Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Elbette hepimizin arzuladığı şey,ülkemizin sivilleşmesi,demokrasinin , kişi hak ve özgürlüklerinin yerleşmesi,her inanç grubunun kendini ifade edebilmesi,örgütlenmesi kısaca bunların önündeki yasal engellerin kaldırılmasıdır.Bu da demokrasi ile olur sanırım.Ancak kesin bir tanıma sahip olmayan bir kavram olarak da karşımıza çıkabiliyor demokrasi denen şey.Kimine göre de eşitlikçi ve adil bir yönetim.Veya en basit bir şekliyle “halkın halk tarafından ve yine halk için yönetilmesi”dir.Tanıma bakılırsa yönetimde söz sahibi olması gereken tüm halk olmalıdır.Başka bir deyişle hiçbir çoğunluğun azınlığa kendi karar ve davranışlarına zorunlu tutma hakkı yoktur ve olmamalıdır.Albert Camus” Demokrasi çoğunluğun kanunu değil,azınlığın saygısıdır.” Diye söylemiştir.Çoğunlukçu demokrasiler günümüzde gerçek bir demokratik ortamın oluşmasının önündeki en büyük engellerdir. Yani karar verme gücünü ve yetkisini eline geçiren çoğunluğun önüne geçilmesi de zordur.Menfaatleri doğrultusunda kullanmaları büyük sorunlar doğurabilir.Yani despotizme götürebilir.Görülüyor ki demokrasi içinde zıtlıklar taşıyan bir kavram ve yönetim biçimi olduğudur.
Akp hükümetinin Alevi ve Kürt açılımı söylemi de yukarıda tanımladığımız demokrasi biçiminin içinde barındırdığı zıtlıklar gibi içinde tutarsızlıkların olduğu veya sorunları geçiştirme gibi ince hesapların yapıldığını bilmiyor değiliz.Günlerce tartışılan ve çalıştayların yapıldığı şu aç-ılımlı günleri tersten okuyalım ve ortaya ne çıkar beraber görelim.Ilımlı-aç olarak okunur sanırım.Ilımlının sözlük anlamı “selim-uyumlu”dur.Yani suya sabuna dokunmayan veya “ne şiş yansın,ne de kebap.” Deyip her ortama ayak uyduran,silik kişilikli,kimseyle sorun yaratmayan türden kişilerdir.Ya da siyasi görüşleri,kişisel tercihleri uçlarda olmayan kimselerdir.”aç” ise” hiç bir şey yememek,yoksul duruma düşmek veya yiyecek bulamayan,karnı doymamış” tok karşıtı demektir. Açılım ise bir kısaltma veya formülün açık biçimidir.
Şimdi Alevi açılımı ile aslında alevilere yapılan ayrımcılığın bir anlamda kabul edilmesine rağmen,Alevilere yönelik ayrımcılığın toplumsal boyutunu, açılımı savunan ve bu konuda aslan kesilen akp zamanında dahi yapıldığı neden dillendirilmiyor?Alevilere yönelik önyargılar,iftiralar,aşağılayıcı fıkralar hep var olmuştur.Osmanlıyı överek yükselten beyinler,zihniyetler daha da ilerisi Osmanlı özlemiyle tutuşanlar veya Osmanlının “Alevilere hoş görülü “davrandığını dillerine sakız yapanlar biliyorlar ki;Aleviler hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde baskı görmüş,kıyıma uğramış ve ayrımcılığın alasını görmüştür.Aleviler devletin dışında toplumda ayrımcılığı,toplumun her kesiminde ve hayatın her alanında yaşamıştır.Yani ötekileştirilen ve dışlanan bir aleviliğin uğradığı baskı ve ayırmcılığın sorumlusu,birinci derecede devlet,ikinci olarak da toplumdur.Bu anlamda Alevi açılımı gerek kamuda gerekse toplumsal hayatta yukarıda saydığımız olumsuzluklara son vermeyi amaç edinen bir açılım değildir.
Açılımla yatıp,açılımla övünen bu hükümetin başbakanından tutun da,bakanlık yapmış bir millet vekilinin Aleviye bakışını bilmeyenimiz yoktur.İmam Ali “Dil insanın terazisidir.” Demekle bu terazide vicdanlarını,akıllarını adil olup olmadıklarını tartmaya kalkmasınlar.Yüreklerinin derinliğinden dillerine dökülen bu aşağılayıcı,alaycı sözlerin sahipleri adil olamazlar.Mezhepciliği üç-beş satır ders kitaplarına geçmekle veya Alevi ozanlarından bahsetmekle gideremeyeceksiniz.Bu açılım ile de kendinize uyumlu-selim,suya sabuna dokunmayan Alevi yaratma manevraları toplum vicdanında yerini bulmayacaktır.Bulması için önce kendinizin,yani açılım sahiplerinin önyargılardan kurtulması gerekmez mi?Söylemleriyle adeta Alevilerle alay eden bir eski bakanın özür dileme erdemliliği göstermemesi,lafı öteye –beriye çekmesi ayrımcılığa hizmet etmiyor mu?
İmam Ali’nin bu sözü “Zaman ibret aynasıdır.”Daha nice ibretlik olayların zamanın aynasına çarparak yüreklerimzde derin izler bırakacağını veya gündemimize düşeceğini anlatması bakımında manidardır.
Rıza BAKIRLI