Alimlerden bir grup tarafından başlatılan Caferi Çalıştayı konusunu çeşitli açılardan değerlendirmeye çalıştığımız önceki yazılarda toplumumuzun kültür,ekonomi, eğitim-öğretim ve medeni kurumlar sahalarında alt yapısını oluşturmadan başlatılacak hazırlıksız girişimlerin yarardan çok zarar vereceği üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise siyasal yapılanma üzerinde durarak değerli okuyucuların yorumlarıyla yapacakları katkılarla çalıştay konusuna ayrı bir açıdan yaklaşmaya çalışacağız.
Şia toplumunun siyasal yapısı mercek altına alındığında, yapılanma sürecini gerektiren alanlardan birisinin de siyasal sahada olduğu ortaya çıkmaktadır.
Siyasi olayları, toplumsal gelişmeleri analiz etmede ve toplumun siyasal yapısının nasıllığını tahlil etmede en önemli etken, olaylara hangi perspektiften bakıldığıdır.Bu alanda dikkate alınması gereken meselelerden biri şüphesiz siyasal kapasitedir. Mevcut durum analiz edildiğinde şu gerçek ortaya çıkmaktadır;
a) Bazıları köy, şehir/ bölgesel siyasi analiz kapasitesine sahiptirler; muhtar, kaymakam,belediye başkanı, vali, milletvekili olmaktan daha üst seviyede analiz yapamazlar. Sadece bulunduğu şehirin sorun ve problemlerini idrak edebilir. Bu merhalede olanlar Güneşin sadece bulundukları bölgeye doğduğunu düşünür dolayısıyla ufkunun kapasitesince istifade eder güneşten, bu miktarda görüş belirtebilirler.
b) Ülke ve komşuları içine alan coğrafya miktarında siyasi görüş belirtebilirler; başbakan, meclis başkanı, cumhurbaşkanı, dışişleri bakanı, elçi vs. Güneşten sadece kendi ülkesine doğup battığı miktarınca istifade eder, bunların ufku sadece güneşi gördüğü miktardır. Sadece bulunduğu coğrafyanın siyasal olaylarını anlayabilir ve hakkında görüş belirtebilir.
c) Küresel ve evrensel düşünebilen, ufku zamanlar ve coğrafyalardan daha geniş olanlar. Güneş bunlar için 24 saat vardır ve hep aydınlatır, uykuda olan güneşten istifade edemez, bunlar devamlı uyanıktırlar ve devamlı güneşin nurundan yararlanmaktadırlar.
Tevhidi dünya görüşüne sahip bir müslüman her üç alanda da vazife ve görevini bilir, haddini ve seviyesini aşmaz.
Birinci derecede olan ikinci dereceye girmeye kapasitesinin yetmeyeceğini bilerek bulunduğu alanda görevini yerine getirmeye çalışır, bu sınırı aşarsa zararlı olacağının bilincindedir.
İkici aşamada olan da, birinci dercenin kendisine yeterli gelmediğini ve o alan ile yetinmemesi gerektiğini, bu derecedeki görevini yerine getirmesi gerektiğini anlar. Haddi aşmaması gerektiğini ve kapasitesinin buna elverişli olduğunun bilincindedir. Bu alanda bulunan birisi küresel ve evrensel düşünemiyorsa, ufku evrensel değilse küresel konularda görüş belirtmemelidir aksi takdirde topluma ve inandığı değerlere zarar verir.
Üçüncü derece de olan birisi ise hizmetten kaçamaz ve vazifesini yerine getirmek için kınayanların kınamasına aldırış etmeden ilahi yolda mücadelesini sürdürür.
Camiamızın, tarih boyunca siyaset alanında etkin olamadığı, mustakil bir siyaset ortaya koyamadığı inkar edilemez bir gerçektir. Çünkü;
1- Camiamızı bu alanda yönlendirecek ‘siyasal bilimler’ dalında uzmanve bunu mektep inancıyla yoğurmuş siyasetçiler çıkmış değildir.
2- Alimlerimizin ise zamanında halkın ihtiyacı oranında eğitim-öğretim görmekle yetindikleri ve siyasal alanda gelecekte toplumu yönlendirecek birikimden yoksun oldukları gözden kaçmamaktadır. Bu durumun sebeplerinin neler olduğu konusunun ayrı bir alanda incelenmesi gerekir. Geçmişte alimlerimiz için şartların kısıtlı olduğu ve realitede bunun mümkün olmadığı veya zaruretinin hissedilmediği herkesçe bilinen bir gerçektir.
3- Bundan dolayı hep çeşitli siyasi partilerin şemsiyesi altında halkımıza hizmet sunulması tercih edilmiştir. Bu siyasi partilerle çalışmanın avantajları/ getirileri olmasıyla birlikte götürüsü daha fazla olmuştur. Çoğunlukla Ermenistan, Azerbaycan ve İran gibi komşulardan olumlu veya olumsuz etkileşimin olduğu ve Kürtlerle çevrili hassas bir bölgede bulunmamız da şimdiye kadar bağımsız/mektebi bir siyasi çizgi oluşturulmasını zorlaştırmıştır.
4- Sonuçta zarar gören hep toplumumuz olmuştur. Egemen güçlerin, siyasal partilerin hedefleri uğruna etrafımızdakilerin hepsiyle düşman edildik, şimdi bizi düşman edenler, açılım sürecini başlatmış durumdalar. Küresel siyasal gelişmelerin bir parçası olarak politikacılar, yazar-çizer takımı ve medya Ermenilerle barış yollarını arıyorlar. İnkar edilmesi imkansız köklü ve tarihi bağlarımız olan İran’a halkımızı düşman edip din, inanç ve mezhep merkezimizden bizi koparmaya çalıştılar. Taklid ettiğimiz Müctehide hakaret ettirdiler. Kürtlerle aramızda yapay düşmanlıklar icat ettiler. Ve şimdi kendileri Kürt açılımıyla ortaya çıkıp günah çıkarıyorlar.
5- Siyaset alanında “Küresel siyaset döneminin” yaşandığı günümüzde küçük ödünlerle mutlu olmak, basit bazı kazanımlarla yetinmek hala siyaset arenasında küresel düşünemediğimizi ortaya koymaktadır.
Peşinden gidilen politikacıların bizlere kazandırdığı bunlardır.
6- Son yıllardaki gelişmeler, alimler ve siyasetçilerimizin siyaset arenasında at koşturamak için gerekli donanıma sahip olmadıklarını göstermiştir. Şiilerin yoğunlukta olduğu Iğdır ve Kars bölgelerindeki genel ve yerel seçimlerdeki sonuçlar bunun aktif politikadaki bariz bir örneğidir. Kaybedince, herkesin birbirini suçlaması sorunu çözmüyor, mektebin siyasal doktrinini bilmediğimizi kabul edelim artık. Sebeplerinin iyice analiz edilmesi gereken bu durum aktif politikada sadece birer örnektir. Ama asıl sorun, siyaset alanında dinamiklerin yokluğu, gerekli kurum ve kuruluşlardan yoksun oluşumuzdur.
7- Tarih boyunca bölgemizin durumu gözönünde bulundurulduğunda o bölgede yaşayanlar için başka seçenek olmayabilirdi ama şialar artık sadece o bölgede yaşamıyor ve sadece Azerilerden de oluşmuyor.
Mevcut durum, siyasal bir yapılanmaya gitmeyi zaruri kılmaktadır. Özellikle bu çalıştay konusunda alimlerin siyasal taammüllere dikkat etmedikleri görülmektedir.
Siyaset alanı mayın tarlasına benzer. Yanlış karar verildiğinde mayına basılacağı kaçınılmazdır. Bu ise telafisi zor durumların ortaya çıkmasına, toplum önderlerinin yıpranmasına ve girilen bataklıktan çıkmak için bazı çevrelere tavizler verilmesine yol açabilir…
Siyasal yapılanmak demek, devlet yıkmak, devlet kurmak değildir. Ükeyi bölüp parçalamak değildir. Ülkenin birlik bereberliğine ve bütünlüğüne zarar vermek değildir. Farklı bir mezhebe sahip olmak da bunu gerektirmez. Aşağılık kompleksi veya korku psikolojisiyle de “biz bu ülkenin asli üyeleriyiz”, “bu vatanın asıl sahipleriyiz”, “bizden bu vatana zarar gelmez”, “biz azınlık değiliz” gibi sözleri sarf etmek, mektebi siyasi çizgiden uzak olmanın alametidir. Yoksa bu ülkede yaşayan, kendisini bu vatanın bir ferdi gören, bu ükeye hizmet için mücadele eden herkes; hangi inanca sahip olursa olsun, hangi milliyete mensup olursa olsun, bu toprakların gerçek sahibidir. Ve herkes kendi alanında hizmetini sürdürmelidir. Ülkeye, topluma ve mektebe hizmetini sunanlar, kimseye bu yolda iyi görünmek ve hesap vermek zorunda da değildir.
Siyasi yapılanmadan maksat; İmamların siyasal hayatlarının nasıl olduğuna bakmak ve onların takip ettiği yolu takip etmektir. Masum imamların bizlere bıraktığı, sosyal ve siyasal alanlardaki 12 mükemmel doktrin iyi analiz edilmelidir. Bu doktrinlerin genelinden anlaşılan şudur; olaylar analiz edilirken:
a) Olayları vatandaş olma, ülkenin bir ferdi olma açısından değerlendirmek ve görevini yerine getirmek,
b) Olaylara dünyaya hakim küresel siyaset perspektifinden bakmak, ona göre görüş belirtmek,
c) Etrafımızda olup bitenlere ve bizi yakından ilgilendiren gelişmelere Velayet/ İmamet düşüncesiyle yaklaşmak ve vazifenin ne olduğunu tesbit etmek.
Toplumumuzda siyasal yapılanma gerçekleştirilmelidir. Siyasal dinamikler, siyasal alanda aktif olacak sivil kurum ve kuruluşlar oluşturulmalıdır. Aksi takdirde yetenekli-yeteneksiz, salahiyetli- salahiyetsiz herkes bu alana girecek, kendisini ve toplumu yerel ve küresel güç odaklarının elinde oyuncak olmaktan kurtaramayacaktır.
Ana hatlarını açıklamaya çalıştığımız bu siyasal yapılanmanın nasıllığı üzerinde mustakil bir çalıştay oluşturmak gerekir