Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA-
'Hizbullah' İddianamesi Kabul Edildi
Medya baskısıyla İslami STK`lara yönelik yapılan operasyonlarda gözaltına alınan Haci İnan ve beraberindeki diğer şahıslar hakkında savcı tarafından 14. Ağır Ceza mahkemesine sunulan iddianame ...
CHA’nın haberini sitemize gönderdiği e-mail ile tekzip eden ve içinde olduğu konumdan dolayı isminin saklı kalmasını isteyen İhya Der gönüllüsü, sert bir dille kınadığı haberin, yakında yapılması beklenen mahkemeyi etki altına almak için servis edildiğini ileri sürdü.
İşte o e-mail...
Basına ve kamuoyuna
Bismillahirrahmanirrahim
Son günlerde Medyanın Savcı Hakan Karaali’nin İstanbul’daki İslami Sivil Toplum Kuruluşları (STK) hakkında hazırladığı İddianame üzerinden İslami Camiaya yönelik yeni bir iftira kampanyası başlatıldığını müşahede etmekteyiz. Cihan Haber Ajans’ı (CHA) referans alınarak topluma empoze edilen iftira dolu haberlerde İhya-Der’e yapılan operasyonda "geçmişte davamızın selameti uğruna askeri görevlilerle eğitim ve malzeme desteği almak için temas kurmuş olan kardeşlerimize bunun cemaatin bir sırrı olduğu iletilsin." içerikli bir belgenin ortaya çıktığı ileri sürülerek, mütedeyyin insanlar devlet terörünün yanında hukuk ve medya terörüne de kurbanı edilmek istenmektedir… (Söz konusu İddianameyle ilgili haber İlke Haber Ajans’ı ve Doğruhaber Gazetesinde 14 Mayıs’ta yayınlandığı halde CHA’nın haberi 18 Mayıs tarihinde piyasaya sürmesi ve diğer haber ajanslarının da buna balıklama atlaması sizce de düşündürücü değil mi?)
Ben İhya-Der baskınlarında gözaltına alınıp mağdur edilmiş birisi olarak iddia ediyorum;böyle bir belge ne derneğimizde bulunmuş ne de iddianamelerde yer almıştır. İddianamede bile yer almayan, aslı astarı belli olmayan ve tamamen hayal ürünü –sözde- bir belgenin gönül verdiğim/sevdiğim İhya-der’de bulunmuş gibi haber yapılması habercilik ilkesine yakışmadığı gibi insani ve vicdani hiçbir tarafı da bulunmamaktadır.
Hayal ürünü bir belge üzerinden İhya-der’i ve dernek üyelerini töhmet altında bırakılmak, kamuoyunda karalamaya çalışmak büyük bir iftira, yalan ve zulümdür. Bu karalama/yaralama kampanyasına İslami referanslı basın/yayınların katılması, bu şekilde bir yerlere yaranma/yar olma sevdası başlı başına bir trajedidir, bir yoldan sapmadır ve “yaratılanı, yaratanı bir tarafa bırakıp, yaratılanla yargılama” tavrından başka bir şey değildir.
Bu üçlü terörün (devlet, hukuk, medya) gözünde İslami bir şahsiyet, görüldüğü yerde saldırıya uğranılması gereken potansiyel bir suçludur. Bu kör zihniyetten dolayı mağdur olmuş/olmakta olan kişilerden birisi de benim…
İslami kimliğimden dolayı yerimi, yurdumu, işimi, aşımı ve ailemi terk etmek zorunda kaldım...
Gerçekte derneğimize yapılan baskında ele geçmemiş ve tabi olarak ta iddianamede yer almamış bir belge üzerinden yalan haber yaparak ulaşılmak istenen acaba 25 Mayısta Yargıtay’daki duruşmamızı olumsuz etkileyerek hakimler üzerinde baskı oluşturulup ceza almamız mı isteniyor…?
Emniyetin 27 Nisan 2009 da derneğimizi 50’ye yakın polis ekibiyle basıp, bina ve oda aramalarında yönetim kurulundan hiç kimse olmaksızın arama yapması bir şey bulamaması ve akabinde hazırlanan dosyada, emniyet tarafından hazırlanmış CD ve belgelerin aramalarda yakalanmış gibi lanse etmesi, emniyetin ne denli hukuksuz çalıştığını gözler önüne sermektedir…
Medya terörünün zirvesinde! yer alan ve toplumda Fesad Medya Grubu (FMG) olarak bilinen güruh, kendi kirli ilişkilerini, yanlarında çalıştırdıkları ve Ergenekon’un kara kutusu olarak bilinen Tuncay Güney’i, 28 Şubat sürecindeki saflarını… unutmuşa benziyor ki bizleri, derneğimizi ve derneğimiz şahsında camiamızı yapmamış olduğumuz bir fiilden dolayı toplum nezdinde karalıyor ve utanmadan da iftira ediyor.
İffetli bir insana iftira atmayı yedi büyük günahtan sayan İslam’a, gönül veren ve yaşanılması/yaşatılması için ömür sarf eden bizler, bize atılan bu iftiradan dolayı hakkımızı helal etmiyoruz ve Mahkeme-i Kübra’dan Rabbimizden kısas almasını diliyoruz.
Biz Allah’tan geldik. Dönüşümüz Yine O’nadır…"