27 Şubat 2013 - 14:29

Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı çatısı altında yayınlarını sürdüren sitemiz “Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA” dün gece yine saldırılara maruz kaldı. Daha önce de defalarca hacklenen sitemiz yine Türkiye üzerinden hacklendi. Geçtiğimiz yıllarda sitemize daha çok Siyonistler ve Vahhabi-Selefiler tarafından saldırılar düzenlenmekteydi. Ancak son iki yıldır sitemiz Türkiye üzerinden daha çok hacklenmeye başlandı! Bu da sitemizin yayınlarından rahatsız olanların Siyonistler, Vahhabiler, Selefiler, bunların Türkiye’deki uzantıları ve akıncılar denen grupların olduğunu ortaya koymaktadır.

Sitemizi hackleyenler tarafından Türkçe ve İngilizce bir yazı, Suriye’deki vahhabi- selefi katillerin bir videosu ve Akıncılara ait bir logo yerleştirildi.

Ana sayfamıza yerleştirilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

Peygamberimiz Hz Muhammed S.A.V buyur ki :

 “Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse, onu diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse, o zaman kalbiyle bugz etsin. Bu da, imanın en zayıfıdır.” (Tirmizi, Fiten, 11; Ibnu Mace, Fiten, 20)

Artik Müslümanlar Arasında Çıkarttığınız Fitne Ve Fesat Yeter

 Artik Suriye’de Ki Göz Gore Göre Zalim Esad’a Verdiğiniz Destek Yeter

 Artik Ülkemiz Hakkında Yalan Yanlış Haberler Yapmanız Yeter

 Arik Islam Birligi Muslumanlar Birligi Yapalim Yalanlari Ile Müslüman Halkın Gözlerini Boyayıp Bir Yandan Da Müslümanları Tefrikaya Çekmeniz Yeter

Sizler Zalim Yezitlerin Yanında Oldukça Bizler Mazlumların Yanında Hz Ali’nin Zulfikar’i Olacağız.

Sitemizi hackleyen grup görüldüğü gibi saldırılarına kılıf bulmak için Peygamber efendimizin (s.a.a) hadisine temessük etmekte ve bizi zalimlikle ve yanlış yapmakla suçlamaktadır. Bu aynen Pakistan’da, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de mazlum Şia halkını boğazlamak ve kendilerini haklı göstermek için cinayetlerine İslami bir görüntü veren Selefi – Vahhabi katillerin açıklamalarına benzemektedir. Onlarda masum insanları camilerde, Pazar yerlerinde, otobüslerde… bombalayarak un ufak ettiklerinde ‘bizler Allah’ın hükmünü yerine getirdik’ onlar Rafizidirler ve Rafizileri öldürmek Yahudi ve Hıristiyanları öldürmekten çok daha önemli ve önceliklidir! demektedirler. Peki Rafızi diye dışladığınız Müslüman saymadığınız bu Peygamber aşığı, Ehlibeyt aşığı, Kur’an aşığı grup ne yapmışta Müslümanlıktan çıkmış ve kanları helal sayılmıştır?! Acaba suçları tevhide sımsıkı sarılıp, sadece Peygamber, Ehlibeyt ve Kur’an demelerinden başka bir şey midir? Acaba suçları Peygambere, Ehlibeyte, Kur’an’a dil uzatanları, onlara olur olmaz hakaret edenleri, saygısızlık yapanları, onları yer yer ikinci plana itenleri, onların emirlerinden çıkanları, itaat etmeyenleri… sevmedikleri ve onlara hak etmedikleri değeri vermediklerinden başka bir şey midir? Acaba onların suçları Peygamberin vasiyetine amel etmeyenleri, onu hasta yatağında üzenleri, iki cihan kadınlarının efendisi olan değerli kızı Hz. Sıddıka-ı Tahire’yi (s.a) şehit edenleri, değerli damadı ve kardeşi Sıddık-ı Ekber, Faruk-u A’zam Hz. Ali’ye karşı çıkarak binlerce insanın katline sebep olanları, adaletinden dolayı şehit edenleri, Peygamberimizin birinci göz ağrısı olan Hz. İmam Hasan’ın (a.s) pak naaşını oklatanları, cennet gençlerinin diğer efendisi olan efendimizin evladı Hz. İmam Hüseyin (a.s) ve yarenlerinin Kerbela’da hunharca şehit edenleri, Peygamber efendimizin evlatları olan Ehlibeyt imamlarını birbiri ardınca şehit edenleri… sevmedikleri ve değer vermediklerinden başka bir şey midir?

Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) zulmü ve haksızlığı ortadan kaldırmak için biz Müslümanlara Allah’ın emriyle Kur’an ve Ehlibeyti’ni emanet etmiştir. Müslümanlar şu ana kadar bu düstura amel etmedikleri için maalesef başta Müslüman dünyası olmak üzere tüm dünyada zulüm almış başını gitmiştir. Peygamber efendimizin (s.a.a) kısa bir Medine devleti dönemi ve Hz. İmam Ali’nin (a.s) kısacık hilafeti döneminde İslam’ın adalet ilkesi icra edilmiş, ancak önceki halifelerin hatalarıyla biriken sorunlar bu dönemde patlak vermiş ve iç savaşlar başlamıştır. Hz. İmam Ali’nin hükümetinden sonra dünyada gerçek anlamda bir İslam devleti kurulamamıştır. Emeviler, Abbasilerle başlayan saltanat ve zulüm hükümetleri günümüze kadar devam ede gelmiştir. Ehlibeyt mektebine bağlı Fatımi devleti kısa bir dönemde bazı şeyleri başarsa da zalim devletler tarafından bu devlette yıkılmış ve azda olsa uygulanan adaletin önü böylece kesilmiştir. Ancak 1979 yılında İran’da imam Humeyni (r.a) liderliğinde bir İslam devleti kurulmuştur. Bu devlet batılı sömürgeci ülkelerin tüm planlarını altüst etmiş ve ilk kez Hz. Peygamber efendimizin öğretileri çerçevesinde Kur’an’a dayalı bir devlet kurulmuştur. Ehlibeyt mektebine tam anlamıyla bağlı bir İslam devletinin ilk kez vuku bulması, batılı sömürgeci emperyalist devletleri sarstığı gibi emevi İslam anlayışıyla 1400 yıldır insanları aldatan İslami anlayışa da büyük bir darbe vurmuştur. İran İslam İnkılabının gerçekleşmesinden sonra tüm dünyada bu devleti yıkmak için plan ve projeler çizilmeye ve uygulanmaya konulmuştur ve bunun için her yol mubah sayılmıştır. Öz Muhammedi İslam anlayışına düşman olan bu güçler gece gündüz demeden bu nuru söndürmeye çalışmışlardır.

Yahudi ve Hıristiyan devletler kendi aralarında ittifak kurarak İran içinde iç savaşlar çıkarmaya çalıştılar, bunda muvaffak olamayınca Saddam Hüseyin’i bu yeni kurulmuş ülkenin üzerine salarak her türlü silah ve teknolojiyi verdiler. Uluslar arası kamuoyunda ise İran’ın elini kolunu bağlamak için her türlü girişimde bulundular. Ayrıca İran’ı içten çökertmek için kültürel çalışmalara da hız verdiler. Bunun için farsça ve Türkçe (İran halkının yarısına yakını Türk’tür) televizyon ve radyo kanalları kurarak İran halkının iradesini kırmaya çalıştılar. Ülke içine kaçak yollardan porno filmler, dergiler, yayınlar, her çeşit uyuşturucu madde, içki ve kumar aletleri sokulmaya başlandı. (ülke içine kaçak yolla sokulan sakızların sarıldığı kağıtların iç kısmına bile açık fotoğraflar yerleştirdiler) İran’a özel İnternet siteleri kuruldu. VPN bağlantılı interneti herkesin ihtiyarına sundular… Amerika, İsrail ve batılı Hıristiyan ülkeler bunları yaparken Müslüman görünümlü ülke ve gruplarda boş durmadı. Bunlardan İran’a sınırı olan ülkelerin bir çoğu İran’a karşı terörist eylemelerde bulunan silahlı grupları barındırdı, silah vererek, lojistik ve istihbarat desteği verdi. Bu Müslüman ülke ve sözde İslami gruplar daha çok İslam ve mektep adıyla İran’ı vurmaya çalıştılar. İran Şia’dır! Onlar bizden değildir! onlar sahabeyi sevmezler! Sahabelere küfür ederler! Hz. Ali’ye peygamberden daha çok değer verirler! Hz. Ali’yi peygamber bilirler! Kur’an-ı Kerim’in tahrif edildiğine inanırlar!... gibi iftira ve karalama kampanyaları başlattılar. Elbette bu tür iftira ve töhmetler tarih boyunca her zaman öz Muhammedi İslam olan Ehlibeyt mektebine atılmıştı, ancak İran İslam İnkılabından sonra bu tür iddia ve iftiralar son haddini almış ve doruk noktasına ulaşmıştır. Bu sözde İslami ülke ve gruplar, Suudi Arabistan’ın Petro-dolarlarıyla İran ve Ehlibeyt mektebine karşı televizyon, radyo, gazete, dergi, kitap, broşür, tebliğci, vaazcılar… vasıtasıyla tam bir savaş başlattılar.

Özetleyecek olursak Yahudi ve Hıristiyan devletlerle sözde Müslüman ülke ve gruplar İran’ı yıkmak için tam bir uyum içinde işbirliğine gitmiş, İran ve Ehlibeyt mektebinin yıkılması için her türlü hile, yalan, iftirada dahil olmak üzere her yolu meşru bilerek saldırmışlardır.

İran İslam Cumhuriyetini yıkmayacaklarını anlayan emperyalist güçler bunun için yeni stratejiler geliştirdiler. Hazırlanan planlardan birisi öncelikli olarak İran’ın müttefiki olarak bilinen ülkelerin ortadan kaldırılmasıydı. Bunun için ilk önce Hizbullah’a karşı savaş başlattılar, ancak kendilerinin de itiraf ettiği gibi savaşta hüsrana uğrayarak yenildiler. Hizbullah’ı ortadan kaldırmakta başarısız olan müstekbirler planın ikinci ayağını yürürlüğe koydular. O da Suriye devletini yıkmaktı. Suriye devleti yıkılırsa İran’ın en büyük müttefiklerinden birisi ortadan kaldırılmış olacak hem de Hizbullah, Hamas ve İslami Cihat gibi gruplardan irtibatı koparılacaktı. Bunun için Amerika, İsrail ve bazı Müslüman ülkeler Suriye’ye karşı topyekun savaş başlattı.    

Suriye devleti gerçekten sütten çıkmış ak kaşık mı?

Maalesef Suriye devleti, şu ana kadar halkına gerçekten istenilen özgürlük ve refahı sağlayamamıştı. Elbette bölgedeki başka ülkelerde bunu başaramamıştır. Müslüman ülkeler onca yer altı ve yer üstü zengin kaynaklarına sahip olmasına rağmen bu ülke halkları büyük bir sefalet ve yokluk içinde yaşamaktadırlar. Bu ülke halkları en temel haklardan bile mahrum bırakılmış ve önlerine korku duvarı örülmüştür. Eğer Suriye’de tam anlamıyla bir özgürlük vardı dersek doğru olmaz. halkına her türlü hakkı verdi dersek doğru olmaz. Suriye de öteki ülkeler gibi halkına baskı uygulamaktaydı, ancak öteki ülkelere uygulanan baskılarla mukayese edildiğinde Suriye daha az baskı uyguluyor desek bile sonuçta bu da bir baskı ve kısıtlamadır. Bunlar kabul edilemez ve kesinlikle İslam’a uygun değildir. Müslüman ülkelerde uygulanan baskı ve yıldırma politikası halklarda bir patlama etkisi yaratmış ve camilerde ve Cuma namazlarında devlet karşıtı sloganlara dönüşmüştür. Halklar kurtuluşlarını İslami bir uyanışta görerek yönetimlerine baş kaldırmışlardı. Ancak kısa bir süre sonra Amerika ve batılı sömürgeci güçler bunu da kendileri için bir fırsata dönüştürmek için halk hareketlerinin seyrini değiştirerek kendi kontrollerine almaya çalıştılar. Bunda da maalesef başarılı olmuşlardır. Tunus, Libya, Mısır’da yönetime gelenlerin önceki yönetimlerden daha çok Amerikancı oldukları her geçen gün daha net olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ülke yöneticilerinin yine Amerikancı ve batılı sömürgeci devletlerin kontrolünde olmasının yanı sıra bu ülkelerde halen kaos sürmekte ve iç çatışmalar olanca şiddetiyle devam etmektedir. Amerika ve İsrail başta olmak üzere batılı sömürgeci ülkeler bunu bir fırsat bilerek önceden hazırda beklettikleri Suriye’yi yıkma planını devreye soktular. Suriye'yi yıkma projesine Amerika ve İsrail’in en sadık kuklaları olarak bilinen Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler katıldığı gibi maalesef Türkiye’de katılmıştır! Türkiye sözde insancıl politikalar üretiyoruz yalanları ile yeni Osmanlı politikaları çerçevesinde bu ülkenin yıkılması için en büyük rollerden birisini oynamıştır. Suriye yönetiminin yıllardan beri süregelen yanlış politikaları maalesef bunun önünü açmıştır. Amerika öncülüğündeki Suriye muhalefeti öncelikli olarak Suriye halkını meydanlara sürdü. Halkın bir kısmı gerçekten süregelen hataları protesto etmekte ve hakkını talep etmekteydi. Buda onların en doğal hakkıydı. Ancak bu dönemde halkın arasına karışmış bazı provokatörlerin asker ve polislere ateş açmasıyla protesto gösterileri kana bulanmıştı. Bu zamana kadar tüm sindirilmiş Müslüman halklar gibi Suriyeliler de haklarını talep etmekteydiler. Ancak bu barışçı gösteriler kısa bir sürede dışarıdan ve içeriden getirilmiş silahlı provokatörler aracılığıyla seyrinden çıkmış ve iç savaşa dönüşmüştür.

Biz ABNA olarak bu süre zarfında Suriye’de yaşanan olayları olduğu gibi yansıtmaya çalıştık. Ezici bir medya desteğine sahip olan Suriyeli muhalifler Amerika, İsrail ve Arap ülkelerinin tüm olanaklarından yararlanarak masa başlarında ve stüdyolarda hazırlanan görsel ve yazılı dezenformasyon haberleri dünyaya aktardılar. Bizler dünyanın gelmiş geçmiş en zalim devleti olan Amerika ve İsrail’le birlikte hareket eden dünyanın bir çok yerinde Şia Müslümanları acımasızca katleden sözde Müslüman özde Emevi saraylarında üretilen sahte İslam anlayışına sahip katillerle birlikte olmadık, olmayacağız. Bizler hiçbir zaman Beşşar Esad’ın adil bir devlet adamı olduğunu söylemedik, söyleyemeyiz. Ancak dünyada Beşşar Esad’dan daha adil devlet adamlarının olduğunu da iddia edemeyiz. Dünyada şu anda gerçekten adil bir yönetim var mı? Hangi hükümet adil bir hükümet olduğunu iddia edebilir? Amerika, Avrupa, Suudi Arabistan, Katar… gibi ülkeler halklarına meşru haklarını vermiş adil devletler mi?!

ABNA olarak bizler, her zaman hak ve hakikatten yana olduk. Zalimlerin bölgede oynadığı oyunlara dikkati çekmeye çalıştık. Müslüman ülkelerin yağmalandığını, yer altı ve yer üstü kaynaklarının talan edildiğini, insanların birbirini öldürmeye başladığını ve bunu da din adına yaptıklarının altını çizdik. Batılı sömürgeci ülkelerin Afganistan’da, Irak’ta, Pakistan’da, Afrika ülkelerinde ve en son Suriye’de halkları birbirine düşürerek amaçlarına bu yolla ulaştıklarını defalarca açıkladık. Suriye’de her gün onlarca insan ölmektedir. Ölen de öldüren de Müslüman! Çöken ülke, yağmalanan ülke, yer altı ve yer üstü kaynakları sömürülen, ırzına geçilen, mülteci konuma düşen, ağlayan gözyaşı döken, aç ve açıkta kalan, kafirlerin bir lokma ekmeğine muhtaç olan Müslümanlardır. Peki kazanan kimdir? Şu anda Afganistan bir ortaçağ ülkesi görünümündedir. Irak ondan daha iyi bir konumda değildir. Suriye’de şu anda bu iki ülkeden pek farklı değildir. Müslüman Afrika ülkeleri de tam anlamıyla yağmalanmış ve insanlar açlık içinde yaşmaya mahkum edilmiştir. Bizler bunları ortaya koymaya çalıştık. Bizleri zalimden yana göstermeye çalışanlar ilk önce yeryüzünün en zalim devletlerinden uzak durduklarını göstermeleri gerekmektedir. Zalimlerle işbirliği yaparak Müslümanların daha çok katledilmesi için uğraş verenler en büyük zalimlerdir. Peygamber efendimiz Ahir zamanda mazlumun zalim, zalimin mazlum olarak gösterileceğini bizlere bildirmiştir. Şu anda maalesef o dönemleri yaşamaktayız.

Mayıs 2012 yılında sitemiz hacklendiğinde o zaman halkımıza şöyle bir açıklamada bulunmuştuk:

“Kamuoyunda aleyhimize yapılan karalama kampanyalarıyla yayınlarımızı engellemeye çalışanlar bilmelidirler ki “Muhammed ve Al-i Muhammed” nurunu söndüremeyeceklerdir. Allah Teala’nın insanlığın hidayeti için göndermiş olduğu tahrif ve değişiklikten uzak Kur’an-ı Hekim’inde buyurduğu gibi “Allah nurunu tamamlayacaktır.” Bizler tüm eksikliğimize rağmen elimizden geldiği kadarıyla Muhammed ve Al-i Muhammed’e layıkıyla hizmet etmeye çalışıyoruz. Ve hiçbir zaman tüm hakikatleri sunduğumuzu ve yazdıklarımızın yüzde yüz doğru olduğunu iddia etmedik edemeyiz. Ancak bunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki kısıtlı imkanlarla yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. İnşallah bu çizgimizden taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz.

Sitemiz elbette yoluna devam edecektir. Bu saldırı ne ilk ne de son olacaktır… Demek ki yayınlarımız bazılarının işine gelmediği için bizi susturmaya çalışıyorlar. Demek ki iyi işler yapıyoruz ki saldırıya uğruyoruz. Demek ki doğru yoldayız…

Şimdide yine aynı şekilde diyoruz ki hak ve hakikatten ayrılmayacağız. Zalimin zulmünü tüm çıplaklığıyla ortaya koyacağız. Kimin zalim, kimin mazlum, kimin hak, kimin batıl olduğunu halkımıza çekinmeden sunacağız. Tarihte yaşanmış tarihi gerçeklerle, yalanları irdeleyerek hakikatlerin ortaya çıkması için mücadele edeceğiz. Öz Muhammedi İslam’dan mahrum bırakılan halkımıza gerçek İslam’ın hakikatlerini açıklamaktan çekinmeyeceğiz. Biz, birilerini memnun etmek ve birilerine kendimizi sevdirmek için yayın yapmadık, yapmayacağız. Allah, Resulü ve Ehlibeytinin bizden razı olması bizim dünya ve ahretimiz için yeterlidir. Hiçbir zaman başkalarını razı etmek için Allah’ın dininin karşısında durmayacağız.

ABNA.İR