20 Mart 2013 - 17:38

Asırlardır İran’da Nevruz bayramına 15 gün kala evlerde bayram hazırlığı başlar. Hanımlar önce bir tencereye buğday ve mercimek koyup üzerine su ekler, ardından evlerini temizler ve aile efradına, özellikle çocuklara yeni elbiseler diker veya satın alırlar.

Zerdiye men ez to, sorhiye to ez men, acil-i müşgilguşa.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-

Son Çarşamba Akşamı (Çarşembe Suri)

Asırlardan beri Çarşembe Suri (Çarşamba akşamı) merasimi İran’da uygulanmaktadır. Bu akşam halk sokaklarda, meydanlarda ve evlerinin avlularında kuru ot yakıp üzerinden atlar ve şu tekerlemeyi söylerler:

Zerdiye men ez to, sorhiye to ez men,

(Benim sarılığım senden, senin al-kırmızılığın benden)

Acil-i müşgilguşa.

(Müşkülleri açan çerez)

Ardından çerez alınır ve akşam evde yenir.Genellikle kadınlar bu akşam sokağın tenha bir köşesinde durup, yoldan geçenlerin konuştuklarından fal tutar ve kendi niyetlerini yormaya çalışırlar. Gece olunca evde "turna vurdu" oyunu oynarlar.

Çarşamba akşamı, Hacı Firuz ve yanındakiler sokaklarda gezip oynar ve şarkı söylerler. Hacı Firuz zengi olur, yüzünü karaya boyar ve başına huni gibi bir külah (börk) koyar, üzerine her tarafı pullu, püsküllü kırmızı bir elbise giyer, tef çalıp gezerken oynar ve şöyle söyler:

Hacı Firuzem, sali yek ruzem

(Hacı Firuzum, yılda bir günüm)

Sonra halka espirili sözler ve şarkılar okur.

Kaçarlar zamanında Hacı Firuz’a, Ateşefruz (ot yakan) ve Mîr Nevruz'da eşlik ederdi.

Ateşefruz’un rolü daha zordu, çünkü o, yanan otla oynar, ağzından alev çıkarır, takla atar ve dansedip dönerdi.

Mîr Nevruz’la beraber saz çalanlar ve birkaç nakkareci (davulcu) ve bir maymun veya ayı da rol yapardı.

Mîr Nevruz deveye biner gezerdi. Devesinin çöktüğü yerde ev veya dükkan varsa sahibi onu ve yanındakileri ağırlar, onlara yemek verirdi. Mîr Nevruz sol elinde bir av kuşu, sağ elinde de bir iple gezerdi. İpi evlerin bahçe duvarından veya sobaların bacasından içeriye atardı. Bu sırada ev sahibinin elinde ne varsa ipe bağlar ve ipi sallardı. Bu işi yapmazsa Mîr Nevruz ve yanındakiler ev sahibi ipe birşey bağlayıp ipi sallayana kadar okuyup oynamağa devam ederlerdi.

Mîr Nevruz, yılın ilk üç günü bunu yapar, herkesi mutlu eder ve hakettiği dua ve alkışı alır giderdi.

Heftsin (Yedi S):

Heftsin sofrası yıl başlamadan saatler önce hazırlanır ve yılın dönüşüm zamanı, aile fertleri sofranın etrafında oturur, yeni yıl başladığı an, ailenin büyüğü tahvil duası okur ve inandığı Tanrı’ya dua ederdi. Böylelikle dönüşüm başlamış olur ve tüm aile efradı öpüşür, birbirini tebrik ederdi.

Heftsin, yedi (S) demektir ve adları S harfleriyle başlayan yedi gıda çeşidi anlamına gelir: Sib (elma), Somag (sumak), Sebze (yeşil sebze), Sirke Sincid (iğde), Semenu veya Sir (sarmısak).

Semenu, filizlenmiş buğday dövülerek un haine getirildikten sonra süzülen suyu ile pişirilerek yapılır.

Çoğu evde, hele hele Azerbaycan’da bir cam kabda balık, boyanmış ve pişmiş yumurta, yeşillenmiş buğday ve mercimek, Sünbül (başak) ve Nergis güldanı, pasta, peynir, ekmek, boyalı mum, ayna ve bir kabda para sikkesi ilave edilir. Tabii Kur’an-ı Kerim de sofrada olmalıdır.

Yıl değiştiği an, herkes birbirinin bayramını kutlar, çocuklar ise büyüklerinin elini öper ve bayramlıklarını alırlar. öteden beri adet olduğu üzere büyükler, küçüklere bayramlık verirler.

Eskiden, halk böyle düşünüyormuş ki, yıl değiştiği zaman, aynanın üstündeki yumurta ve sudaki balık teprenirmiş. Zira dünyayı boynuzları üstünde taşıyan öküz, dönüşüm zamanı yükünü bir boynuzundan öbürüne atarmış.

Heftsin, bazı müelliflere göre eskiden “Heftşin” imiş; Arapların tesiriyle “Sin”e çevrilmiştir.

Benefşe’nin, Benefse ve Nişapur’un Nisabur telaffuzu gibidir ki aşağıdaki dörtlük bunun örneğidir.

Eydi nowruz ez zamani Kiyan

Minehadend nıerdome İran

Şehd-o Şir-o Şera-o Şekerri nab

Şem-o Şemsad-o Şaye ender han

Heftsin sofrasında konulan Şam, Noğl (şeker), portakal ve elma (şaye=meyva) ve gümüş para (şahi) ve hazan uğur için konan şahdanalı ekmek, bu ihtimali güçlendiriyor.

Bayram gecesi, balıkla, sebze pilav, kuku (bir çeşit sebze yemeği) veya erişte pilav yenir ve bunlar uğur sayılır.

Birinci günden itibaren bayramlaşma başlar, bayram görüşüne gidilir, herkes bir gün evinde oturur, akraba ve dostları onu görmeye gelirler.

İlk gün en büyükler evde misafir beklerler. Bayram şenlikleri beş tam gün gün sürer. Bu beş günde, resmi daireler de tatil olur. Altıncı gün işe başlarken, herkes iş arkadaşlarının bayramını kutlar. Bayram görüşmesi ayın on üçüne yani Sizde Beder'e kadar devam eder.

Sizdeh Beder:

Bayramın 13. günü sabah erkenden herkes evden çıkar ve bütün günü şehrin etrafında, bağda veya çayır çimende gezinerek geçirir. Öğle üzeri yanlarında getirdikleri yemekleri sofraya açar ve evde hazırlanmış erişte, şami, fisincan, sebze pilav, kuku, ve balık gibi yemekleri yer. Yemek dışındaki vakitlerde çocukluk oyunları; elek-dolek, aşık oyunu, saklambaç oynar ve raks ederler.

"Sizdeh Beder" sözü de, "13. gün dışarı" anlamına gelir. Bu yüzden on üçüncü gün kimse evde kalmak istemez. Aileler, Sizdeh Beder’e, çıktıkları zaman daha evvelden göverttikleri yeşil sebzeyi beraberinde götürür, çölde bırakırlar. Kuzey Azerbaycan’da bu yeşil sebzeye, Semeni adı verilir.

Bayram günleri çocuklar başta olmak üzere herkes yeni elbiseler giyer ve büyüklerin ziyaretine gider. Büyükler, küçüklere ve hizmetçilere bayramlık verirler. Hükümet de, memurlara bir aylık maaş tutarı ikramiye ve bayramlık verir.