mursi’yi alaşağı eden güçlerin aynısıydı… Suriye meselesinde finansal kaynakları olan Suudi Arabistan, anında satıvermişti bunları… ABD zaten darbenin baş planlayıcısı idi… AB ülkeleri, olaya “darbe” dahi dememiş, olayı kınamamıştı bile… Üstelik bu güçlere bir de Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri de katılmıştı… En büyük şaşkınlığı ise, Ezher’in tavrıyla yaşamışlardı… Kısacası “yardım almak” için sırtlarını dayadıkları bütün güçler, Mısır’da altlarını oymuş ve Suriye’de “İhvan” için “dost” diye alkışladıkları, Mısır’da “düşman” oluvermişti…

Dışişleri Bakanı Davutoğlu da şaşkındı… Suriye’nin “özgürlüğü” için sırt sırta verdiği Suudi Arabistan, ABD ve AB ülkeleri kendilerini satıvermişti işte… ABD büyük bir pişkinlikle “Mısır’ın halkının tercihidir, Mısır’da herhangi bir gruba destek vermiyoruz” diyor (1), AB ülkeleri ise sevinçlerini belli ederek yine “Mısır halkının tercihi” muamelesi çekiyordu darbeye… Ve kimsenin aklına  “Ey ABD, madem Mısır’ın içişlerine saygılısın da, aynı tavrı Suriye’de neden takınmıyorsun da Suriye’nin derdiyle (!) kendini helak ediyorsun? Ey AB ülkeleri, madem “Suriye’de diktatörlük var” ve siz insanlık adına buna tahammül edemiyorsunuz da, Mısır’da “darbe” ile gelen diktatörlüğe neden alkış tutuyorsunuz?” demek gelmiyordu…

Ama bu zevat, İran düşmanlığında ısrar etmekte kararlı görünüyor. İran’ın, Türkiye ile beraber Mursi’ye karşı yapılan darbeye karşı çıkan az sayıda ülkelerden birisi olması dahi, bu zevatın düşmanlığını azaltmamış… Mezhepçilik hortlamış bir kere… Mesela İran’ın Mısır’daki darbeye karşı çıkışını dahi yarım ağızla veriyor ve bunda da bir kulp arıyorlar. Bu zevata yakın Haber 7 sitesinde yapılan bir değerlendirmede İran’ın desteğini öyle bir argümanla veriyor ki, “kinin bu kadarı da fazla değil mi” diyesi geliyor insanın:

“İran'ın kınamasına karşın askerler tarafından geçici devlet başkanlığı görevine getirilen Muhammed el Baradai'nin eşi Aida'nın, İran Danışmanlar Meclisi Başkanı Ayetullah Mehdevi'nin kuzeni olması kafalarda soru işareti uyandırdı.”… (2)

Sinekten yağ çıkarmak böyle bir şey olsa gerek!

Türkiye İslamcılarının gözü o kadar dönmüş ki, İran ve bunun üzerinden Şiilik ile ilgili öyle ipe sapa gelmez, gülünç ve garaz dolu yorumlar savuruyorlar ki insanın ağzı açık kalıyor… Cemaatin TV ve gazetelerini saymaya bile gerek yok herhalde… Onlara taş çıkartan siteler de var tabi… Mesela Özgür Suriye ordusunun ABD ile iş tutmasının “suçunu” (aslında utancını!) İran’a mal ediveriyorlar:

Ve artık “Özgür Ordu” dedikleri isyancıların ABD müttefiki olduğunu dahi gizlemiyor, buna bir kılıf bulmayı da ihmal etmiyorlar:

“İran, Özgür Ordu’ya ABD’ye sığınmaktan başka yol mu bıraktı?”… (3)

Hâlbuki daha dün “ABD aslında Esed’in yanında… Eğer bizi destekleseydi Esed bu kadar dayanabilir miydi?... ABD ve İsrail Esed’in gitmesini istemiyor. Biz aslında ABD ve İsrail’e karşı da savaşıyoruz…” diyorlardı…

 Ve “bozacının şahidi şıracı” misali birbirlerinden devşirdikleri yorumları kaynak göstererek İran üzerinden Şiiliği hedef tahtasına oturtup vuruyorlar da vuruyorlar… 6 Temmuz 2013 günü Timetürk sitesinde yayınlanan bir analiz de yine böyle bir yorum… Sünni halkın sinir uçlarına dokunarak bir “Şii ve İran düşmanlığı” oluşturma çabasından başka bir şey olmayan bu yorumda da ilk vuruş başlıkla başlıyor:

İran'da sahabelere lanet okudukları doğru mu?”

Ve aynı hızla sağlı sollu girişiveriyor: 

“İran ve Şia inancı son dönemde Türkiye'de sıklıkla gündeme geliyor... Türkiye genelinde gerçekleşen Gezi Parkı olaylarında provokasyona karıştığı öne sürülen İranlılar'dan söz ediliyor. Bu olaydan hemen önce de Doğu Anadolu'da İran adına casusluk yaptığı iddia edilen çok sayıda İranlı kişi yakalanmıştı.”…

“Gezi Parkı olaylarında yakalanan İranlılar” dedikleri, önce gözaltına alınıp sonra eylemlerle ilgili herhangi bir irtibatları tespit edilemeyen ve serbest bırakılan 2 İranlı…(4)

 “Bu olaydan hemen önce de Doğu Anadolu'da İran adına casusluk yaptığı iddia edilen çok sayıda İranlı kişi yakalanmıştı.”… haberi ile ne kastedildiğini ise anlayamadık, çünkü böyle bir haber basında yer almamış!... Eğer kastettikleri “Muta ile casusluk operasyonu” diye uydurulan haber ise, o haber bizzat resmi makamlarca yalanlanmıştı ve biz o konuya “Bu durum hayra alamet değil” başlıklı yazımızda değinmiştik… (5)

Ve devam ediyor:

“Samanyolu haberde yer alan habere göre; Prof. Dr. Halil İbrahim Bulut , İran'da bulunan Şii inancı İslam dünyasının yüzde 10'unu oluşturduğunu ve yayılmasının ise Fars kültürünün işin içine katılmasıyla olduğunu söyledi. İran'daki Şii inancının sahabelerin hadislerini kabul etmediğini, sadece Hz. Ali'nin yanında yer aldığını düşündüğü kimselerden gelen hadislerin kabul edildiğini belirten Bulut, bu nedenle hadis verenlerin sayısının sınırlı olduğunu ifade etti.”

Sünni okuyucuların “sinir uçlarına” nasıl çalışıldığını ve bu arada da kelime oyunlarını ve “Şiilik aslında bir Fars kültürüdür” vurgusunu görüyor musunuz? Bununla da kalmıyorlar, işi daha da ileri götürüp “Şiilere asla güvenilmez” vurgusuna geçiyorlar:

“Takiyye'nin bildiğimiz manada uygun görüldüğünü ifade eden Bulut, ''Şii inancına sahip bir kimse takiyyeyi kendine din edinmiştir. Takiyye normalde düşmana ve kafire karşı yapılır. İran'daki Şii inancına göre ise takiyyeyi terk etmek namazı terk etmek gibidir. Takiyyeyi terk eden Şii olamaz. Böyle bir düşünce hakimdir.'

“Takiyye'nin bildiğimiz manada uygun görüldüğünü ifade eden Bulut …” cümlesine dikkat! Takiyyenin bildiğimiz manası” nedir? Mesela Cemaat,Türkiye’de önemli kurumlara sızarken, bu “bildiğimiz manadaki” takiyyeyi mi kullanmıştır? ABD ile ilişkilerinde? Geçmişte, çok da hazzetmedikleri sol düşüncenin önemli adamlarından olan Bülent Ecevit ve partisine verdikleri destekte? Daha da saymaya gerek var mı?

Ve son cümle ile de yine Sünni okuyucunun sinir uçlarına çalışmaya devam ediyorlar:

“Vaktiyle Sultan 2. Abdulhamit'in Şii'liğin neden yayıldığı konusuna kafa yorduğunu ifade eden Prof. Dr. Halil İbrahim Bulut, kendisine hazırlatılan raporlara dayanarak Sultan'ın, ''yayılmanın en büyük sebebi olarak mut'a nikahını gördüğünü'' ifade ettiğini belirtti. “

Muta nikahı konusu bu zevatın, hiç utanmadan, hiç sıkılmadan “iftira” atarak ele aldıkları konulardan biri… Burada da neyi ima ettikleri, Şiilere ne isnat ettiklerini görüyor musunuz? Bunun adı da “akademik bilgi” oluyor öyle mi?

Bu tür “akademik yorumlarla” sadece kendi sirkatlerini söylediklerini de bu zevatın bilmesi gerekir. Muta ile ilgili olarak ise, Kevser yayınlarından çıkan Abdulkadir Çuhacıoğlu’nun kaleme aldığı “Kur’an ve Sünnet ışığında Mut’a nikahı” adlı kitaba başvurulabilir.

Bu zevat, bazen öyle gülünç yorumlar yapıyorlar ki, “bunlar okuyucu ile mi yoksa kendileri ile mi alay ediyorlar” diyesi geliyor insanın… Yine Timetürk sitesinde yer alan “İran ve Hizbullah Suriye'yi neden bırakmıyor” başlıklı bir yazıda aynen şöyle söyleniyor: 

“Öncelikle İran’ı elinde bulunduran yönetim, kendini Mehdi’nin gelişine öyle kaptırmış ki, gözü hiçbir şeyi görmediğini söylemek gerekir. İranlı yöneticiler, Mehdi geldiği zaman Suriye yönetiminin kendi ellerinde veya kontrollerinde olması gerektiğini zorunluluk olarak görüyorlar. Onlara göre Mehdi (as) Biladü’ş-Şam’a geldiği zaman Suriye rejimi mutlaka Şii yöneticilerin elinde olmalıdır. Mehdi’nin gelişi gerçekleştiği zaman, Suriye rejimi Şiilerin elinde olursa, onlara göre Mehdi de Şii olarak gelecektir. Yok, eğer Suriye rejimi Sünnilerden olursa, Mehdi (as) Sünni olarak gelecektir. Dolayısıyla İranlılar şu anda Suriye rejiminin zalim olup olmadığıyla ilgilenmiyorlar. Hatta kendilerinin bizzat Suriye’de katliam yapmaktan çok rahatsız olmuyorlar. İlgilendikleri tek şey, rejim giderse Mehdi’nin (as) de ellerinden gideceğidir. Bu nedenle Suriye’de Beşşar’a karşı ayaklananların başa geçmemesi için Suriye rejimine askeri, siyasi ve iktisadi olarak sonuna kadar yardım etmeyi en başından beri sürdürdüler.”…(6)

Güler misiniz ağlar mısınız? Bu “muhteşem analizi” yapan “yazarın” okuyucusuna saygısı yoksa, kendisine de mi yok? Bu bilgileri nereden alıyorlar, bunlara nasıl inanıyorlar? Şia’nın Mehdi ile ilgili inancına şöyle üstünkörü de olsa bakan birisinin böyle şeyler yazması mümkün mü? Sizin “Suriye” olaylarında neden bu kadar çuvalladığınız da, yaptığınız böyle “muhteşem” analizlerle ortaya çıkmıyor mu?

Mezhepçilik fitnesine odun taşıyanlar, hala bu fitneden kimlerin menfaat devşirdiğini göremiyorlar mı?

MUHSİN KÜÇÜKER

………………………………

 

1. CNN Türk, http://video.cnnturk.com/2013/haber/7/9/obama-misirda-herhangi-bir-gruba-destek-vermiyoruz

 

11 2Temmuz 2013, Haber 7, http://www.haber7.com/ortadogu/haber/1048222-misirdaki-gercek-yalanlar-ve-mursinin-akibeti

 

)30 3Haziran 2013, Habervaktim, http://www.habervaktim.com/yazar/60049/iran-izin-vermeden-esed-istese-de-birakamaz.html

 

(4 Haziran 2013 Zaman Gazetesi, http://www.zaman.com.tr/gundem_gozaltina-alinan-iki-iranli-serbest-birakildi_2099186.html

 

 (5)Rasthaber, Muhsin Küçüker, Bu durum hayra alamet değil başlıklı yazı, http://rasthaber.com/yazar_15947_42_bu-durum-hayra-alamet-degil.html

 

(6)http://www.timeturk.com/tr/2013/06/24/iran-ve-hizbullah-suriye-yi-neden-birakmiyor.html