12 Şubat 2012 - 05:44

Allah’ın adıyla Davutoğlu apartopar gittiği Amerikadan Suriye’deki katliama sessiz kalmayacaklarını ve yaptırımlar için Türkiye’nin hazır olduğunu yeniden yüksek sesle ifade etmiş. Ama daha 3 gün önce Davutoğlu Amerika’ya gitmeden önce “Askeri müdahele bölge için felaket olur” demişti…

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye’nin siyasi gen haritasını çözmek için heralde artık ciddi bir bilim adamına başvurma zamanı geldi geçiyor bile.. çünkü bize üniversitede okutulan siyaset teorileriyle bunu çözmemiz artık mantık dışı gözüktüğü için ve bütün teorilerin de üstünde bir karmaşıklık sergilediğimiz için artık kendimizi tanımamız mümkünsüzleşti. Doluya koyuyoruz almıyor, boşa koyuyoruz dolmuyor (1 sene önce öğrendiğim bu Türk atasözünü ilk defa Türkiye için kullanmam çok acı oldu doğrusu). Singer’in data bankasına malzeme bile olmaya değmez bir konumdayız şu anda. Müslümanlara karşı Amerika ile İslamîleştirilmiş bir Westphalia Anlaşması yapıyoruz sonra ertesi gün çıkıp olmaz böyle şey deyip soğuk savaş enstitülerinin çizgisine kayıyoruz. Daha mutlak savaş ile gerçek savaş arasındaki ayrıma vakıf olmayan dışişlerimiz gâh Makyavell takılıp, ardından Snu Tzu 'laşıp diplomasiyi savunuyor. Yine bukelamun moduna geçtik, herşeyi tek bir kabloya bağlama yeteneğimiz sıfırdı artık ayarı bozulmuş bilgisayarlar gibi davranmaya başladık. Paradigmalar arasında cambazlık yapmaktan sıkılmayan Türkiye, tümden mi geleceğiz, tümemi varacağız diye kafası karışık bir durumda ne realizmi becerip pragmatist davranıyor, ne de İslamî duruşu seçip İlahî emirlere uyuyor.

Sen aylardır yemeden içmeden Amerikalı Patriotlar gibi total bir savaşa çanak tut, ardından ışığı görünce arkana bakmadan kaç. Sonra yine kaçtığın yolun en kestirmesinden yaptırımların nasıl olması gerektiği hakkında ultimatom almak için soluğu yine Amerika’da al. Ne dış politikamız iç politikamızla, ne de siyasî duruşumuz İslamî kimliğimizle bağdaşmayan “bağlantı teorisini” altüst edecek nitelikte IQ muz yerlerde bir tutum sergiliyoruz. Devlet ve birey arasındaki ilişkimiz irtifâ kaybederek underground seviyeye inmişti zaten, uluslararası düzeyde ise öyle bir türbülans yaşıyoruz ki evlere şenlik, parametreler iflas etmiş…hiçbir konuda Neo’cu olmayı beceremediğimiz gibi, İslamî değerlerimizden de kopuşumuzu dahi farketmeden iletişim toplumlarına uzaylıymışız da ilk defa dünyaya inmişiz gibi davranıyoruz.

Bu parametre kaybını bir tek biz yaşamıyoruz elbette. (Sünni dünyasının fosilleşmeye yüz tutmuş müzmin salgını!). Birleşik Arap Emirlikleri Polis Teşkilatının başında olan Korgeneral Dahi Khalfan, üstüne vazife olmayan bir açıklama yapmıştı birkaçgün önce ve “Müslüman Kardeşler İran’dan daha tehlikeli” demiş. Teorisinin gerekçesi ise teorinin kendisinden hem daha komik hem de bizim bağlantısızlığımızdan daha afilli bir dozda: “ Çünkü İhvan, Körfez yöneticilerinden nefret ediyorlar, çünkü Körfez ülkeleri şeriatını Hanif din olan İslam’dan almıştır, barışçıl bir karaktere sahiptir. İhvanın şeriatı ise dış kaynaklıdır ve yönetimi ele geçirmek istemektedir”.

İran hakkındaki söyledikleri ise deli saçmasına yakınlıkta bir dozda seyretmiş. Türkiye’nin bağlantısızlığa bağladığı son dönemde, aşağıda yazacağım açıklamalarıyla Birleşik Arap Emirlikleri bizi adeta safdillikte sollamış. Khalfan sözlerine şöyle devam etmiş: “ İran, Saddamı deviremedi ama Amerika ona yardımcı olunca ancak devirebildi. İran devrimini ihraç etmekte aciz kaldı ama Amerika ona yardımcı olunca ancak devrimini Körfez ülkelere ihraç etmeyi başardı. İran yıllarca Müslüman dünyasını şii-sünni cephelerine ayırmaya çalıştı ama ancak Amerika ona yardımcı olunca başarıya ulaştı. Amerika bölgedeki sorunlarla yaşayan bir ülkedir ve dün dost olduğu bir ülkeyi, çıkarları bunu gerektirdiğinde düşman ilan edebilir, aynı İran’da olduğu gibi..”

Nasıl yani? Ben yanlış okumadım değil mi? Şimdi Amerika, Saddam'ı İranla birlikte mi devirdi diyor bu zavallı? Amerika’nın İran’ı Irak’a karşı desteklemesi demek, kendi ipini kendi çekip intihar etmesi demektir. Bu deli saçması teoriyi bir de çıkıp uluslararası arenada söylemek ise çok ama çok komedi olmuş. İdeolojisi ve çıkarları arasında sıkışıp kalmış ve kafası iyice karışmış bir Sünni dünyasına hadi bağışıklık kazandık ta, İran’ı da kendileri gibi görmeleri çok trajikomik olmuş vesselam.

Amerika’nın Araplara söylemeye cesaret edemeyip Türkiye gibi biraz deli cesaretine sahip, biraz da kof bir dinî yapıya mensup yeni nesil liberal Sünni kimliğiyle bölgede sivrilen bir ülke olmamız hasebiyle “laiklik” distribütörlüğü görevini elimize tutuşturup çiçeği burnunda liberalliğe gelin gitmeye zorlanan Arap ülkelerine “Laik sistem en güzel sistemdir haa!” mesajını sağ salim ulaştırmamız başarılı olmaktan çok komik olmaya daha yakındı. Sayın Khalfan da bize "X Large" gelen bir görevi kendine layık görmüş olacak ki, “Müftülerin ve din adamlarının siyasetle uğraşmaması ve devlet işlerine karışmaması gerekir” diye sözlerini laik mesajlarla desteklemiş. Amerika aklı sıra laiklik mesajları bir Araptan gelirse belki daha “hodemoni” (bizden birisi) olur sanmış heralde…

Nasreddin Hoca’nın ya tutarsa teorisi İran karşısında çaresiz kalan Conilere pek cazip gelmiş belli…Ama yine olmamış be kuzum! Senaryo dökülüyor..oyuncular pek gariban.. Hem bölgede İsrail çıkarlarının dini olarak koruyuculuğunu üstlenen Tantavi’nin yerini aratmayan Kardavi hocamız da mevcut, o yetmedimi size de asker asıllı şaklabanlara dini fetvalar verdirterek olayı iyice komik hale getirtiyorsunuz.

Kardavi dün, yine mevkisine ve bilgisine yakışır fetvalar vermeyi ihmal etmemiş. Rusya ve Çin malını almayı haram kılıp bu ülkelerden gelen bütün ürünleri boykot etmesi için İslam dünyasına çağrıda bulunmuş. Nedense bu kelli felli Sünni alimler bu kadar cüretkar fetvalarını 1948 yılında İsrail devleti kurulduğundan beri Batı aleyhine vermeyi beceremediler. Ama söz konusu İsrail ve Amerika çıkarları olunca dini fetva açısından en son merci olan asker takımı bile bu işe kolları sıvıyabiliyor.

Hz. İbrahim babasının karşısında durmuş ve ibadet ettiği putlardan kendisinin beri olduğunu korkusuzca haykırmıştı. Kurani bildiriler insanlığın yaşadığı bir takım sorunlara karşı ne yapması gerektiği hususunda yol göstericidir. Kardavi’nin oğlu Abdurrahman da Sünni dünyasının ruhani liderlerinden olan babasından ve Mübarek Mısır'ının Filistin politikasından beri olduğunu Mayıs 2009 da Lübnan’da beni derinden sarsan ve ağlatan kasidesi ile ilan etmişti. Babası dahil İsrail ve Batı ile işbirliği içinde olan bütün liderleri yerden yere vurmuş, onlardan berî olduğunu, onlar gibi köle ve hain olmadığını ilan ederek şu cümlesiyle kalpleri 12 den vurmayı başarmıştı:

فما كان ذنبي اذا كان شيخ القبيلة ندلا Kabile lideri alçaksa benim suçum nedir söyleyin?

İroninin trajedi ile buluştuğu en keskin yer olan Sünni dünyası kabuk değiştirmek için çırpınıyor..bir yanda asırlar önce kaybettiği onuru ve İslami bilinci, diğer yanda ağır basan ve ne doyurup ne de aç bırakan (Gaşiye Suresi-7) bir zehiri içmeleri için baskı yapan ve elinden gelen bütün taktik ve oyunları kullanan Batı hegemonyası…Türkiye, Müslüman bir ülke olarak Allah’a vereceği bütün sınavlarda kaldı. O da biliyorki, herkes biliyorki ve Allah biliyorki Suriye sadece ucuz bir bahane, Suriye sadece satranç tahtasında Şah’a giden yolda duran basit bir kale. Vezir Hizbullah, hedef ise İran..Amerika'nın "Şahmat" deyip bölgeyi köle pazarına çıkarmasına çeyrek kala, İran ve Hizbullah Müslüman olmayan Çin’in ve Rusya’nın hâmîlîğine mi kalacaktı?

Abdullah Kardavi’nin Nasrallah’a hitaben yazdığı kasidesinde Nasrallah'ın sözleri bu iç çekişimize o kadar güzel yanıt veriyorki:

Şair, Seyyid’e (Nasrallah) bakar ve asasının bütün yılanları yediğini görür ve ona hayretle çığlık atarak derki: Firavun (Kafirler) sihirbazlar (Zalim Müslümanlar) olmadan muvaffak olamaz! Bu çaresizce sarfettiğim çığlığa Seyyid’den cevap gelir: “ Sihirbazlar da Firavun olmadan muvaffak olamazlar!”…Peki o zaman Mübin (apaçık) zaferlerle gelen, Müslümanları koruyan ey Seyyid, söyle nasıl olması lazım? Dediki :” Putları elinle dikme ki onları yıkmak zorunda kalmayasın”..Durdum ve yine sordum: “Benim ülkemdeki ordular senin ülkendeki ordundan daha kuvvetli ve donanımlı olmasına rağmen söyle ey sevgili neden yeniliyor?” Dediki: “Unutma ki boğulanların çoğu yüzücülerdi, yeryüzünün korkaklarının çoğu da güçlü kuvvetli kaslı vücutlara sahiplerdi”…

Kaynaklar:

http://www.aljazeera.net/NR/exeres/EC052CEB-B53A-4FB8-8F19-389F3C8F2AE6.htm?GoogleStatID=1

http://www.qaradawi.net/component/content/article/5551.html

http://www.youtube.com/watch?v=x3TBWRgdx6E

http://www.youtube.com/watch?v=KbE1GBxZD9g

http://www.youtube.com/watch?v=D3B6WFsKONw&feature=related

http://iraq.iraq.ir/vb/showthread.php?t=110620&page=1 

 

Betül Hanzala