Velayet, İslâm ümmetinin bekasını güvence altına alır; velayet olmaksızın ne ümmet kalır ne imamet, İslâm’dan da geriye birtakım ilahî kanunların dışında bir şey kalmaz. İslâm’ın dinamik, mücadeleci ve yapıcı hale getiren velayettir. İmam Hüseyin’in (a.s.) ifadesiyle, namaz, oruç, zekât gibi İslâm’ın şartları dahi velayet ve imamet sayesinde toplumda tahakkuk ve tebellür eder.
Eğer ümmet tarafından İmam Ali’nin (a.s.) gerçek konumu kabul edilmiş olsaydı, tefrikadan sakınmak açısından ümmetin durumu nice olurdu? Bu sorunun cevabı aynı mazmunda biri Hz. Fatıma’dan (a.s.), diğeri İmam Bâkır’dan (a.s.) nakledilen farklı hadiste verilmiştir: “Hak, hak sahibine verilmiş olsaydı Allah hakkında ihtilaf eden iki kişi bulamazdın!” İki hadis de oldukça güvenilir bir kaynak olan Kifâyetü’l-Eser’de geçer.