Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İçinde bulunduğumuz yüz yılda henüz dünya savaşı çıkmadı ama Batılılar gene alışkanlıklarını değiştirmediler. İşe işgallerle başladılar; Irak ve Afganistan işgal edildi, milyonlarca masum insan hunharca katledildi. Sudan ikiye bölündü. Kuzey Afrika'da eski rejimler yıkıldı. Tamamı Müslüman olan bu ülkelerin neyi var neyi yoksa hepsi Batılıların kontrolündeydi zaten. Ancak bu müdahaleyle tabir yerindeyse yeni yüz yılın kontratı tazelenmiş oldu.
Önce Tunus'ta 1957 yılında Habib Burgiba'nın kurduğu ve kendisinden sonra Zeynel Abidin Bin Ali'nin temsil ettiği rejim yıkıldı.
Mısır'da kalabalıklar Tahrir meydanında toplandı. Hüsnü Mübarek'i istifaya çağırdılar. Mübarek yakın adamlarından beklediği desteği göremedi ve gitti. Kolay pes etmeyeceği anlaşılan Kaddafi, Türkiye'nin de katıldığı NATO operasyonuyla halledildi. Suriye kaosun pençesinde. Yemen'de durum aynı. Ve sıradaki ülkeler... Cezayir 1990'larda hizaya sokulmuştu.
Şimdilik Tunus, Mısır ve Libya'da Batılıların desteğiyle bu günlere gelen diktatörler bir, bir devrildiler.
Meğer cehennemin ortasında "bahar" yaşanıyormuş! "Arap baharı"!
Irak'a girerken halk ABD tanklarını çiçeklerle karşılamıştı ya; öyle bir şey işte.
Dilerseniz bu ülkeleri biraz yakından tanıyalım:
Bahse konu ülkeler - Cezayir dahil - önce Batılılar tarafından işgal edilmiş ve Osmanlı'dan koparılıp alınmışlardı.
Mısır: 1805- 1952 yılları arasında merkeze isyan eden "Kavalalı" ailesi tarafından yönetiliyordu. İşgal yıllarında da Batılılar bunlarla çalışmayı sürdürdü. Bu hanedan'ın son temsilcisi Kral Faruk 23 Temmuz 1952'de Cemal Abdünnasır ve Enver Sedat'ın başını çektiği "Hür Subaylar" darbesiyle yönetimden uzaklaştırıldı. O zamanlar henüz otuzlu yaşlarda bulunan Marksist ve Arap milliyetçisi olan komitacılar önce perde gerisinde durarak Sudan asıllı olan General Muhammed Necib'i Cumhurbaşkanı ilan etmişler düzen kurulduktan sonra Necib'i kenara çekip ülkeyi kendileri yönetmişlerdir. Abdünnasır'ın ölümünden sonra yönetime gelen Enver Sedat, Mısırı SSCB yörüngesinden çıkarmış, İsrail'le Camp David sürecini başlatmış ve ABD güdümüne sokmuştur. 1981'den bu yana da Mısır'ı daha önce Enver Sedat'ın yardımcısı olan Hüsnü Mübarek yönetiyordu. Her iki dönem de baskı ve zulüm dönemleri olarak hafızalara kazınmıştır.
Tunus: 12 Mayıs 1881'de, Fransa tarafından işgal edildi. Bundan sonra Fransızlar ülkeye "yüksek komiser" dedikleri genel vali tayin ederek zulümle yönetmeye başladılar. Bağımsızlık talepleri yükselince diğer ülkelerde olduğu gibi kendi elleriyle yetiştirdikleri Habib Burgiba'yı bağımsızlık mücadelesinde önemli bir konuma getirmeyi başardılar. Habib Burgiba başlangıçta camilerde namaz kıldırıp hutbeler veriyor, konuşmalarında İslâmi kavramlar ve özellikle cihad konusu üzerinde ağırlıklı bir şekilde duruyordu. Oysa Burgiba çocukluğundan beri Fransızların gözetiminde bulunmuş, bir Fransız ailenin yanında büyümüş, Fransa'da hukuk öğrenimi görmüş ve Fransız bir albayın dul eşiyle evlenmiş biriydi.
Fransızlar Burgiba'yı Tunus halkına kabul ettirebilmek amacıyla 1934 - 36 ve 1938 - 42 yılları arasında hapse de attılar. Sonuçta Fransızlar kendi adamları olan Burgiba'nın konumunu sağlama aldıktan sonra 20 Mart 1956'da işgale son vererek Tunus'un bağımsızlığını tanıdılar. Bağımsızlık sonrasında Burgiba, Tunus Cumhurbaşkanlığına getirildi. Ancak tutumunu birden bire değiştirerek İslâm aleyhtarı bir siyaset izlemeye başladı. Zaman içinde camileri de sıkı denetim altına alarak belli vakitlerin dışında namaz kılınmasını yasakladı. Onun bu zulümleri karşısında oluşan halk tepkisini kendi lehine bir destek unsuru olarak değerlendirmek isteyen içişleri bakanı Zeynelabidin bin Ali 7 Kasım 1987'de Burgiba'ya karşı bir darbe gerçekleştirerek yönetimi ele aldı ve işleri Burgiba'nın bıraktığı yerden devam ettirdi.
Libya: 1911 yılında italya'nın işgaline uğradı. Ömer Muhtar'ın şanlı direnişi netice vermedi, yakalandı ve idam edildi. İkinci Dünya savaşından sonra Fransa ve İngiltere'nin işgaline uğradı. -Lütfen dikkat buyurun: Başbakan Tayyip Erdoğan'dan bir gün önce bu iki ülke liderleri birlikte Libya'yı ziyaret etmiş ve varlıklarını tescil ettirmişlerdir. Bizimkini kaç kişinin dinlediği, onları kaç kişinin karşıladığı ise sadece magazinden ibarettir.- 1951-1969 yılları arasında Libya'yı yöneten Kral İdris'i deviren Kaddafi, 1969 yılından beri Libya'yı yönetiyordu.
Batılılar 100 yıldan fazladır, buradalar. Klasik uygulama şu: Başta Cezayir olmak üzere büyük soykırımlar yaptılar, yerli işbirlikçileri destekleyip iktidara getirdiler, Dini tamamen dışlayan rejimler ve bu rejimleri ayakta tutacak sol görüşlü partiler kurdurdular. Uzun yıllar tek partili yönetimler eliyle Batı'yı kanıksamış nesiller yetiştirdiler. Kendi kontrolleri dışında sivrilenleri ya yok ettiler ya da değiştirip, dönüştürüp onlarla yola devam ettiler. Şimdilerin gözde rejimi ise; Ilımlı, laik, liberal demokrasi.
Yani kısaca; İstiklal mücadelesi yapan Milletlerin bir marşı ve bir bayrağı olur ama, sömürü devam eder. İnsanlık tarihi kadar eski olan doğru ile yanlışın mücadelesi tüm şiddetiyle devam ediyor.
Ülkemizde ve dünyada yaşanan son gelişmeleri nasıl okumamız gerekir?
Kuzey Afrika seferine çıkan Başbakan'ın bölge ülkelerine "laik düzen" önerisi nasıl değerlendirilmeli? Yaşanan gelişmeler karşısında sessiz kalmak, konjonktüre göre hareket etmek ya da bazı güç odaklarıyla iş birliği yapmak gibi yanlış yollara sapmadan istikamet üzere dosdoğru yolumuza devam edeceğiz inşaallah.
Sadrettin Karaduman