7 Şubat 2013 - 06:14

Aniden İslam dünyasında vahhabilik ortaya çıktı. İşte o zamandan beri Müslümanlar arasında ihtilaf ateşi yakıldı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Korkunç ve bir o kadar da ahmakça haber ancak böyle olur. Suudi Arabistan'da vahhabi âlimlerinden 22 kişi, Hizbullah'a karşı bildiri yayınlamış ve bu bildiride "Hizbullah, Ehlisünnete karşı savaşıyor" ithamında bulunmuşlar. Bu haber Hizbullah'ın yenilmez gücüyle Lübnan'ı İsrail ve destekçilerinden bütün oyunlarına karşı koruduğu için bir kalkan olarak hazırlanmıştır. Fakat bu davranışlarıyla Hizbullah'ın tüm Müslümanlar özellikle de Araplar içerisinde popülaritesini daha da çoğaltmıştır.

Hicri 12. ve 13.cü yüzyıllara baktığımızda vahhabisiz bir İslam'la karşılaşmaktayız ve bu zamanda ihtilafların en az seviyede olduğu gözden kaçmamaktadır. Yani siyasi ve mezhep çatışmalarında 10.cu yüzyılda ve 11.ci yüzyılın başlarına geri döndüğümüzde Osmanlı devleti, Safaviler ve Kacarlar arasında kalıcı bir barış olduğu görünmektedir.

Ehlisünnet İslam tefekkürü bu dönemi koruma için Osmanlı hükümetinin elinin altında bulunan devletlerden, Türkiye'den Mısır'a kadar ve yine oradan Irak ve Hicaz'a kadar olan devletlerarasında birbirlerine karşı hiçbir misilleme yoktu. Bugün biz Mısır ülkesinde bunu görmekteyiz. El-Ezer üniversitesinde Şeyh Şeltut'un vermiş olduğu tarihi fetvayla Şia mezhebini hak mezhepler arasında kabul etmesi bunun en güzel örneklerindendir. Buna ilave olarak el-Ezher kendi kültüründe diğer İslami kültürler arasında ayırıcılığa sebep olmamış her zaman İslami kültürler arasında dostluk ve sevgi kurmayı kendisine vazife bilmiştir.

Durum böyle devam ederken aniden İslam dünyasında vahhabilik ortaya çıktı. İşte o zamandan beri Müslümanlar arasında ihtilaf ateşi yakılmış oldu. Vahhabiler kendi memba ve kaynaklarına dayanarak kendileri dışında bütün Müslümanları kâfir bildiler. Bunun için delil olarak da vahhabiliğin kendilerine özgü inançlarını delil sayıp vahhabi olmayan bütün Müslümanları kâfir bildiler. Vahhabilik ömrünün ilk yarısında Suudi Arabistan sınırları içerisinde sınırlı kalmıştı. O sıralarda El-Ezher ve Ehlisünnetin ilim merkezlerinin yönetimi kendi ellerinde idi. Ta ki Suudi şeyhlerinin petrol kokusunu alıncaya ve vahhabilerin faaliyetlerinin diğer Arap ülkelerinde baş gösterinceye kadar.

Geçen yıllar boyunca selefi vahhabiler dışında bütün Müslümanları tekfir etmek sadece radyolardan ve Suudi hutbelerinden kulaklara ulaşmaktaydı. Fakat bir dönem Ehlisünnetin tekfiri hakkında bir adım geri atarak resmen pusuya yatar gibi beklediler. Amaçları Ehlisünneti cezp etmekten başka bir şey değildi. Onlar bu duraklama döneminde Ehlisünneti kendi inançları çerçevesine almayı planlıyorlardı.

Bu mesele bütün İslam dünyasında mukavemet ederek, dirençli bir şekilde baş gösterdi. Kuzey Afrika'da ki tasavvufçu Ehlisünnetten tutun Endonezya ve Malezya'da ki büyük Sünni guruplar, vahhabilik mezhebinin faaliyetlerini yaymak için vahhabilerden özel izin alıp tebliğlerini yaptılar. Böyle bir durumda sırtlarını petrol kuyularına dayayarak sınırsızca faaliyetlerine devam etmektedirler. Her gittikleri yerde kendilerine yeni gruplar oluşturdular. İşte o gruplar günümüzde İslam dünyasının teröristleri diye adlandırdığımız gruplardan oldular. İslam'ın çehresini karalamaya başladılar.

Hâlbuki vahhabi devlet bugün bütün dünyaya saldıran, İslam'ı yok etmek isteyen emperyalistler başta da Amerika ve İsrail ile sıkı ilişkiler içerisinde. En büyük askeri birlikler onların ülkelerinde mevcuttur. Bu konuda sessizliği tercih edip kendilerine en büyük görev olarak Müslümanlar arasında nifak çıkarmayı vazife bilmektedirler.

Onlar akıl almaz fikirlerini yayınlamakla yetinmeyip diğer taraftan Şia ve hatta Ehlisünnet karşıtı kitap yayınlamak, site oluşturmak gibi kültürel faaliyetleri en önemli vazifelerinden saymaktadırlar. Irak devletinin 2005-2007 yılları arasında kanlı değişiminden sonra vahhabi zihniyetinin bu ülkenin en seçkin noktalarında nüfuz ettiği görülmektedir.

Ehlisünnet dünyası bir zamanlar El-Ezherin vasıtasıyla bütün İslam âlemi arasında dostluk ve kardeşlik bağları kurmuştu. Fakat son yıllarda Suudi vahhabilerin nifak çıkarmak çabaları ile karşı karşıya kalmışlardır. Şimdi ise vahhabilerin tek görevi bütün Afrika ülkesinde Şia'ya karşı tebliğ yapmaktır. Onların en büyük endişesi bundan ibarettir. Onların artık İslam'ı yayma gibi bir düşünceleri yoktur,  bütün çabaları sadece Müslümanlar arasında tefrika çıkarıp birlik ve beraberliği bozmaya çalışmaktır.

Bu alanda en büyük kaygı ve endişe vahhabiler kendi maddi bütçeleriyle bütün İslam ülkelerini kendilerine cezp edebilirler. Her ne kadar bütün yönlerle buna mukavemet edilse bile, bazı eski vahhabiyet sloganları, hesapsızca para harcamalar onların zaaflarından yararlanarak kendi inanç ve mezheplerini tebliğlerini yapacaklardır. Açıkça belli olan bir şey vardır ki bu konuda herkesten çok zarar gören İslam'ın kendi çehresidir ki bütün İslam âlemine vahhabi çehresiyle tanıtılmaktadır.

Fakat hamdolsun bugün vahhabilik yokuş aşağı inişe geçmiştir, hatta Suudi Arapların çeşitli organlarında bile fikir birliği artık kalmamıştır. Son yapılan eylemde 22 kişi vahhabi âliminin Hizbullah'a karşı yapmış olduğu açıklama aslında kral Abdullah'a karşı yapılmıştır.

Hiç şüphe yok ki, Ehlisünnetin çoğunluğu müteadil olup, İslam için kaygılanmakta ve İslam vahdet düşüncesi taşımaktadır. Bu Ehlisünnet kardeşlerimiz ile bir avuç bedevi vahhabi (ki ömürleri yüzyılı geçmemekte ve İslam dünyasını kendi kin ve düşmanlıklarıyla karıştırmalar) arasında fark koymak gerekmektedir.

Resul Caferiyan