15 Nisan 2011 - 19:30

Suriye’de özellikle son bir aydır cereyan eden şiddet olayları ve bazı şehirlerde gerçekleştirilen protesto gösterileri, ister istemez zihinlere şu soruları getirmekte; Acaba Suriye’de şimdilerde yaşanan olayların hiç mi diğer Arap ülkelerinde yaşananlarla bir benzerliği yok? Acaba Suriye halkının da; Mısır ya da Yemen’de olduğu gibi “Halk, rejimi devirmek ister!” sloganları atıp, kendi kaderlerini çizmeye hakları yok mu? Acaba Şam rejiminin de sonu Yemen ve Libya gibi mi olacak?

Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- Bu bağlamda bazı noktalara dikkat etmeliyiz;

1. Suriye’de tek partili rejimin olması, kapalı bir siyasi yapının bulunması, halkın ciddi bir şekilde oy verme hakkının bulunmaması, muhaliflere karşı orantısız güç kullanılması ve öte yandan hükümetin babadan oğla geçmesi ülkenin Mısır, Yemen ve Libya ile aynı kefeye konmasına neden oldu.

2. Suriye’yi Mısır, Yemen ve Libya’dan ayıran en büyük özelliklerden birisi; uluslararası arenada nispeten bağımsız olmasıydı. Suriye; Mısır, Bahreyn ve Ürdün’ün aksine ne Mavi bayrak altında toplanmış Batı dünyası taraftarlığına soyunmuş ne de Kızıl bayrağın gölgesindeki döneminde Sovyetler Birliği bugün ise Rusya’nın himayesi altına girmiştir. Zaman zaman Rusya ile oldukça sıcak ve dostane ilişkiler içerisinde bulunmuş olmasına rağmen yine de o çatı altında bulunmamıştır. Ve zaten İmam Humeyni’nin önderliğinde gerçekleştirilen İslam İnkılâbı’na verdikleri destek ya da Hizbullah’a tanıdıkları birçok olanak ve Filistin konusuna eğilimleri bunu açık bir şekilde göstermektedir.

3. Neredeyse %70’i Siyonist rejim tarafından işgal altında tutulan verimli Golan tepeleri, ülke içerisinde 40 yıldan bu yana devlet ile millet arasında birleştirici bir konu konumundadır. Golan tepelerinin tekrar vatan topraklarına dâhil edilmesi ve diğer çevre Arap ülkelerinin aksine İsrail’e karşı her daim mücadele edilmesi, Esad hükümetinde olup da diğer Arap ülkelerinde bulunmayan bir özelliktir.

Dikkat edilecek olunursa; özellikle Mısır ve Ürdün hatta kendilerinin aşağılanmalarına rağmen Siyonist rejim ile barış antlaşmaları imzalamış ve geriye kalan Arap devletleri de cereyan eden olaylara karşı sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Ama Suriye hükümeti hem baba Esad hem de oğul Esad dönemlerinde işgal rejimi Siyonist İsrail’e karşı ciddi bir tutum sergilemiş, bu da Suriye halkının başı dik hareket edip, devletiyle iftihar etmesine neden olmuştur. Diğer Arap ülkesi vatandaşlarının Filistin konusunda başları öndedir. Çünkü hükümetleri İsrail ile zelil anlaşmalara imza atmış ve yapılan zulme ses çıkarmamışlardır.

4. Suriye’de yaşananlar daha mantıklı ve daha sakin bir şekilde çözülebilirdi ama unutmamak gerekir ki; özellikle son bir aydır Siyonist yayın organları ve dünyayı bir ağ gibi saran Amerikan medyası, olayların bu dereceye gelmesine sebebiyet vermişlerdir. Fiili Suriye devletinin yıkılması ve Esad ailesinin hükümetten düşmesi Siyonist rejim ve Amerika’nın en büyük arzularındandır. Bunun gerçekleşmesi için de ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır.

5. Öte yandan Beşar Esad, Suriye’de son yıllarda önemli siyasi gelişimlere imza atıp, her yıl yeni girişimlerin yapılma emrini vermesine rağmen ülke içerisine iyiden iyiye yerleşmiş olan Baas Partisi birçok konuda Esad ile aynı fikirde olmadığından yapılması istenen icraatlar bir hayli geç vuku bulmuştur. Esad’ın hız kazandırmaya çalıştığı ve Baas’ın ağırdan aldığı ya da muhalefet ettiği reformlar, bazı kitleler tarafından son zamanlarda Suriye yönetimine karşı isyan için bir koz olarak kullanılmıştır.

6. İşin aslına bakılacak olunursa; bugüne kadar Beşar Esad, Lübnan Hizbullahı ve Filistin’in en büyük hamilerinden birisi olmuştur ve pek tabiidir ki; Siyonist İsrail ile Amerika’nın ülke içersinde cereyan eden isyan hareketlerine destek verip, Suriye devletini yıkmak istemesi.

7. Şüphesiz bölge ülkelerinde artık son söz halkların olacaktır ama acaba Suriye halkının geneli, Beşar Esad’ın gitmesini mi istemekte, bunun çok iyi bilinmesi gerekiyor. Ve bu soruya tek olumlu cevap ise yalnızca Siyonist medya tarafından verilmiştir.

Dr. Muhammed Sadık Kuşeki