21 Kasım 2011 - 20:30

Allah’ın adıyla Teşeyyü(Şiilik) , ilahi liderlerin itikad ve amel boyutundaki önderliklerinin kabullenme, egemen tağutlardan nefret etme ve hâkimiyetlerini tanımama, cehalete, fesada ve zulme karşı savaş açma, planlanmış komplolar karşısında uzlaşmaya yanaşmama, hak ve adaleti ihya etme sorumluluğunu taşıma, insanı eğitip Allah yoluna hidayet etme ve inanç doğrultusunda hak, cihat ve şahadet çizgisinde sebat göstermeyle eş anlamdadır.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu mefhumlar itikadı, fikri, ideolojik ve ameli stratejiden kaynaklanmış olup, peygamberimiz(s)ve masum imamların(a) siret ve sünnetinde ve bu mektebin sadık, vefalı izleyicilerinin yol ve yordamında on dört asır boyunca somut bir şekilde sergiledikleri mefhumlardır. Tarihin inişli çıkışlı bütün devrelerinde cevherini korumuş, bedenlere hayat, hareket ve özgürlük ruhu katmış ve monoton bir hayatı, köleliği ve zulme boyun eğmeği reddetmiş bir hakikattir. Bütün dost ve düşmanlar da bunu itiraf etmişlerdir.

Özgür düşünür araştırmacı hristiyan yazar Corc Curdak “ Ali ve Arap Milliyetçiliği” kitabında şöyle der:

 “ Ali Şiası, tağutlarla uzlaşmamış ve hatta halklardan yana bir şekilde dini yorumlamamıştır. Bu yüzden Arap, acem, Müslim ve gayri Müslim bütün ezilmişler Ali ve evladının çizgisinde hareket etmişlerdir. Şia, bu esasa dayanarak tarihi boyunca inkılâbi bir mezhep ruhu taşımış, her zaman değişime ve inkılâb savaşçılarına meydanı açık tutmuş, buna paralel olarak monotonluğu ve pasifliği reddetmiştir. Mektebi hareketler, mustaz’afların ve ezilmişlerin istekleriyle ve Ali b. Ebi Talip in öğretileriyle paralel olarak ilerlemiş ve bu mustaz’aflar Ali’yi örnek edinmişlerdir.

Emevi ve Abbasiler döneminde ve bugün Hicaz, Irak, Şam, Fars, Afrika ve dünyanın diğer noktalarında zulüm ve haksızlığa karşı savaşanlara bakılacak olursa onların önünde hareket edenin Ali(a) olduğu görülür. Yüzyıllar boyu doğuyu titreten ve zalimlerin hükümetini darmadağın eden bu kıyamların hedeflerine bakılacak olursa Ali’nin, uğrunda savaştığı, halkı etrafında toplanmaya davet ettiği ve uğrunda şehit düştüğü sosyal hedefler olduğu açıkça görülür.

Tarihte hak arayan biri yoktur ki “Ali” adı onun dayanağı olmasın, zulme karşı savaşım veren biri yoktur ki “Ali” adı onun çelik zırhı olmasın. Fesada başkaldıran herkes bu inkılâbı yöntemi Ali’den öğrenmiştir.

Şöyle özetleyebiliriz, Şiilik her mazlumiyet ve ezilişin sığınağıdır ve çalınan haklarını geri almak uğrunda kıyam eden herkes onun bayrağı altında toplanmıştır”

Bu, bir hristiyan ama özgür yazarın bile gözünden kaçmayan gerçek olup Şianın düşünce, amel, siyaset ve hareketler bazındaki rolü böyle analiz edilmiştir. Gayri Şii ve hatta gayri Müslim birçok insaf sahibi araştırmacının yazı ve sözlerinde bu gibi itirafları görebilmek mümkündür.

Şianın geçmiş tarihini bir kenara bırakıp bu mektebin ilhadi, uzlaşmacı, küfür ve istikbar ekolleri karşısında bugün sergilediği inkılâbi ve hayati tutumunu incelediğimizde dahi mustaz’afların ve eli-kolu bağlı İslam ümmetinin kurtuluşu için çağın tağut ve müstekbirlerine karşı şahlanan, dağ dağ büyüyen bu inkılab dalgasının Ali(a) dostlarının fırtınalı denizden kaynaklanmış ve ezilen insanlar okyanusunu harekete geçirmiş olduğunu görecek ve bu inkılâbın bağrında yükselen, Resullah’ın(s) Kudsi siyerinden kaynaklanan ve onun varislerinin eğitim, öğretim, söz ve davranışlarıyla genişletilen bu topluluğun mektebi tutum ve öğretileri sayesinde gerçekleşmekte olduğuna bir kez daha tanık oluyoruz.

Batı ve doğu istikbarlarının, onların yetiştirdiği gerici kuklaların bugün “Arap baharında” “gazel” olduklarını görmekteyiz. 

Yavuz Kaya