Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- “İktidara geldiğimizden beri yedik yedirmedik, içtik içirmedik, giydik giydirmedik size ama yine de yaranamadık. Hep sızlanıp durdunuz. Ne kadar uğraştıysak da bir türlü söküp atamadık içinizdeki hak arayan yanınızı. Gerçi ona “fıtrat” deniyordu ya. Biz onu ölümle eş anlamlı kullanınca belki siz de ondan vazgeçersiniz diye düşündük ama olmadı. Her şeyinizi değiştirdik de bir onu değiştiremedik. Kül altındaki kor gibi, esen ufak bir rüzgarda hemen alevlendi yüreklerinizde ve isyan ettiniz bize. Oysa ne hayallerimiz vardı ’emir komuta merkezlerimizin’ kurmamıza izin verdiği. Ama siz hep bozdunuz bize uyar gibi görünseniz de. Ne yardan geçtiniz ne serden dinlerken bizi ve hep ümit ile korku arasında kaldık yıllarca hükmederken size.
Önce din iman dedik kalbinize kara bir nokta olarak sızabilmek için. “Ya Allah” diyerek taltif ederken kendimizi, “bismillah” diyerek kendi adımıza açılımlar yaptık sizler için. Bir ara gönlünüz kaydı bize. Yılların zulmüne çare olacağız diye anlattığımız ninnilerle uykuya daldı yorgun zihinleriniz. Hep istediğiniz renge büründük büyük bir “usta”lıkla, hep kendinizi gördüğünüzü sandınız bakarken maskelenmiş suratlarımıza. Rahatlattık sizleri ahiretin telaşından dünyanın oyununa daldırarak. Bunca ezilmişlikten kurtulduğunuza tam olarak ikna olduğunuzda başladık asıl işimize. Onca zaman zorlukla gizlediğimiz kinimiz ortaya çıkmaya başlayınca, kibrimiz dağları aşan tufan olunca size karşı hitabımız değişse de dobralık(!) ve Kasımpaşalılık (!) yetişti imdadımıza da kasabın yiğitliğiyle övünen koyunlar misali övdünüz bizi. Sövdükçe övülmeye alışmak zor olmadı bizim için ve yeni zulümlerin önü açıldı zihinlerimizde. Düşünemediklerimizi düşünecek cüreti kazandık, suskunluğunuzun nimetiyle şımardığımızda.
Şimdi ne oldu da sözlerimiz etkilememekte sizi. Yine bağırmaktayız meydanlarda. Yine cumalar da sakinleştirmeye çalışmaktayız, yine dolaşmakta paralı vaizlerimiz ki siz ‘bel’am’ diyormuşsunuz onlara. Ne oldu da yıkıldı ruhlarınıza çektiğimiz duvarlar. Maskelerimize neden uzanmakta elleriniz. Kim uyandırdı sizi ki etkisizleşti ninnilerimiz. İtirazlarınızın kaynağı kim ve neye itiraz etmektesiniz. Biziz biz. Daha düne kadar göklere çıkardıklarınızız. Ne oldu da yerin dibine batırdınız bütün ihtişamı ile kurduğumuz saltanatı. Bizi sayanlarınızın sayısı neden bu kadar azaldı, neden çoğaldı nefret hissiyle bize bakanlarınız. Oysa “bakara, makara” da dese arada “Allah” da diyorlardı bar sahibi bakanlarımız. Gelin hep beraber bakalım icraatlerimize ki kızacak ne var söyleyin bize.
Biz sizi düşünerek kaldırmadık mı idamı? Böylece rahatça öldürüp birbirinizi sonra afla çıkma şansı tanımadık mı size? Hangi katil kaldı yıllarca hapislerde. İster istemez eşit davranmak zorunda kaldık “sayın” diye hitap ettiklerimize. Bir cana kıyanla bin cana kıyan hem aynı değil miydi sizce de. Biz de birle bini eşit tuttuk işte. Ne yani herkesi salıp onu assa mıydık?. Ada da olsa hapiste işte. Doktorlar bakıyorsa ne olmuş. Her istediğini karşılamışsak size ne? Aç bi-ilaç mı bırakalım yani sırf sizin gönlünüz huzur bulsun diye? Zulüm mi edelim yani size uyarak? Kan davası haram değil miydi dininizce? Kısas mı? O da ne?
Zinayı serbest bıraktık evet. Sorun bir “neden yaptınız” diye. Siz bizim halkımızsınız. Her derdiniz derdimiz değil mi? Zaten zina edenin yanacak ahireti, neden yansın dünyası bir de? Bu onun seçimi değil mi? İster gülü koklar ister dalar ateşe. Ailenizi biz mi kurduk ki temelini düşünelim. Hem ne gerek var aileye? Bunca sorumluluğa ne gerek var? Namus diye diye gelmedik mi bu hale? Elin namussuzlarına bir bakın hele, ne kadar ilerlemişler. Bizim neyimiz eksik? Niye düşmanız ilerlemeye? Hem baş örtüsü de serbest artık. İsteyen örtüyor içi boş başını. İsteyen süslüyor günahlarını. Ne zahmetlerle getirdik tehlikesiz hale. Boşa mı örtülü karılarımız sıktı namahremlerin elini, boşa mı değiştirdik onlarla eşlerimizi. Örnek olduk yine size. Serbest oldu başörtüsü işte böyle. Artık kimse korkmuyor ki o örtüden. Nifağı gizliyor diye. O halde serbest olsun zina da baş örtüsü de.
Bize kızmışsınız üstün cesaret madalyası almışız diye. Sevineceğiniz yere sitem etmişsiniz. Bir bilseniz o ödülü nice meşakketlerle aldığımızı. Hem o ödül sizlerindir de. Biz ki cesur olduğumuzu kabul ettirmişiz siyonistlere bile, bunca şikayet niye? Hizmet ehli olduğumuzu ispat etmişiz zalimlere ki vermişler hizmet madalyası bize. Sevinmeniz gerekmez mi? Yıllarca sizi yarattığımız öcülerle korkutup sonra onları bir bir yok edince hak etmedik mi bu ödülleri sizce de? Ergenekon, balyoz deyip sonra paralele bağlayınca ürkmediniz mi? Biz hepsinin hakkından gelmedik mi? O zaman bu itirazlar niye ecnebiler takdir ettiler bizi diye?
Taksitle gemicikler almışız. Ne olmuş? Siz de alın. Biz ticaret ehliyiz satarız dinimizi bile. Bu hasetlik niye? Simit satmaktan yorulmuştuk tuttu elimizden siyonist abilerimiz, geldik bugünlere. Pavyonlarda karı kız peşindeyken dininizin halifesi olduk ya sizin gözünüzde, gemicik sahibi olmamız mı tuhaf geldi size? Biz ki meclisimiz de konuşturduğumuz siyoniste “one minute” diyerek ingilizceyi öğretmişiz yalnızken konuştuğumuz insanlığın ortak dilinden ayrı olarak, siz kutularda ki paralarımızı dert etmişsiniz. Bırakın bu işleri. “Ananızı da alın gidin” bu diyardan da rahat bırakın artık bizi.
Saray yapmışız da bu israfmış. Yahu bu saraydan önce de oturuyorduk sarayda. Hiç tarihte mi okumadınız hangi zalimin yoktur sarayı göstersenize? Bizim neyimiz eksik. İtibarımız olmasın mı? Siz demek biz demek, biz demek yine biz demek değil mi? Bu topraklar ve üstündekiler bizim değil mi? Kendi malımızı kullanmamız neden gider zorunuza? Hem bilir misiniz 1000 lerce odalı bir sarayda yaşamak ne kadar zordur. Hangi oda ne için onu bile unutuyor insan bir süre sonra. Siz ne güzel tek gözlü gecekondunuzda herşeyiniz ortada yaşayıp gidiyorsunuz. Bizim durumumuz öyle mi ya? Nerede yatacağını şaşırıyor insan. Belki bundan “yatacak yerin yok” diyorlar bana.
Asgari ücret miymiş neymiş o çok azmış diyorlar. Kaç liraydı, bin lira falan mı? Bizim kadehlerimizin birinin fiyatıymış. Hangisi ama onu bilmiyorum. Az mı arkadaş. Daha önce de açıklamıştı bakanım “iyi para” diye. O kadehler ne kadar pahalı düşünsenize. O kadar ücret alıp bir de şikayet niye? Alamayanları düşünün, şükredin, ya onu da vermeseydik? Hem biz olmasak 3 ay maaş bile ödeyemezler, o kadar talan ettik bu memleketi bir de böyle düşünün de razı olun size düşene. Kendi hakkımdan ayırıp veriyorum da yaranamıyorum ben ona yanıyorum inanın. Devlet benim, iktidar benim, mal makam benim, halk benim, servet benim, itibar benim, din benim, ilah benim, peygamber benim kime ne? “Gâh çıkarım gökyüzüne seyreylerim alemi, gâh inerim yeryüzüne seyreyler alem beni”. İster nimet olur yağdırırım, ister mahrum bırakırım. Bu öfke niye? Ben izin vermeden başka bir ilaha mı iman ettiniz yoksa söyleyin.
Siyonist kardeşlerim baskı altındayken rahat uyku uyumadığım için şişen gözlerimden akan kinle Suriye’ye, Irak’a, Yemen’e, Bahreyn’e ve kardeşlerimin huzurunu kaçıran diğer beldelere saldırmışım diye de eleştiriyormuşsunuz. Ne edeydim peki? Sussa mıydım? Kardeşlerimin varlığı tehlike altındayken yerimde otursa mıydım? Yakışır mı delikanlılığa? Hem aile aile diyordunuz işte. Ben de kendi aileme sahip çıktım ne olmuş yani. Veledi zinalardan kurduğum orduyla döktüğüm kanlar ile suladım ailemin kurumuş dudaklarını. “Allah” derken beni kastedenlerin elleri ellerim oldu da sıktım haktan yana olanların boğazlarını ki kesilsin sesleri. Siz olsanız aynı şeyi yapmaz mıydınız kendi aileniz için? Nefes aldırmaz mıydınız onlara? Ben de bunu yaptım niye kızıyorsunuz ki?
Hem onca yollar yaptım, onca hastane inşa ettim niye bunları getirmiyorsunuz dile? Yürürken bile kanser olmanız için düzenli aralıklarla değiştirdiğim kaldırım taşları adedince müdahale edip bozduğum sağlığınızı tedavi edebilmek için açtığım hastaneleri, görmezden gelmeniz niye? Sizi yine kendime bağlayarak sizin üzerinizden size verdiklerimi kendime aktardığım bu sistem öyle kolay kurulmadı biliyor musunuz? Ve meşhur hizmetim olan duble duble yollar ile nifağımı daha kolay ulaştırdım tüm beldelere ve bugün sevkiyatlar bu yollar üzerinden sağlanmakta komşu ülkelere. Arabanız yoksa bana ne? Benzin pahalıysa otogaz kullanın. Olmazsa yürüyün siz de. Hem daha sağlıklı değil mi? Her şehre hastanenin yanında bir de hapishane projem var ki onu bile umursamıyorsunuz. Ayıptır ayıp. Düşünmedikten sonra sizi koyar mıyım oraya? Bu kadar büyük yaptırmamda ne kadar basiretli olduğumun delilidir aslında. Size niyeyse bir türlü güvenimiyorum da.
Bunca hizmetime rağmen, sizi büyük şeytanın planının ortağı kılmama rağmen, hala yaşamanıza izin vermeme rağmen ne istediklerimi yapıp meydanları dolduruyorsunuz, ne birbirinize girip beni mesut ediyorsunuz. Bir de yetmiyormuş gibi şikayet ediyorsunuz. Kendime yemin ederim ki çok nankörsünüz, çok.”
Demiş süfyani…