10 Mayıs 2012 - 19:30

Din, fertlerin sosyal hayatında suç işlemelerini önleyen ve hatta suçların kontrol edilmesi ve önüne geçilmesindeki en önemli faktördür.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bundan dolayı sosyal bilimciler, sosyal hayata bakışlarında daha çok o toplumun dini değerleri ve dindarlarına bakarak değerlendirmelerde bulunurlar. Zira din, insanda çok büyük bir ufuk açar ve onu beraberinde götürür. Ünlü Rus yazar Dostoyevsky diyor ki; “Eğer Yaratan’ı toplumdan kaldırırsak, bütün her şeyi yapabilirsiniz. (o zaman her türlü kötülüğü de meşru görürsünüz)!” İnsanlık tarihine bakılırsa, suçların insan toplumunun ayrılmaz bir parçası ve gerçeği olduğunu görürüz. Bundan dolayı, insanlar her zaman suçları tanıma ve onun önüne geçmek ve ona karşı tedbir almanın arayışında olmuştur. Elbette bu durum ilahi dinler ve onun seçkin simalarının dikkatinden de kaçmamıştır ve onlar her zaman bu meselenin üzerinde önemle durmuşlardır. Öyle ki, İslam beşeriyet için gelen en son hak dini olarak sosyal hayatın bütün boyutlarını içinde barındırmış; insanın doğumundan ölümü ve öldükten sonra da ahiret hayatının olduğunu mahlûkata vurgulamıştır. Bundan dolayı suç ve günahın önüne geçmek için yol da göstermiştir. Bildiğiniz gibi bütün ilahi din ve mezhepler insanları dünyada ve ahirette doğruluğa dürüstlüğe hidayet etmiştir ve zaten dini öğretilerin amacı da budur. Felsefe açısından ise peygamberlerin gelmesi ve ona ilahi emirlerin nazil olmasının temelinde, insanların kötü ahlaktan men edilmesi ve güzel ahlaka yönlendirilmesi içindir. Bu doğrultuda bakılırsa bütün ilahi dinler ve mezheplerde ortak noktalar vardır; bu da dindarlıktır. Bu öğretiler, üç ana temel üzerinde yoğunlaşmıştır ki bunlar da; “inanç ve ahlak ile fert ve toplumun yönetimi için hükümlerdir” ki, bunlar toplumun yönetilmesi, sağlıklı ve inançlı bir toplumun oluşması için vazgeçilmezlerdir. Elbette, akıl ve vicdan da suçların önlenmesinde etkili olabilse de, itikadi, ahlaki ve dini öğretiler ve ilkeler kuşkusuz insanın doğru yoldan sapmasını önlemede en büyük etkenlerdir. Her ne kadar suçların önlenmesi için kanun gibi emrivakilerin yayınlanması toplumda etkili olsa da, bunların toplumu ve insanları suçlardan uzak tutması belli bir seviyede olur, ama insanların dini ve ahlaki değerleri açısından bakıldığında durum tamamen farklı olur ve o zaman insanlar kendiliğinden sapıklıktan ve suçlardan uzak durur. İranlı Kuranı Kerim müfessiri Allame Tabatabai, bu doğrultuda şöyle demektedir: “Kanunlar gibi belirleyici düzenlemeler, insanları sapıklıktan ve kötülükten korumaz ancak insanların temelinde ahlaki ve dini değerler olursa o zaman netice verir. Ahlak da tek başına insanların saadetinin garantisi değildir ve o da ancak yani ahlakın da tevhit üzerine kurulu dinle birleşmesi halinde o toplumun saadetinin güvencesi olur.” Son yıllarda din, psikoloji ve insan davranışlarında en etkili olan bir unsur olarak dikkatleri üzerinde toplamıştır. Bundan dolayı da bu mesele bu alandaki uzman ve bilim adamlarınca incelenmeye alınmıştır. Bazıları dini, ferdin ve toplum sağlığının asıl direği olarak nitelemiştir. Dindarlığın fert ve toplum üzerinde olumlu etkileri vardır. Ferdi olarak bakıldığında din insana, huzur, güven, mutluluk, dünyayı ve ahireti sevme, ona mana verme, ölümü doğru yorumlama ve aynı şekilde cismin selameti gibi birçok alanda olumlu etki bırakır. Toplum açısından bakıldığında da, toplumun uyumu, sorumluluk duygusu ve suçların azalması gibi önemli etkisi olur. Elbette, İslam dini açısından dinin etkileri bunlarla kısıtlı ve sınırlı değildir. Gerçek insan, bütün hayatını dini değerler üzerine kurmuş ve o değerler üzerinde yaşamını sürdürendir. Dinin, suçların ve cinayetlerin önlenmesindeki rolü, her zaman sosyal bilimcilerin ele aldığı konu olmuştur. Zira doğru dini değerler, insanları kötü ahlak ve her türlü istenmeyen davranışlardan korur. Amerikalı suç bilimci Edwin Sutherland’a göre, din, beşeriyet arasında güzel ve mukaddes ahlakın yayılması için gelmiştir. Ki, onun da ölçülerini ve öğretileri dinde vardır. Bu durum da, tabii olarak toplumları her türlü kötülükten korumaktadır. İranlı hukukçu Seyyid Muhammed Taki Mahsul Hemedani, şöyle demekte: “Suç bilimleri uzmanlarının geneline göre, doğru dini bir eğitim, dini öğretilere riayet ve mantıkla ölçüşmesidir ki, bu durum muhtemel suç işleyeceklerin o fiili işlememelerindeki en önemli etkendir. Dini öğretileri doğru algılamak, Yaratıcı ’ya iman ve insanın duygu ve mantığını da hedef alan ve insanın saadetini amaçlayan ilahi öğretiler, insanları her türlü kötülük ve şerden caydırmaktadır.” Dünyada çok sayıda uzmana göre, dünyada yapılan onca araştırmalar, özellikle dindar insanların diğerlerine göre daha az kimlik buhranı ve sorunu yaşadığını göstermektedir. Yine ilmi merkezler ve kuruluşların yaptıkları araştırmalar da, dini münasebetler ve zamanların, dindar olmayan insanların sosyal hayattaki davranışlarında etkisinin olduğunu göstermektedir. Onlar belli zamanlarda örneğin Ramazan ayında, diğer aylara göre daha sakin ve daha tutarlıdırlar. Yine ilmi araştırmalar, kişilerin maneviyat ve dindarlıklarının arttığı oranda o kadar olumlu yönde hareket ettiklerini ve davranışlarının o oranda düzeldiğini göstermektedir. Toplumların genelinde, din, şahsiyetlerin doğru veya yanlış hareket etmelerinde önemli rol oynamaktadır. İnsanlar, layık oldukları işlerde, düzenli ve ahlaklarına uyumlu bir şekilde hareket ederler ve onun gölgesinde, toplumda da bir disiplin, düzen şekillenir. Din, gerçekte ferdin dini öğretilere bağlılığından dolayı toplumun selametinin de garantisi ve güvencesidir. Aslında adeta dışarıdan bakıldığında bir kontrol mekanizması olarak rol görür. Sosyal bilimciler, dini toplumun kontrolü ve suçların ortadan kaldırılmasındaki en önemli temel unsur olarak görürler. Zira bu durumun, toplumun suç ve cezalardan uzak kalmasında da o oranda etkilidir. Genç öğrenciler arasında dindarlık ve günahkârlık ilişkilerinde araştırmalarıyla tanınan araştırmacı Talebani, dindarlığın öğrencileri günahlardan, suçlardan sakındırdığı neticesine ulaşmıştır. Aynı zamanda dindarlığın arttığı oranda suçların da azaldığını bildirmektedir. Bu araştırma neticesi de, din, gençleri kötülükten, suçtan koruyan en önemli faktördür. Başka bir araştırma da, suçluların geneline bakıldığında bunların dinden uzak olanlar arasında daha çok görüldüğü bir gerçektir. Aynı şekilde suçluların temeline bakıldığında, aile olarak dini öğretilerden uzak aileler olduğu görülmektedir. İnsan ve toplum ilişkilerinde araştırma yapan bilim adamları, cinayet ve suçların genelinin, psikolojik bozukluk ve aynı şekilde psikolojik sorunun yaygınlaşması olduğu görüşündedirler. Şahıs veya şahısların geneline baktığımızda, toplumda sorunlar ve zorluk karşısında bu kişilerin kendilerini koruyamadıkları ve mantıklı, doğru yol bulamadıkları görülmektedir ve bundan dolayı, sosyal hayatın ya da normal hayatın sıradan zorlukları ve sıkıntıları karşısında beklenmedik davranışlarda bulunurlar. İşte bu durum, onların kanunsuzluklarına ve toplumda da istenmeyen olayların yaşanmasına neden olur ki, bunun sonucunda da, o gibi insanların şahsiyetleri toplumda hastalıklı kişiliklere dönüşür. İslami öğretilere göre, insanın dini emirlerini yerine getirmesi veya onu terk etmesinin onun psikolojisinde o oranda etkisi olmaktadır. Dindar kimse, dindar olmayanlara göre daha az şiddetlidir ve ani davranışlardan uzaktır. Aynı zamanda dini inancından ve öğretilerden dolayı da, her türlü sıkıntı ve zorluk karşısında da umutsuzluğa kapılmaz, kendi huzurunu korur. Bu durum aslında toplumda suçun önlenmesi açısından son derece önemli bir faktördür.