Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye - Suriye gerginliğinin akasında İran-Amerika savaşı var. İran stratejik ortaklığı olan Suriye’yi koruma peşinde ve hertürlü desteği veriyor, “düşmanımın düşmanı dostumdur” gereği Suriye’nin Filistin davasındaki antisiyonist duruşu karşılığında kendisine destek veriyor, bundan sonra da verecektir ve vermelidir de. Çünkü Suriye’den istenen, İran ile stratejik ortaklığını kesmesi, Hamas ve Hizbullah’a destek vermemesidir, aksi takdirde Arap baharının rüzgarının akımına uğrayacağıdır.
Amerika Büyük Ortadoğu Planını uygulamakta ısrarlı ve Türkiye gibi sağlam bir müttefiki elden vermeyecektir. Türkiye de müttefiklerinin isteği doğrultusunda hareket edecektir; Amerika ve İsrail ile olan bağlarını bir kenara atamaz. Türkiye dostu ve müttefiki Amerika ve İsrail ile ilişkilerini hiç bir İslam ülkesi için özellikle de İran için tehlikeye atamaz ve atmayacaktır da. Dolayısıyla Türkiye-Suriye kavgasının asil aktörleri henüz sahneye çıkmış değiller.
Ne şiş yansın ne kebap misali herkese mavi boncuk dağıtan köşe yazarları ilkeli olmalı ve kime hizmet ettiklerine dikkat etmelidirler. Herkesin safını belirleme zamanı gelmiştir. Batı yanlısı politikacılar, yazarlar ve aydınların safı ve hattı bellidir, acaba müslüman yazarların da safi belli mi?
Sayın Davutoğlu’nun Suriye’ye ziyareti de bu minvalde değerlendirilmelidir. Şam tatlısı beklenenden daha keskin cıktı. Bu ziyeretle ilgili bir kaç noktaya işaret edelim.
1-Sayın dışişleri bakanının israrla dediği : “ Biz sadece ve sadece Türkiye'nin mesajlarını ilettik”, sözleri müttefiklerin mesajının cevabının olumsuz olduğu kokusu veriyor. Şam’a giderken, içten başbakan ve cumhurbaşkanının mesajlarını, dışdan ise AB ülkelerinin ve Amerika’nın mesajlarının taşıyıcısı olmanın gururu ile Şam’a uçan sayın dışişleri bakanı nedense dönünce ilk açıklamasında sadece Türkiye’nin mesajını götürdüğünü açıklıyor, bu düşündürücü değil mi?
2- Beşar Esad, PKK kartını kullanmış olacak ki, sayın Davutoğlu söyle diyor: “Terörle mücadelede etkin olunmasının yolu, teröristle sivil halkın ayırt edilebilmesinden geçer. Sivil halka uygulamalar çağdaş olmalıdır. Esad konuşma esnasında, “bir takım militanların ülkeyi etkisiz hale getirme çabası içinde olduğunu vurguladı”....
Belli ki sayın Davutoğlun’a Suriye’deki olayların halk ayaklanması olmadığı, ülkeyi kaosa sürklemek isteyen dış kaynaklı silahlı teröristler olduğu anlatılmış ve ikna edilmiş ki sayın dışişleri bakanı hamasi söylemler yerine terörist ve sivil halkın ayırt edilmesinden bahs ediyor. Kendisine PKK ile mücadeleleri örnek verilmş sanki.
3- Beşar Esad’ın: “ Terörist grupların peşini bırakmayacağız,” sözleri Şam’dan olayların farklı göründüğünü gösteriyor. Sayın Davutoğlu‘na olaylara bir de Şam gözlüğü ile bakması anlatılmış olmalı ki Davutoğlu ihtiyatlı konuşuyor: "Görüşmede, teröre karşı mücadelede sivil halka karşı kullanılmaması gereken yöntemler açık ve şeffaf bir şekilde tartışılmış, konuşulmuştur." “Somut şekilde konuları ele aldık. Görüşme soyut olmadı, somut olarak Türkiye’nin görüşleri, talepleri ve beklentileri tarafımızca Esad’a anlatılmıştır. Kendisi de kanaatlerini paylaşmıştır. Esad’dan, “evet haklısınız, halka şiddet uygulamayacağız, ayaklananların hakkını vereceğiz” gibi cevaplar bekleyen Davutoğlu, Suriyede kargaşa çıkaranların terörist olduklarını kabul etmek zorunda kalmıştır.
4- “Suriye'nin reformlara devam etme konusunda kararlı olduğu belirtilirken, dost ve kardeş ülkelerin yardım tekliflerine de açık olunduğu ifade edildi.” Beşar Esad’ın bu atağı Türkiye’nin birkez daha fevri davrandığını ortaya koyuyor. Esad büyük bir alicenaplıkla buyurun reformlarla ilgili planınız, projeniz, öğretiniz varsa sunun almaya hazırız. Teröristlere destekle, onlara silah sağlamakla, onları medya aracılığıyla desteklemekle komşuluk ilişkileri olmaz demeye getiriyor, sayın Esad.
Türkiye aslında Suriye’nin nabzını yoklamış oluyordu. Suriye, “uzlaştırmaya geldiyseniz boşuna uğraşmayın teröristle uzlaşmayız, sizin uzlaşmadığınız gibi, Amerika’nın müdahelesi sözkonusu ise saldırsın Ortadoğu savaş gölüne döner” dercesine “Terörist grupların peşini bırakmayacağız”, diyor.
Korkunun ecele faydası yok asıl aktörler ortaya çıkınca, İran- Amerika savaşı kaçınılmaz olacaktır. Asıl önemli olan Türkiye’nin hangi safta yer alacağıdır, eksi Türkiye olsaydı cevap vermek zor olurdu ama AKP hükümetli Türkiye kesin müttefiklerinin yanında yer alacaktır. İran’ın Suriye’yi kendi kaderine terk etmesi büyük bir hata olacağı gibi Türkiye’nin de Amerika ve AB’nın yanında yer almamasını beklemek büyük hata olur.
Abdullah Özgür