Küresel çapta yükselen toplumsal itirazlar, Batılı ülkelerin protestolara yaklaşımındaki tutarsızlıkları yeniden gündeme taşıdı. Aynı eylem biçimlerine farklı coğrafyalarda farklı tepkiler verilmesi, “çifte standart” eleştirilerini güçlendiriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Dünya Ekonomik Forumu’na katılımı dış baskılar gerekçe gösterilerek engellenirken, Arakçi uluslararası toplumun İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları karşısındaki sessizliğine ve uygulanan çifte standartlara sert tepki gösterdi.
Gazeteci Gideon Levy, Bondi katliamına verilen küresel tepkiler ile Gazze’de süren trajediler arasındaki çifte standardı gündeme taşıdı. Levy, medyanın ve siyasetin kurban kimliğine göre yaklaşımını ortaya koyarak, bu ayrımın acıları gölgeleme biçimini çarpıcı biçimde gözler önüne serdi.
ABD BM Büyükelçisi Mike Waltz, Ruanda’nın M23 ayrılıkçılarına silah ve eğitim desteği verdiğini itiraf eder gibi konuşurken, Demokratik Kongo’daki direniş güçlerini suçladı. Bu ikiyüzlü tutum, Afrika’daki emperyalist vekil savaşlarını körükleyerek direniş cephesinin zaferlerini baltalamayı hedefliyor.
Siyonist rejimin İran’ın nükleer tesislerine ABD’nin koordinasyonu ve desteğiyle gerçekleştirdiği saldırı, dünya genelinde birçok analiz ve eleştiriyle karşılandı. Pek çok siyasi ve hukuki uzman, bu hareketi siyasi kazanımı olmayan ve hukuki meşruiyeti tartışmalı bir eylem olarak nitelendirdi.
İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu'nun ABD ve üç Avrupa ülkesinin girişimiyle aldığı kınama kararını kınadı ve yanıt olarak güvenli bir bölgede yeni bir uranyum zenginleştirme merkezi kurulması ve mevcut tesislerdeki eski nesil santrifüjlerin gelişmiş modellerle değiştirilmesi talimatını verdi.
Katar, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun "çifte standart" suçlamalarını kesin bir dille reddetti. Doha, arabuluculuk çabalarının 138 esirin serbest bırakılmasını sağladığını vurguladı ve İsrail'in Gazze'deki eylemlerini eleştirdi.