7 Eylül 2012 - 19:30

Patrick Seale’e göre Türkiye, “komşularla sıfır sorun” çizgisi yerine bugün hemen hemen her cephede ağır sorunlarla kuşatılmış durumda. Kaçınılmaz olarak Ahmet Davutoğlu’nun yıldızı söndü. Artık büyük stratejist olarak değil, varlık mücadelesi veren amatör bir siyasetçi olarak görülüyor.

“Arap Baharı” hiç kuşkusuz tarihe, Arap halklarının zulümden kurtulması sürecinde önemli bir an olarak geçecek. Fakat bu süreç, siyasi altüst oluş süreçlerinin çoğunda olduğu gibi, bir dizi talihsiz ve büyük ölçüde öngörülmeyen sonuçlar getirdi.

Mısır, Tunus ve Yemen ekonomileri ciddi zarar gördü; Suriye’de devam eden iç savaş ağır – ve giderek artan – sivil ölümleri ve maddi yıkımla sonuçlandı; Libya’da Muammer Kaddafi’nin devrilmesi sonrasında, İslamcı grupların desteklediği isyancı Tuareg’lerin ülkenin büyük bölümünü ele geçirdiği Mali başta olmak üzere Sahel Kuşağı’na şiddet ve kaos yayıldı; bölge çapında, tüm azınlıkların kendisini daha az güvende hissetmesine neden olacak şekilde mezhep gerilimleri yoğunlaştı; Filistin davasına olan uluslararası ilgi çok azaldı ve ABD’den tam destek alan İsrail, toprak ihlallerini rahatsız edilmeden sürdürüyor.

Türkiye de Arap Baharı’nın öngörülemeyen sonuçlarının bir başka kurbanı oldu: Tutkulu Ortadoğu politikası çöktü. İki yıl önce Türkiye, bölgedeki en başarılı ülke olduğunu iddia edebilirdi. Ekonomisi büyük gelişim halindeydi. 2002’den beri iktidarda olan karizmatik başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ülke içinde popülariteye sahipti ve dışarıda saygı görüyordu. Türklerin demokrasi ve İslam kombinasyonu, bölgede model olarak alkışlanıyordu. Akademisyen kökenli bir siyasetçi olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “komşularla sıfır sorun” ilkesi temelinde, barışçıl bir bölge düzenini savunan biri olarak değerlendiriliyordu.

Davutoğlu’nun yeni bölgesel düzeninin temel bir dayanağı, ticari ve siyasi boyutları olan bir Türkiye-Suriye ortaklığıydı ve bu kısa süre içinde genişleyerek Türkiye, Suriye, Lübnan ve Ürdün’ü içine alan bir serbest ticaret bölgesine dönüştü. Bu ülkelerle olan vizeler kaldırıldı. Eş zamanlı olarak Türk inşaat firmaları Suudi Arabistan’da, Körfez ülkelerinde ve Kaddafi’nin Libyası’nda aktif durumdaydı (buradaki yol, köprü, boru hattı, liman, havaalanı ve pek çok diğer alandaki iş sözleşmelerinin değerinin 18 milyar dolar civarında olduğu düşünülüyordu.)

Bu başarılardan güç alan Türkiye, bölgenin en sert çatışmalarından bazılarını çözümlemenin yollarını aramaya koyuldu. Suriye ve İsrail’i müzakere masasına getirmek için çok çabaladı. Brezilya’yla birlikte, İran’ın nükleer programı sorununu çözme yolunda umut verici bir ilerleme gibi görünen adımlar attı. Afganistan’da Türk birlikleri, iyi karşılanan yegâne yabancı birliklerdi ve bu, Ankara’nın Taliban’la anlaşma müzakerelerinde oynayabileceği rolün habercisi gibi görünüyordu. İlave olarak Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin kadim rakibi Yunanistan’la bir anlaşmaya varma ve (Osmanlı Türklerinin Ermenilere karşı acımasız davranışlarının acısını hâlâ taşıyan bir ülke olan) Ermenistan’la en sonunda barış yapma umudu taşıyordu. Hepsinden önemlisi Türk Başbakanı, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ve on binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan uzun ve şiddetli savaşa nihai bir son vermek için Doğu Anadolu Kürtlerine siyasi ödünler vermeye hazır gibi görünüyordu.

Ve sonra bütün bunlar dağılıp gitti. 

Türkiye ve Brezilya’nın İran’la nükleer tesisleri konusunda varmaya çalıştığı anlaşma, Washington tarafından reddedildi. Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik teklifleri sonuçsuz kaldı: Sınır hâlâ kapalı. İsrail komandoları Türk gemisi Mavi Marmara’ya uluslararası sularda saldırıp, İsrail’in acımasız Gazze ablukasını kırmaya çalışan çoğu Türk olan aktivistlerden dokuzunu öldürdüğü zaman Türkiye İsrail’e sert tavır aldı. Fakat İsrail, vahşice davranışı için özür dilemeyi reddetti. Türkiye’nin Yunanistan’la daha iyi ilişkiler kurma yolundaki umutları, Yunanistan’ın ekonomik çöküşüyle birlikte suya düştü. Dahası Türkiye’yle kavga halinde olan İsrail, hızlı bir şekilde Yunanistan’ın ve Rumca konuşulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yardımına koştu ve onu Doğu Akdeniz’deki doğalgaz arama çalışmalarına dâhil ederek, Türkçe konuşulan Kuzey Kıbrıs’ı ve bizzat Türkiye’yi öfkelendirdi.

Ticari cephede, Kaddafi’nin devrilmesi Libya’daki büyük Türk iş sözleşmelerine son verirken, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Arap Körfez ülkeleriyle olan büyüyen iş hacmi, Suriye’deki ayaklanma nedeniyle ticaret yollarının aksamasıyla ciddi darbe aldı. Türkiye’nin İran’la bir dönem dostane olan ilişkileri, Suriye çatışmasında farklı taraflarda yer aldıkları için bozulurken, Türkiye-Irak ilişkileri de, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki özerk Bölgesel Kürt Yönetimi ile olan yakın bağları (Kürt Yönetimi’ne Bağdat’ın hışmına neden olacak şekilde doğrudan Türkiye’ye petrol ihracatı yapmasını sağlayacak tesisler sağlaması dâhil) nedeniyle bozuldu.

Türkiye, “komşularla sıfır sorun” çizgisi yerine bugün hemen hemen her cephede ağır sorunlarla kuşatılmış durumda. Kaçınılmaz olarak Ahmet Davutoğlu’nun yıldızı söndü. Artık büyük stratejist olarak değil, varlık mücadelesi veren amatör bir siyasetçi olarak görülüyor.

Esas dönüm noktası ise Türkiye’nin Beşşar Esad rejimine karşı Suriyeli muhalifleri destekleme konusunda aldığı düşüncesizce karar oldu. Bir darbeyle Türkiye’nin Suriye’yle olan ortaklığı çöktü ve bu, bir bütün olarak Türkiye’nin Arap siyasetini yaraladı. Suriye’deki çatışmayı uzlaşma yoluyla çözümlemeye çalışmak yerine – ki bu gayet mümkündü – Türkiye taraf oldu. Sivil Suriyeli muhalifler için İstanbul’da kalacak yer, Özgür Suriye Ordusu ve diğer silahlı gruplar için ise kamplar sundu. Türk koruması altındaki Suriyeli isyancılar şimdi Suriye-Türkiye sınırı boyunca uzanan yaklaşık 70 kilometre uzunluğundaki bir dar şeridi kontrol ediyor.

Türkiye ve Suriye fiilen savaş halinde. Türkiye’nin isyancılara fon, silah ve istihbarat sağlamasına misilleme olarak, Suriye de Türkiye’de tansiyonu arttırmak üzere PKK’yı - ve Suriye’deki uzantısı olan PYD’yi – teşvik ediyor görüntüsü veriyor. PYD, Kuzey Suriye’de bulunan ve Suriye hükümet güçlerinin kasten çekildiği beş büyük Kürt kentini ele geçirdi. Eğer Suriye Kürtleri, Iraklı Kürtlerin hâlihazırda sahip olduğu özerklik gibi bir şey elde ederse, Türkiye’nin kendi Kürtleri de siyasi haklar ve özgürlükler için daha fazla baskı yapacaklardır. Türkiye’nin doğusunda PKK’nın 28 yıldır sürdürdüğü isyan, geçen Pazar günü 10 Türk askerinin ölümüyle sonuçlanan saldırı gibi askeri hedeflere yönelik saldırılarla canlanmış gibi görünüyor. Kürt militanlığına dur deme mücadelesi, bir kez daha Türkiye’nin en acılı ve yıkıcı iç sorunu haline gelebilir.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu gerçek bir baş ağrısı da, kitlesel Suriyeli mülteci akışı. Seli durdurmak için Türkiye, geçici olarak Suriye sınırını kapadı. Türkiye’deki dokuz çadır kampta barınan Suriyeli mültecilerin sayısının 80 bini geçtiği söyleniyor. Beş yeni kampın inşaatı sürüyor ve unlar 30 bin mülteciyi daha barındırabilir. Türkiye, başka ülkelerin ve uluslararası örgütlerin yardımı olmaksızın 100 binden fazla kişiyi barındırmasının gerçekçi olmadığını söylüyor. Mültecilere ev sahipliği yapmak Türkiye’ye şimdiden yaklaşık 135 milyon Euro’ya mal oldu – ve şüphesiz bu maliyet daha da büyüyecek.

Türkiye Suriye politikasını gözden geçirmeli mi? Washington’un (ve İsrail’in) Tahran ve Şam’a karşı yürüttüğü savaşa katılmak yerine, Ankara’ya adım adım geriye, daha tarafsız bir duruşa dönmesi tavsiye edilebilir. BM’nin yeni barış temsilcisi Lahdar Brahimi, Suriye çatışmasına barışçıl bir çözüm getirme amacındaki zorlu görevinde Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyuyor. Bu, Türkiye’nin Ortadoğu politikasını yeniden kurarak önceki dönemin görkemine dönmesini sağlayabilir. Türkiye acilen, tüm komşularıyla olan ilişkileri üzerine yeniden düşünmelidir – Suriye başta olmak üzere.

Patrick Seale, Ortadoğu alanında çalışan önde gelen bir İngiliz yazardır. Son yayınlanan kitabı, The Struggle for Arab Independence: Riad el-Solh and the Makers of the Modern Middle East (Arap Bağımsızlık Mücadelesi: Riyad el Sulh ve Modern Ortadoğu’nun Kurucuları) (Cambridge University Press) ismini taşımaktadır.

Middle East Online

medyaşafak