Esas Media haber sitesi güvenilir kaynaklara dayanarak verdiği haberde, Suudi yetkililerin son haftalarda ülkeyi ziyaret eden tüm Amerikan heyetlerine yeni ilişkiler kurma kararlarından asla geri adım atmayacaklarını söylediği, kendi çıkarları ve serbest bölge ticareti çerçevesinde dünyadaki herhangi bir ekonomik veya siyasi güçle ilişki kurmada kendilerini özgür bildiklerini belirttiklerini aktardı.
Şimdi burada iki soru akla geliyor:
Birincisi, neden Arabistan bunca yıldan ve bunca bağlılığın ardından şimdi Amerika’nın taleplerine karşı direniyor? İkincisi neden Amerika Arabistan’ın İran ve genel olarak direniş ekseni ile barışmasına karşıdır?
Amerika’nın, Suudi Arabistan ve İran ve direniş ekseni ile barış sürecine karşı muhalefeti konusunda birkaç noktaya değinilebilir.
Birincisi Amerika’nın bu bağlamdaki politikası Siyonist rejimin siyaseti ve çıkarlarına tabidir ve bu rejimin tutumu, direniş eksenini yok etmektir. Hal bu ki İran ve direniş ekseninin çeşitli savaş alanlarında zafer kazandığını görüyor ve bu şartlarda Arabistan’ın barışması ise bu zafere ve devam etmesine yardımcı oluyor.
İkincisi Amerika’daki her iki parti, yani hem demokrat partililer ve hem Cumhuriyetçi partililer, Siyonist rejim ve Arap ülkeleri arasında normalleşmenin sürmesine dayalı siyaset izliyorlardı ve Batı Asya’dan Doğu Asya'ya yaklaşımlarını Çin'i içerecek şekilde değiştirmenin neden olduğu boşluğu doldurmak için bunu bir alternatif haline getirmek istediler. Ama şimdi mevcut durumda bu bölgede varlığını sürdürmek ve böylece geçmişte olduğu gibi bu rejimin çıkarlarını kendi çıkarlarına tercih etmek zorundadır.
Arabistan’ın Amerika’nın İran’dan ve direniş ekseninden uzak durmasına dair isteğine karşı direnmesi konusunda ise birkaç sebebe değinebiliriz.
Birincisi, Suudi Arabistan ile Amerika arasında İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra güvenlik için petrol mübadelesine dayalı olarak kurulan stratejik ilişkilerin şirazesi, birkaç yıl önce Amerika’da kaya petrolünün çıkarılması ve Amerikan Suudi petrolüne bağımlılığın azalmasıyla kademeli olarak giderek gevşedi. Ayrıca 11 Eylül 2001 saldırıları sırasında Amerika, Suudi Arabistan hükümetine karşı suçlamalarda bulunmuş ve bu olaya ilişkin raporun gizli kısmı, halen devam eden Suudi Arabistan'a şantaj yapmak için bir baskı aracı haline gelmiştir.
İkincisi, İran ve direniş ekseni kendisine kurulan tüm kumpas ve planları başarıyla geçerek meydanın kazanan tarafı oldu. Ancak öte yandan Suudi Arabistan'ın Amerika ve Siyonist rejim İsrail ile iş birliğinin maliyeti her geçen gün artarken, Suudi Arabistan'ın Yemen, Suriye, Irak, Lübnan ve diğer savaşlarda milyarlarca dolarlık maddi sermaye kaybetmesine ek olarak, Arabistan’ın Siyonist rejim ile ilişkileri normalleştirme söylentileri ile Riyad’ın Arap dünyasındaki konumu da tehlikeye girdi.
Üçüncüsü, Suudi yetkililer Amerikan hegemonyasının sönmekte olduğunu, buna karşılık, Çin ve Rusya dahil olmak üzere Amerika'nın uluslararası rakiplerinin hegemonyasının arttığını fark ettiler. Bu yüzden dış politikada doğuya yönelmeyi benimsediler ve tabi bu arada İran ile Arabistan arasındaki barış da Çin’in arabuluculuğu ile gerçekleşti.
Dördüncüsü, Suudi Arabistan artık Neom ve 2030 planları gibi ülkenin büyük planlarını bölgede uzlaşıyı tesis ederek ve doğuya bakma yaklaşımını benimseyerek gerçekleştirmenin mümkün olduğu, Amerika’nın ise Trump’ın söylediği gibi Arabistan’a bir sağmal inek olarak baktığı ve boş bahanelerle bu ülkenin paralarını yağmaladığı kanaatine varmıştır.
İşte tüm bu stratejik ve köklü sebeplerden dolayı Arabistan Amerika’nın İran ve direniş ekseninden uzak durmasına dair talebine karşı direniyor./
342/