3 Mart 2012 - 19:54

Sahi, ne dersiniz? Afakî mi konuşuluyor yoksa hafakanlar mı konuşuyor? Yoksa ağzın söylediğini, kulaklar mı işitmiyor; anlayamıyorum! “İsrail’in İranı vurması” ne demek?

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Gerçekten bunun anlamını anlamış mıyız? Gerçekten anlamış mıdır insanımız? Ki, bunu söyleyip duranlara kulak veriliyor!

Resmi kaynaklardan alıntı yaparak ifade ediyorum:

İsrail denilen sözde devletin; Filistin’in Batı Şeria’sı ile Filistin’in Gazze’si ile Suriye’den işgal ettikleri Golan tepeleri ile toplam yüzölçümü; 27 bin km2 dır. Sivas vilayetimizin, 28 bin km2 olduğunu göz önünde bulundurursak; İsrail denilen devletin toprak hacmi hakkında; objektif bir bakışla, biraz bilgi edinmiş oluruz.

Nüfus olarak, Filistin’in Batı Şeria’sı, 1,6 milyon; Gazze’si’ de, 1,4 milyon olmak üzere, bu topraklarda 3 milyon Filistinli yaşıyor. İsrail’in tüm bunlarla beraber nüfusu, 6,5 milyondur. Bu demektir ki, bu bölge de toplam; 3,5 milyon İsrailli Yahudi var.

İran’a gelince,

İran, 1 milyon 648 bin km2 yüzölçümü, 80 milyona varan nüfusu ile dünyanın en büyük ülkeleri arasında yer almaktadır.

İran, Dünyada emsali bulunmayacak düzeyde, yer altı kaynaklarına sahip. Hem teknolojinin temel taşı olan petrol rezervi bakımından, hem de bütün dünyanın olmazsa olmaz düzeyde kullandığı doğalgaz rezervi bakımından, dünya ikincisi!

Senelerdir bu yeraltı kaynaklarının gelirini silah yapımına yöneltmiş durumda; kimse İran’ın hangi silahlara sahip olduğunu yeterince bilememektedir. Zira silahlarını, ağırlıkla kendisi yapmaktadır.

İsrail’in ise kayda değer tek önemli gelir kaynağı; sadece dünyanın diğer ülkelerinde ki zengin Yahudi işadamlarının sahip olduğu uluslar arası firmaların desteğidir.

Şimdi bu 3,5 luk İsrail Yahudi’si, gidip 80 milyonluk devasa İslami İran’ı vuracakmış!

..!

Bırakın İran’ı vurmayı; İsrail denilen bu devletçiğin, birkaç yıl önce Hizbullah’ın elinden Birleşmiş Milletlerin yardımı ile hangi badirelerle kurtulduğunu hatırlayınız!

2006 da ki 33 günlük savaşta, İsrail’in bir avuç Hizbullah’ın elinden neler çektiğini Dünya unutmuş değil!

Sözde dünyaca meşhur, Merkava tanklarının nasıl yandığını, askerlerin birbirlerine sarılarak nasıl ağlaştıklarının manzarası, halen hafızalarımda canlı duruyor…

Evet… O şoku halen üzerinde atamamışsa; gidip İran’a da saldırır, Rusya’ya da saldırır!

Şokta olan birinin, ne yapacağı belli mi olur...

O gün, nihayetinde BM’n güçleri ara bölgede bir güvenlik kordonu oluşturmuşlardı da zavallı İsrail rahatlamıştı.

Evet.. Bir devletten bahsetmiyorum, 3-5 bin kişilik bir örgütten, Hizbullah’tan bahsediyorum!

İsrail, bu örgütün elinden 33 gün boyunca, Dünyanın gözü önünde ne acılar çekti!

Tek desteği İran olan Hizbullah örgütünden bunları çeken İsrail, Hizbullah’ı bırakıp 80 milyonluk İran’ın kendisine saldıracakmış...!

Evet! Bu denli uçuk bir şey!

Ama rahatlıkla, Dünya ki ciddi basın ajanslarının gündeminde yer alabiliyor.

“Efendim, İsrail’in nükleer başlıklı füzeleri varmış”

İşte, o iş o kadar kolay değil!

İsrail’in kendisi de çok iyi biliyor ki, nükleer silaha dokunduğu an; yeryüzünde ki tüm yaşam hakkını kaybetti demektir!

Bırakın bu bölgede kalmayı, uzayda bile kendine yer bulamaz!

Ama bana sorarsanız, İsrail bu kadar da aptal değil!

Neyin ne manaya geldiğini, çok iyi bildiği kanaatindeyim.

Dolayısı ile “İsrail’in İran’a saldırısının” ciddiye alınabilinecek hiç bir tarafı yoktur..

Aslında Batı dünyasının da burada; neyin ne anlama geldiğini, gayet iyi bildiklerine eminim.

Batı’yı tanıyor, şayet Onun mantalitesini biliyorsam;

İran’a, Batıdan gelecek bir saldırının olabilmesi bir şartla, bir şekilde mümkündür!

İran, diğer petrol havzalarından birine saldırır, işgal eder ve “Burası da artık benimdir.”

derse; Batı, bunun karşısında, “Dünya egemenliğini kaybeder” korkusu ile

“Saddam’ın Kuveyt’ten çıkarıldığı operasyon” gibi; Dünya’nın yarısını da arkasına takarak, bir saldırıya geçebilme ihtimalleri söz konusu olabilir. Ki bu sebepten Malatya’mızın Kürecik kasabasına, bir tedbir mahiyetinden radar sistemini kurmaktalar.

Görünürde, şu şartlar altında Batı’nın böyle bir maceraya sürüklenmesi, ihtimal dâhili değildir.

Ortadaki “saldırı gürültüleri” dünya gündemine pompalanan birer blöftür.

Dünyanın en önemli haber ajanslarının Siyonist kökenli oluşu, bu blöfleri gündemde tutuyor.

Batı’dan bu bölgeye doğru estirilen, söz konusu blöf esintilerinin mesajı şudur;

“Biz güçlüyüz, dünyanın jandarmasıyız; istediğimizi istediğimiz zaman vurabiliriz” dır.

Ben de Ziya Paşa’nın dediğini diyorum; “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz”

ABD, son Elli yıldan beri başta Vietnam olmak üzere, bütün vahşiyane katliamlarına rağmen; girdiği savaşların çoğunu kaybetmiştir.

Irak’a gelince;

Dünyanın yarısını cepheye yığıp, ülkenin askeri gücünün çoğunu imha edeceksin; sonra BM’lerin eli ile ambargo uygulayacaksın; akabinde “Kimyasal silah yapıyorsun” diye yine BM’lerin eli ile en gizli yerlerine girip her türlü silahını yok edeceksin;

ve sonunda, sözde tarafsız olan BM’n eli ile kolunu kanadını kırdığın bu ülkeyi utanmadan ahlaksızca işgal edeceksin ve güçlülüğünün blöfünü yapacaksın!

..!

Dahası da var ki; Irak halkı, Saddam diktatörünün elinde bizar olmuş; her şeye rağmen, bundan kurtulmak istiyordu ve bu sebepten de savaşmak istemedi!

Tüm bunlara rağmen ABD, kendi ifadeleriyle 4500, (birçok bağımsız kaynağa göre, 35.000) askerinin cesedi ile oradan çıktı!

Olay bu!

Batı bu gün, içi boşalmış kof bir kütük yapısında!

Geçliğinin, hiçbir ulvi değer yapısı kalmamış; büyük çoğunluğu bunalımda!

Batı’nın çoğu ülkesinde, artık evlilik hayatı asgariye inmiş. Çocuk yerine kedi-köpek besliyorlar! Genç nüfus tükenmiş durumda!

Bunların bir savaşta, ciddi savaşabileceklerine de, kanaatim yoktur!

Batı, uluslar arası basın ve yayın merkezlerinin estirdiği blöfleri ile Dünyaya sunduğu filmlerde ki başarı senaryoları ile bu durumunu sürekli perdelemeye çalışıyor.

İleri teknoloji dedikleri; “Bire ürettiğini, Dünyaya yüze dayatma”, -endirekt emperyalist entrikaları- ile bir müddet Dünyaya tepeden bakarak caka attılar! Ama bu gün, onun da sonu geliyor! Batı son kozlarını oynuyor! Allah’ın izni ile bu reaksiyonlarının da ecellerine faydaları olmayacaktır!

Dolayısı ile bu gün, ABD’nin de, Avrupa’nın da İran’a saldırmaya cesaret etmeleri imkânsız gibidir.

Müslümanlar, Müslüman’ca tavırlarını ortaya koyabilseler; yüksek teknolojilerine rağmen, ne ABD’nin ve ne de Avrupa’nın Müslümanlara karşı bu bölgede savaş kazanabilme şansları yoktur! Ve bundan gayet samimiyim.

Tabi ki kelimenin tam ifadesi ile “Müslüman’a karşı”

Keşke bunu anlayabilsek ve anlatabilsek insanımıza…

Nihai olarak, rahat olalım..

Birilerinin pompalamaya devam ettiklerinin tersine; Körfezde savaş ihtimali görmüyorum…

Kanaatim odur ki, bir müddet daha, bu saldırı blöfleri esmeye devam edecek; tekrar başka bir zamanda gündeme gelmek üzere, yerini başka kurguların rüzgârına bırakacaktır!

Olayın aslı, hakikati budur…

Rabbim Müminlerin yar ve yardımcısı olsun.

Fazlı Kayaduman