Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İstanbul ve Bağdat'ta gerçekleşen ilk görüşmelerin ardından müzakerelerin üçüncü ayağı Moskova'da yapılması kararlaştırılmıştı. İran ile batı arasındaki müzakereler iki eksen üzerinde devam ediyor. İlk eksen İran ile UAEA arasındaki teknik konular ve bu bağlamda sağlanan anlaşmalardır. İkinci eksen ise İstanbul ve Bağdat müzakerelerinin devam etmesidir. Ancak müzakerelerin başarılı olması bir kaç etkene bağlıdır. Bunlardan biri, Batı'nın İran'ın nükleer meselesinde mantıksız tutumlarından ve İran'da uranyum zenginleştirme çalışmasının durdurulması üzerinde ısrar etmesinden vaz geçmesidir. İran, İstanbul ve Bağdat müzakereleri arasında geçen sürede sürekli iyi niyetle ve müzakereleri ilerletme çerçevesinde adım atmıştır. Gerçi şu ana kadar müzakerelerden somut bir sonuç elde edilemedi, lakin yine de iki tarafın İstanbul müzakerelerinde mutabakata vardığı gibi bu hareketin karşılıklı adımlara göre sürdürülmesi gerekir. İran'a göre batının İran'ın nükleer hakkına saygı duyması, İran milletinin güvenini kazanmasına yardımcı olacaktır ve Moskova müzakereleri bu açıdan önem arz etmektedir. Buna karşın batının mantıksız talepleri üzerinde ısrarı etmesi ve yaptırım ve askeri tehdit gibi eskiden izlediği yanlış yöntemleri izlemesi hiç kuşkusuz müzakereleri yeniden çıkmaza sürükleyecek etkenlerdir. İran 5+1 ile yeniden müzakere masasına oturmayı olumlu karşılamış, lakin NPT çerçevesindeki hakkının asla pazarlık konusu olamayacağını ve her türlü müzakerelerin karşılıklı hakların tanınmasına göre yapılabileceğini vurgulamıştır.
Bu yüzden Moskova zirvesinde ancak tarafların müzakerelere olumlu yaklaştığı takdirde sonuç alınabilir. Bu çerçevede Clinton'un İran'a karşı tehditkâr bir edebiyat kullanması, şimdiden çıkmaza giren bir yöntemdir. Şimdi İran'ın tüm faaliyetleri UAEA gözetiminde yürütüldüğü bir sırada Amerika'nın nasıl pratik adım beklediğini sormak gerekir. Aslında Clinton'un son açıklaması bir kez daha Amerika'nın eski mantıksız tutumu üzerinde ısrar ettiğini gösteriyor. Oysa NPT üyesi olan ülkelerin barışçıl nükleer enerjiden yararlanma hakkı ortadadır.