Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye ve Lübnan’da büyükelçi yardımcılığı ve Ürdün’de de büyükelçilik görevinde bulunan Muhammed İrani, halen İran Dışişleri Bakanlığına bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde görev yapıyor.
- Suriye’de halen yaşanmakta olan kriz, kimileri tarafından bölgede Arap Baharı olarak nitelenen sürecin doğal bir uzantısı, kimileri tarafından ise dışarıdan müdahale ile yaratılan bir bunalım olarak değerlendiriliyor. Siz, Suriye sorununu nasıl tanımlıyorsunuz?
- Ben, Tunus’ta başlayıp Mısır’a sıçrayan daha sonra da Libya ve Bahreyn’e yayılan ayaklanmaların Suriye’yi de etkilediğine inanıyorum. Başlangıçta halkın taleplerinin bu ülkenin dış politikasından bağımsız olarak siyasal yapı açısından ötekilerine benzeyen bir yönetimden yani tek parti yönetiminden ya da Suriye halkını etkileyen zorlu şartlardan kaynaklandığı söylenebilir.
Bu da doğaldı ve nitekim bazı gösteriler ve itirazlar söz konusu oldu. Ancak bu durum, nihayetinde Suriye ile geçmişten beri siyasi sorunları olan ve hesapları olan tüm grupların, hareketlerin, uluslar arası ve bölgesel güçlerin halkın iktidarının söz konusu olmadığı bu ülkede meydana gelen ortamı istismar etmesi için zemin yarattı.
Tüm bu güçler ve uluslar arası ve bölgesel taraflar da meseleye girmeye ve Suriye’deki gelişmelere müdahale etmeye başladı. Dolayısıyla ben bu olayların başlangıcının diğer ülkelerde olduğu gibi birtakım siyasi şartlardan dolayı meydana geldiğine inanıyorum. Fakat bir müddet sonra yapılan gösterilere halkın çoğunluğunun katılmadığı, düzenlenen gösterilerin Tunus’la ya da Mısır’la kıyaslanmayacak kadar küçük hacimli ve bazı bölgelerle sınırlı olduğu görüldü.
Elbette bu da normaldi, itiraz etmek, gösteri düzenlemek kuşkusuz halkın doğal hakkıydı. Suriye halkının taleplerini biliyorum, bunların bir kısmı, ekonomik, bir kısmı siyasi bir kısmı kimlikseldi bunlar gerçekti; ancak tüm bunlara rağmen gösteriler çok geniş ve kitlesel değildi.
Sınırlı düzeyde başladı, sınırlı bazı bölgelerde sürdü, nihayet, Suriye ile geçmişten kaynaklanan siyasi hesapları, hedefleri ve emelleri olan birtakım bölgesel ve uluslar arası güçler bu durumdan istifade etti.
Bizim bu noktada sürekli olarak sorduğumuz soru şudur: Acaba neden tüm bölgesel ve uluslar arası güçler her türlü sert ve yumuşak unsurları kullanarak Suriye meselesine dahil oldular?
Yani hem medya, gelişmiş iletişim araçları ve istihbarat desteği gibi yumuşak araçları hem de silahtan, diğer lojistik imkanlara ve askeri eğitime kadar her türlü sert aracı kullanmaya başladılar? Biz şimdiye kadar böylesi bir şeyi Mısır’da, Tunus’ta, Yemen’de, Bahreyn’de görebildik mi? Hayır görmedik.
Bu da Suriye meselesinin onlar açısından çok daha önemli bir mesele olduğunu gösteriyor. Binaenaleyh şu an Suriye’de tanık olunan olay bir bölgesel ve uluslar arası çekişmedir. Suriye’nin sınırlarını ve Suriye halkının taleplerinin boyutunu aşan bir olaydır.
Dolayısıyla ben onların Suriye’de yükselmekte olan dalgaya binerek bu meseleye dahil olmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Çünkü Suriye, öteden beri uluslar arası sistemde Batı cephesinin karşısında yer almıştı, Batı kampının dışında yer almaktaydı. Devrimlerin olduğu diğer ülkeler ise Batı kampında yer alıyordu.
Suriye, Siyonist rejim karşısında caydırıcı bir etki yaratıyordu. Suriye 1982’den, 2006 yılındaki 33 günlük savaşa kadar her dönemde Lübnan’da Direniş’e destek verdi. Ayrıca İran Irak savaşı sırasında da diğerlerinin aksine İran’ın yanında yer almıştı. Bütün bunlar Batı’nın ve Arapların Sayın Beşşar Esed’den intikam almak istemesinde etken olmuştu.
- İran ve Suriye arasındaki stratejik ittifak bazı kesimler tarafından bir mezhebi dayanışma ya da ittifak olarak niteleniyor. Siz bu yorumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bakınız, güncel siyasi meseleleri taifeci ya da mezhebi gözle değerlendirmek gerçekçi değildir. Kaldı ki bu tür bir yaklaşım İran İslam Cumhuriyeti açısından hiç de temeli olmayan bir yaklaşımdır.
Bu tür yaklaşımlar, Suriye karşısında yer alan Arap çevrelerinin medyalarında sürekli olarak propaganda edilmektedir. Onlar, Suriye konusunda yaşanan çatışmayı bir taifeci ya da mezhebi çatışma olarak yansıtıyorlar.
Halbuki mezhebi çatışma ne İran’dan ne de Suriye’den kaynaklanıyor, aksine mezhebi çatışma birtakım aşırı gruplar tarafından körükleniyor. Nitekim onların sloganlarına ve yaptıklarına siz de tanık oluyorsunuz bu gruplar dünyanın her bir yerinden Suriye’ye kendi deyimleriyle “cihat” için geliyorlar.
Dolayısıyla aslında onların bizi değil, bizim onları belli bir mezhep adına mezhebi savaş çıkarmaya çalışmakla suçlama hakkımız bulunuyor. Sizin de bildiğiniz gibi biz, tamamı Sünni olan Filistinlilerin yanındayız. Biz şu an Lübnan’daki tüm Sünni Müslümanlarla son derece iyi ilişkiler içerisindeyiz. Suriye’deki Sünni kesimlerle yakın ilişki içerisindeyiz. Dolayısıyla ben bu meselenin temeli olan bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca bu yaklaşım ne bölgenin ne de bölge halklarının yararınadır. Bu yalnızca bölgenin asli düşmanı olan İsrail’in yararınadır.
Öte yandan sizin de bildiğiniz gibi Şiiler İslam dünyası içerisinde bir azınlıktır. Dolayısıyla mezhep savaşı çıkarmak azınlığın yararına olacak bir şey değildir. Onlar mezhep çatışması kışkırtıcılığı yaparak Suriye’de tüm savaş çeşitlerini denemeyi hedefliyorlar. Suriye’ye kendi deyimleriyle “cihat” için gelenlerin derdi acaba gerçekten Suriye halkını savunmak, oraya özgürlük ve demokrasi getirmek midir? Yoksa kendi tabirleriyle Sünnilik adına kendi grupsal çıkarları mıdır?
- Suriye konusunda mezhep çelişkisini dile getirenler Suriye yönetiminin bir Alevi azınlık yönetimi olduğunu savunarak bu tutumlarını Suriye’deki devlet yapısıyla gerekçelendiriyorlar. Uzun yıllar diplomat olarak görev yapmış biri olarak bize Suriye’deki siyasi ve mezhebi yapı hakkında bilgi verir misiniz?
- Öncelikle şunu vurgulayayım ki uzun bir süre baskı ve zulüm altında olan Suriye halkının talepleri haklı taleplerdir. Bazı aşırı grupların Suriye’de bulunması, bunların ABD, Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi ülkeler tarafından desteklenmesi, Suriye halkının haklarını talep etmesini gölgeleyecek bir mesele değildir.
Onların haklarını elde etmek istemesi, temel haklarını talep etmesi son derece normal ve haklıdır. Onlar, haklarını elde etmelidirler, bunun için çalışmalı, kendi geleceklerini kendileri belirlemelidir. Orada uzun yıllar kalmış biri olarak birçok meseleye tanık olmuş biriyim. Halk yukarıdan gelen baskılar altında bulunuyordu ve kendi kaderini belirlemekten yoksun bulunuyordu. Ancak şu an Suriye’deki konu bu değildir.
Elbette bu, yabancıların Suriye’ye müdahale etmedikleri anlamına da gelmiyor. Onlar müdahale ediyorlar. Şimdi asıl soru şudur: Acaba Suudi Arabistan ve Katar, Suriye halkını desteklemek için mi müdahale ediyor? Yoksa Suriye meselesine müdahale edenlerin kendine özgü birtakım hedefleri mi bulunuyor? Asıl mesele budur. Ben, ABD’den Fransa’ya ve Araplara kadar her birinin kendine özgü birtakım hedeflerden dolayı Suriye meselesine müdahil olduklarını düşünüyorum.
Suriye yönetiminin yapısına gelince... Suriye’de tek partili bir rejim vardı. Bu tek partili Baas rejimi hiç kimseye katılım izni vermeksizin ülkeyi yönetiyordu. Ancak buradan Baas rejiminin belli bir mezhep rejimi olduğu sonucunu çıkarmak doğru değildir.
Örneğin Baas Partisi Genel Sekreteri veya Baas liderlerinin çoğu Sünnidir. Hafız Esed dönemindeki Baas partisi Genel Sekreteri Abdullah el-Ahmer de Beşşar Esed dönemindeki Baas Partisi Genel Sekreteri Zuheyr Muşareke de Sünni’dir.
Öte yandan Baas Partisi her zaman Sünniler içerisinden üye toplamıştır. Suriye yönetimi tek adam yönetimiydi. Bir kişi aday olur ona da evet veya hayır şeklinde oy verilirdi.
Suriye yönetiminin Alevi yönetimi diye suçlanmasının tek sebebi Esed ailesinin Alevi olmasından dolayıdır. Sorun bundan ibarettir. Hafız Esed döneminden bu yana ikinci halkaya bakarsak bunu görürüz. Hafız Esed döneminin Genel Kurmay Başkanı Hikmet Şehabi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Savunma Bakanı Mustafa Talas, Sünni’ydi.
Daha sonra Askeri İstihbarat Başkanı olan Asıf Şevket, Sünni’ydi ve Beşşar Esed’in kız kardeşi ile evliydi. Orduda Hıristiyan da Sünni de Alevi de bulunuyor. Ordunun asli gövdesini Sünniler oluşturuyor.
- Ordunun en seçkin birliğinin Mahir Esed komutasındaki birliği olduğu ve onun da Alevi olduğu söyleniyor?
- Hayır, Mahir Esed komutasındaki ordu, bir Alevi ordusu değil. Suriye ordusunda her mezhepten ve dinden kişi var. Mahir Esed, Cumhuriyet Muhafızlarının komutanı, bu orduda Aleviler olduğu kadar Sünniler de bulunuyor. Bakınız, Şam’daki ulusal güvenlik binasında hedef alınan birinci derecedeki güvenlik yetkililerinden Savunma Bakanı Davud Raciha Hıristiyan’dı. Saldırıda yaralanan İçişleri Bakanı Muhammed Şear Sünni’ydi. Asıf Şevket Sünni’ydi. Eğer yönetim mezhepçi bir yönetim olsaydı böyle olabilir miydi?
Nitekim Beşşar Esed iktidara geldikten sonra hükümeti daha da açık bir hükümet haline getirdi. Büyük ticari merkezlere Sünnileri yerleştirdi.
- Suriye’de ticari hayatın Esed ailesine mensup Rami Mahluf’tan ibaret olduğu söyleniyor.
- Hayır, bu yanlış. Bakınız, Suriye’nin en büyük ticari kenti Halep’te istisnasız tüm sermayedarlar Sünni’dir ve şu an onlar mevcut durumdan son derece rahatsızdırlar. Çünkü hayatları altüst oldu.
Orta sınıf ve muhafazakar Sünniler de mevcut durumdan son derece rahatsız. Onlar, siyasi çatışma değil, huzur ve sükun istiyorlar. Halep’e giren silahlı militanlara katılmadılar, Halep’te sadece üniversitelerde kısmi gösteriler oldu; bu da son derece doğaldır dünyanın her yerinde siyasi gösteriler üniversitelerde olur. Elbette Suriye’de yönetime taraftar olanlar olduğu gibi yönetim karşıtları da var bu bir gerçekliktir. Ancak söylendiği gibi değil, Suriye’de halkın çoğunluğu Beşşar Esed’in yanındadır.
- Peki rakamsal olarak söylersek acaba Suriye halkının yüzde kaçı yönetimden yana kaçı yönetime karşıdır?
- Tam olarak yüzdeler ve rakamlar vermek mümkün değil; ancak tahmini şeyler söyleyebiliriz. Meseleye genel olarak ve kuşbakışı baktığımızda Suriyeli muhaliflerin iki grup olduğunu görüyoruz. Ayrıca bu iki grup da kendi içinde çok sayıda gruplardan oluşuyor.
Birinci grupta yer alanlar yönetimin devrilmesini istiyorlar ve onlar açısından bunun dış müdahaleyle olmasının bir önemi de bulunmuyor. Örneğin Ulusal Konsey bu grubun siyasi kısmını, Özgür Suriye Ordusu da askeri kısmını oluşturuyor. Bunların yanında bir de farklı yerlerden farklı isimler altında Suriye’ye gelen selefi görüşlere sahip muhtelif gruplar da yer alıyor.
Bunların da bazıları dış müdahale olmaksızın yalnızca silahlı mücadeleden yana. Onlara göre Batı veya Arap ülkeleri silah ve para yardımında bulunmalı, insanlar Suriye’ye gelip hükümetle savaşmalı ve rejim de bu şekilde devrilmelidir.
Bazıları ise doğrudan dış müdahale istiyorlar. Örneğin İhvan-ı Müslimin’e göre NATO da gelebilir, Türkiye de gelebilir, özetle kim gelmek isterse gelip bu işe müdahale edebilir. Bu gruptakiler açıkça dış müdahale olmadan rejimin devrilmesi imkansızdır diye ilan da ediyorlar.