İran’a karşı medya çalışmalarını arttırmak gerektiği son aylarda Arap basınında sıkça dile getirilir oldu. Örneğin Suudi merkezli El Vatan’ın İran uzmanı Muhammed El Sulami geçen haftaki makalesinde Körfez devletlerinin medya stratejisini eleştirdi ve Arap medyasının İran’a karşı daha etkili bir kampanya yürütmesini istedi.
Nüfuzlu bir Suudi iş adamına ait olan Londra merkezli internet gazetesi Elaph ise ekimde Arap devletlerine seslenerek İran’ın Arap ülkelerine yönelik “küstah tavırları” karşısında Farsça yayın yapacak televizyon kanallarına kaynak sağlanmasını istedi. Makaleye göre “Bu kanallar, çok sayıda iç meselesi olan İran’ın sadece bir meselesine odaklansa bile İran’ın siyasi tavırlarını etkileyecekleri açık.”
Bir diğer örnekte ise El Vatan’a konuşan Suudi yorumcu Mübarek Alducayn, televizyon yayınlarının yeterli olmayacağını, bu yayınların Twitter başta olmak üzere sosyal medyada yoğun bir kampanyayla desteklenmesi gerektiğini, sosyal medyanın bu anlamda “tanıtım penceresi” olacağını söyledi.
Farsça medya platformlarının gerekli olduğu düşüncesi Suudi Arabistan’da yeni değil. Suudi sermayeli haber televizyonu El Arabiya 2008’de Farsça yayın yapan bir internet sitesi kurdu. Suudi kraliyet ailesine ait etkili bir gazete olan Londra merkezli El Şark El Avsat da 2013’te Farsça internet yayınına başladı. Geçen eylül ayında ise Suudi Kültür ve Enformasyon Bakanı Adil El Turayfi hac mevsiminde 24 saat Farsça yayın yapan bir televizyon kanalını devreye soktu. Hac döneminin ardından yayınlarını durduran kanalın yakında tekrar faaliyete geçmesi bekleniyor. El-Arabiya El Cedid haber portalının ağustosta bildirdiğine göre Suudi Kültür ve Enformasyon Bakanlığı uydudan yayın yapacak iki yeni haber kanalı kurmayı planlıyor. Hükümet denetiminde faaliyet gösterecek bu kanalların biri Farsça, diğeri İngilizce yayın yapacak.
Yabancı hükümetlerin finanse ettiği Farsça yayın yapan medya kuruluşları da yeni değil. BBC Farsça Servisi 1941’de, Amerika’nın Sesi de hemen ardından 1942’de Farsça radyo yayınlara başlamıştı. İran devlet medyasına alternatif bir haber kaynağı sunan bu kuruluşlar İran’ın toplumsal ve siyasal hayatında önemli rol oynadı. Giderek Farsça medyaya odaklanan Suudi Arabistan’ın da bu modeli izlediği anlaşılıyor. Ancak Suudilerin bu girişimleri ne kadar başarılı olabilir?
Riyad’ın İran izleyicisine ulaşma hedefini zorlaştıran başlıca engel “yumuşak güç” kabiliyetlerine sahip olmaması. “Yumuşak güç” kavramını siyaset bilimine kazandıran Joseph Nye o meşhur satırlarında şöyle der: “Bir ülkenin dünya siyasetinde istediği sonuçları elde etmesi, onun değerlerine hayranlık duyan, onu örnek alan, onun refah ve açıklık seviyesine özenen başka ülkelerin onun peşinden gitmek istemesi sayesinde gerçekleşebilir.” Suudi Arabistan’a baktığımızda İranlı kitlelerin Suudi değerlerine hayranlık duymadığı, bu ülkenin izinden gitmek istemediği apaçık ortada. Suudi kültürünün İran halkı arasında en çok bilinen unsuru olan Selefilik İranlılara çekici gelmiyor. Dahası birçok İranlı, kendi kültürel miras ve değerlerini Suudi değerlerinden üstün görüyor.
Suudi kültürüne karşı bu soğukluğun başlıca nedeni Suudilerin müzik, şiir, el sanatları, edebiyat gibi zengin kültürel miraslarını dünyaya tanıtmak için hiçbir çabada bulunmuyor olmasıdır. Aksine Suudi Arabistan hep katıksız bir Selefi imaj oluşturmaya çalışıyor ve bu da Suudi tarihi mirasını ve kültürünün diğer boyutlarını gölgede bırakıyor. Siyasi değerler ve dış politika bakımından da aynı sorundan mustarip olan Suudi Arabistan, bunun bedelini itibarından, çekiciliğinden ve ahlaki ağırlığından kaybederek ödüyor.
Buna karşılık birçok İranlı Batılı ülkelere ve Batı kültürüne olumlu bakıyor. Bu çelişkinin başlıca nedeni Batı’nın sadece İran değil, dünyanın büyük bölümü üzerinde kültürel hegemonya kurmuş olmasıdır. Birçok İranlı Batı kültürüyle yetişiyor, hayranlık duyduğu Batı değerlerine öykünüyor. Batı medyasının İran’da yarattığı etki bu kültürel ve tarihsel bağlamda okunmalı. Öte yandan İran’ın tarih ve kültüründe Suudi Arabistan’a ilişkin benzer bir bağlam yok.
Suudi yorumcularının sözlerinden de anlaşıldığı üzere kitlesel medya haber aktarmanın ötesinde itibar, etkinlik ve başarıyı belirleyen hayat tarzlarını, kültürleri, düşünce biçimlerini temsil ediyor. Ancak Suudi Arabistan sadece haber ve güncel olaylar gibi sınırlı bir alana odaklansa dahi karşısında hâlâ aşılması zor engeller var.
Öncelikle Farsça medya pazarı doygunluğa ulaşmış durumda. Hem İran’da hem İran dışında İranlılara yönelik haber yayını yapan yüzlerce internet sitesi, onlarca televizyon kanalı var. Suudi medyası bu kitleyi kendine çekmek için farklı ne sunabilir? Suudi kuruluşlar mevcut Farsça medyada yer almayan hangi haberi, hangi olayı, hangi analizi verebilir? Dolayısıyla Suudi Arabistan, fazla bir rekabet avantajı olmadığı hâlde rekabetin yoğun olduğu bir pazara giriyor.
İkincisi İran’da bugün etkili olan milliyetçi Suudi karşıtlığı düşünüldüğünde Suudi medyası İranlı uzmanları kendisiyle çalışmak için ikna etmekte zorlanacak. Sürgündeki İran muhalefeti bile kendisine maddi bazı teşvikler önerilse dahi Suudi kuruluşlarıyla çalışmakta zorluk çekecektir.
Peki, Suudi Arabistan medya yarışında da mezhep kartını kullanarak İranlı Sünnilere yönelik yayınlarla hükümet karşıtlığını kışkırtırsa ne olur? Bu da yeni bir şey olmaz. Zira Suudi sermayeli medya kuruluşları Farsça yayın yapan Vesal, Kaleme, Nur gibi uydu kanallarıyla bunu uzun zamandır yapıyor. Ancak tüm çabalara rağmen bu kanalların İran’da çok az etki yaratabildiği ortada. İranlı Sünniler büyük bir özenle Selefilikle aralarına mesafe koymaya ve hak taleplerini İran’ın büyük ölçüde laik olan genel insan hakları hareketinin ekseninde tutmaya çalışıyor.
Sonuç olarak Riyad İran’da geniş kitlelere ulaşmak istiyorsa öncelikle yumuşak gücünü artırmalı. Bu hedefe Farsça yayın yapan yeni medya kuruluşları kurarak değil, Suudi Arabistan’ın verdiği esas mesajı gözden geçirerek ulaşılabilir. Suudi Arabistan sadece İslamiyet’e dair katı Selefi anlayışını değil, halkının yaşam tarzını, sanatını ve kültürünü de yansıtmalı.
Mahmoud Pargoo/Al-Monitor