Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Taraf gazetesi yazarı Ayşe Hür, dün kaleme aldığı "Ama hangi Kuran’ı esas alacağız" başlıklı makalesinde bir skandala imza attı. Bilimsel tarihçilik iddiasında bulunan Ayşe Hür'ün yazısı, Kur'an üzerine araştırma yapan oryantalistleri bile güldürtecek türden...
İslam'ın ilk dönemlerinde farklı sahabilerin ellerinde bulunan mushafları farklı Kur'an gibi yansıtan Ayşe Hür, vahiy katipleri hakkında verdiği bilgi ise tamamen uydurma bilgilerle dolu. "Sayıları 40’a kadar çıkarılan bu kâtiplerden İslami kaynaklarda adı en çok tekrarlananlar Yunanlı Bel’am, Yaiş, Yemenli Cebr, Yessar, Addas, İman, İranlı Selman (Selman-ı Farisi), Yahudi Bahira, Verka, Abdullah İbn-i Selam" diyen Ayşe Hür, biraz bilimsel araştırmacılık yapmış olsaydı bu isimlerin çoğunun bırakın vahiy katibi olmayı, uydurma isimler olduğunu rahatlıkla görecekti. Ayşe Hür, Bel'am'ın ne manaya geldiğini ve bunun yanı sıra Yahudi Bahira, Verka, Yessar, Yaiş, Addas, Yemenli Cebr ve İman'ın kim olduğunu umarız yeniden araştırma zahmetine katlanır.
İstanbul Kur'anı, Semerkand Kur'anı, Kahire Kur'anı ve TİEM Kur'anı hakkında da yanlış bilgiler aktaran Ayşe Hür, bu konuda araştırmasını tamamlamadığını iddia ettiği Prof. Dr. Tayyar Altıkulaç'ın ismini zikrederek yine büyük bir taşa tosluyor. Halbuki 2007 yılında tüm tarihi el yazması mushaflar üzerindeki araştırmasını tamamlayan Altıkulaç, kendisiyle yapılan bir röportajda "Mushaflar arasında fark yok" dedikten sonra şunları kaydediyor; "13 asır önce yazılmış Mushaf’larla bugün okumakta olduklarımız arasında çelişkili bir durum ortaya çıkacak mıydı? Ben bu heyecanı çalışmam süresince yaşadım. Ancak gördüm ki, asırlar önce, hem de birbirinden çok uzak coğrafyalarda yazılmış Mushaf’larla bugün elimizdekiler arasında hiçbir fark yoktur. Bir araştırmacı için bundan daha ilginç bir şey olabilir mi? Bir Müslüman için bu sonuçtan daha büyük bir huzur ve mutluluk düşünülebilir mi? Bunu zaten biliyorduk. Ama elde çok eskilerden, asırlar öncesinden bize ulaşmış somut örnekler, yani yazılı vesikalar üzerinde çalıştığımız zaman ortaya çıkacak sonuç ne olacaktı? Bu çok eski nüshalar üzerinde yapılmış hiçbir çalışma olmamıştı. Bu nüshalar hakkında yazıp çizenler onların birkaç yaprağı üzerinde göz gezdirmekten başka bir şey yapmamışlardı. Baştan sona kadar onları kimse okumamıştı. Ya da biz böyle bir şeyden en azından bilgi sahibi değildik. Çok şükür, büyük sorumluluğu olan bu iş fakire nasip oldu. Lehü’l-hamd ve’l-minne.”
Röportajda Osman Mushafı'nın IRCICA tarafından tıpkı basımının yapıldığını söyleyen Altıkulaç, Semerkand ve Kahire mushafları başta olmak üzere diğer el yazması mushafların da İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) tarafından basıma hazırlandığı ifade ediyor. Prof. Dr. Altıkulaç, "tüm mushaflar basıldığında insanlar mushaflar arasında bir farkın olmadığını rahatlıkla görecek" dedi. IRCICA sitesinde yapılan açıklamada ayrıca, Yemen’de bulunan ve Hz. Ali’ye nisbet edilen nüshanın edisyon çalışmaları devam etmekte olduğunu ve bu mushafın da kısa süre içerisinde yayımlanmasının planlandığı belirtiliyor.
Ayşe Hür'ün Sana mushafı hakkında verdiği yanlış bilgiler, 2000 yılında Radikal gazetesi tarafından da haberleştirilmişti. Radikal gazetesinin 16 Ağustos 2000 yılında yaptığı habere cevap ise, Kur'an-ı Kerim üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan ünlü İslamcı yazar Dücane Cündioğlu tarafından Yeni Şafak gazetesinde "Radikal özür dilesin" başlığıyla verilmişti.
Ayşe Hür'e önerimiz, bu tür yalan-yanlış bilgileri biraraya getirip aktaracağına, bu konuda ciddi manada araştırma yapmak istiyor ise oturup Oryantalistlerin bu konudaki son çalışmalarını ve ayrıca yine bu konuda çalışmalarına katkı sunacağını düşündümüz ünlü Müslüman düşünür Muhammed Mustafa el-Azami'nin İz Yayıncılık tarafından Türkçe'ye kazandırılan "Kur'an Tarihi" adlı kitabını okumasını salık veriyoruz.
Taraf gazetesi yazarı Ayşe Hür, ayrıca yazısını yine şu yanlış cümlerle sona erdiriyor: "Bu tarihçeye bakılırsa, bugün İslam ülkelerinde kullanılan ‘Resmî’ (Standardize edilmiş) Kuran’ın (ki 1920’de Kahire’deki El Ezher Üniversitesi tarafından kaleme alındı) Osman’ın Mushafı’yla değil ‘harfi harfine aynı’ olduğunu, bu tarihçeyi bilenlerin kabul etmeye razı olduğu gibi, ayetlerin sırası ve içeriği açısından aynı olduğunu iddia etmek, ancak ‘iman’la mümkün, yoksa ‘bilimsel açıdan’ mümkün değil."
Bugün İslam ülkelerinden kullanılan resmi Kur'an'ın 1920 Kahire'deki el Ezher üniveristesi tarafından kaleme alındığı gibi bilimsel olmayan bir bilgiye sığınan Ayşe Hür'ü 1920 öncesi İstanbul dahil tüm mushafları incelemeye davet ediyoruz. Bu son cümlesinin de imani değil 'bilimsel açıdan' ne kadar akıllar ziyan olduğunun farkına varacağını umuyoruz.
Ramazan ayında bu tür "bilimsel açıdan" elle tutulur hiçbir yanı olmayan bir yazı yazmaya Ayşe Hür'e hangi saikin sevkettiğini bilmiyoruz ancak bildiğimiz tek şey var: O da Ayşe Hür'ün herkese bir özür borcunun olduğu...
Bu arada, Ayşe Hür'ün Kur'an hakkında yaptığı bu basit araştırmanın benzerini Tevrat veya İncil hakkında yapmış olsaydı acaba Batı üniversiteleri konuyla ilgili ne açıklama yapardı doğrusu merak ediyoruz?